Avrupa’dan Erzirom’a bir gerilla komutanı: Welat

Welat’ın cesareti, fedakarlığı ve halkla kurduğu bağ, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Erzirom Eyaleti’nde ayak basmadığı, iz bırakmadığı bir köy kalmamıştı. Hikayesi, bölgenin toplumsal hafızasında hâlâ yaşamaya devam ediyor.

Kürtler, 20. yüzyıl boyunca dört ülkeye dağılmış bir halk olarak kimlik inkarı, kültürel baskılar ve siyasal kısıtlamalarla yüzleşti. Türkiye’de 1965-1970’lerde itibaren gelişen toplumsal hareketlilik, genç Kürt kuşaklarında yeni arayışların kapısını araladı. Bu atmosferde 1978’de PKK ortaya çıktı ve kısa sürede bölgedeki siyasal dengeleri etkileyen bir siyasal aktöre dönüştü. Bu sadece bir politik dönüşüm değil, binlerce insanın hayatını, yolunu ve geleceğini değiştiren bir kırılma dönemiydi. 

Dağlarda, köylerde ve şehirlerde şekillenen mücadele ile çatışmalı süreç; bedelleri, kayıpları ve zorlu koşullarıyla geniş bir toplumsal hafızaya dönüştü. Binlerce isimsiz insanın emeği, yürüyüşü, yokluğu ve tanıklığı bu hafızanın taşlarını oluşturdu. Bugün hâlâ Kürt toplumunda anlatılan birçok hikaye, o yılların ağır gerçeklikleriyle iç içedir.

PKK’nin 47. kuruluş yıl dönümün kutlandığı bu dönemde, milyonlarca insanın hayatını değiştiren bu zorlu tarihin bir parçası olan ARGK Komutanı İsmail Sever’in (Welat) hikâyesine odaklanacağız. Onun yolu, dönemin fırtınaların arasında şekillenmiş toplumsal hafızanın bir parçasıdır. 

İsmail Sever, kod adı Welat. Erzurum’un en zorlu coğrafyalarından biri olan Tatos ilçesine bağlı Kûlî köyünde 1960’ta dünyaya geldi. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, 1925 Kürt ayaklanmasının ağır baskı izlerini taşıyan; ekonomik ve kültürel asimilasyon baskılarının en çok hissedildiği bir bölgede geçti.

Welat’ın doğduğu ve yaşadığı bölge, o dönemde hem askeri gözetimin hem de ekonomik kuşatılmışlığın merkezlerinden biriydi. Kürdistan’ın diğer bölgelerinde olduğu gibi dilin ve kültürün yasaklandığı bir atmosfer hakimdi. Bu koşullar, halkın hafızasında derin izler bırakmıştı. Baskı ortamında dayanışma, direniş ve kahramanlık anlatıları da aynı oranda yaşatılıyordu.

Welat, böyle bir ortamda büyüdü. Sessiz acıların, yasaklı kimliğin ve aynı zamanda inatla korunan bir kültürün içinde şekillenmişti gençliği. 

Welat, çok genç yaşta evlenmiş ve dört çocuk babası olmuştu. Kırsal yaşamın ağır geçim koşulları onu, binlerce insan gibi, gurbete itmişti. 1978 yılında Almanya’ya işçi olarak gitti. Fabrikalarda uzun ve yorucu vardiyalarda çalıştı. Yabancı bir kültür içinde ayakta kalmaya çalışırken disiplin, sabır ve güçlü bir sorumluluk bilinci edindi. 

Gurbette yaşam sürerken bir yandan da Türkiye’deki siyasi gelişmeleri yakından takip ediyordu. Sağ-sol çatışmaların arttığı, gençliğin keskin ideolojik kutuplara bölündüğü yıllardı. Bu dönemde bölgede, “Apocular” olarak bilinen Özgürlük Hareketi etkin olmuş ve tüm gençlerin dikkatini çekmişti. Bu yükseliş, Welat’ın da ilgisini çekmişti.

O yıllarda Avrupa’da Kürt Özgürlük Hareketi’nin ilk çalışmalarına başlanmıştı. 1980 askeri darbesiyle birlikte Avrupa’ya çıkan kadrolar, gurbette çalışan Kürtler arasında örgütlenme, bilinçlendirme ve propaganda çalışmalarını yaygınlaştırmıştı. Welat da bu faaliyetlerden uzak kalmadı. Kürt toplumu içinde yapılan toplantılara katıldı; örgütlenme ve bilinçlendirme çalışmalarında yer aldı.

