Karasu: Önderliğin özgürlüğü sağlandığında komplo tümden boşa çıkarılacaktır

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu: “Önder Apo'nun özgürlüğü sağlandığında komplo tümden boşa çıkarılacaktır. Bugüne kadar bunun mücadelesini yürüttük. Bundan sonra da bu mücadeleyi yürüteceğiz.”

MUSTAFA KARASU

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber ekranlarında yayınlanan özel programda Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

9 Ekim 1998 yılında Önder Apo’ya yönelik komployla Özgürlük Hareketi’nin tamamen tasfiye edilmek istendiğini belirten Karasu, Önder Apo’nun yürüttüğü politikanın, demokratik temelde Kürt sorununun çözümünün, ABD'nin, dış güçlerin dayandığı işbirlikçi zemini zayıflatacağını ve bundan dolayı da ABD ve İsrail tarafından Uluslararası Komplo’nun gerçekleştiğini belirtti. Uluslararası Komplo’ya karşı Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı olarak büyük bir mücadele yürüttüklerini vurgulayan Karasu, “Komplonun amacı, Önderliğimizin esaretiyle hareketimizi tasfiye etmekti. Halkı Önderlikten koparmak, hareketi Önderlikten koparmak, mücadeleyi tasfiye etmekti. Ama biz de Önderliğimizi sahiplendik, halkımız da sahiplendi. Önderliğimizin özgürlüğü temelinde mücadeleyi yürüttük. Önderliğimizin perspektifleri temelinde bu mücadeleyi sürdürdük” diye konuştu.

 Devam eden Barış ve Demokratik Toplum sürecine değinen Karasu, hareket olarak gerekli adımları attıklarını ama Türk devletinin hala ayak direttiğini kaydeden Karasu, Kürt sorunu gibi 100 yıllık bir sorunun eski yasalarla, eski hukukla, eski siyasi anlayışla çözülmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Mevcut yasalar sorunu çözmediği için on yıllara dayalı çatışma ortamının ortaya çıktığını hatırlatan Karasu, sorunun çözülmesi için mutlaka özgürlük yasalarının çıkması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Başûr’dan tamamen çekildiğine ilişkin yapılan değerlendirmelerin doğru olmadığına dikkat çeken Karasu, günümüzde artık savaş tarzının, savaş yönteminin değiştiğini, yapay zeka gibi farklı teknikler kullanıldığını söyledi. Başûr’a ilişkin tartışmalara da değinen Karasu, Başûr’da iktidarın güçsüz olduğunu bunun sebebinin de demokratik olmayan ve halktan destek almayan bir iktidar olmasından kaynaklandığını belirtti. Başûr'u güçlendirecek şeyin yerel demokrasiye dayalı demokratik birlik hükümeti olduğunu söyleyen Karasu, tek çözüm yolunun birlik olduğunu sözlerine ekledi.

İran rejiminin idam politikasına tepki gösteren Karasu, “İdam gerçekten insanlık dışıdır. İdamla halkı korkutuyorsun, ondan sonra bu halk sana destek mi verecek. Yok, bu zorla bir iktidarı ayakta tutmak, zorla bir rejimi ayakta tutmak kendini kandırmaktır. Demokrasi güçleri buna tutum koymalı. Sadece Rojhilat'taki Kürt halkı değil, 4 parçadaki Kürdistan halkı bu idam politikasına karşı çıkmalı. Dünyadaki demokrasi güçleri karşı çıkmalı. Bu idam politikasına karşı tutum almalı. İran ile ABD çelişkisi var diye bazı demokrasi güçleri İran'daki bu rejimi destekliyor. Bu rejim böyle desteklenmez. İdam yapan bir rejim böyle desteklenmez” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu’nun değerlendirmeleri şöyle:

Kürt halk önderi Abdullah Öcalan'a yönelik Uluslararası Komplo’nun başlangıcının 29. yılına giriyoruz. İçinde bulunduğumuz süreçte Uluslararası Komplo'ya yaklaşım ve tutum nasıl olmalı?

Sorulara cevap vermeden önce, Ekim ayında şehit düşen çok değerli yoldaşlarımız var. Gurbetelli Ersöz, Nagihan Akarsel ve Bêrîtan yoldaş Ekim ayında şehit düştüler. Bêrîtan Yoldaş 25 Ekim'de şehit düştü. Diğer arkadaşlar 4 Ekim ve 9 Ekim'de şehit düşmüşlerdi. Gurbetelli Ersöz arkadaşı ben yakından tanıdım. Cezaevindeyken sürekli görüşlerimize gelirdi. Oradan tanıyoruz. Daha sonra da basında görevlendirilmişti. Avrupa'dayken basında da ilişkimiz vardı. Yakından tanıdığım bir arkadaştır. Gerçekten bilinçli bir arkadaştı. Güçlü yurtseverlik duyguları vardı. Bu yönüyle Önderlik gerçeğini, hareketi doğru anlayan, doğru kavrayan bir karakterdeydi. Cezaevine geldiği zaman da o zaman daha tam profesyonel katılmamıştı. Hâlâ üniversitedeydi. O zaman da böyle aktif bir katılım içindeydi. Aslında katılmıştı fakat o süreçte hâlâ üniversitede bir çalışması vardı. Daha sonra basında sorumluluk üstlendi. Basında gerçekten çok önemli görevler aldı.

Hareketimizin 1990'lı yıllarda geliştiği dönemde basının rolü çok çok önemliydi. Basının mücadelemizi yansıtması gerçekten de mücadelenin gelişmesinde önemli katkılar sunuyordu. Bu konuda Gurbetelli arkadaş çok önemli rol oynadı. Bu yönüyle basınımızın temelini attı, basınımızın ruhunu şekillendirdi, bakışını şekillendirdi. Bu açıdan tabii ki Gurbetelli Ersöz bir nevi özgürlük hareketi basıncılığının öncüsüdür. Zaten bugün bizim basın akademisi Gurbetelli Ersöz Akademisi'dir. Basın çalışmaları, basın akademisi, basın eğitimleri Gurbetelli arkadaş adına yapılmaktadır. Mücadelemizde gerçekten çok önemli yeri vardır, duruşu da çok önemlidir. Dağa geldi, dağda tabii görüştük Gurbetelli arkadaşla. Dağda gerçekten katılımı çok istekli, özlüydü. Bu yönüyle basından gerillaya gelmek, o bilinçle gerillaya gelmek tabii ki gerilla açısından bilinçli bir arkadaşın gerillaya katılımı, gerilla eğitimi, örgütlenmesi ve mücadele açısından çok önemli bir duruşu ifade ediyordu. Bu yönüyle saygı ve minnetle anıyorum.

