Her yıl Mêrdîn, Êlîh (Batman), Amed (Diyarbakır), Riha (Urfa), Sêrt (Siirt), Şirnex (Şırnak), Wan ve Mûş ovalarından kamyonetler ve minibüsler yola çıkar. İçlerinde yüzlerce, binlerce ailenin bulunduğu bu araçlarla Çukurova’nın narenciye bahçelerinden Karadeniz’in fındık yamaçlarına, Konya’nın patates tarlalarından Ege’nin pamuk ve üzüm bağlarına uzanan uzun yolculuklar başlar. Bu aileler, yılın büyük bölümünü evlerinden uzakta geçirir.
Mevsimlik işçilik, bir “kader” ya da “doğal yoksulluk” olmanın ötesinde, Kürdistan’daki savaşın ürettiği bir düzendir. 1990’larda boşaltılan ve yakılan köyler, yasaklanan otlaklar ve yaylalar, ambargo altına alınan ekim alanları, binlerce ailenin topraklarından ve hayvanlarından kopmasına yol açtı. Resmi rakamlara göre bile binlerce yerleşim yeri boşaltıldı. Toprağından koparılan köylü, kentlerin emekçi semtlerine ve tarım ovalarında ucuz emek deposuna dönüştü. Bölgenin kalkınma planlarında yatırım, sanayi ve üretimden bilinçli bir şekilde yoksun bırakılması ise bu tabloyu kalıcılaştırdı.
Kültürü ve dili yok sayılan, toprağından edilen, emeği en ucuza satın alınan bir Kürtlerin, Türkiye’nin batısındaki farklı kentlerde çalışmak zorunda kalıyor. Mevsimlik işçilik, devlet baskıyla sınıfsal sömürünün iç içe geçtiği bir nokta. Bu nedenle mesele, salt bir “iş hukuku sorunu” olarak okunamaz.
BİR MEVSİMİN ANATOMİSİ
Yolculuk çoğu zaman kayıt dışı bir aracı olan elçibaşı ya da dayıbaşı eliyle örgütlenir. Yevmiye, işçi daha yola çıkmadan bu aracının pazarlığıyla belirlenir, komisyon kesilir, ödemeler gecikir, itiraz edenin ertesi yıl iş bulması zorlaşır. Aşağıdaki tablo, mevsimin her aşamasında yaşananların çetelesidir:
Yola çıkış ve ulaşım: Sürecin elçibaşı veya dayıbaşı aracılığıyla, kayıt dışı ve pazarlıksız anlaşmalarla yürütülmesi, işçilerin tehlikeli ve kalabalık araçlarla yolculuk yapmak zorunda kalması.
Barınma koşulları: Tarla kenarlarında çadır ve naylon örtüler altında kalınması; temiz su, tuvalet ve elektrik gibi temel altyapı imkanlarının yetersiz olması.
Çalışma şartları: Uzun mesai saatleri altında, düşük ve geç ödenen yevmiyelerle çalışılması, sigortasızlık ve genel bir iş güvencesizliğinin bulunması.
Toplumsal ilişkiler ve güvenlik: Gittikleri bölgelerde ötekileştirmeye maruz kalınması, Kürtçe konuşmaları nedeniyle hedef gösterilmeleri ve ırkçı saldırı riskiyle karşı karşıya kalmaları.
Bu tablonun hukuki zemini de sorunlu. 4857 sayılı İş Kanunu, 50’den az işçi çalıştıran tarım işletmelerini kapsam dışında bırakır. Mevsimlik gezici işçilere ilişkin genelgeler bulunsa da yaptırımı ve etkin denetimi olmayan düzenlemeler, uygulamada çoğunlukla kağıt üzerinde kalır. Yol kazalarında hayatını kaybeden işçilerin haberleri her yıl yinelenir. Her seferinde “kader” denilir ve sorumluluk üstlenilmez.
KADINLAR VE ÇOCUKLAR: GÖRÜNMEYEN EMEK
Mevsimlik işçiliğin yükünü en ağır taşıyanlar ise kadınlar ve çocuklar. Kadınlar sabahın erken saatlerinde tarlaya çıkar, akşam çadıra dönünce ev işi başlar. Aynı iş karşılığında çoğu zaman daha düşük ücret alırlar. Kadın özgürlük çizgisi açısından bakıldığında bu, emeğin cinsiyetçi biçimde sömürülmesinin ve ataerkil düzenle kapitalist sömürünün birleşmesinin açık bir örneğidir.
