Öznur Bartın: Kürtler bu ülkenin demokratik geleceğinin öznesidir

DEM Parti Hakkâri Milletvekili Öznur Bartın, çerçeve yasanın kabul edilmesinin ardından Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik somut adımlar atılması gerektiğini belirterek, “Kürtler bu ülkenin demokratik geleceğinin önemli öznelerinden biridir" dedi.

ÖZNUR BARTIN

Meclis yeni yasama dönemine başlarken, Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından da yeni bir siyasi aşamaya girildi. Sürecin bundan sonraki aşamasında Meclis’in üstleneceği rol, siyasi partilerin ortaya koyacağı irade ve toplumun demokratik çözüm sürecine katılımı öne çıkıyor.

Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin beklentileri, çerçeve yasanın kapsamını ve bundan sonra atılması gereken adımları DEM Parti Hakkâri Milletvekili Öznur Bartın ile konuştuk.

Öznur Bartın, silahsızlanmanın demokratik dönüşümün başlangıcı olarak ele alınması gerektiğini vurgularken, Kürtlerin dil, kimlik, kültür ve siyasal haklarının anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulmasının önemine dikkat çekti.

‘SİLAHSIZLANMA SÜRECİN SONU DEĞİL, DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜN BAŞLANGICI OLMALI’

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde farklı siyasi partilerin Meclis zemininde ortaklaşabildiği noktaların önemli olduğunu belirten Bartın, sürecin silahsızlanmanın ötesine taşınması gerektiğini söyledi.

Yaklaşık 50 yıllık silahlı mücadele döneminin ardından yeni bir aşamaya geçildiğini vurgulayan Öznur Bartın, şöyle konuştu:

“Burada asıl mesele, yaklaşık 50 yıllık silahlı mücadele sürecinin sadece silahların bırakılması başlığıyla ele alınması olmamalı. Artık silahlı mücadeleyi bırakma noktasından demokratik dönüşüm meselesine geçmemiz gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat’taki çağrısıyla birlikte yeni bir aşamadan söz ediyoruz. Bu çağrı, silahların artık misyonunu doldurduğu ve mücadelenin başka bir zeminde sürdürülmesi gerektiğine işaret eden tarihsel bir dönemeçti.

“Kürt hareketi de kendi açısından üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdi. PKK’nin karar alması, gönüllü fesih yönünde irade ortaya koyması, sembolik adımların atılması ve bunların kamuoyu önünde açıklanması bu açıdan önemliydi.

“Demokratik dönüşüm elbette silahların gölgesinde gelişmez. Ancak silahsızlanmanın gerçekleşmesini, bütün meselenin de sona erdiği bir nokta olarak değerlendirmek doğru değil. Çünkü burada yüz yıllık inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla oluşmuş tarihsel bir mesele var.

“Silahsızlanmayı bu mücadele açısından bir son olarak değerlendiremeyiz; demokratik siyasetin ve demokratik toplumun önünü açacak yeni bir başlangıç olarak görmek gerekiyor. Silahların devreden çıkmasıyla birlikte asıl tartışılması gereken, bundan sonra nasıl bir demokratik siyasal düzen kurulacağı ve bu dönüşümün hangi hukuki ve toplumsal güvencelerle gerçekleştirileceğidir.

“Bugün Meclis’te bu konuların tartışılabiliyor olması ve çerçeve yasanın çıkması da önemli bir aşamadır. Toplumda bunun yarattığı bir umut var. Elbette yasanın tartışılan ve eksik bulunan birçok yönü bulunuyor. Fakat daha önce inkâr, imha ve katliam politikalarından beslenen bir sistem içerisinde bugün demokratik dönüşümün, müzakerenin ve diyaloğun Meclis zemininde konuşuluyor olması kendiliğinden ortaya çıkmış bir durum değil. Bunun arkasında çok büyük, çok ağır bedeller var.”