Nagihan Akarsel de önemli bir basıncıydı, bir düşünce gücü vardı. O da bildiğiniz gibi Süleymaniye'de katledildi. Aslında Türk devletinin bu yönünde çok suçları var. Özellikle bu SİHA'larla birçok yoldaşımızı katletmiştir. Özellikle basıncılarımızı katletmiştir. Gerçekten bu Süleymaniye'de, Medya Savunma Alanları’nda, Başûrê Kürdistan'da basın çalışması yapan birçok arkadaşımız, Türk devletinin bu hava saldırılarıyla, SİHA saldırılarıyla katledilmiştir. Bütün bunların hepsini de minnet ve saygıyla anıyorum. Nagihan Akarsel arkadaş da hem basıncıdır hem de jineolojiye, kadın özgürlük bilimine çok önemli katkılar yapmıştır. Bu bakımdan bir nevi kadın özgürlük biliminin öncülerindendir. Çünkü kadın özgürlük bilimi bilimlerin anasıdır. Sosyal bilimin anasıdır. Kadın özgürlük bilimi anlaşılmadan sosyal bilim doğru anlaşılamaz. Sosyal bilimler doğru ele alınamaz. Bu açıdan bu arkadaşların jineolojiye kadın bilimine katkıları gerçekten çok büyük olmuştur. Onu da minnetle saygıyla anıyorum.

Bêrîtan yoldaşımızın ise duruşu çok çok önemlidir. Kadın özgürlük duruşunun sembolüdür. Zaten Önderlik hareketimizin kadrolarının kişiliğini, kimliğini Bêrîtan ve Kemal Pir kimliği kişiliği olarak ifade etti. Onların duruşunun PKK çizgisi olduğunu, onların duruşunun özgürlük çizgisi olduğunu ortaya koydu. Bu çok çok önemlidir. Çünkü kadın özgürlük çizgisi hareketimizin ayırt edici özelliğidir. En temel özelliğidir. En temel ayırt edici özelliğidir. Bu yönüyle bütün diğer boyutlarını, çizgimizin her boyutunu anlamlandıran, değerli kılan kadın özgürlük çizgisidir. Bu konuda da Bêrîtan arkadaş öncülük yapmıştır. Öncülük yapmıştır. Kadın özgürlük çizgisine çok büyük katkıları olmuştur. Kadın özgürlük duruşu nasıl olur? Bir kadın duruşu nasıl olur? Bunu yaşamının her anında göstermiştir. Onu da minnetle ve saygıyla anıyorum.

ÖNDER APO’YA YÖNELİK KOMPLOYU ABD GERÇEKLEŞTİRDİ

29. yıl dönümünde bu komploya katılan bütün ülkeleri, kişileri şiddetle kınıyorum. Bu komployla insanlığa karşı suç işlemişlerdir. Hem de büyük suç işlemişlerdir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu komplo neden gerçekleşti? Neden Önder Apo hedeflendi? Bu sadece Türk devletinin hedeflemesi değildi. Nitekim 15 Şubat'ta Önder Apo Türkiye'ye teslim edildikten sonra Bülent Ecevit niye bize teslim ettiler anlayamadım demişti. Bu açıdan Uluslararası Komplo’yu esas olarak yapan ABD ve İsrail'dir. Onlar yaptılar. Onlar bu komployu gerçekleştirdiler. Tabii ki Avrupa da ortak oldu. Ama esas olarak ABD, Önder Apo'nun öncülüğünde yürüyen özgürlük mücadelemizi kendilerinin Ortadoğu çıkarları için tehlikeli gördüler. Ortadoğu çıkarları konusunda mücadelemizin bu çıkarlara ket vurduğunu düşündüler komployu böyle gerçekleştirdiler. Bu bakımdan bu gerçeğin bilinmesi gerekiyor.

Türk devleti zaman zaman ABD'yi PKK’yi destekliyor, şu destekliyor. Bu kadar insanları gerçekten hafızasız ya da aptal sanıyorlar. Önder Apo'ya yönelik komployu, hareketimize yönelik komployu ABD gerçekleştirdi. ABD öncülüğünde gerçekleşen bir komplo oldu. İsrail de bunun içindeydi. Avrupa da bunun içindeydi. Rusya'yı da bunun içine kattılar. Yunanistan'ı kullandılar bu konuda. Ve Önder Apo'ya yönelik bir komplo başlattılar. 15 Şubat'ta da sonuçlandırdılar. Önder Apo, Ortadoğu'da yeni bir düzen yaratmak istiyordu. Ortadoğu, halkların birbirine karşı kışkırtıldığı, birbirlerine düşman yapıldığı, etnik savaşların, mezhep savaşların körüklendiği bir coğrafyaydı. Önder Apo bu Ortadoğu'yu değiştirmek istiyordu. Ortadoğu'da halkların kardeşliğine dayalı bir çözüm politikası yürütüyordu. Kürt sorununun çözümsüzlüğünün, bütün Ortadoğu halklarına zarar verdiğini söylüyordu. Kürt sorununun çözümü temelinde, demokratik çözümü temelinde, Ortadoğu'da halkların kardeşliğine dayalı bir yeni düzen yaratmak istiyordu.

Bu düzen ABD'nin işbirlikçilere dayalı düzenini sarsacaktı. Çünkü hareketimizin yürüttüğü politika, demokratik temelde Kürt sorununun çözümü, ABD'nin dış güçlerin dayandığı işbirlikçi zemini zayıflatacaktı. 1924'te Lozan Antlaşması ile birlikte Kürdistan dört parçaya bölündü. Eskiden iki parçaydı. Musul ile birlikte dört parçaya bölündü. Bu öyle bir düzendi ki, Kürtler üzerinden Ortadoğu'da çıkar çatışması yaratmak, bütün ülkeleri kendilerine bağlamak istiyorlardı. Kürt korkusuyla Türkiye kendisini dış güçlere bağlıyordu. Irak kendisini şu bu güce bağlıyordu. Suriye Kürt korkusu nedeniyle, İran Kürt korkusu nedeniyle gerçekten de işbirlikçilik gelişiyordu. Kürt sorununun çözümsüzlüğü bir nevi Ortadoğu halklarının ayak bağı olmuştu. Önder Apo bunu çözmek istiyordu. Kürt halkının özgürlüğü temelinde, demokrasi temelinde çözmek istiyordu.

KOMPLOYA KARŞI HALK VE HAREKET ÖNDERLİĞE SAHİP ÇIKTI

Önder Apo Kürt halkının özgürlük mücadelesini verirken, bölge halklarına yönelik bir düşmanlık çerçevesinde mücadele vermiyordu. Aksine Türkiye dahil, Suriye, Irak, İran dahil tüm bölge halklarının böyle bir ayak bağından kurtulmasını hedefliyordu. İşte bu nedenle Önder Apo hareketimiz hedeflendi. Çünkü gerçekten de mücadelemizin gelişmesi vardı, daha da gelişiyordu. Geliştirdiği takdirde Ortadoğu'da yeni bir düzen ortaya çıkacaktı. İşbirlikçi ayaklar zayıflayacaktı. Bu da uluslararası güçlerin bölgedeki hâkimiyetini sarsacaktı. Bu nedenle komplo gerçekleşti. Bir kere bunu bilmek lazım. Tabii bu komploya karşı biz halkımızla birlikte büyük bir mücadeleyi yürüttük. Komplonun amacı, Önderliğimizin esaretiyle hareketimizi tasfiye etmekti. Halkı Önderlikten koparmak, hareketi Önderlikten koparmak, mücadeleyi tasfiye etmekti.