Çocuklar ise ailenin gelirine katkı sunmak için okul yerine tarlayı seçmek zorunda kalır ve yıllar içinde okuldan koparlar. Çocukların ana dilinde eğitim hakkından da düzenli bir okul hayatından da yoksun bırakılması, geleceğin kuşağına yönelik sessiz bir asimilasyon mekanizması gibi işler.
ÖTEKİLEŞTİRMENİN GÖLGESİ
Mevsimlik işçi olarak gittikleri yerlerde Kürtler, ucuz emek olarak kullanılırlar. Çoğu zaman “güvenlik sorunu” olarak da görülürler. 2020’de Sakarya’da yaşanan ve işçilerin hedef alındığı saldırılar, bu önyargının nasıl şiddete dönüşebildiğini gösterdi. Kürtçe konuşmak, bazı bölgelerde “tedirginlik” sebebi sayılıyor. İşçiler çoğu zaman konuşmayı, şikayet etmeyi ve görünür olmayı göze alamaz.
UCUZ EMEKTEN DEMOKRATİK EKONOMİYE
Mevsimlik işçi sorunu, bölgenin ekonomik yapısından ayrı düşünülemez. Kürt kentleri verimli ovalara, zengin su kaynaklarına ve genç bir nüfusa sahip. Buna rağmen bu potansiyel yerinde değerlendirilmek yerine, insanları göçe zorlayan bir düzenin parçası olmuş durumda.
Köyünde üretim yapabilen, ürününü adil bir fiyata satabilen bir çiftçi, mevsimlik işçi olmak zorunda kalmaz. Bu yaklaşım, ekolojik bir boyut da taşıyor. Toprağın ve suyun metaya dönüştürüldüğü, tarımın tekelleştiği bir düzende hem çevre hem emek tükeniyor.
Barış sürecinde konuşulan “ekonomik kalkınma” ve “yatırım” vaatleri, Kürt halkının katılımı olmadan hayata geçirilirse aynı sömürü düzeninin yeni bir görünümü olmaktan öteye gidemez.
SÜRECİN YENİ AKTÖRLERİ: KİM NE YAPMALI?
Sorun yalnızca iktidarın yasal adımlarına indirgenemez. Kürt Hareketinin “toplumsallaşma” vurgusu, barışın toplumun kendi eliyle inşa edilmesini gerektirir. Demokratik yerel yönetimler, mevsimlik işçiler için barınma, danışmanlık ve hukuki destek merkezleri kurabilir; sendikalar ve meslek odaları tarım emekçilerini örgütleyebilir, kadın örgütleri ve sivil toplum da kayıt dışı çalışmanın ve çocuk emeğinin izlenmesinde rol alabilir.
Meclis’te ise sürecin hukuki çerçevesini oluşturan çalışmalar, bu emekçileri açıkça kapsayacak biçimde genişletilebilir.
Adım olarak da şunlar atılabilir:
Yasal statü ve güvence: Mevsimlik tarım işçileri iş hukuku kapsamına alınıp sigorta, asgari ücret ve sendikalaşma hakkı güvence altına alınabilir.
Aracılık sisteminin sonu: İşçi alımı şeffaf ve kamusal kanallardan yürütülüp, yol güvenliği düzenli denetlenebilir.
İnsani barınma: Çadır düzenine son verilip su, tuvalet ve elektrik gibi asgari standartlar zorunlu hale getirilebilir.
Çocuk emeğine son: Çocukların eğitim hakkı güvence altına alınıp ana dilde eğitim talebi de bu hakkın parçası olarak tartışılabilir.
Kadın emeğinin tanınması: Eşit ücret, çocuk bakımı ve kadınlara yönelik özel koruma mekanizmaları oluşturulabilir.
Kürdistan’da üretim ve ekonomi: Köye dönüş, kooperatifçilik ve ekolojik, komünal üretim modelleri desteklenip yerel yönetimlerin halk iradesine dayalı rolü güçlendirilebilir.
Nefret suçlarına karşı hukuk: Etnik ayrımcılık ve saldırılar caydırıcı biçimde cezalandırılabilir.