Barış İçin Aileler İnisiyatifi aktivisti Johanna Kiso, Rojava Devrimi ve Kürt Özgürlük Hareketi ile tanışma sürecini, "Anneler Karavanı" (Mütterkarawane) eyleminin amacını ve emperyalist savaşlara karşı annelerin ortak mücadelesini ANF'ye anlattı.
Öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz? Kimsiniz, nereden geliyorsunuz?
Adım Johanna Kiso. Şu an Hamburg yakınlarında yaşıyorum. Ancak hayatımın 40 yılını Güney Almanya'da, Freiburg yakınlarında geçirdim. Freiburg'daki Kürt Toplum Merkezi bünyesinde ve özellikle Freiburg Kadın Meclisi’nde (Frauenrat) aktif olarak yer aldım; oradaki dayanışma hareketinin bir parçasıydım.
Kürt halkıyla yürüttüğüm bu ortak çalışmalar ve halkla ilişkiler faaliyetleri vesilesiyle Barış İçin Aileler İnisiyatifi (Familien für den Frieden) ile tanıştım ve toplumsal çalışmalarda yer almak adına bu inisiyatifin bir üyesi oldum. Burada hem Almanya hem de Avrupa genelindeki toplumsal durum hakkında insanları bilgilendiriyoruz. Çünkü içinde yaşadığımız bu sistem, baskıdan, ataerkinin (patriyarka) tahakkümünden ve sömürüden azade değil; tam tersine, adaletsizliklerle örülü.
Bugün egemenler barışçıl bir birliktelikten değil, "savaşa hazır olmaktan" bahsediyor. İşte Barış İçin Aileler İnisiyatifi, sivil halka ulaşmak ve toplumu bilinçlendirmek adına çok güçlü bir zemin sunuyor.
‘DÖRT KEZ ROJAVA’YA GİTTİM’
Sizi hayatınızda bugünkü noktaya getiren, yaşamınızdaki en temel dönüm noktaları nelerdi
Beş çocuk annesiyim. Hayatımı her zaman çok sevdim ve hep ürettim. Bunu birileri bana "çalışmak zorundasın" dediği için değil, insanlık için değer yaratmayı sevdiğim için yaptım.
Dürüst olmak gerekirse, her zaman "iyi olanın", iradenin ve kendi kaderini tayin hakkının esas alındığı adil bir dünyanın arayışı içindeydim. Bu arayışımdan ve umudumdan asla vazgeçmedim. Bazen adil bir dünya fikri kulağa bir rüya gibi gelebilir. Ancak kolektif bir yaşamın, dayanışmanın, komünal örgütlülüğün ve insani değerler uğruna ortak mücadele etmenin ne kadar güzel ve dönüştürücü olduğunu bizzat deneyimledim.
Yıllar önce Kürt Özgürlük Hareketi ile tanıştığımda, onların taşıdığı bu büyük özgürlük aşkına aşık oldum. Bu inançla dört kez Rojava’ya gittim. Orada halkla doğrudan temas kurdum, onlarla birlikte yaşadım ve kolektif yaşamın inşasında çalıştım.
Rojava’dan sonra şimdi de "Anneler Karavanı" eylemindesiniz. Sizi bu uzun yolculuğa çıkmaya iten temel etken ne oldu?
Bu çok somut bir nedene dayanıyor. Daha çok yeni, ocak ayının sonunda Rojava’dan döndüm. Rojava’dayken Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik gerçekleştirilen o büyük işgal ve saldırı savaşına doğrudan tanıklık ettim. Kürt halkına ve oradaki sivil topluma karşı nasıl kirli bir komplo yürütüldüğünü gözlerimle gördüm. Böylesi ağır bir savaşa tanık olmak, halkın yaşadığı o derin hüznü, acıyı ve çaresizliği hissetmek beni derinden sarstı.
Ancak aynı zamanda tüm bu saldırılara karşı halkın birbirine nasıl umutla kenetlendiğini de gördüm. O an kendime dedim ki: ‘Avrupa’ya, Almanya’ya döndüğümde bu çalışma durmayacak, aksine, daha da büyüyecek.’ İşte bu karavanı, insanlık için; insanlarla buluşmak, deneyimlerimizi paylaşmak, konuşmak ve yaşamı ortaklaştırmak için yola çıkardık.
Bir anne, bir kadın ve bir aktivist olarak bu yolculuk sizin için ne anlam ifade ediyor?
Bu yolculuk benim için diğer annelerle bağ kurabilmek, birbirimize güç ve cesaret aşılamak anlamına geliyor. Çoğu zaman bir anne olarak modernitenin getirdiği günlük kaygılar, geçim dertleri ve yaşamın ağırlığı altında kendinizi yalnız hissedebiliyorsunuz. Ancak anneler olarak ortak kaygılarımızı ve sancılarımızı bildiğimiz için, bir araya gelip bu komünallik içinde birbirimizi yüreklendirmek muazzam bir güç katıyor.
Başka şehirlerdeki annelerle buluşmak, birbirimizin elini tutmak çok kıymetli. Çünkü geleceğe yürümek için birbirimize ihtiyacımız var.
‘BERXWEDAN JİYAN E’
Karavan eyleminin sonunda halklara, kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj nedir?
Mesajım nettir: Berxwedan Jiyan e (Yaşamak Direnmektir). Yaşam, bizlere verilmiş bir armağandır. Bir anne olarak çocuklarıma can verdim; onlar büyüdü, kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bireyler oldu ve ben de kendi yaşam mücadelemi sürdürdüm. Bir arada olmamız, komünalleşmemiz ama aynı zamanda özgünlüğümüzü koruyarak birbirimizden sürekli yeni şeyler öğrenmemiz çok güzel.
Bu yüzden yaşamın önümüze çıkardığı her türlü zorluğu ve engeli bilmek, anlamak ve direnmek zorundayız. Karşımıza çıkan engeller karşısında asla "Bu bana çok fazla, ben karışmıyorum" deyip geri çekilmemeliyiz. Yolumuza taşlar koyulduğunda, onların etrafından dolaşmak yerine o taşların neden oraya koyulduğunu anlamalı, o zorlukla yüzleşmeli ve onu alt etmeliyiz. Çünkü anneler olarak bir araya geldiğimizde yıkılmaz bir güce dönüşüyoruz.
Bu yolculukla tüm dünyaya göstereceğimiz şey de budur: Biz yaşamı ve yepyeni bir dünyayı savunan ortak bir gücüz.
Son olarak ANF okurlarına ne söylemek istersiniz?
Tüm okurlara çağrımdır: Bu insanlık karavanına siz de omuz verin. Yaşama, coşkuya ve komünal birliğe dahil olun. Hepimize umut ve inanç diliyorum.
Biliyoruz ki, içinden geçtiğimiz dönem bazen çok karanlık görünebiliyor. Ancak bunun sebebi dünyanın kendisinin karanlık olması değil, egemenlerin ve siyasetçilerin militarist söylemlerle "savaşa hazırlık" ve "silahlanma" naralarıyla dünyayı karartmasıdır. Bu politikalar insanlığı bir araya getirmez; aksine, bizi birbirimizden uzaklaştırır ve böler. Önemli olan birbirimizi sahiplenmek, birbirimize özen göstermek ve dünyaya sevgiyi, adaleti getirecek yeni yollar inşa etmektir.
Röportaj ve bu değerli aktarımlarınız için teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim. Devrimci selamlar.