Ama biz de Önderliğimizi sahiplendik, halkımız da sahiplendi. Önderliğimizin özgürlüğü temelinde mücadeleyi yürüttük. Önderliğimizin perspektifleri temelinde bu mücadeleyi sürdürdük. Çünkü Önderliğimiz bu mücadelenin gelişmesini sağlayan, sağlatan bir önderlikti. Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını geliştiren bir önderlikti. Bunu halkımız da çok iyi biliyordu. Bizler de tabii Önderliğimizi çok iyi tanıdığımızdan uluslararası komplonun Önderliği esaret altına alarak hareketimizi etkisizleştirme, Kürt halkının özgürlük mücadelesini sınırlandırma politikasını doğru bir politikayla Önderliğimizi sahiplenerek, komployu doğru çözümleyerek mücadele ettik ve bugünlere getirdik. Bu komploya şimdi nasıl yaklaşmalı? Bu komplo tabii amaçları açısından önemli oranda boşa çıkarıldı. Ama önderliğimiz hâlâ esaret altında.

Evet komplonun hedeflediği amaçlar gerçekleşmedi. Bu konuda kesinlikle bir başarısızlık vardır. Komployu başarısız kıldık ama tabii ki Önder Apo hâlâ esaret altında olduğu için tabii ki komploya karşı mücadele bugün de Önder Apo'nun özgürlüğü için mücadele olmalı. Önder Apo'nun özgürlüğü sağlandığında komplo tam boşa çıkarılacaktır. Komplo tümden boşa çıkarılacaktır. Bugüne kadar bunun mücadelesini yürüttük. Bundan sonra da bu mücadeleyi yürüteceğiz. Komploya karşı mücadele Çnderliğin özgürlüğünü sağlamak mücadelesi olmalıdır. Kürt halkı da dostlarımız da Önderliğin özgürlüğüne kilitlenmelidir. Önderliğin özgürlüğü için çalışmalıdır. Öte yandan komplonun bilinci çok önemlidir. Bu komployu bilince çıkarmak Kürt sorunu nedir? Kürt gerçeği nedir? Doğru mücadele nedir? Bunu ortaya çıkarır. Komplonun bilinciyle çok önemli sonuçlara ulaşırız. Mücadelemiz açısından çok önemli değerlendirmelere ulaşırız.

KOMPLOCU ZİHNİYET DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜ ÇIKARLARI İÇİN TEHLİKELİ GÖRÜYOR

Bu temelde de komployu gerçekten hem geriletir hem de mücadele geliştirebiliriz. Bu açıdan komployu bilince çıkarmak çok çok önemli. Kürtlere yönelik Uluslararası Komplo’yu bilince çıkarmadan Kürt halkı doğru özgürlük mücadelesi veremez. Bu bakımdan biz her zaman bu komplonun bilince çıkarılması için çaba gösteriyoruz. Değerlendirme yapıyoruz. Önder Apo komplo konusunda sürekli değerlendirme yaparak hareketimizi ve halkımızı da aydınlatmıştır. Bu komplonun ne olduğunu, komplocu amaçlarının ne olduğunu biliyoruz. Bugün de aslında komplocu yaklaşım devam ediyor. Özellikle Önder Apo'nun yeni paradigmasıyla birlikte, hareketimizin mücadelesi ve yeni paradigma ile birlikte 1998'de boşa çıkarılan komplo şimdi tekrardan Önderliğimizi etkisizleştirme, hareketimizi tasfiye etmek için hâlâ gündemdedir.

Komplocu zihniyet hâlâ devam ediyor. Çünkü komplocu zihniyet Önder Apo öncülüğünde Kürt halkının demokratik çözümünü ve demokratik Ortadoğu'yu kendi çıkarları için tehlikeli görüyor. Bunu sadece Kürt halkı değil, bütün Ortadoğu halkları görmelidir. Ortadoğu halkları, Uluslararası güçlerin, çeşitli güçlerin bize karşı saldırılarının ne anlama geldiğini iyi görmeli. Bu sadece bize karşı saldırı değildir, Kürt halkına karşı saldırı değildir, bütün Ortadoğu halklarına saldırıdır, bütün Ortadoğu'daki özgürlük ve demokrasi güçlerine saldırıdır. Bu yönüyle Uluslararası Komplo’ya karşı mücadele ederken sadece Kürt halkı değil, bütün bölge halkları da bu komplonun ne olduğunu, bize karşı yürütülen komplonun ne anlama geldiğini görmeli. Komploya karşı mücadelede kendi rollerini de görmelidir, oynamalıdırlar. Çünkü hareketimize yönelik komplo, bütün Ortadoğu'ya yönelik komplodur.

Uluslararası Komployla Halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında bir halk tarihten silinmek istendi. Ancak bugün Barış ve Demokratik Toplum sürecini yaşıyoruz. Tehlikenin en üst düzeyinden böyle bir konuma nasıl ulaşıldı?

Evet, çok doğru, hareketimiz ortadan kaldırılmak isteniyordu. Önderlik tasfiye edilmek isteniyordu. Ortadoğu'da Kürtlerin en büyük iradesi, en büyük gücü ortadan kaldırılmak isteniyordu. Ama 28 yıllık mücadeleyle, Önderliğin öncülük ettiği mücadeleyle sadece Önderliğin kendisi büyümedi. Önderlik şu anda büyük önderliktir. İnsanlığın önderliğidir. İnsanlığın kurtuluş çağrısını ortaya koyan önderliktir. Hareketimiz de büyümüştür. Hareketimiz çok etkili hale gelmiştir. Kürdistan'ın dört parçasında etkili hale gelmiş. Ortadoğu'da çok etkili bir güç olmuştur. Bütün saldırılara rağmen bu gücünü korumuştur. Yine Kürt varlığı bu 28 yılda etkisini daha fazla göstermiştir. Kürt varlığının bugün geldiği düzey, komploya karşı mücadelenin ne düzeyde güçlü yürütüldüğünü, büyük yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.

