‘Silahın verdiği güç gündelik yaşamda yeniden üretiliyor’

Militarizmin ve cezasızlığın kadına şiddeti yeniden ürettiğini belirten Dicle Sayyiğit, “Bir uzman çavuşun cinneti ya da bir polisin bunalımı olarak anlatılan olaylar, aslında şiddeti üreten ve koruyan yapısal mekanizmalardan bağımsız değildir" dedi.

DİCLE SAYYİĞİT

Kürdistan’da kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri gün geçtikçe artıyor. Son olarak Şemzinan’da Uzman Çavuş Musa Gezer, evli olduğu Gülşen Gezer’i, annesini ve iki kardeşini ateşli silahla katletti. Olay toplumda büyük yankı uyandırırken, fail katliamın ardından aynı silahla intihar etti.

Kolluk güçlerinin karıştığı kadına yönelik suçlar yıllar içinde arttarken, Gülistan Doku vakası ve Şemzinan örneği bu şiddetin ve “özel savaş” politikalarının görünür olduğu örneklerden biri oldu.

Artan kolluk şiddeti verilere de yansırken, uzman çavuş, korucu ya da polis olan failler son beş yılda 14 kadını katletti. Bu olayların üçünde failler yalnızca kadınları değil, aile üyelerini de hedef alarak katletti.

Yaşanan bu cinayetlere ve uygulanan cezasızlık politikalarına ilişkin konuşan Sosyolog Dicle Sayyiğit, son yıllarda kolluk güçleri ve askeri personelin adının karıştığı vakaların münferit olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Dicle Sayyiğit, kadınlara yönelik şiddetin bireysel suçlara indirgenemeyeceğini belirterek, "Bu anlayış yasalarla, toplumsal normlarla ve çeşitli çerçevelerle dayatılıyor, inşa ediliyor. Aynı zamanda devlet eliyle, askeri güçle ve militarizmle korunarak sıradanlaştırılıyor” dedi.

'TEK SUÇLU FAİL DEĞİL'

Kadın hareketinin yıllardır bu tabloya dikkat çektiğini belirten Dicle Sayyiğit, özellikle Gülistan Doku dosyasının önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Kadınlara yönelik şiddetin savaş politikalarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini söyleyen Dicle Sayyiğit, şöyle konuştu:

“Yıllarca Kürt illerinde gerçekleştirilen askeri operasyonlarda kadınların ve kadın savaşçıların bedenlerine yönelik teşhir, işkence ve aşağılayıcı uygulamalar ‘vatan savunması’ üzerinden meşrulaştırıldı. Oysa bu şiddetin hiçbir zaman meşrulaştırılamayacağının en önemli göstergelerinden biri, onu topluma kabul ettirme çabasıdır. Bir uzman çavuşun cinneti, bir emniyet mensubunun içinde bulunduğu bunalım ya da aile içi mesele, namus meselesi gibi gerekçelerle asıl faillerin ve onların suç ortaklarının üzeri örtülmek isteniyor. Oysa biz biliyoruz ki bu eylemler yalnızca failin sorumluluğu değildir. Onu cezasızlıkla teşvik eden, hatta ödüllendiren, kadınların haklarına saldıran yapının da bunda payı vardır.”

'BU SUÇLARIN SORGULANMASINI İSTEMİYORLAR'

Askeri ve silahlı personelin toplumdaki diğer faillere göre çok daha güçlü bir koruma mekanizmasına sahip olduğuna işaret eden Dicle Sayyiğit, bunun toplumsal sonuçlarına şöyle dikkat çekti: "Askeri personelin en büyük zırhı, ordunun, emniyetin ve devletin bekası için görev yaptığı iddiasıyla kutsanmasıdır. Böylece hem silah kullanmasının meşrulaştırılması sağlanıyor hem de bu şiddet kadınlara yöneldiğinde sorgulanmaması ve yargılanmaması mümkün hale geliyor. Amaç, sorgulanmayan bir kabul mekanizması yaratmaktır. ‘Benim askerimse, benim polisimse yargılanamaz’ anlayışıyla hareket ediliyor. Böylece toplumun sorgulama alanı daraltılıyor. Aynı zamanda bu şiddetin organize bir şekilde kabul edilir hale getirilmesi sağlanıyor. Bu politikaların temel hedeflerinden biri de mücadele eden toplumsal kesimleri etkisizleştirmek."

