Özel savaş politikalarının yanı sıra kadın cinayetlerinin de yoğun olarak yaşandığı Kürdistan’da, failler değişse de cinayetlerin ardından kullanılan yöntem ve savunmalar değişmiyor. Yargı tarafından verilen haksız tahrik ve iyi hal indirimlerini örnek alan failler, daha önceki davalarda kullanılan savunmaları araştırarak mahkemelerde benzer ifadeler kullanıyor.
Amed’de son dönemde yaşanan kadın cinayetlerinde de faillerin verdiği savunmalarda bu durumun örnekleri ortaya çıktı. Sultan Kara’yı katleden Arselan Akdemir, “Ben deliyim, raporluyum” savunmasına sığınırken, İlayda Alkaş’ı katleden Cemal Alparaslan ilk duruşmasına kravat takarak çıktı.
Kadın cinayeti davalarında faillerin yaptığı savunmaların yargı süreçlerine etkisine dikkat çeken Amed Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Derya Yıldırım, haksız tahrik, iyi hal ve akıl sağlığı gibi gerekçelerle uygulanan indirimlerin kadın cinayetlerinin arka planındaki şiddet öyküsünü görünmez kıldığını söyledi.
Derya Yıldırım, faillerin yargı süreçlerinde kullandığı savunmaların giderek bir yönteme dönüştüğünü belirterek, “Sosyal medyadan ve basından kadın cinayeti dosyalarında hangi savunmaların indirim sebebi olduğunu, devletin ve yargı makamlarının hangi gerekçelerle ceza indirimleri uyguladığını takip ediyoruz. Haksız tahrik indirimleri, akıl sağlığının yerinde olmadığı yönündeki savunmalar ya da cezasızlık sebepleri çok detaylı araştırılmadan verildiği için failler açısından ciddi anlamda bir savunma mekanizmasına dönüşüyor” dedi.
Kadın cinayeti dosyalarının çoğunda yargılamanın yalnızca öldürme eyleminin gerçekleştiği ana odaklandığına dikkat çeken Derya Yıldırım, kadının cinayet öncesindeki yaşamının ve maruz kaldığı şiddetin yeterince değerlendirilmediğini ifade etti.
Derya Yıldırım, “Dosyaların geneline baktığımızda faillerin aslında sadece cinayet anına, öldürme anına ilişkin bir yargılamaya maruz kaldığını, yargı makamı tarafından evveliyatının görmezden gelindiğini görüyoruz. Kadının geçmiş arka planında çok fazla şiddete maruz kaldığı, birçok kurumdan yardım istediği, herhangi bir önlemin alınmadığı ya da verilen göstermelik uzaklaştırma kararlarının uygulanmadığı görülüyor. Ne yazık ki yargılama esnasında bunlara bakılmıyor; doğrudan öldürme esnasında gelişen fiile bakılıyor” diye konuştu.
'FAİLİN EYLEMLERİ SORGULANMIYOR'
Haksız tahrik değerlendirmelerinde failin eylemlerinin yeterince sorgulanmadığını belirten Derya Yıldırım, şöyle devam etti:
“Erkek failin ne yaptığı da tartışılmıyor. Sadece kadının ağzından çıktığı ileri sürülen bir cümle üzerinden yargılama yapılıyor ve bunun somut bir karşılığı da yok. Haksız tahrik indirimlerinde erkek faillerin kullandığı cümlelerin toplumda bir karşılığı oluşuyor. Neden haksız tahrik uygulanması gerektiğini ya da o an neden öldürme fiilini gerçekleştirdiğini anlatırken topluma karşı da oynuyor. Toplumun vicdanında kendisine yer edinmeye çalışıyor.
Fail, ‘Şöyle bir şey yaptı, ben de öldürdüm’ dediğinde toplumdaki bazı kesimler de ‘Erkektir, nasıl buna katlansın?’ diye düşünüyor. Bir noktada toplumu da yanına alıyor ve ne yazık ki bu durum yargı pratiğinde de hızlı bir şekilde ilerliyor.”