İşte şimdi, bugün Barış ve Demokratik Toplum süreci yürütülüyor. Önder Apo bunun öncülüğünü yapıyor. Kuşkusuz içinde tehlikeler var. Hâlâ tehlike bitmiş değildir. Ama şunu belirtmek gerekiyor, Kürtlerin varlığı, gücü, etkisi, tehlikelere karşı mücadele etme gücü büyümüştür. Tehlikeleri örgütlü gücüyle, Kürdistan'ın dört parçasını ve dünyada Kürtlerin örgütlü gücüyle, geldiği bilinç düzeyle etkili mücadele edildiğinde her türlü tehlike boşa çıkarılabilir. Gerçekten de şu anda Önderlik hep diyor; 60 milyonluk bir Kürt var. Güçlü bir Kürt gücü var. Artık herkesin dikkate alması gerektiği bir Kürt gücü var. Uluslararası Komplo hareketimizi tasfiye edecekti, Önderliğimizi tasfiye edecekti. Böylelikle hareketimiz şahsında, Önderliğimiz şahsında Kürdün iradesi kırılacaktı. Şu anda 60 milyonluk Kürdün Ortadoğu'da etkin olmasından söz ediyorsak, bunu sağlatan Önder Apo ve öncülük ettiği Kürt Özgürlük Hareketidir. Bunu vicdanlı, namuslu herkes böyle değerlendirebilir.

Kürdistan'ın dört parçasında bugün Kürtler canlıysa, dinamikse bunda özgürlük hareketimizin varlığının ve yürüttüğü mücadelenin belirleyici rolü vardır. Bunu görmek lazım. Herkesin bunu görmesi lazım. Bu gerçek görülmeden hiç kimse doğru Kürt politikası yürütemez. Doğru Kürt stratejisi yürütemez. Etkili mücadele veremez. Bunun gerçekten de görülmesi lazım. Bu yönüyle tehlikeler devam etmektedir. Çünkü Ortadoğu'da hâlâ Kürt soykırımına dayalı, Kürtleri tasfiyeye dayalı egemenlik anlayışları bırakılmamıştır. Bu yönlü zihniyet değişikliği tam olmamıştır. Evet, Kürt varlığı canlı biçimde ortaya çıkmış, kendini kabul ettirmiştir. Ama hâlâ Kürtler üzerinde egemenlik yürüten güçler, hâlâ bölgedeki gerici güçler Kürt varlığına yönelik saldırı içindedirler. Kürt varlığını etkisizleştirmek için hâlâ çaba gösteriyorlar. Bu yönlü bir durum var. Bunu tespit etmek lazım. Ama öyle bir Kürt gücü ortaya çıktı ki, Kürt varlığı ortaya çıktı ki, onlarca yıllık mücadele sonucu bu Kürt varlığı, Kürt gücü doğru politika yürütüldüğünde, örgütlü mücadele yürütüldüğünde, bu gerçeklik örgütlü hale getirildiğinde, kesinlikle Kürt halkı her yerde özgür ve demokratik yaşama kavuşacaktır.

10 Ağustos'ta Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çerçeve yasası çıktı. Kamuoyu süreçte bir hızlanma beklerken, daha öncenin tekrarı misali süreçte yine bir ağırdan alma yaşandı. Birçok kesim meclisin açılışına işaret ediyordu ve meclis de açıldı. Meclisin açılışıyla süreçte bir gelişme, hızlanma bekliyor musunuz? Öngörünüz nedir?

Gerçekten 10 Ağustos yasasından sonra gelişmeler olması gerekiyordu. Aslında bütün toplumun beklentisi oydu. 10 Ağustos yasasına kadar bir tartışma, müzakere, değerlendirmeydi. 10 Ağustos'tan sonra pratiğe geçilmesi gerekiyordu. Bunun önemli bir boyutu da meclisti. Fakat 10 Ağustos'tan bu yana iki ay geçmesine rağmen gerçekten çok fazla bir ilerleme olmadı. Biz üzerimize düşenleri yaptık, yapıyoruz. Gerçekten de dünyada bu tür sorunların yaşandığı yerlerde hiçbir hareketin, hiçbir gücün atmadığı adımları attık. Bunları kamuoyu biliyor. Attık ve bu yönlü adımları atmaya devam ediyoruz. Biz Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdığımızı söyledik. Bunun bütün gereklerini yerine getirdik. Şimdi Türkiye'de hiç kimse PKK, Kürt Özgürlük Hareketi bizim için tehdittir diyemez. Bu tür söylemleri ortadan kaldıran her türlü adım attık. Her türlü yaklaşımı gösterdik. Bu açıdan adımlar hep tek taraflı olmuştur.

Türk devleti ne adım attı? Zaman zaman Önderlikle yapılan bazı görüşmeler dışında atılan adım var mı? Evet, mecliste komisyon kuruldu. Bu rapor sundu. Yasa çıktı. Ama bunlar hepsi kâğıt üzerinde kaldı. Herhangi bir sonuç yok. Bu yönüyle gerçekten üzerimize düşeni yaptık. Türkiye açısından bizi şu tehlike bu tehlike diyecek her türlü adımlar attık. Artık o tür söylemlerde bulunamazlar. Adım atmamanın hiçbir gerekçesi kalmamıştır Türk devleti açısından. Ama olmuyor, hâlâ ayak sürüme var. Meclisim tabii ki özgürlük yasaları çıkarması gerekiyordu. Nasıl gelişecek? Nasıl bu sorun çözülecek? Şöyle olabilir mi? Eski yasalarla, eski hukukla, eski siyasi anlayışla gelişme olabilir mi? Eski hukuku, siyasi anlayışı aşan bir durum ortaya çıktı mı? Zaten eski yasalarla bu sorun ortaya çıkmıştı. Mevcut yasalar sorunu çözmediği için on yıllara dayalı çatışma ortamı ortaya çıkmıştı. Şimdi eski yasalar değişmeyecek, eski zihniyet değişmeyecek, anlayış değişmeyecek. Nasıl olacak? Nasıl bu sorun çözülecek?

Bu yönüyle özgürlük yasaları çıkması gerekiyor. Demokratik siyaset yapmanın yasaları çıkmış mı? Özgür demokratik siyaset yapmanın imkânları var mıdır hâlâ? Bunun imkânları ortaya konuldu mu? Kaldı ki hâlâ tutuklanıyorlar. Muhalefete yönelik tutuklamalar var, kayyumlar var. Muhalefet tümden silinmek isteniyor. Nasıl olacak? Demokratik siyasal mücadele yasalarının çıkması gerekmiyor mu? Hâlâ kayyumlar var. Bu bakımdan gerçekten meclisin de harekete geçmesi lazım. Meclis sadece iktidar mıdır? AKP, MHP midir? Diğer partiler de var. Kürt sorunu bütün Türkiye'nin sorunudur. Herhangi partinin sorunu değildir. Muhalefet şikâyet ediyor, yakınıyor. Kürt sorunu çözümü konusunda adım at, bu konuda mücadele et. Bu konuda bir şey yapmaları gerekmiyor mu? Muhalefet sadece iktidarı eleştirmekle olmaz. Sonra şöyle yaklaşıyor, sonra böyle yaklaşıyor. Evet yaklaşıyor olabilir. İktidar doğru yaklaşmıyorsa, o zaman muhalefet doğru yaklaşıyor. Demokratikleşme yasalarının çıkması için bastırır. Daha fazla sorumluluk üstlenir. Evet demokrasi, demokrasi dediler. Ama bunun somut ortaya konulması gerekiyor.