‘MECLİS’TE OLUŞAN ZEMİN ÖNEMLİ ANCAK TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL’

Parlamentoda oluşan zeminin sürecin hukuki çerçevesinin oluşturulması açısından önemli olduğunu belirten Öznur Bartın, yasal düzenlemelerin kalıcı bir güven yaratabilmesi için devletin hukuk alanındaki uygulamalarının da değişmesi gerektiğini söyledi.

Sürecin yalnızca bir yasanın çıkarılmasıyla tamamlanamayacağını belirten Öznur Bartın, şöyle devam etti:

“Tek başına Meclis’in yeterli olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Meclis zemininde bunun tartışılması, yasal bir çerçeveye kavuşması ve kanuni teminatların oluşturulması elbette önemli bir güvencedir. Fakat bu güvencenin toplumda karşılık bulması için hukuk ile uygulama arasında da bir bütünlük olması gerekiyor.

“Bugün Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanmadığı, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere bağlılığının zayıfladığı bir ortamdan söz ediyoruz. İnsan hakları konusunda hâlâ güvenlikçi ve şiddete dayalı yaklaşım ortadayken, sadece bir yasanın çıkmış olması toplum açısından bütün kaygıların ortadan kalkması için yeterli değil. Hukuki düzenleme kadar, o düzenlemenin nasıl uygulanacağı da önemlidir.

“Bu nedenle demokratik dönüşümü Meclis’ten çıkacak bir yasaya bağlamamız gerçekçi değildir. Bunun çok güçlü bir toplumsal ayağının olması gerekiyor. Çünkü burada konuştuğumuz şey sadece Kürtlerin meselesi değil; demokratik siyaset, demokratik cumhuriyet ve demokratik toplum meselesidir.

“Bu dönüşüm ekonomiden eğitime, sağlıktan yerel yönetimlere, Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumundan uluslararası alandaki itibarına kadar çok geniş bir alanı etkiliyor. Devlet ve hükümet bu sürecin önemli aktörleridir ama tek başlarına yeterli değiller. Toplumsal ayağın güçlenmesi gerekiyor. Çünkü toplumsal güç olmadan devletin ve sistemin dönüşmesi de mümkün değil.

“Halkın hakikati ve toplumsal gerçekliği sürecin asli unsuru haline gelmeli. Sadece talep eden, beklenti içerisinde olan bir toplum değil; demokratik dönüşümün ne olduğunu bilen, bunu tartışan ve bunun gerçekleşmesi için harekete geçen bir toplumsal güç ortaya çıkarmamız gerekiyor.

“Bu nedenle yeni paradigmanın topluma anlatılması da çok önemli. Demokratik cumhuriyet neyi vaat ediyor? Barış süreci neyi kapsıyor? Kimleri kapsıyor? Yüz yıllık inkârdan çıkışın karşılığı ne olacak? Bunların tamamının açık biçimde tartışılması gerekiyor. Çünkü toplum sürecin neyi değiştireceğini, kendi yaşamına ne getireceğini ve hangi hakların güvence altına alınacağını bilmeden bu dönüşümün gerçek anlamda toplumsallaşması mümkün değil.

“Bugün yasa çıktı ama hâlâ uygulamanın önüne MGK gibi şartlar konuluyor ve bu şartlar militarist bir yaklaşımla yönetildiğinde güven sorunu ortaya çıkıyor. O nedenle artık somut adımların atılması gerekiyor.

“Kayyım politikaları hâlâ devam ediyor. Halkın seçtiği insanlar hâlâ cezaevinde. Hakkâri Belediye Başkanımız hâlâ mesnetsiz iddialarla cezaevinde. Böyle bir tabloda topluma ‘her şey değişiyor’ demek yeterli olmaz. Değişimin kendisini göstermek gerekir. Hukukun, demokratik siyasetin ve halkın iradesinin gerçekten güvence altında olduğunu somut biçimde ortaya koymak gerekir.”

