Kürdistan’da özel savaş politikalarıyla birlikte asker ve üniformalı görevlilerin işlediği suçlarda da artış yaşandı. Özellikle 2015 yılı sonrasında artan bu suçlar, cezasızlık politikasını da beraberinde getirdi. Korucu, polis, uzman çavuş ya da kamu görevlileri tarafından kadınlara ve çocuklara yönelik işlenen suçlar, Mêrdîn (Mardin), Êlîh (Batman), Şirnex (Şırnak) ve Wan’da (Van) yoğun bir şekilde görüldü.
İstismar, şiddet ve kadın katliamlarının yaşandığı bölgede, yargıya taşınan dosyalar genellikle beraatle sonuçlandı. Yıllardır süregelen bu politika, faillerin cesaretlenmesiyle birlikte giderek artarken, bölgede kolluğun da içinde yer aldığı fuhuş ve istismar ağı ise birçok kez teşhir edildi. 2012 yılından bu yana kolluğun istismarına ilişkin onlarca vaka basına yansırken, bu dosyaların çok az bir kısmında tutuklama ya da ceza kararı verildi.
Kürdistan’a kolluğun kadınlara ve çocuklara yönelik işlediği istismar vakalarının basına yansıyan örnekleri şunlar:
*2023 yılında Mêrdîn’de korucu Yakup A. ile arkadaşları Çetin T., Harun Y. ve Suud Ç.'nin kendisine tecavüz ettiğini belirten 22 yaşındaki kadın, Derik Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Genç kadın ifadesinde, dört erkeğin şantajlarının artması üzerine intihar girişiminde bulunduğunu, ailesinin olayı öğrenmesiyle beraber kendisinden 40 yaş büyük bir erkekle zorla evlendirilmek istendiğini anlattı. Kadının suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturma kapsamında üç kişi gözaltına alınırken, 1 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
* Wan'da görevli Uzman Çavuş Talip K., aracına aldığı iki lise öğrencisi kız çocuğunu evine götürerek darp ettiği ve tecavüzde bulunduğu suçlamasıyla Ekim 2021'de tutuklandı. Ancak sanık, Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmada "çelişkili tanık beyanları" ve delil durumu gerekçe gösterilerek tahliye edildi.
*Wan’da, aralarında uzman çavuş ve korucuların da olduğu devlet görevlilerinin mülteci bir kadına cinsel saldırıda bulundu ortaya çıktı. Olayın açığa çıkmasının ardından failler tutuklanarak cezaevine gönderildi.
*70’inci Mekanize Alay Komutanlığında görevli Uzman Çavuş Ömer Ayas'ın, 19 yaşındaki bir kadına 2018 Aralık ayından 2019 Haziran ayına kadar tehditle sistematik şekilde tecavüz ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada mütalaa hazırlandı. “Tehdit, cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ile “Nitelikli cinsel istismar” suçlarından dava açılan Alyas hakkında beraat kararı verildi.
*Mêrdîn'de görev yapan Özel Harekat Polisi B.K., sanal medya üzerinden tanıştığı 21 yaşındaki M.B.'ye cinsel saldırıda bulundu. Tutuksuz yargılanan sanık polis memuru hakkında 12 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, savcının cezalandırma talebine rağmen mahkeme delil yetersizliği gerekçesiyle sanığın beraatine hükmetti.
*Êlih’in Kercews (Gercüş) ilçesinde 2020 yılında, 15 yaşındaki bir kız çocuğunun uzman çavuş, polis ve korucuların da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi tarafından tecavüze maruz bırakıldığı iddiaları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Mağdur çocuğun ifadesi doğrultusunda, aralarında asker, polis ve korucuların da bulunduğu 27 kişinin çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu iddia edildi.
*18 yaşındaki İpek Er'e cinsel saldırıda bulunmakla suçlanan eski uzman çavuş Musa Orhan, tutuksuz yargılandığı davada 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Orhan, adli kontrol kararı gereği cezaevine girmedi, Uzman çavuş Musa Orhan, İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'nun verdiği "devlet memurluğundan çıkarma" kararının ardından, 31 Ağustos tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı'ndan da ihraç edilmişti.
*Mêrdin N.Ç. davası: 2002 yılında 12 yaşındaki N.Ç.'nin Mêrdîn'in Qoser-Kızıltepe ilçesinde uzun süre boyunca sistematik olarak alıkonulduğu ve çok sayıda kişinin tecavüzüne uğradığı öğrenildi. Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların tutukluluk hallerini kısa sürede kaldırdı. 2010 yılında verilen kararda, tecavüz suçunda N.Ç.'nin de "rızasının bulunduğu" iddia edilerek cezalarda indirime gidildi. Bu karar kamuoyunda infial yarattı.