YASA ÇIKTIKTAN SONRA DEVLETİN ADIMLAR ATMASI GEREKİYORDU

Yasalar çıktığı zaman, Kürt sorunu demokratikleşme ile çözülür dediler. O zaman Kürt sorunu çözümü konusunda adım atsınlar. Tutum ortaya koysunlar. Başka türlü demokratikleşme olmaz. Şöyle olmaz, sadece AKP ne yapıyor, Kürt Özgürlük Hareketi ne yapıyor, bu yaklaşım da yanlış. Demokratik güçler, özgürlük güçleri, Kürt halkı, emekçiler, kadınlar, Türkiye'nin temel sorunu konusunda sorumlu değiller mi? Bu sorun çözülmediği için hepsi sıkıntı çekmiyor mu? Kadınların da, emekçilerin de, herkesin, demokratik siyaset yapanların da, sol güçlerin de hepsinin çektiği sıkıntı, Kürt sorunu çözümünden ileri gelmiyor mu? O zaman herkesin sorumluluk alması lazım. Herkesin bu mücadeleye katılması lazım. Demokratikleşme yasalarının, özgürlük yasalarının çıkması için mücadele etmesi lazım. Yok, sadece, iktidar, şöyledir, böyledir. Tamam, iktidarın yaptıklarını biz de sürekli eleştirdik.

Muhalefete yönelik politikalarını eleştirdik. Hem böyle büyük sorun çözülecek, hem de Türkiye toplumunun çoğunluğu kazanılmayacak. Olur mu böyle bir şey? Toplumsal desteğin sağlanması, bu sorunu çözmek isteyenlerin en temel görevidir. Bu yönüyle muhalefete yaklaşım, tabii ki toplumsal desteği daraltıyor, kuşkular yaratıyor, bunlar eleştirilebilir ama sorumluluk duymayacak mı? Muhalefet sorumluluk duyacak, demokrasi güçleri sorumluluk duyacak, sorumlu güçler sorumluluk duyacak, emekçiler sorumluluk duyacak. Bu yönüyle, tabii ki, yasa çıktı, yasadan sonra, tabii ki devletin adımlar atması gerekiyordu. Bizim attığımız adımlara, karşılık verilmesi gerekiyordu. Deniliyor ki silahlar bırakılıp gelinecek, nasıl gelmeyecek? Herhangi bir yasa yok, bu hukuk ortamına mı gelinecek, bu siyasi ortamına mı gidilecek? Bunun değiştirilmesi gerekmiyor mu? Bu konuda teşvik edici yaklaşımların, yasaların ortaya çıkması gerekmiyor mu? Ama bu konuda ketumluk var.

Sanki, iktidar da seçim hesapları yapıyor, evet muhalefet de diyor seçim hesabı ama, tersten bakıyorlar. Bilmem, Kürt Özgürlük Hareketi ile bilmem Önder Apo ile bilmem seçim, öyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. Bunu her seçim öncesi söylediler. Utanın artık. Her seçim öncesi söylediklerinizin yalan olduğu ortaya çıktı. O zaman deriz, bunu siz bir politika mı yapmışsınız? O zaman bu bir taktiktir. Öyle olur mu? Evet, iktidarın seçim şeyi olabilir. Onun için adım atmıyor olabilir. Evet, kuşku uyandırıcı bazı çevreler öyle diyor. Geciktiriyor. Zamanlamayı seçime getirmek istiyor diyenler var. Gerçekten bu konuyu, seçime endekslemek, doğru bir siyasi anlayış değildir. Türkiye'yi yönetmek isteyen partiler, Türkiye'yi seven partiler böyle bir şey yapabilir mi? Bu, devlete zarar verir. Devlet bundan zarar görmez mi? Bu çözümsüzlük, bu zamanla adım atmama, sonuçta ne ortaya çıkarır bilinmez.

HAREKET OLARAK ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPTIK

Ortadoğu’nun nasıl bir dünya olduğunu herkes biliyor. Ortadoğu'da neyin ne zaman gelişeceği bilinmez. Türk devleti böyle bir oyun oynayabilir mi? Eğer Türk devleti veyahut da iktidar böyle bir oyun oynuyorsa, bu işi bilmem seçim oyunu, taktik oyunu, oyalama yapıyorsa, gerçekten demek ki, yüzyıldan hiçbir ders çıkarılmamış. Aynı yöntemlerle sürdürmek istiyor. Gerçekten bu konuda yanlış yaklaşımlar var. Zaten evet bir süreç var, önderlik gelir etmek istiyor. Biz de bu konuda üzerimize düşen sorunları yapıyoruz ama vallahi devlet bu konuda gerekenleri yapmıyor. Bırak Bakûr'da, Türkiye'de, Kürdistan'ın diğer parçalarına yaklaşımı da doğru değil. O konularda da hâlâ o Kürt fobisiyle yaklaşıyor. Kürtleri kardeş halk, Kürtlerle ilişkiyi, kendisini güçlendirecek bir ilişki görme yerine hâlâ Kürtlerin şuradaki hakları, buradaki hakları nasıl sınırlarız, Kürtler nasıl hak elde etmez gibi yaklaşımlar görülüyor, yansıyor. Bunların da tabii bırakılması lazım.

Bu yasalar çıktı, bu kadar beklenti var. Ama ciddi bir adım yok. Meclis ne yapıyor, hangi adımları atacak? Evet, meclisin adımları atması gerekiyor. Meclis komisyonu rapor hazırlamıştı. O raporda birçok adım atılmasını isteyen bir yaklaşım vardı, bir değerlendirme vardı. Ama geçmişte de birçok rapor hazırlandı, sonuçsuz kalmıştı. Şimdi o rapor da öyle rafta mı kalacak? Bu yönüyle gerçekten de Türk devletinin bütün kamuoyuna bu konuda ciddi olduğunu gösteren bir yaklaşım içinde olması gerekiyor. Geçen gün Cumhurbaşkanı diyor, adımlar atılırsa biz de atarız. Adımlar atmışız biz. Bizim attığımız adımlar, Türk devleti ile çatışma yaratacak, sorun yaratacak bütün şeyleri ortadan kaldırmışız. Bu yönüyle adım atmayı teşvik edecek, adımları atmayı sağlayacak adımları atmışız. Bu bakımdan gerçekten daha ciddi bir yaklaşım gerekiyor.

Meclis çatısı altında oluşan kurul geçtiğimiz günlerde toplandı. Bu toplantıda bazı çalışma planlamalarının yapıldığı belirtiliyor. Siz bu toplantıyla sonuçlarını nasıl gördünüz?