Askeri darbeyle birlikte kardeşi tutuklanmış, ailesinden gözaltına alınanlar olmuştu. Avrupa’daki politik çalışmalarda Welat, sergilediği sakin, olgun ve ikna edici üslubuyla kısa sürede güvenilir bir isim haline gelmişti. 

1981 yılında Welat, ülkesine dönerek köyünde yaşamaya başladı. Gurbette geçirdiği yılların politik deneyimi ve içindeki tutku, Kürt halkının tarih sahnesine yeniden çıkma mücadelesi konusunda onu bir karar vermeye itiyordu. Bu duygularla, üç yıllık gurbetin ardından çocuklarının geleceğine dair kaygılarla hayatını sürdürüyordu. 

Memlekete döndüğü dönemde 1980 askeri darbesinin tüm baskıları hâlâ belirgindi. Siyaset yapmak neredeyse imkansızdı; iki insanın bir araya gelmesi bile büyük bir risk taşıyordu. On binlerce insanın gözaltına alındığı, binlerce insanın tutuklandığı, işkence ve idamlarla şekillenen ağır bir atmosfer, Welat’ı politik konularda daha temkinli olmaya zorlamıştı.

Yine de 1980’lerin ortasında Erzurum’a gelen Özgürlük Hareketi’nin ilk grubuyla ilişki geliştirmişti. Ancak bu ilişkisini büyük bir gizlilik içinde sürdürüyordu. Bu süreçten sonra 1987 yılına kadar köyünde çocuklarıyla birlikte sakin bir yaşam geçirdi. 1987 yılında ikinci kez gurbet yoluna çıktı; bu kez Fransa’ya işçi olarak gitti. 

Fransa’nın Marsilya kentine yerleşen Welat, hayatının büyük kısmını siyasi çalışmalara ayırıyordu. Halk toplantıları, yürüyüşler ve yürütülen örgütsel faaliyetler artık günlük hayatının bir parçasıydı. Kişisel yaşamını geri planda tutmuş, tüm enerjisini Özgürlük Hareketi’ne vermişti. 1989 yılına gelindiğinde artık daha büyük bir sorumluluk için somut bir karar verme zamanı gelmişti. 

Avrupa’daki çalışmalar ona büyük bir deneyim kazandırmıştı. Ancak yine de Kürdistan dağlarında yükselen mücadele içinde olma arzusu ağır basmıştı. Ailesini ve çocuklarını geride bırakma pahasına, tarihsel ve toplumsal bir sorumluluk bilinciyle mücadeleyi sahada, Kürdistan dağlarında yürütme kararı aldı. Bu kararı verirken, görev ve sorumluluk duygusu ön plandaydı.

Fransa’dan ayrıldı ve askeri-ideolojik eğitim almak üzere Lübnan’a geçti. Lübnan’da Önderlik Sahası'nda eğitim sürecinde kaldı. Askeri ve taktik bilgiler öğrenerek ideolojik olarak kendini derinleştirdi. Sivil hayatta kazandığı pratik ve insan ilişkilerindeki başarısı, onu kısa sürede potansiyel bir yönetici olarak öne çıkardı. 

AVRUPA’DAN ERZURUM’A

1991 yılına doğru, Hareket’in merkez karargâhı Welat’ın tecrübesini ve birikimin sahada kullanmaya karar verdi. Welat, Serhat sahasına gönderilen müdahale grubunun bir parçası olarak Erzurum Eyaleti’nde görevlendirildi. Yıllar önce işçi olarak ayrıldığı memleketine artık halkının özgürlük mücadelesinin bir parçası ve öncüsü olarak dönmüştü. 

Welat, Erzurum Eyaleti’ne geldiği dönemde ilçeler; Tatos (Tekman), Qereyazi (Karayazı), Xinûs (Hınıs), Çad (Çat), Qereçoban (Karaçoban), Mûş’un Kop (Bulanık), Milazgir (Malazgirt) Gimgim (Varto), Çewlîg'in (Bingöl) Kanîreş (Karlıova) civarında yoğun propaganda ve bilgilendirme çalışmalarına ağırlık verdi. Köy köy, mahalle mahalle halkla buluşuyor, Özgürlük Hareketi’nin amacını anlatıyor ve gençleri harekete katılmaya ikna ediyordu. Artık bir sorumlu ve komutan olarak ağırlığı ile varlığıyla bölgede hissediliyordu.