‘ÇERÇEVE YASA SİLAHSIZLANMAYLA SINIRLI; ASIL TARTIŞMA ŞİMDİ BAŞLIYOR’

Çerçeve yasanın kapsamına ilişkin eleştirilerini dile getiren Öznur Bartın, yasanın esas olarak silahsızlanma başlığıyla sınırlı kaldığını belirtti.

Bundan sonraki aşamada tartışmanın Kürtlerin dil, kimlik, kültür, statü ve yerel yönetimlere ilişkin taleplerine odaklanması gerektiğini söyleyen Öznur Bartın, şöyle devam etti:

“Bu çerçeve yasa esas olarak silahsızlanmayla sınırlı tutulan bir yasa. Kürtlerin statüsünün ne olacağına, kimlik statüsüne, kültürel haklarına ya da farklı inançların statüsüne ilişkin doğrudan bir güvence söz konusu değil.

“Sayın Abdullah Öcalan'ın da ifade ettiği gibi bu, bin kilometrelik bir yolun ilk adımıdır. Yani tartışmayı artık bu ilk adımın ötesine taşımamız gerekiyor. Kürt halkının dilinden, kültüründen ve kimliğinden vazgeçmesi söz konusu değildir. Bunun mücadelesi iki yüz yılı aşkın bir süredir devam ediyor.

“Asimilasyon politikalarına rağmen insanlar kendi dilini, kültürünü ve kimliğini yaşatmak için mücadele etti. Bugün gelinen aşamada da bu taleplerden vazgeçildiğini söylemek mümkün değil. Tam tersine, bundan sonraki mücadele hattının zemini değişiyor.

“Artık diyalog, müzakere ve siyasal tartışma zemininde bugüne kadar çözülemeyen meselelerin doğrudan ele alınması gerekiyor. Yeni kanun tekliflerinin hazırlanması, bunların Meclis’te tartışılması ve hak gasplarının kalıcı hukuki güvencelere kavuşturulması gerekiyor.

“Dil hakkından kimlik hakkına, kültürel haklardan yerel yönetimlerin statüsüne ve siyasal temsile kadar çözülmesi gereken çok sayıda mesele var. Bunların her biri demokratik dönüşümün somut başlıklarıdır.

“Dolayısıyla bundan sonraki tartışma, Kürtlerin hangi haklarının nasıl güvence altına alınacağı ve bu hakların anayasal ve yasal düzende nasıl karşılık bulacağı üzerinden yürütülmelidir. Yani mücadele, Kürtlerin temel haklarının güvence altına alındığı gerçek bir demokratik dönüşüme evrilmesi için sürdürülecektir.”

‘SÜRECE YAKLAŞIMDA DEVLETİN ZİHNİYETİ DEĞİŞMELİ’

Sürecin kalıcı bir sonuca ulaşmasının yalnızca yeni hakların tanınmasıyla sınırlı görülemeyeceğini belirten Öznur Bartın, devletin ve mevcut siyasal sistemin de dönüşmesi gerektiğini söyledi.

Bunun uzun soluklu bir siyasi değişim gerektirdiğini vurgulayan Öznur Bartın, Kürtlerin bu dönüşümün sadece muhatabı değil, aynı zamanda öznesi olduğunu belirterek değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Buradan çıkış, daha güçlü bir siyasi öncülükle mümkün olabilir. Özellikle Bakurê Kurdistan’da Kürtlerin varlığı artık görmezden gelinebilecek bir gerçeklik değil. Hem tarihsel olarak hem de bugün nicelik olarak çok büyük bir halk gerçekliğinden söz ediyoruz. Bu ülkenin buna kayıtsız kalması artık söz konusu olamaz.

“Burada üzerinde durduğumuz durum, Kürtlerin taleplerini karşılamaktan ziyade, devletin ve mevcut sistemin bugüne kadar inkâr ettiği şeyleri inkâr etmekten vazgeçmesi, bunları demokratik zeminde anayasal ve yasal haklara bağlamasıdır.