Evet, bir toplantı yaptılar. Hatta daha sonra yine toplantı oldu. İşte kurullar çalışacak denildi. Nerede? Hani kurulların çalışması. Hangi kurul çalışmış? Biz hâlâ herhangi bir kurulun çalıştığını görmedik. Herhangi bir kurulun bir pratik yaptığını, süreci geliştirme açısından çalıştığını görmedik. Meclis izleme şeyi nerede? Hâlâ yok. En önemlisi ise Barış ve Siyasallaşma Kuruluydu. Önderliğin koordinatörlüğünü yapacağı Barış ve Siyasallaşma Kuruluydu. Bu kurul niye çalışmıyor? Şimdi Önderliğin durumunda hangi değişiklik var? Bazı görüşmeler yapılması dışında hangi değişiklik var? Kaldı ki daha önceki görüşmelerde söz verildi. Önderlik kurul oluşturacak, şu çalışma yapılacak, şunlarla görüşecek, yanlarına şunlar gidecek. Şimdi bir sorun var, çözülecek. Kim çözecek bunu? Önder Apo'ya da diyorsunuz, örgütün lideri.

Örgütün lideri diyorsunuz. Önder Apo bu işin sorumlusu, inisiyatif almış. Ama rol bekleniyor, Önderliğe imkân tanınmıyor. Önderlik eskiden bunu şöyle değerlendiriyordu 2012-2013 dönemde, diyor boş bir havuz var, bana yüzün diyorlar.  Şimdi Önderliğin rol alması gerekiyor. Önderlik rol almadan kim ne yapacak? Bu hareketi tanımaları lazım. Önderlik rol almadan bu hareket hiçbir adım atamaz. Önderlik özgür olmayacak, özgür çalışmayacak, Barış ve Siyasallaşma Kurulu'nun koordinatörü olarak çalışmayacak, basınla, aydınlarla, çeşitli siyasi çevrelerle görüşmeyecek ama bizden şu beklenecek, bu beklenecek. Böyle olmaz. Önderliğe yaklaşmanın doğru olması gerekiyor. Bu sürecin gerçekten ilerlemesi, bu sürecin sonuca götürülmesi isteniyorsa, Önderliğin rol alması gerekiyor. Önderliğin sesini, basının duyması, kamuoyunun duyması gerekiyor. Herkes her gün Önderlik adına birileri bir şeyler söylüyor.

Önderliğin Türkiye halkına seslenmesi gerekiyor. Türkiye'deki siyasi güçlere seslenmesi gerekiyor. Halka seslenmesi, basına seslenmesi gerekiyor. Dünyaya seslenmesi gerekiyor. Niye bu adımları attı, niye bu inisiyatifi alarak bu mücadeleyi sürdürüyor, bu süreci sürdürüyor? Bunları ortaya koyması gerekiyor. Evet, bizim Önderliğimizdir. Ama Önderliğimizle görüşmeler sınırlıdır. Bu bakımdan, bu durumun değişmesi lazım. Yasa çıktı, yasa da diyordu şu kurullar olacak. En son toplandılar işte, bu kurullar oluşturuldu. Hani, nerede, ne çalışması yapıyorlar? Hangi çalışma içinde? Bu kadar gizli kapaklı da bu iş olmaz. Evet, bazı şeyler diyelim kamuoyuna yansımayabilir. Ama işlerin açık olması lazım. Açık çalışması lazım kurulların. Ne yapıyor, ne ettiğini kamuoyuna sunması lazım. Önder Apo da kendi kurulunun çalışmasını sunması lazım. Meclis izleme komisyonu çalışmasını sunması lazım. Bu yönüyle biraz açık olmak lazım, şeffaf olmak lazım. Yoksa kamuoyu desteği nasıl alınacak?

Toplum nasıl destek verecek? Ya da biz nasıl inanacağız? Gizli kapaklı işler olacak, öyle olur mu? Biz de gelişmelerin açık olmasını istiyoruz. İlerlemenin açık olmasını istiyoruz. Bazı tartışmalar oluyor, kamuoyuna çok yansımıyor belki. Olabilir ama bu sınırlı olur. Ama esas, diyelim, sürecin kamuoyu tarafından takip edilmesi, bilinmesi gerekiyor. Önder Apo'nun, durumunun değişmesi gerekiyor. Kesin. Bu yönüyle Önder Apo'nun durumu değişmeyecek. Önder Apo özgür çalışır olmayacak. Devasa bir sorun, Kürt sorunu, yüzyıllık bir sorun. Bu sorunun tarafı Önder Apo'dur. Kürt halkı ve biz baş müzakerecimiz dedik. O zaman baş müzakerecinin çalışma koşullarının değişmesi gerekir. Hızla değişmesi gerekir. Bu yönüyle yaklaşımlar yanlıştır. Bir daha vurgulayalım. Biz yapacağımızı yaptık. Bizim yaptıklarımızın anlamının, değerinin bilinmesi lazım. Gerçekten bizim yaptıklarımızı attığımız adımın anlamı, değeri bilinmezse o zaman biz ne diyeceğiz, biz ne yapacağız? Nasıl yaklaşacağız? Yaptıklarımızın değeri bilinmiyorsa, bunu nasıl değerlendireceğiz? Ben bu kadarını söylüyorum.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Londra'da gerçekleştirilen Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı'na bir mesaj gönderdi. Bu mesajda dikkat çeken değerlendirme, Cumhuriyet demokratikleşmezse, demokratik entegrasyonu da gerçekleşmez değerlendirmesi oldu. Bunu nasıl anlamalıyız?

Şimdi, demokratik entegrasyon diyoruz. Evet, entegrasyon, bütünleşme. Ama nasıl? İki şeyin bütünleşmesi. Kürt halkının devletle, Türk halkı ile bütünleşmesi. Hangi temelde? Demokratik temelde. Demokratik temelde olacak. Demokratik temel de nedir? Kürt halkının temel, demokratik haklarının kabul edilmesi temelinde olacak. Demokratik entegrasyon diyoruz. Evet, bir yönüyle entegrasyon, diğeri yönüyle de demokratik. Demokratik olmazsa entegrasyon olmaz. Bu yönüyle, bir kere yerel demokrasinin olması şarttır. Kürtlerin, dili, kültürü, kimliği, üzerindeki, önündeki bütün engellerin kaldırılması gerekir. Demokratik entegrasyon, işte, Cumhuriyet’in demokratikleşmesidir. Öyle bazılarının dediği gibi, demokratik entegrasyon, bilmem Kürtlerin hiçbir hakkını, talebini, hukukunu kabul etmeden gerçekleşir, öyle bir şey yok. Biz bunu sadece Kürtler için istemiyoruz. Önder Apo sadece Kürtler için de istemiyor. Sadece kendimiz için demokrasi isteyemeyiz. Demokrasi böyle bir şey değil ki. Demokratikleşme istemek, herkes için istemektir.