'ORGANİZE BİR ŞEKİLDE İŞLEYEN BİR MEKANİZMA VAR'

Gülistan Doku dosyasının yanı sıra İpek Er dosyasına da dikkat çeken Dicle Sayyiğit, bu davaların cezasızlık politikalarını görünür kıldığını ifade etti. Cezasızlık politikasının da bireyleri değil, sistemi koruyan bir noktada olduğunu ekleyen Dicle Sayyiğit, "İpek Er dosyasında, İpek'in açık mektubu olmasına ve yaşadıklarını satır satır anlatmasına rağmen sistem faile değil, ‘Neden yargılanmıyor?’ diye soranlara yöneldi. Faili değil, faili sorgulayanları hedef aldı. ‘Benim askerimi, benim polisimi tartışamazsın’ diyen bir anlayış var. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel suçlar değil. Karşımızda organize biçimde işleyen bir mekanizma bulunuyor.”

'KADINLARIN MÜCADELESİ SAYESİNDE BUNLAR TEŞHİR OLDU'

Bugün faillerin ve onları koruyan mekanizmaların daha görünür hale gelmesinin kadın hareketinin yıllardır yürüttüğü mücadelenin sonucu olduğunu belirten Dicle Sayyiğit, örgütlü mücadelenin önemini vurgulayarak kadınlara yönelik şiddete karşı hukuki, toplumsal ve siyasal mücadele alanlarının birlikte güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Dicle Sayyiğit, “Eğer bugün bu failleri tartışabiliyorsak, kimliklerini teşhir edebiliyorsak ve bu yapıları konuşabiliyorsak, bu, kadın mücadelesinin sonucudur. Ancak hâlâ bilmediğimiz çok sayıda vaka var. Bu nedenle örgütlü mücadele güçlendirilmediği sürece kadın kırımları ve katliamları militarizmin eliyle meşrulaştırılmaya devam edecektir" diye konuştu.

Son beş yıl içerisinde yaşanan kadın cinayetleri ise şöyle:

*Uzman Çavuş Musa Orhan tarafından günlerce alıkonulup cinsel saldırıya uğrayan 18 yaşındaki İpek Er, intihar etti.

*Mêrdin’in Ömerli ilçesinde güvenlik korucusu olan İsmail Yıldırım, boşanma aşamasındaki eşi Zehra (Sahra) Yıldırım'ı ateşli silahla katletti.

*Emekli korucu Cemil Türk, kızı Dilan Türk'ü ateşli silahla katletti, oğlunu ise ağır yaraladı.

*Wan’ın Elbak ilçesinde güvenlik korucusu F.G., eşi Ç.G.'yi vurduktan sonra intihar etti.

*Wan'ın Elbak ilçesinde korucu Fatih Genco, evli olduğu Çiğdem Genco'yu ateşli silahla katletti. Fatih Genco, cinayetin ardından aynı silahla intihar etti.

*Güvenlik korucusu F.G., eşi Ç.G.'yi vurduktan sonra intihar etti.

*Xarpêt’te Uzman Çavuş Murat Ç., evli olduğu Derya Ç.’yi ateşli silahla katletti.

*Îdir'de (Iğdır) Esra Bağcı (25) boşanma aşamasında olduğu Uzman Çavuş Ferdi Bağcı tarafından kesici aletle katledildi

*Amed’in Sûr ilçesinde Uzman Çavuş Muhammed Recai Işık, evli olduğu Bedriye Işık'ı katletti

*25 yaşındaki bir çocuk annesi Zeliha Meral, eşinden şiddet gördüğü için evini terk ederek Elazîz'deki baba evine döndü ve boşanma davası açtı. Buna öfkelenen, görev yaptığı Van Emniyet Müdürlüğü'nden izin almadan Elazîz’e gelen Özel Harekat Polisi Selim Meral, iddiaya göre tartıştığı eşi Zeliha Meral ile kayınpederi Bayram Sönmez ve kayınvalidesi Ayten Sönmez'i beylik tabancasıyla kurşun yağdırarak öldürdü.

*Amed’te polis memuru Muharrem Y., meslektaşı Merve Ünal'ı, yaşadıkları tartışmanın ardından tabancasıyla vurarak öldürdü. Muharrem Y., jandarmaya teslim oldu.

*Amed’in Hênî ilçesinde bekçi Özcan Yıldız, evli olduğu Rozerin Yıldız'ı ateşli silahla katletti.

*Elazîz'e 32 yaşındaki fizyoterapi teknikeri Burcu Demir, ayrılmak istediği bir aylık eşi Uzman Çavuş Murat Coşansel tarafından 8 Şubat 2024'te çalıştığı özel hastanenin bahçesinde tabancayla vurularak katledildi.

*Şemzinan'da Musa Gezer, evli olduğu Gülşen Gezer ve ailesini katletti.