Ayrı Okul Tuzağı! - Sinan Cudi
Ayrı Okul Tuzağı! - Sinan Cudi
Ayrı Okul Tuzağı! - Sinan Cudi
Kürtçe dili üzerindeki yasakların ve asimilasyonun devamı niteliğindeki “anadilde eğitim” karşıtlığı yeni suni tartışma konularıyla devam ediyor.
Şüphesiz anadilde eğitim karşıtlığı derin ve tarihi bir korkunun, bu korkuya dayalı yanlış politikaların günümüze zuhur etmesinden başka bir şey değil.
Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan bu korku günümüzde dahi Türk devlet yetkilileri ve aydın-yazar kesiminde eksilmemiş olacak ki yüz yıl öncesinin argümanlarıyla gerekçe türetip, yanlış, çağdışı yasakçı zihniyetlerine kılıf yaratıyorlar.
Taha Akyol’un son (27.09.2013) köşe yazısında yer aldığı gibi...
Taha Akyol, anadilde eğitim tartışmalarının varlığından rahatsızlık duyuyor olacak ki tartışmaların konusunun Anadilde eğitimden ziyade içerik ve müfredat olmasını gerektiğini dile getirerek “ayrı okul” isteminin çatışma körükleyici bir faktör olduğunu savunuyor.
Daha anadilde eğitimin devlet sathında kabulüne yönelik olumlu bir iz dahi yok iken bu eğitimin müfredatının, içeriğinin tartışılmaya çalışılması atı arabanın önüne koşmak dışında bir anlam taşımaz şüphesiz. Hoş, Kürtçeyi medeniyet dili olarak görmeyen, eğitim verecek öğretmenlerin olmadığını savunarak “anadilde eğitim”i gereksiz sayan bir iktidarda ‘aydın’ların farklı bir çıkış trendi yakalaması da mümkün değil.
Fakat daha önemlisi “ayrı okul” istemine yönelik dile getirdikleri Akyol’un. Çatışma riski yarattığı iddia edilen “ayrı okul” isteminin zararları Osmanlı’dan örneklerle açıklanmaya çalışılıyor Taha Akyol’un yazısında.
“Osmanlı’da da Rum, Ermeni ve Bulgar kiliselerinin açtığı okullarda “kendi” dilleriyle, kendi din ve kültürlerini öğrenirlerdi. Modernleşmeyle birlikte bu “ayrı okullar” milliyetçiliklerin karargâhları oldu.” iddiasında bulunan Akyol, yine, Balkan harbi ardından yaşanan etnik boğazlaşmanın nedeninin de ayrı okullaşma olduğunu savunuyor.
Burada değişik etnik yapıların kendi okullarında kendi dil, kültür ve dinlerini öğrenmelerinin nedeninin Osmanlı devletinin “Türkleştirme” politikası olduğu gerçeği göz ardı ediliyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde Osmanlı yönetici ve aydınlarının imparatorluğun parçalanmasını engellemek amacıyla ortaya attıkları Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük gibi değişik fikirler bu “ayrı okul”ların nedenlerini de açıklar nitelikte.
İtiraf, Osmanlı tebaasındaki Türk ırkını öne çıkaran yaklaşım ve politikaların yaratıcısı konumundaki isim, Ziya Gökalp’tan geliyor. Gökalp, Osmanlı imparatorluğunu meydana getiren bütün halkların ve ulusların bir arada, aynı devlet çatısı altında yaşamalarının savunulduğu iddia edilen “Osmanlıcılık” ve Hıristiyan toplulukların batıdaki bağımsızlık hareketleri ardından Arap ülkeleri ve Kürdistan’daki Müslüman toplulukların aynı yöndeki gelişimlerini engellemek amacıyla oluşturulan “İslamcılık” düşüncelerinin “Türkçülük” akımının hazırlığı olduğunu dillendiriyor ve ekliyor.
“Bu yalana hiçbir unsur inanmadı. Her kavim, kendi mekteplerinde çocuklarına kendi tarihini okuttu, kendi lisanını öğretti. …Hakikaten bu Osmanlılaştırmak siyaseti, Türkleştirmek için gizli bir vasıtadan ibaretti. Osmanlılıktan maksat ‘devlet’ ise, zaten her Osmanlı tebaası bu devletin bir ferdi idi. Yok, bunda maksat lisanı ‘Osmanlıca’ olan bir yeni ‘millet’ yaratmak idiyse, Osmanlıca, Türkçeden başka bir lisan olmadığı için, bu yeni millet başka nam altında bir “Türk Millet” olacaktı. Bunu unsurlar pek iyi anladılar ve milliyetlerini müdafaa için maddi ve manevi teşkilatlarına daha ziyade kuvvet ve intizam verdiler”
Ayrı okul isteminin halkların bir savunma mekanizması olarak ortaya çıktığını bizzat İttihat ve Terakki’nin İslamcı-Türkçü programını hazırlayan Ziya Gökalp teslim ediyor. Bu Türkleştirme hareketine karşı Celadet Ali Bedirxan’ın gözlemleri ise gerçeği daha açık bir şekilde ifade ediyor. “Bu tarzdaki Türkçülük hareket ve teşebbüsleri gayrı Türk unsurları isyan ettiriyor ve onlara Türk olmadıklarını ve hakiki milliyetlerini daha ziyade hissettiriyordu. Bu his her hizbin milli cereyanına kuvvet ve şiddet veriyordu. Türk milliyeti içinde halledilmek istenilen diğer milliyet ve unsurlar bilakis Türk milliyetinden uzaklaştırılıyordu.”
Bu anlamıyla Akyol’un “ayrı okul” çatışma riski yaratır tezi bir noktada doğru. O da tersten. Türkleştirme programına sahip bir devlet yapısı içinde, tüm halkların kendilerini savunma, kültür, dil, din ve ahlaki yapısını koruma amaçlı eğitim görme haklarına yönelen devlet şiddeti, yasakçı zihniyet çatışmaya ve daha ilerisinde ayrılıkçılığa götürür. Günümüzde demokratikleştiği iddia edilen bir devletin ve hükümetinin halen İttihat ve Terakki’nin Osmanlı’nın son demlerindeki algı ve yaklaşımla anadilde eğitimi ele almaya devam etmesi de bu minvalde çatışma zemini olabilir.
Sonuçta başta Arap milliyetçiliği olmak üzere Anadolu ve Mezopotamya’da milliyetçi akımların gelişimi ve ayrı ulus devletler biçiminde ayrılıkçılığı dayatması, bizzat dağılmayı engellemeye çalıştığını iddia eden İttihat ve Terakki’nin ırkçı yaklaşım ve politikalarından kaynaklanmıştı.
Kürtçe anadilde eğitim tartışmalarında bu anlamıyla esas sorun, halen bir halkın kendi anadiliyle eğitim görmesini “çatışma” nedeni olarak gören anlayış ve zihniyetlerin bir ülkede “aydın” veya “yönetici” olarak adlandırılabiliyor olmasıdır…