Devlet, onun etkisini fark etmiş, başına ödül koymuş ve fotoğraflarını resmi kurumlar ile köy muhtarlarına dağıtmıştı. 

Welat’ı tanıyanlar, onun çalışma tarzının çok farklı olduğunu belirtirler. Genellikle yanında bir koruma olur, kalabalık gruplar halinde dolaşmaz ve bölgenin kanaat önderlerine özel önem verirmiş. ERNK çalışmaları kapsamında tüm kanaat önderlerini, imamları ve şeyhleri ziyaret eder, hareketin amacını bıkmadan anlatırmış.

Özellikle 1993 yılında faili meçhul cinayetle katledilen Şêx Emin Bingöl ile Dadinanlı Mele Selim gibi bölgede etkisi olan dini şahsiyetlerle yakın ilişkiler geliştirmiş ve onların nüfusunu Hareket lehine kullanmıştı. Tatos, Xinûs, Qereçoban, Gimgim, Kanîreş, Milazgir, Kop ve Çad gibi ilçelerde ziyaret etmediği köy neredeyse kalmamıştı. 

Onu anan köylüler, Welat’ın mutlaka her akşam bir yerde toplantıda olduğunu söylerler. Atlı dolaşır, bir an görünür, bir an kaybolurdu. Özgüveni, cesareti, çevikliği ve organizasyon yeteneği herkesin hayranlığını kazanmıştı.

Kalabalık dolaşmaz, yanında sürekli yalnızca bir kişiyle hareket ederdi. Özgürlük Hareketi’nin gerillası ve sorumlusu olarak halkın içinde olmak, onlarla iç içe bir mücadele yürütmek, o dönemin yoğun devlet propagandalarını etkisiz kılıyor ve unutulmaz anılar bırakıyordu. Halk toplantılarına gençlerin yoğun katılımı, onun ikna kabiliyetinin de somut göstergesiydi. 

AİLE SINIRLARINI AŞAN KARARLAŞMA

Ancak en büyük kırılganlığı, memleketine yıllar sonra farklı bir statüyle dönmesiydi. Yıllar önce aile babası olarak ayrıldığı topraklara, şimdi bir özgürlük savaşçısı ve öncüsü olarak dönmüştü.

Kardeşi Menderes Sever, Hınıs taraflarında onu ziyaret ettiğindeki tepkisini şöyle anlatır: “İlk tepkisi, ‘Neden geldin? Bu çok tehlikeli, doğru bir davranış değil’ oldu. Yanında o dönemde bölgede gerilla olan şehit Piling vardı; sadece ikisiydiler. Elinde '2000’e Doğru' dergisi vardı. Ona derginin onları kötülediğini söyledim, o ise bana, ‘O bizim propagandamızı yapıyor, yapsınlar’ dedi. Ona çocuklarını hatırlattım ve tercihini sordum. Şöyle yanıtladı: ‘Kürt halkının tarihi mücadelesinde, varlık-yokluk savaşında bu tercihi yaptım. Benim çocuklarım bu halkın çocuklarından farklı değildir. Bu bir halkın mücadelesidir. Herkesin bedeli farklı olacak. Herkes bu mücadelede yerini alıyor. Benim çocuklarım sizin çocuklarınızdır. Bütün Kürt çocukları benim çocuklarımdır.’”

Kardeşi bu sözleri sadece sessizce dinlemekle yetinir. Bu sözler, bir aile konuşmasından çok daha fazlasıydı; bir halkın mücadelesinin özeti ve bir gerillanın ruhunun aynasıydı. 

Welat’ın sorumluluğunda yapılan çalışmalar büyük bir etki yaratmıştı. Birçok çatışmadan ve pusudan sağ kurtulmuş, çalışmalarını bitmez bir enerjiyle sürdürmüştü. Xinûs kırsalında girdiği bir çatışmada uzun süre “öldü” yönünde propaganda yayılmış, ancak küçük bir yarayla kurtulduğu daha sonra ortaya çıkmıştı.

