Türkiye’de kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri her geçen yıl artarken, bu ölümlere ilişkin resmi ve düzenli bir veri tabanının bulunmaması tartışmaları derinleştiriyor. Kadın örgütleri, devlet kurumlarının yeterli veri paylaşmaması nedeniyle kadın cinayetleri ve şüpheli ölümlerin büyük ölçüde sivil toplumun hazırladığı raporlarla görünür hale geldiğini belirtirken, birçok dosyanın etkin soruşturulmadığına dikkat çekiyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2025 yılında 294 kadın katledilirken, 297 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Kadın hakları savunucuları, resmi verilerin tutulmamasının cezasızlık politikalarını güçlendirdiğini ve şüpheli kadın ölümlerinin aydınlatılmasının önünde engel oluşturduğunu vurguluyor.
Artan kadın cinayetleri ve cezasızlık politikalarına ilişkin Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dicle Ayşegül Sayyiğit, ANF’ye değerlendirmede bulundu.
‘KADINLAR MÜCADELE ETMESE CİNAYETLER SADECE BİRER İSTATİSTİK OLARAK GÖRÜLECEK’
Kadın cinayetlerinin ancak kadın hareketinin yürüttüğü mücadele sayesinde görünür hale gelebildiğini ifade eden Dicle Ayşegül Sayyiğit, “Kadınlar bu alandaki mücadeleyi sürdürmese, kadın cinayetleri sadece istatistiksel veriler olarak görülür. Sistem kadınların yaşamını rakamlara indirgemeye çalışıyor. Oysa her rakamın arkasında yarım bırakılmış bir yaşam, yok edilen bir gelecek ve derinleştirilen toplumsal bir yara var. Kadın cinayetlerinin artış nedenleri; toplumsal, ekonomik ve siyasal olarak birçok boyutu olduğunu söylemek mümkün. Kadın emeğinin sömürülmesinden istihdamdaki eşitsizliklere, çocuk yaşta evliliklerden kadınların bir mülk gibi görülmesine kadar birçok sorun aynı zihniyetin ürünüdür. Bunları yalnızca kültürel kodlarla ya da geleneklerle açıklamak gerçeği gizlemek anlamına gelir” diye konuştu.
‘CEZASIZLIK POLİTİKALARI ŞİDDETİ BESLİYOR’
Kadın cinayetlerinin münferit değil sistematik olduğunun altını çizen Dicle Ayşegül Sayyiğit, yargının ve devlet politikalarının erkek şiddetini teşvik eden bir zemine dönüştüğünü ifade ederek şunları söyledi: “Mahkemelerde görüyoruz ki fillere iyi hal ve haksız tahrik indirimleri uygulanıyor. Bugün takım elbise giydiği için ceza indirimi alan erkeklerden söz ediyoruz. Failleri cesaretlendiren, şiddeti ödüllendiren bir erkeklik paktı var. Erkekler birbirlerini koruyor, yargı da çoğu zaman bu koruma mekanizmasının bir parçası haline geliyor. Kadınlar sürekli sorgulanıyor. ‘O saatte neden dışarıdaydı’, ‘Neden o kıyafeti giydi’, ‘Neden yemek yapmadı’ gibi söylemlerle erkek şiddetinin üzeri örtülüyor. Fail yerine kadınların yaşam tercihleri yargılanıyor.”
‘ŞİDDET BAŞVURULARINDA KADINLAR YALNIZ BIRAKILIYOR’
Cezasızlık politikalarının kadınların adalet sistemine olan güvenini zayıflattığını belirten Dicle Ayşegül Sayyiğit, “Birçok kadının artık maruz kaldığı şiddeti artık bildirme gereği bile duymuyor. Kadınlar karakollara, savcılıklara ve ilgili kurumlara başvurduklarında çoğu zaman yalnız bırakılıyor. Şiddet uygulayan kişi eşi, babası ya da başka bir yakını olduğunda bunu meşrulaştıran bir anlayışla karşılaşılıyor. Kadınlar yıllarca mücadele edip sonuç alamayınca sistemden umudunu kesiyor. Bu da şiddetin görünmezleşmesine ve yaygınlaşmasına neden oluyor” dedi.
‘ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARIYLA KADINLAR HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR’
Son yıllarda kadınların yalnızca ev içindeki ya da gündelik yaşamlarındaki erkek şiddetiyle değil, daha örgütlü ve sistematik saldırılarla karşı karşıya kaldığını belirten Dicle Ayşegül Sayyiğit, özel savaş politikalarına dikkat çekti. Kadınların çeteleşme, fuhuş, şantaj ve uyuşturucu ağları üzerinden hedef alındığını ifade eden Dicle Ayşegül Sayyiğit, “Bugün kadınlar yalnızca bireysel erkek şiddetiyle karşı karşıya değil. Devlet kaynaklı sistematik bir şiddet biçimiyle de yüz yüzeler. Çeteler, şantaj mekanizmaları ve kadın bedenini hedef alan özel savaş uygulamaları giderek yaygınlaşıyor. Bunu Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarının aydınlatılmamasından da görüyoruz. Devlet, birçok kadın ölümünü bilinçli bir şekilde etkin bir soruşturulmuyor ve cezasız bırakılıyor” diye kaydetti.
‘DEVLET KADINLARI KORUMUYOR, KAZANILMIŞ HAKLARA SALDIRIYOR’
Kadınların yıllar süren mücadelelerle elde ettiği hakların da hedef alındığını söyleyen Dicle Ayşegül Sayyiğit, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının bunun en açık örneklerinden biri olduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülkelerden biriydi ancak kadınların mücadelesiyle kazanılmış bu sözleşmeden yine siyasi bir kararla çekildi. Kadınların birçok aslanda elde ettiği kazanımlar geriletmeye çalışılıyor. Kadınlar bilgiyi iktidarlaştırmaz, dayanışmayı büyütür. Bulundukları her alanı eşitleyen, dönüştüren ve örgütleyen bir güce sahiptir. Erkek egemen sistemin korkusu da budur. Kadın cinayetlerinin önlenmesi için devletin adım atmasını beklemek yerine kadınların örgütlü mücadelesini büyütmesi gerekiyor. Kadın cinayetleri ne münferittir ne de faili meçhuldür. Bunlar sistematik bir politikanın sonucudur. Bu nedenle mücadelemizi büyütmek, haklarımızı savunmak ve dayanışmayı güçlendirmek dışında başka bir yol yoktur.”