TJA: Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün koşulları sağlanmalı

Önder Apo’ya yönelik 9 Ekim komplosunun 28’inci yıl dönümü dolayısıyla açıklama yapan Tevgera Jinên Azad (TJA), fiziki özgürlük koşullarının oluşturulmasını ve demokratik çözüm sürecinin ilerletilmesini istedi.

Tevgera Jinên Azad (TJA), 9 Ekim 1998’de Önde Apo’ya yönelik başlatılan Uluslararası Komplo’nun yıl dönümünde yaptığı açıklamada, sürecin Kürt halkının özgürlük arayışını ve Türkiye’nin demokratik geleceğini hedef aldığını belirtti. 

Açıklamada, yıllardır sürdürülen tecride karşı direnişin komplonun hedeflerini boşa çıkardığı belirtilirken, mevcut demokratik çözüm sürecinin tıkanma noktasına geldiği ifade edildi.

Kalıcı barış için tek taraflı adımların yeterli olmayacağını belirten TJA, devletin samimi ve hukuki adımlar atması, Önder Apo üzerindeki tecridin kaldırılması ve sürecin şeffaf bir zeminde yürütülmesi çağrısında bulundu.

Açıklama şöyle:

“Geçtiğimiz yüzyılda Ortadoğu ve Mezopotamya coğrafyasında yürütülen tekçi ulus devlet inşası, inkâr politikaları ve dünya hegemonik güçlerinin stratejik müdahaleleri, bugün bölgemizde yaşanan derin ve sistematik krizlerin temel nedenleridir. Bu tarihsel çizginin en kritik dönemeçlerinden biri, 9 Ekim 1998’de Önder Apo’ya karşı başlatılan uluslararası komplo sürecidir. 9 Ekim komplosu, konjonktürel bir dış politika hamlesi değildir; 1925’ten bu yana Kürdistan coğrafyasında yürütülen soykırım ve tasfiye konseptinin tarihsel devamıdır.

Uluslararası hegemonik zihniyet, Kürt halkının varlık arayışını, özgürlük iradesini ve Önder Apo’nun kişiliğinde bütünleşen, sistemin dışında eşit bir yaşamı esas alan alternatif modeli tasfiye etmeyi amaçladı. Kapitalist modernitenin Üçüncü Dünya Savaşı planlaması çerçevesinde, Kürt-Türk savaşının yeni yüzyıla taşınması ve bölge halklarının sürekli savaş, kriz ve çatışma çemberine bağlanması istenmektedir. Kürt halkının iradesini hedef alan bu tarihsel kumpasın en olumsuz ve yıkıcı sonuçlarını Türkiye halkları da yaşadı. Savaş konseptinin derinleştirilmesiyle demokrasi, hukuk ve toplumsal barış ortadan kaldırıldı; otoriterleşme, çeteleşme ve vesayet odakları beslendi. Yüz yıllık yok etme politikası ve özel savaş bütçeleri ülkenin bütün kaynaklarını tüketti; Türkiye halklarını derin bir ekonomik krize ve yoksulluğa mahkûm etti, toplumu karşı karşıya getirdi. Çözümsüzlükte ısrar eden bu zihniyet, ülkenin geleceğini hegemonik güçlere teslim etti. Bu nedenle 9 Ekim komplosu, yalnızca Kürtlere karşı değil; Türkiye’nin demokratik geleceğine, emekçilere ve kadınların geleceğine karşı da kapsamlı bir suikasttı.

İmralı’daki tecrit ve işkence sistemine karşı 28 yıldır gösterilen tarihsel direniş, komplocuların planlarını boşa çıkardı ve eşsiz bir zihniyet devrimine dönüştü. Bugünkü aşamada, toplumsal iradenin emeğiyle yeni bir demokratik çözüm sürecinin yolu açılmış olsa da mevcut durumda süreç tıkanma noktasına getirilmiş ve belirsizlik içinde bekletilmektedir. Bilinmelidir ki kalıcı ve onurlu bir barış, yalnızca bir tarafın fedakârlığıyla ya da tek taraflı adımlarla kurulamaz. Devlet ve iktidar zihniyeti; oyalama, zaman kazanma ve taktiksel yaklaşımlardan vazgeçmeli, sürecin önünü açacak samimi ve yasal/hukuki adımlar atmalıdır. Bu engelin aşılmasının ve sürecin tarihsel anlamına uygun biçimde ilerletilmesinin temel koşulu şudur: Müzakere masasının mimarı Önder Apo üzerindeki tecridin sona erdirilmesi, fiziki özgürlüğünün sağlanması ve sürecin şeffaf, hukuki bir zeminde yürütülmesi.

Uluslararası komplonun hedef aldığı temel dinamiklerden biri, Önder Apo tarafından teorileştirilen kadın özgürlük çizgisi ve bu çizginin toplumsal dönüşüm gücüdür. Sürecin önündeki mevcut engeller karşısında açıkça belirtiyoruz: Kadınların özerk biçimde yer almadığı, iradelerinin ve siyasal renklerinin görülmediği hiçbir barış arayışı, kalıcı bir toplumsal karşılık yaratamaz. Savaşın ve çözümsüzlük politikalarının ağır yükünü taşıyan kadınlar, müzakere ve barışın inşası sürecinde karar veren aktörler olmalıdır. Tıkanan kanalları açacak, süreci iktidarın dar hesaplarından çıkarıp toplumsallaştıracak temel dinamiğin kadınların örgütlülüğü olduğuna inanıyoruz. Bu çerçevede “Şimdi kadın zamanı” sözümüz; süreci pasif bekleyişten kurtarma, gerçek bir demokratik barışın zeminini oluşturma ve komployu tarihsel düzeyde boşa çıkarma kararlılığımızın ifadesidir. Jin Jiyan Azadî felsefesinin taşıdığı toplumsal değerler, yalnızca itirazı değil, aynı zamanda demokratik barışın ve ortak yaşamın en güçlü güvencesini ortaya koymaktadır.

TJA olarak, 9 Ekim komplosunun 28’inci yıl dönümünde tarihsel sorumluluğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz. Çözümün önünü açacak karşılıklı adımların atılması, Önder Apo üzerindeki tecrit rejiminin sona erdirilmesi ve fiziki özgürlüğünün koşullarının oluşturulması, bölgesel ve toplumsal barış için eşsiz bir fırsattır. Komploya karşı ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ şiarıyla yaşamlarını feda eden arkadaşlarımızın anısına ve mücadele mirasına bağlılığımızın gereği, tecrit rejiminin sona erdirilmesi ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün koşullarının sağlanmasıdır. Mücadele mirasına bağlılıkla ve kadınların öncülüğünde, komplonun bütün sonuçlarını ortadan kaldıracak ve demokratik barışı inşa edeceğiz.”