İsviçre tarihi yol ayrımında
İsviçre, 14 Haziran’da ülke nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonu aşmamasını hedefleyen “Keine 10-Millionen-Schweiz – Nachhaltigkeitsinitiative” adlı halk oylamasına gidiyor.
İsviçre, 14 Haziran’da ülke nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonu aşmamasını hedefleyen “Keine 10-Millionen-Schweiz – Nachhaltigkeitsinitiative” adlı halk oylamasına gidiyor.
İsviçre, 14 Haziran’da tarihinin en önemli halk oylamalarından birine gidiyor. Halk oylamasına sunulan “Keine 10-Millionen-Schweiz- Nachhaltigkeitsinitiative” (10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır- Sürdürülebilirlik Girişimi), ülke nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonu aşmamasını hedefliyor. İlk etapta yalnızca bir nüfus planlaması önerisi gibi görünen girişim, esasında İsviçre’nin gelecekte nasıl bir ülke olmak istediğine ilişkin daha derin bir tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Son yıllarda, özellikle 2002 yılında serbest dolaşım anlaşmasının yürürlüğe gitmesiyle birlikte İsviçre’nin nüfusu hızlı bir şekilde arttı. Ülkenin ekonomik başarısı, yüksek yaşam standartları ve güçlü iş piyasası, Avrupa’nın ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen insanlar için cazip bir ortam oluşturdu. Ancak bu büyüme beraberinde bazı sorunları da getirdi. Özellikle büyük şehirlerde konut bulmak zorlaştı, kira fiyatları yükseldi ve ulaşım altyapısı üzerindeki baskı arttı.
Doğrudan demokrasinin uygulandığı ülkede hızla artan göç baskısı, Avrupa genelinde de etkisini göstererek göçmen karşıtlığının ve sağ milliyetçi partilerin yükselmesine neden oldu. 2023 yılında yapılan son genel seçimlerde, göç, sığınmacılar ve nüfus artışını temel gündemine alan sağcı İsviçre Halk Partisi (SVP), 200 sandalyeli İsviçre Federal Meclisinde yüzde 28 oy oranıyla birinci parti oldu ve 62 sandalye kazandı. Böylece sağcı merkez partiler hem Federal Meclis’te hem de Eyalet Konseyi’nde bariz bir üstünlüğe sahip oldu.
“10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” girişimi de bu siyasi iklimin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Kampanyayı yürütenlere göre İsviçre’nin sınırlı coğrafi yapısı ve doğal kaynakları, sürekli artan nüfusu taşıyamayacak noktaya yaklaşıyor. Artan nüfusun daha fazla konut, daha fazla yol, daha fazla enerji ve daha fazla kamu hizmeti talep ettiği gerçeği göz önüne alındığında, nüfus artışının kontrol altına alınması gerektiğini savunuyorlar.
Bu girişime karşı çıkanlar ise İsviçre ekonomisinin büyük ölçüde göçmen iş gücüne dayandığını hatırlatıyor. Hastanelerde çalışan sağlık personelinden mühendislik şirketlerine, inşaat sektöründen bilgi teknolojilerine kadar birçok alanda yabancı çalışanlar önemli bir rol oynuyor. İsviçre nüfusu yaşlandıkça ve doğum oranları düştükçe iş gücü açığının daha da büyümesi bekleniyor. Bu nedenle göçün sert bir şekilde sınırlandırılmasının ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği ve sosyal güvenlik sistemleri üzerinde yeni baskılar oluşturabileceği belirtiliyor.
İsviçre’deki siyasi partiler, kurum temsilcileri ve gazeteciler, 14 Haziran’da yapılacak referandumu değerlendirdi.
Sosyalist Parti (SP) Migrant (Göçmenler Birimi) Eşbaşkanı Sinem Gökçe, 2024 yılında bu göreve seçildi. Kürt olan Sinem Gökçe, 14 Haziran’da yapılacak referandumun İsviçre’de son yılların en kapsamlı oylamalarından biri olduğuna dikkat çekti.
2002 yılında serbest dolaşımın başlamasından bu yana nüfusun büyük ölçüde göç kaynaklı olarak yaklaşık 1,7 milyon arttığını belirten Sinem Gökçe, “Bu nüfus artışında kaç kişinin göç ettiği büyük ölçüde iş piyasasına bağlıdır. Ekonomi canlandığında şirketler yurt içinde yeterli iş gücü bulamaz. Hastaneler ve bakımevleri de dahil olmak üzere kamu kurumları, ihtiyaç duydukları uzman personeli sıklıkla AB ülkelerinden getirmektedir” dedi.
‘GÖÇMENLER HEDEFTE’
Sinem Gökçe, “Çünkü anayasaya yalnızca bir rakam yazmakla kalmıyor; aynı zamanda otomatik olarak insan haklarını aşındıran, aileleri parçalayan, ücret korumalarını yok eden ve İsviçre’nin AB ile ilişkilerini tehlikeye atan bir mekanizma başlatıyor. Üstelik doğrudan etkilenecek olan 2,5 milyon İsviçre pasaportu olmayan insan 14 Haziran’da oy kullanamıyor” diye belirtti.
Kampanyanın yürütücülerinin bu referandumu “sürdürülebilirliğin sağlanması” amacıyla yaptıklarını belirttiğini aktaran Sinem Gökçe, şöyle devam etti: “İsim masum görünüyor ama içeriği değil. Anayasaya yeni bir madde eklenmesi hedefleniyor: İsviçre’nin daimi nüfusu 2050 öncesinde 10 milyonu geçemeyecek. Kulağa uzak bir ihtimal gibi geliyor ancak nüfus 9 buçuk milyonu aşarsa Federal Konsey ve Parlamento önlem almak zorunda kalacak.
Bu önlemlerin başında özellikle iltica alanında ve aile birleşiminde kısıtlamalar öngörülüyor. Ayrıca Federal Konsey, mülteci olarak kimin tanınacağını daraltabilir ya da ‘mülteci kontenjanları’ getirebilir. Bu durumda, bugün bir savaş bölgesinden kaçıp İsviçre’de koruma arayan biri reddedilebilir.”