1993 yılında PKK tarafından ateşkes ilan edilse de aynı yıl içinde Çewlîg-Xarpêt yolunda 33 askerin öldürülmesiyle ateşkes fiilen sona ermiş, devlet bütün gücünü gerilla alanlarına yönelterek geniş çaplı bir operasyon süreci başlatmıştı. 

Kürdistan’ın birçok bölgesinde olduğu gibi Erzirom Eyaleti’nde de çatışmaların yoğunluğu giderek artmıştı. Özellikle Mûş, Çewlîg, Agirî ve Erzirom kesişimindeki geniş alanlarda sık sık operasyonlar düzenleniyor, halk üzerinde ağır bir baskı kuruluyordu. O dönemde Welat’ın fotoğrafları daha çok ilçe merkezlerinde dolaşıyor ve onu ihbar edenlere verilecek ödüllerle birlikte yayılıyordu. 

Gözaltılar, tutuklanmalar, işkenceler ve sürgünler günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş, köylerin boşaltılması yönündeki baskılar bir şiddet sarmalına dönüşmüştü. Kanaat önderleri, imamlar ve yurtsever bilinen birçok kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmıştı. Halkın gündelik yaşamı giderek baskı altına alınmış, yaşam alanları adeta bir askeri kışlaya dönüştürülmüştü. 

‘EN OLMADIK YERLERDE ORTAYA ÇIKARDI’

Erzurum merkezde durum daha da sertleşmişti. Kırsal alanlarda yaşanan çatışmalarda hem asker hem de silahlanan korucuların kayıpları artmıştı.

1993 yılında Erzurum’da tarihin en büyük faşist mitingi yapılmış ve Kürtlerin yoğun yaşadığı Mahallebaşı’na yönelik linç girişimleri başlamıştı. Kürtlere ait işyerleri zorla kapatılmış, Kürt ilçelerinden gelen araçlar yollarda yakılmış ve ırkçı-faşist saldırılar giderek çoğalmıştı.

Erzurum valisi, sivil halka silah dağıtılacağını duyurmuş ve faşist gruplar silahlı gösteriler düzenleyerek merkezde Kürtlere yönelik bir korku iklimi yaratmıştı. Mahallebaşı aylar boyunca abluka altında kalmış, Kürt ilçelerinde Erzurum merkeze gitmek uzun süre tehlikeli hale gelmişti. 

Bu yoğun baskı ve tehlike ortamında Welat, Erzurum merkezde çalışma yürütüyordu. O dönemde Welat’ı tanıyan bir kişi, yaşadıklarını şöyle dile getiriyor:

“Kürtler sokağa çıkamıyordu. Her yer kontrol altındaydı. Oteller, lokantalar ve işyerleri kapatılmıştı. Adım başı kontroller vardı. Tam o dönemde bana haber geldi: Welat’ın Erzirom’da olduğu söylendi. Çok kaygılanmış ve korkmuştum. Onunla görüşme koşulları sağlandı. Yanında sadece bir kişi vardı. Uzun sakosu üzerinde tam teçhizatlıydı, başında şapkası vardı. Benim telaşımı ve korkumu görünce, sakin olmamı söyledi ve her şeyin kontrol altında olduğunu belirtti. Sakinliği ve cesareti beni her zaman şaşırtmıştır.

O dönem gerilla ihtiyaçları için yüklü miktarda erzakı bizzat organize etmiş ve Erzurum’dan çıkarmıştı. Nerede olacağını ve nasıl hareket edeceğini kimse kestiremezdi. Düşman onu o kadar arıyordu ki, en olmadık yerlerde ortaya çıkardı.” 

Welat’ın bu kararlı ve korkusuz duruşu, sadece görevini yürütmesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda halk için de güven ve kararlı bir mücadelenin yaşayan örneği oluyordu. 

‘SOĞUKKANLI VE CESURDU’

Welat ile ilgili bir anısını Xinûs'ta bir esnaf şöyle anımsıyor: “Bir gün aniden dükkana girdi. O sırada içeride alışveriş yapan bir polis vardı. Tesadüftü her şey. Polis onu tanıdı; çünkü resimleri artık her yerdeydi. Elini silahına götürüp götürmemekte kararsız kaldı, ne yapacağını bilemedi. Biz de donup kalmıştık.