“Eşit yurttaşlık meselesi tam da burada önem kazanıyor. Çünkü kalıcı bir çözüm, bir kesime bazı hakların verilmesinden öte, herkesin eşit yurttaş olarak kabul edildiği bir siyasal düzenin kurulmasını gerektiriyor.

“Barış süreci bu açıdan toplumsal bir dönüşümü gerektirdiği gibi, sistemin ve devletin dönüşümünü de gerektiriyor. Devletin, hükümetin ve siyasal sistemin Kürtlere, farklı kimliklere, farklı inançlara ve farklı siyasal düşüncelere bakışını değiştirmesi gerekiyor.

“Bugüne kadar inkâr ve güvenlik politikaları üzerinden kurulan ilişkinin yerine demokratik ve eşitlikçi bir siyasal yaklaşımın geçirilmesi gerekiyor. Bunun bir iki yılda gerçekleşmesini beklemek gerçekçi değil. Çünkü onlarca yıllık, köklü bir siyasal zihniyetten söz ediyoruz.

“Farklı hükümetler, farklı koalisyonlar geldi ama aynı sistemsel mantık birçok açıdan devam etti. Dolayısıyla bugün tartıştığımız şey sadece yeni bir yasa yapmak değil; devletin ve siyasal sistemin kendisini dönüştürmesidir.

“Kürt halkı da bu ülkede sadece talepleri olan bir kesim değildir. Kürtler bu ülkenin ekonomisinde, sermayesinde, demokratik mücadelesinde, işçi mücadelesinde, öğrenci direnişlerinde ve toplumun bütün alanlarında var olan bir halktır.

“Bu nedenle Kürtleri, kendisinden bir şey talep edilen bir topluluk olarak görmek artık mümkün değil. Kürtler bu ülkenin demokratik geleceğinin önemli öznelerinden biridir. Dolayısıyla demokratik dönüşümün de öznesi olmak durumundadır.

“Artık inkârla sürdürülebilecek bir aşamanın geride kaldığını düşünüyorum. Bundan sonraki mesele, Kürtlerin ve bu toplumun farklı kesimlerinin varlığını ve haklarını tanıyan bu gerçekliği siyasal ve hukuki bir düzene nasıl dönüştüreceğimizdir. Kalıcı barışın ölçüsü de burada ortaya çıkacaktır.”

‘TOPLUM SÜRECİN DIŞINDA BIRAKILAMAZ’

Öznur Bartın, sürecin siyasi aktörlerin görüşmeleriyle sınırlı bırakılmasının büyük bir eksiklik olacağını belirterek, toplumun mutlaka sürece dahil edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Öznur Bartın, şunları kaydetti:

“Burada bütün aktörlerin aynı anda hareket etmesi gerekiyor. Meclis kendi sorumluluğunu yerine getirmeli, hükümet somut adımlar atmalı, siyasi partiler demokratik çözüm konusunda daha açık bir irade ortaya koymalı ve toplum da sürecin dışında bırakılmamalı.

“Çünkü insanların birbirini eşit yurttaş olarak görmesi, farklı kimliklerin ve farklı yaşam biçimlerinin bir tehdit olarak algılanmaması gerekiyor. Toplumun bu sürece hazırlanması ve birbirini anlaması da önemli.

“Bu nedenle siyasi partilerin kendi tabanlarında da bu tartışmayı yürütmesi gerekiyor. Toplumda oluşabilecek kaygıların, önyargıların ve karşılıklı güvensizliklerin aşılması için daha fazla siyasal ve toplumsal tartışmaya ihtiyaç var.

“Barışın kalıcılaşması sadece Meclis’te alınacak kararlarla mümkün değil. Bunun toplumda da karşılık bulması gerekiyor. İnsanların bu süreci sahiplenmesi, farklı kesimlerin birbirini dinlemesi ve birlikte yaşam iradesinin güçlenmesi gerekiyor.

“Bütün bunlar gerçekleştiğinde barış, sadece siyasi aktörlerin üzerinde uzlaştığı bir başlık olmaktan çıkar ve toplumun ortak iradesine dönüşür.”