'ŞİDDET ÖYKÜSÜ DEĞİL, FAİLİN SAVUNMASI DİKKATE ALINIYOR'
Kadın cinayetlerinin önlenmesi için yargı pratiğinin değişmesi ve kadınların cinayet öncesinde maruz kaldığı şiddetin yargılamalarda dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Derya Yıldırım, özellikle haksız tahrik indirimlerine ilişkin düzenleme yapılması gerektiğini söyledi.
Derya Yıldırım, “Özellikle kadın cinayetlerinde öldürme için hiçbir gerekçenin haksız tahrik indirimine girmemesi gerekiyor. Çok iyi biliyoruz ki o gelişen süreç birden gelişmemiş. Aslında geçmişte var olan bir öykü var: Kadının şiddet görmesi, sürekli aşağılanması, yardım istemesi ve çözümsüz kalması. Kadının hayatında, yargı açısından da hayati tehlikesinin olduğu çok açık ve net. Öncelikle bu kadının korunması açısından ciddi bir denetim mekanizmasının gerçekleşmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
'KADINLAR KARAKOLDAN EVLERİNE GÖNDERİLİYOR'
Mevcut yasaların yalnızca kağıt üzerinde kalmaması gerektiğine işaret eden Derya Yıldırım, uzaklaştırma kararlarının uygulanmasında da ciddi sorunlar bulunduğunu belirtti. Elektronik kelepçe uygulamasının dahi etkili bir şekilde uygulanmadığına dikkat çeken Derya Yıldırım, “Yargı pratiğinde verilen kararların gerçekten uygulanması gerekiyor. Kamu içerisindeki görevlilerin, kolluk görevlilerinin ve yargıda çalışan diğer görevlilerin ciddi eğitimlerden geçmesi gerekiyor. Bir kadın karakola gidip destek istediğinde ‘Barışın, aile içidir, basit bir mesele, kızdı’ gibi gerekçelerle evine gönderilmemeli. Orada şiddet görmesi basit bir mesele değil” dedi.
'BASIN YÖNTEM NOKTASINDA KULLANDIĞI DİLE DİKKAT ETMELİ'
Kadın cinayeti davalarında verilen indirim kararlarının gerekçelerinin kamuoyuna aktarılma biçiminin de tartışılması gerektiğini söyleyen Derya Yıldırım, basının kullandığı dilin failler açısından yeni savunma yöntemleri oluşturabileceğine işaret ederek şunları belirtti:
“Failler açısından geliştirilen bu savunmaların önünü kesmek adına belki basında haksız tahrik ve iyi hal indirimlerinin ne şekilde uygulandığına yer verilmemesi gerekiyor. Zamanında kravat takıldı diye iyi halli gösterilip verilen indirimler vardı. Orada neden iyi halli gösterildiğinin ne şekilde olduğu açıklanmamalıydı.
Ya da hangi cümlenin haksız tahrike sevk ettiği belki söylenmemeliydi. Basında buna karşılık gelen fiillerin, cümlenin ya da hareketin ne olduğunun açıkça söylenmemesi bunun önünü bir nebze kesebilir. Dijital çağdayız, bunun ne kadar önlenebilir olduğunu bilmiyorum ama bu şekilde bir çalışmayla en azından savunmalar açısından önleyici bir etki yaratabiliriz.”
'ÖNLEMLERE AĞIRLIK VERİLMELİ'
Devletin kadınları koruma yönündeki yükümlülüklerinin yerine getirilmesi gerektiğini vurgulayan Derya Yıldırım, geçmiş dönem Anayasa Mahkemesi kararları ve uluslararası değerlendirmelerin de bu açıdan ele alınabileceğini hatırlatarak şunları söyledi:
“Geçmiş dönem AYM kararlarına baktığımızda ya da CEDAW'a baktığımızda, 2022 yılından sonra Türkiye’yle ilgili yaptığı araştırmalarda devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini görüyoruz. Bu yöndeki çalışmalara belki daha fazla ağırlık verilebilir.
Söz konusu kararların uygulanabilirliği, yargılamalarda aslında kadının geçmişten gelen bir şiddet öyküsünün olduğunun göz önünde bulundurulması ve haksız tahrik indirimlerinin önünün kesilmesi yönündeki çalışmalarla belki şiddetin ya da öldürmenin bir nebze önüne geçilebilir.”