Bunu Önderlik açıkçası ortaya koymuştur. Aleviler için istemektir. Kadınlar için istemektir. Emekçiler için istemektir. Ekoloji için istemektir. Bu açıktır. Şöyle sanki entegrasyonu sadece, Kürtlerle bilmem, devletin bir anlaşması, öyle bir şey yok. Bütün, topluluklar bundan yararlanacak. Bütün topluluklar için demokratik entegrasyon gerekiyor. Evet. Aleviler için de gerekiyor. Alevilerin inanç özgürlüğünü, demokratik haklarını kabul edilmesi gerekiyor. Demokratik entegrasyon budur. Öyle merkeziyetçi, bilmem her şeye hâkim, öyle bir şey yok, öyle bir entegrasyon yok. Entegrasyon öyle gidip, şimdiye kadar Türk devletinin uyguladığı politikaları kabul etmek değildir. Kim böyle anlıyorsa yanlış anlıyor. Biz böyle bir hareket değiliz. Önderliğin de demokratik entegrasyon derken kastettiği o değildir. Herkes bunu bilecek. Sadece Kürtler için değil. Emekçiler için, kadınlar için, Aleviler için, bütün ezilen etnik ve dinsel topluluklar için bir entegrasyon istiyor. Hepsi bu demokratikleşmenin içinde olacak.

Demokratikleşme öyle kişilere ya da bir gruba bağlı bir olay mıdır? Demokratikleşme böyle mi anlaşılıyor? Ya da demokratikleşme, demokrasi sıradan bir kavram mıdır? Bizim anladığımız demokrasi ve demokratikleşme bütün topluluklar için geçerlidir. Evet, Cumhuriyetin demokratikleşmesidir, demokratik Türkiye'dir. Bu kesinlikle böyle anlaşılmalıdır. Bunun dışındaki anlaşmaların hepsi safsatadır. Bunu herkes bilecek. Öyle demagoji yapmaya gerek yok. Evet, bu savaşsız bir çözüm. Evet, savaşsız çözüm, Türkiye için de gereklidir, bizim için de gereklidir. Doğru çözüm böyledir, savaşsız çözümdür. Bir ayrı ulus devlet kurma çözümü değildir. Biz bundan vazgeçtik. Ama demokratik entegrasyon devletten vazgeçmedir ama Kürtlerin temel demokratik haklarından vazgeçme falan değildir. Kimse öyle anlamamalı. Ya da entegrasyon birisi gidecek, şurada memur olacak, işte devletin bir görevlisi olacak, demokrasi öyle değildir, entegrasyon öyle değildir. Entegrasyon toplumla yapılan bir sözleşmedir. Toplumla yapılan bir uzlaşmadır. Toplumun temel haklarını tanımadır. En temeli yerel demokrasiyi tanımadır. Bu Türkiye açısından da böyledir. Rojava açısından da diyelim Kürdistan’ın diğer bütün parçaları açısından da böyledir.

Demokratik entegrasyon işte gidecek birileri konuşacak birisi bir yerde bir sorumluluk alacak, bir memur olacak ya da diyelim hükümet yetkisi alacak, bu demokratik entegrasyon değildir. Toplumun hakları demokratik temelleri tanımıyor mu? Yerel demokrasi var mı? Entegrasyon odur. Bu bakımda entegrasyon her yerde Kürdistan'ın her parçasında doğru anlaşılması gerekiyor. Bunun dışındaki uygulamalar, yaklaşımlar entegrasyon falan değildir. O ne olabilir? O tamamen eski politikaların uygulanması olabilir. Kürtler üzerindeki egemenlik politikaların devamı olabilir. Rojava'da anadilde eğitim bilmem 3 saat olacakmış öyle bir şey olabilir mi? Olamaz. Kürt halkı kabul etmiyor, biz o tutumu tam destekliyoruz. O tutumun sürdürülmesi gerekiyor. O tutumdan taviz verilmemesi gerekiyor. O tutumdan taviz veren herkes sorumluluk altına girer. Tarihsel sorumluluk altına girer. 10 yıldan fazla eğitim görmüş yok şimdi sen Kürtçeyi bırakacaksın Arapçaya döneceksin. Böyle bir şey olabilir mi? Demokratik entegrasyonun genelde gerçekten doğru anlaşılması gerekiyor.

Kürtlere karşı savaşın Türkiye'de birçok şey çürüttüğünü birçok kez değerlendirdiniz. Bugünlerde ekonomi alanında özellikle AKP iktidarının da içinde yer aldığı bir çürüme ifşa oldu. Halkın paralarının iktidara yakın çevreler tarafından çalındığı günbegün açığa çıkıyor. Bu çürüme tartışılıyor. Bu tartışma da elbette önemli. Ancak bizzat kendisinin parası çalınan toplumdaki refleksizlik, bu donukluk nasıl anlaşılmalı?

Kapitalist düzen zaten toplumdan çalma demektir. Toplumun emeğini çalma demektir. Toplumun değerlerini çalmak demektir. Kapitalist düzenden başka bir şey beklenemez. Bir de kapitalist düzen bazı yönüyle gerçekten kirlidir. Sıkıştığı zaman, zorlandığı zaman toplumun değerlerini hemen gasp ederler. Çeşitli araçlarla, yöntemlerle. Hatırlanırsa, Özal dönemindeydi, bir dönem bankerler çıktı. Bankerler halkın parasını topladı, sonra bu bankerlerin hepsi iflas etti. Peki paralar nereye gitti? Burjuvaziye kaydırıldı ya da devletin savaş harcamalarına kaydırıldı. Halkın birikimine el konuldu. Bu kapitalizm böyle, bu devletler böyle. Zorlandıkları zaman, sıkıştıkları zaman halkın birikimine nasıl el koyarlar, onun yolunu, yöntemini bulurlar, çalarlar. Kapitalizm bir hırsızlık düzenidir. Devletler de bir hırsızlık düzenidir. Ne oldu şimdi? Halkın paraları gitmiş. Diyelim 50 milyar dolar diyorlar. Peki nereye gitmiş? Uçmadı ya. Nereye gitti? Ya zenginlerin cebine gitti ya da devletin bazı kurumları ne yaptılar? O paraları aldılar, harcadılar. Şuraya, buraya harcadılar artık. Neye harcadılarsa.

Bu devlet herkesin nefesini hissediyor, kontrol etmeye çalışıyor. Bu kadar devasa bir hortumculuğun, halkın değerlerine el koymayı görmeyecek durumda mıdır? Bilgi almıyor mu? O borsadan şuradan neler dönüyor bilgi almıyor mu? Evet, bu yönüyle bu düzen böyledir. Bir de şu var, daha çok şey var açığa çıkar. Savaş zamanında üstünü örtüyorlardı. Vatan millet Sakarya diyorlardı. Savaş diyorlardı, bölücülük diyorlardı. Kimse bir şey diyemiyordu. Her şey onun altında yapılıyordu. Evet, şimdi biraz savaş durdu. Artık vatan millet Sakarya diyerek, beka diyerek, her şeyin üstünü örtemiyorlar. Biraz da herhalde bu şeyler böyle ortaya çıkıyor. Halkın sahiplenmesi lazım. Halkın şunu görmesi lazım. Bu vurgundur. Kapitalizmin vurgunudur. Kapitalistlerin vurgunudur. Her sıkıştıklarında sermayeye ihtiyaç duyduklarında paraya ihtiyaç duyduklarında halkın birikimine göz koyarlar. Ya yastık altındaki altınlar nedir? Bilezikler nedir? Bunları çıkarın. Onları bir biçimde şey etmeye çalışırlar. Sisteme sermaye aktarıyorlar. Bu da herhalde büyük ihtimalle sisteme sermaye aktarmanın bir yoluydu.