Yerel mahkemenin rıza gerekçesiyle verdiği indirim kararı, Yargıtay tarafından da onandı. İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşındı. 2021 yılında sonuçlanan AİHM süreciyle, yargılamanın aşırı uzun sürmesi ve tecavüze uğrayan bir çocuğun haklarının yeterince korunamaması sebebiyle Türkiye insan hakları ihlaliyle mahkum edildi.
Yaşanan birçok cinsel işkence vakasının takipçisi olan İnsan Hakları Savunucusu ve Avukat Eren Keskin, yaşanılan coğrafyada egemen sistemin erkek egemen ve militer değer yargıları üzerine kurulu olduğunu belirterek, yargı mekanizmalarının da bu anlayış doğrultusunda hareket ettiğini söyledi.
Kürdistan’da kadına yönelik şiddetin bir savaş politikası olarak uygulandığına dikkat çeken Eren Keskin, bunun yalnızca bölgeye özgü olmadığını, dünyanın birçok yerinde savaş süreçlerinde kadınların sistematik biçimde hedef alındığını ifade etti. Kadınlara yönelik şiddetin yalnızca 1990’lı yıllarla sınırlı ele alınamayacağını ifade eden Eren Keskin, bölgenin tarihsel geçmişini hatırlatarak, “Bu coğrafya soykırım geçmişi olan bir coğrafya. 1915 ve 1938 soykırımları var. Ermeni ve diğer Hristiyan halklara yönelik katliamlar ile Dersim Soykırımı gibi süreçlerin hepsinde kadınlara karşı şiddet kullanılmıştır. 90’larda da bu son derece örgütlü bir devlet politikası olarak uygulandı” dedi.
‘VAKALAR CEZASIZ BIRAKILDI’
Bu politikanın merkezlerinden birinin Mêrdîn olduğuna işaret eden Eren Keskin, dönemin uygulamalarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Mardin’de Musa Çitil isimli komutanın bulunduğu bölgede çok sayıda kadın gözaltında cinsel işkenceye maruz kaldı. Çabalarımız sonucunda o dönem çok bilinen bir Ş.E davası vardı. Ş.E olarak bilinen müvekkilimiz ve annesi gözaltında cinsel saldırıya maruz kalmışlardı. Sonuçta Musa Çitil ve 405 asker hakkında dava açılmasını sağladık. Bu davanın açılması büyük bir olay olmuştu. Ancak bu dosya da Çorum’a gönderildi ve sonuçta beraat kararı verildi. Ne oldu? O Musa Çitil’i daha sonra Sur-Cizre olaylarında bu kez daha yüksek rütbeli bir komutan olarak karşımızda gördük.”
‘İLK OLARAK BATMAN PİLOT BÖLGE SEÇİLDİ’
Êlih’te bir dönem yoğun biçimde gündeme gelen kadın intiharlarının da benzer politikalarla bağlantılı olduğunu savunan Eren Keskin, günümüzde Dersim’de yaşanan bazı olaylarla geçmiş arasında paralellik kurdu.
Eren Keskin, “Batman bir dönem kadın intiharlarıyla anılan bir şehirdi. Bugün nasıl Gülistan Doku olayını ve Dersim’de özellikle Kürt genç kadınlara yönelik kurulan bir çeteleşmeyi, onların nasıl bir suç ağının içine düşürülmeye çalışıldığını, nasıl cinsel saldırıya maruz kaldıklarını ve hatta katledildiklerini konuşuyorsak, Batman’da da benzer bir uygulama olmuştu. O gün Batman pilot bölge olarak seçilmişti. Aslında cezasızlık zaten aynı zamanda bir devlet politikası. Büyük bir cezasızlık söz konusu” diye konuştu.
‘CİNSEL İŞKENCE YETERİ KADAR KONUŞULMUYOR’
Cezasızlık politikasına karşı kadın örgütlerinin ve inisiyatiflerin yürüttüğü mücadeleyi önemli bulduğunu ifade eden Eren Keskin, özellikle barış ve kadın hakları alanında çalışan yapıların ortak hareket etmesi gerektiğini söyledi.
Eren Keskin, “Kürdistan’daki kadınlara yönelik cinsel işkence hâlâ bu coğrafyada konuşulmuyor. Bunlar yazılıyor. Elbette büyük gazetelerde ve ana akım yayın organlarında yer almıyor ama Özgür Gündem’de yazıldı, bazı gazetelerde ve yayın organlarında yer aldı. Ancak ilgi görmüyor. Çünkü bir çifte standart var. Kendi çifte standartlarımızı sorgulamadan, devletin cezasızlık politikasını ne kadar eleştirsek de bu çok anlamlı olmuyor” dedi.
‘CEZASIZLIK GÖRÜNÜR KILINMALI’
Eren Keskin, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Özellikle Kürdistan’da özel savaş politikası olarak uygulanan kadına yönelik şiddetin ve cinsel işkencenin her kesim tarafından tartışılması gerekiyor. Bu cezasızlık politikasının da kapsamlı biçimde değerlendirilmesi ve görünür kılınması şarttır.”