Avukat Çakas: Hasta tutsakların tahliyesi politik pazarlık konusu yapılamaz

Yusuf Çakas, hasta tutsakların tahliyelerinin tarafsız sağlık kurulları tarafından ele alınması gerektiğini vurgulayarak, “Ağır hasta tutsaklar bir an evvel serbest bırakılmalı, sağlık ve yaşam hakkı güvence altına alınmalıdır" dedi.

HASTA TUTSAKLAR

Cezaevlerinde ağır sağlık sorunları yaşayan hasta tutsakların tahliyeleri, çeşitli gerekçelerle engellenmeye devam ediyor. İnfaz sürelerini tamamlamalarına veya tahliye koşullarını taşımalarına rağmen serbest bırakılmayan hasta tutsakların sağlık durumları her geçen gün ağırlaşıyor.

Tutsak yakınları ve hak örgütleri, tahliye kararlarının uygulanmamasına tepki göstererek hasta tutsakların yaşam hakkının korunması ve tahliyelerinin önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulunuyor.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Hapishane Komisyonu üyesi Avukat Yusuf Çakas, cezaevlerindeki infaz rejimini, Adli Tıp Kurumu (ATK) kararlarını ve hasta tutsakların yaşadığı hukuki ve fiili engelleri ANF’ye değerlendirdi.

‘TUTSAKLARI HASTA ETMEYE YÖNELİK YAKLAŞIMLAR VAR’

Çakas, hasta tutsak konusunun ele alınırken öncelikle "hasta olma" halinin ve zindan koşullarının doğru tanımlanması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

"Hasta tutsak, bulunduğu koşullar neticesinde cezaevinde yaşamını idame edemeyecek düzeyde hastalanan kişidir. Sağlıklı olmama halidir hasta olma hali. Özellikle uluslararası literatürde ‘hasta olma hali’nin tam karşılığı, sağlıklı olmama halidir. Bir kişi sağlıklı değilse hastadır.

Zindan nedir? Zindan, kişiyi en sağlıklı olma halinden uzaklaştıran şartların kurumsallaşmış halidir. Bir kişinin sağlığı sadece bedensel sağlığı değildir; ruhsal, psişik, duyusal ve politik sağlığıdır. Bütün bunları birlikte değerlendirdiğimizde kişi bir bütünen sağlıklı kabul edilebilir.

Zindan dediğimiz yapı, kişiyi hasta etmeye dönük tüm koşulların oluşturulduğu bir yerdir. Tecrittir, güneş ışığını yasalara ve uluslararası literatüre uygun şekilde görememe halidir, yeterince oksijen alamama halidir. F tipleri gibi yerlerde hem güneş ışığı hem de oksijen oldukça azdır. Hastaneye gidememe, revire ulaşamama, uzman hekime ulaşamamadır. Uzman hekime ulaşıldığında dahi dosyada siyasi ibarelerin bulunması nedeniyle hekimin kelepçeli muayene dayatması neticesinde tedavi olamamadır. Önce kişiyi hasta etmeye dönük bir yaklaşım var; hasta ettikten sonra da tedavi etmeme koşulları yaratılıyor."

‘YAŞAM HAKKINI İHLAL EDEN SONUÇLAR VAR’

Mevcut infaz rejiminin tarihsel arka planına ve siyasi saiklerine değinen Çakas, cezaevi idareleri ile Adli Tıp Kurumlarının tutumunu şu sözlerle eleştirdi:

"Hasta, hasta olduğu halde Adli Tıp Kurumlarının siyasi ve politik saiklerle verdiği kararlarla tahliye edilmiyor; yani infazı durdurulmuyor, cezaevinden çıkarılmıyor. Yetmiyor, bu kişi tahliye sürecine, koşullu salıverilme sürecine geliyor; buna rağmen kurullar eliyle bu hak da elinden alınıyor. Kişinin sağlık hakkının ihlali, doğrudan yaşam hakkının ihlali sonucunu doğurur. Yaşamını yitirmese bile sağlık hakkı ihlal edilerek yaşam hakkı ihlaline zemin hazırlanmaktadır.

Gerekçeler aslında Türkiye'de başından beri, Cumhuriyet’in başından beri uygulanan zindan rejimidir. Özellikle İstiklal Mahkemeleri’yle yargılama yapan bu rejim, önce insanları meydanlarda astı. İdamın uluslararası baskılarla kalkması neticesinde, idama alternatif ve her gün öldürmeye dönük bir infaz rejimi uygulamaya konuldu.