Kamuoyunun bir gündemi de Amerika'nın Başûr'dan çekilmesi oldu. Tabii ciddi kaygılar var ve bu bir noktaya kadar da anlaşılır bir durum. Peki sadece kaygı duymak Başûr'un kazanımları korumaya yeter mi? Aşmak için neler yapılmalı?

Ya bir de şu deniliyor. Amerika şuradan çekildi, Amerika buradan çekildi, şuradan çekiliyor. Dünya değişti, savaş yöntemi, savaş tarzı değişti. Artık Amerika, şurada asker bulundurma masraflıdır. Öte yandan teknik o kadar gelişti ki artık yerdekilerle savaşmıyor. Bazı teknik elemanlarla 50 kişiyle 100 kişi neyse onları bir yerde koordine ediyor, onlarla savaş yürütüyor. Bu bir geri çekilme değil. Şöyle düşünülebilir mi? Savaşın siyasetin aklına uyar mı? İran'la bu kadar sert savaş yürütecek. Şu anda ABD'nin temel sorunu İran olacak ama İran'ın yanı başındaki üslerini kaldıracak. Bu sadece bilmem İran'ın attığı şu füzeyle ilgili değil. Savaş tarzı yöntemi değişti. Artık savaş çok teknik hale geldi. Bilmem yapay zekâ kullanılıyor, bilmem şu bu yöntem kullanılıyor. Burada geri çekildi şeyi biraz doğru değerlendirme değil.

Şimdi tartışılıyor işte Başûr'un durumu ne olacak? Böyle tehlikeye girer mi? Öyle Başûr'un yine ilişkileri, eski ilişkileri, şu ilişkileri, bu ilişkileri devam ediyor zaten. Fakat şu var. Başûr'daki iktidar güçsüzdür. Demokratik olmayan iktidarlar güçsüzdür. Halktan desteği alamıyorlar. Birlik yaratamıyorlar. Niye birlik olmuyor? Birlik olmayınca tabii ki Başûr hükümeti güçsüzdür. Merkezi olursa, illa da benim dediğim olacak, merkezi olacak, her bölge bana boyun eğecek, her şeyi ben tek merkezden kararlaştıracağım, böyle bir dünya yok. Bu dünya geçti artık. Başûr'u güçlendirecek yerel demokrasiye dayalı demokratik birlik hükümetidir. Artık 19. 20. yüzyılın ulus devlet anlayışları geride kaldı. O güçlendirmiyor. Evet, Başûr şu anda güçsüzdür. Çünkü topluma dayanmıyor. Diyelim bütünlük, birlik yok.

Niye yok? Merkeziyetçi anlayışı var. Yerel demokrasi tanınmıyor. Tam hâkim olunmak isteniyor. Bu da tabii ki birliği yaratmıyor. Birliği demokrasi anlayışı yaratır. Birliği yerel demokrasi yaratır ve böylelikle Başûr güç olur. Başûr ne olacak? Başûr'un durumu ne olacak? Başûr'un durumu böyle olursa kendini güvenceye alır. Böyle bir Başûr olsun, demokratik birlik olsun, yerel demokrasi olsun, böyle bir iktidarı, böyle bir şey biz de destekleriz. Bütün Kürtler de destekler, Başûr'a kimse dokunamaz. Ama şu anda öyle değil ki. Şu anda zayıf. Birlik yok, demokratik anlayış yok. Merkeziyetçi anlayış var. 19-20. yüzyılın ulus devlet anlayışı, o eski zamanda kalma anlayış devam ediyor. Onunla Kürtler güçsüz kalıyor, Başûr güçsüz kalıyor. Başûr'u güçlendirmenin yolu yerel demokrasiye dayalı demokratik birlik hükümettir. Artık demokrasi yerel demokrasi olmadan düşünülemez. Başûr'da birliği de bu sağlar. Bu bakımdan o tartışmalar, kaygılar var, onların çözüm yolu belirttiğimiz bu modeldir.

İran rejiminin idamlarına karşı birçok çevrenin katılımıyla bir kampanya başladı. Bu kampanyanın önemi nedir ve nasıl bir etkide bulunur?

İran rejiminin bu idam politikası gerçekten insanlık dışı. Hiçbir mantığı yok. Yüzyıllar öncesinin, yüzyıl öncesinin anlayışına dayanıyor. Bu kadar gerilik olur mu? Bu İran'ı güçlendiriyor mu? Öyle bir şey yok. Şu anda halk İran'a öfkelidir. Bu kadar idam yapan hükümet güçsüzdür. Toplumsal desteği zayıftır. Her gün idam yaparak sen halkı tehdit ediyorsun, korkutuyorsun, idamla halkı korkutuyorsun, ondan sonra bu halk sana destek verecek. Yok, bu zorla bir iktidarı ayakta tutmak, zorla bir rejimi ayakta tutmak kendini kandırmaktır. Ömrü kısaltmaktır. Bu bakımdan İran politikası yanlıştır. Tabii ki halk buna tutum koymalı. Demokrasi güçleri buna tutum koymalı. Sadece Rojhilat'taki Kürt halkı değil, bütün Kürdistan parçalarındaki halk bu idam politikasına karşı çıkmalı. Dünyadaki demokrasi güçleri karşı çıkmalı. Bu idam politikasına karşı tutum almalı. Bilmem, İran ile ABD çelişkisi var diye sorguluyor, bazı demokrasi güçleri İran'daki bu rejimi destekliyor.

Bu rejim böyle desteklenmez. İdam yapan bir rejim böyle desteklenmez. Geçen Aralık ayında binlerce idam oldu. 30.000'den bahsediliyor. Haydi abartı olsun 20.000 denilsin. İdam edildi, sokaklarda katledildi insanlar. Buna karşı tutum alınmalı, biz bu idamlara yönelik tepkileri destekliyoruz. İran bundan vazgeçmelidir. Bu idamların İran'a faydası yok. Faydası olduğunu sanıyorsa kendisini kandırıyor. Böyle yaparak ben işte muhalefeti susturuyorum, eziyorum, halkı tepkisiz kılıyorum diyorsa kendini kandırıyor. Eskiden belki bu tür yöntemler etkili olmuş olabilir ama şimdi artık bu yöntemler etkili değildir. Özellikle siyasi olarak etkili değildir. Siyasi idamların hiçbir rejime, hiçbir hükümete, iktidara etkisi yoktur. Bu bakımdan biz hem bunu kınıyoruz hem de idamlara karşı bu tepkileri doğru buluyoruz, destekliyoruz. İdamlar konusunda bunu belirtebilirim.