Bu rejim özellikle politik tutsaklara ve muhaliflere uygulanıyor. Muhalifleri geniş düşünmek gerekir; bugün mevcut iktidar kendisine muhalif olan dindarları da sağ görüşleri de herkesi tutukluyor. İnfaz rejimi ve mevcut hukuk sistemi, idarenin ve sistemin uygulayıcılarının toplumu ve muhalifleri sindirme aracına dönüşmüştür. Hasta ettiği tutsakları serbest bırakmayarak bu rejimin yarattığı tahribatın toplumda daha net görünmesinin önüne geçmeye çalışıyorlar."

‘SAĞLIĞA VE TEDAVİYE ERİŞİM İÇİN ATILMASI GEREKEN ACİL ADIMLAR VAR’

Ağır hasta tutsakların durumu ile diğer tutsakların sağlık hakkına erişimi noktasında somut adımların atılması gerektiğini vurgulayan Çakas, izlenmesi gereken yöntemi şöyle aktardı:

"Öncelikle Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin asıl nihai hedefi demokratikleşme, özgürlüklerin genişletilmesi, baskının azaltılması ve demokrasinin geniş paydada kullanılmasıdır. Hiçbir şekilde, bu konuda hiçbir kimsenin dosyasına, aldığı cezaya, niçin yargılandığına bakılmaksızın; siyasi saiklerden arındırılmış, tamamen bilimsel verilerle çalışan sağlık kurulları eşliğinde Adli Tıp Kurullarından rapor alınmalıdır. Cezaevinde kalıp kalamayacağı, tedavi edilip edilemeyeceği, tedavisinin yapılmaması durumunda daha ağır koşullara ulaşıp ulaşamayacağı hususları politik zeminden uzak bir şekilde tartışılarak tedaviye erişim sağlanmalıdır.

Burada iki hususu gözetmek gerekiyor: Ağır hasta tutsakların bir an evvel acil bir şekilde serbest bırakılması, zindan koşullarının herkesi hastalaştırdığı gerçeğinden hareketle, kalan her tutsağın da revire, uzman hekime, araştırma veya üniversite hastanelerine çok rahat erişebileceği koşulların oluşturulması.

Bu koşullar oluşturulmazsa cezaevleri hastalık üretmeye ve bu hastalıklar neticesinde ölümler üretmeye devam edecektir."

‘BİLİMSEL YAKLAŞIMDAN UZAK RAPORLAR HAZIRLANIYOR’

İnsan hakları örgütleri ve ailelerin Adalet Bakanlığı’ndan şeffaflık ve tarafsızlık beklediğini belirten Yusuf Çakas, şöyle konuştu:

"İktidar kanadı bilimsel verilerle hasta tutsaklar yönünden bir yaklaşım belirlerse, bu durum toplumda inandırıcılık ve sürecin samimiyeti açısından bir ölçü olabilir. Devlet, hak kurumlarının listelerini esas almalı ya da tarafsız ve bilimsel hareket eden kurullar eşliğinde yeni raporlar alarak bir an önce tahliyeleri sağlamalıdır.

Bizlerin, ailelerin ve insan hakları kurumlarının tamamının beklentisi, tarafsız ve bilimsel hareket eden kurulların oluşturulmasıdır. Birinci evre kanser sürecinde olan ya da 80 yaşına gelmiş, kendi başına yaşamını sürdüremeyen bir kişiye 'cezaevinde kalabilir' raporu veren bir kurulun tarafsızlığı da bilimselliği de yoktur. Halil Güneş can çekişe çekişe zindanda yaşamını yitirdi ve Adli Tıp Kurumu kendisi için ısrarla 'cezaevinde kalabilir' raporu verdi. Sonuç olarak cezaevinde yaşamını yitirdi.

Adli Tıp Kurumlarının 'cezaevinde kalabilir' dediği ve cezaevinde yaşamını yitiren tutsak sayısı kaçtır? Bakanlık bunu açıklamalıdır. Bizler, hak kurumları olarak cezaevinde yaşanan ölümleri ve hasta tutsak sayılarını kendi tespitlerimizle veriyoruz; bu yüzden açıkladığımız rakamlar 'en az' olarak kayıtlara geçiyor. Bakanlık da kaç insanın yaşamını yitirdiğini, kaçına ATK tarafından 'cezaevinde kalabilir' raporu verildiğini şeffaf bir şekilde açıklamalıdır.

Zindan koşullarında psikolojik anlamda yıpranıp çeşitli hastalıklara yakalanan ve intihar eden tutsaklar da vardır. Bunlar da zindan koşullarında hastalanan ve bu şartlar altında yaşamını yitiren tutsaklar olarak değerlendirilmelidir.

Temel beklentimiz; Barış ve Demokratik Toplum Süreci olsun olmasın, tarafsız ve bilimsel kurulların oluşturulması, hasta tutsakların politik bir şart veya pazarlık konusu yapılmadan doğrudan serbest bırakılmasıdır. Hukukun, sağlık hakkının ve yaşam hakkının bir an evvel eksiksiz şekilde işletilmesi gerekmektedir."