Welat, paltosunun altından silahını hafifçe gösterip polise, ‘Masanın altına geç ve orada kal’ dedi. Polis söyleneni yaptı. ’20 dakika içinde masanın altında kalkarsan vurulursun’ diye uyardı. Sonra hiç acele etmeden dükkândan çıktı. O kadar soğukkanlı ve cesurdu.” 

1993 sonbaharında, çatışmaların ve devlet baskısının en yoğun olduğu günlerde bölgede çok konuşulan bir olay yaşandı. Xinûs, Qereyazi, Tatos belediye başkanları, gerillalar tarafından sorgulanmak üzere alındı. Erzirom gibi devlet etkisinin güçlü olduğu bir bölgede böyle bir olayın yaşanması, Türkiye kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Gerillalar, bu üç belediye başkanını halkın karşısında sorumlu davranmaları ve görevlerinden çekilmeleri konusunda uyarmıştı. O dönemde özellikle bu ilçelerde, gerilla cenazelerinin defni sırasında yaşananlar, cenazelere yönelik saldırılar ve teşhir, artık insanlık suçu kapsamına giriyordu. Bu olayların etkisi ve halkın yükselen tepkilerine karşın, gerillalar tarafından belediye başkanları soruşturulmak üzere alınmıştı.

Bu olaydan sonra artık Erzurum ve çevresinde askeri tatbikatlar ile OHAL uygulamaları giderek artırıldı. O dönemde sorumluluk düzeyinde en çok aranan ve ismi geçen kişi de Welat’tı. Artık devlet açısından “mutlaka etkisiz hale getirilmesi gereken” bir isim olmaya başlamıştı. Erzirom Eyaleti’ndeki gerilla eylemleri, artık siyasi dengeleri etkileyen eylemler olarak dikkat çekmişti. 

1993 yılı hem gerilla açısından hem de devlet açısından Erzirom Eyaleti’nde yoğun çatışmalar, siyasi sarsıntılar ve karşılıklı hamlelerle geçti. Artık devlet, Welat’ı etkisiz hale getirmek için yöntem değiştirmişti.

Bölgenin kış koşullarının gerilla açısından hareketliliği tümden kısıtlamasını fırsat bilen devlet, operasyonlarını üst seviyeye çıkarmıştı. Artık toplumun farklı kesimlerini de içine alan geniş bir istihbarat ve ajan ağı, devlet açısından olgunlaşmıştı. Welat’ın halkla bütünleşen yöntemi, şimdi ona karşı bir tuzak olarak kullanılacaktı. 

YARALI HALDE İNFAZ EDİLDİ

Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte gerilla birlikleri kış üstlenmesine çekilmiş ve bölgede nispi bir sakinlik oluşmuştu. Ancak buna rağmen, o yıl birçok köye baskınlar düzenleniyor ve kırsal alanlardaki köylerde kalan gerillalardan kayıplar yaşanıyordu. Erzirom'da özelikle o kış yoğun operasyonlar ve askeri hareketlilikler yaşanıyordu.

Welat, bu zorlu kış şartlarında bile alanda, Hınıs yöresinde kalmaya devam ediyordu. Yanında sadece Tatos'un Zoxinî köyünden olan gerilla Bengi (Tekin) vardı. Halkla iç içe olmayı tercih etmesi ve sürekli alan değiştirmesi, bu kez ne yazık ki ona karşı kurulan bir tuzağın kapısını açmıştı.

Welat ve Bengi, Xinûs'un  bir dağ köyünde kaldıkları evde baskına uğradı. İhanet sonucu yerleri tespit edilmişti. Bengi baskında şehit düşerken, Welat yaralı olarak yakalandı.

Karşı karşıya kaldığı bu ihanet ve esaret anında bile Welat, kararlılığını ve soğukkanlılığını korudu. Yaralı halde gece boyunca, kar üzerinde, insan sınırlarını zorlayan ağır işkencelere maruz kaldı. Çözülmeyi ve düşman ile iş birliği yapmayı reddetti. Onun bu sarsılmaz iradesi ve tutumu, işkencecilerini bile şaşkına çevirmişti. 

Sabahın erken saatlerinde Welat, köyün dışına götürülüp yaralı halde infaz edildi. Olay, resmi kayıtlara, “çatışmada öldürüldü” diye geçirildi, fakat bölgedeki tanıklıklar bunun açık bir yargısız infaz olduğunu ortaya koyuyordu. 

Welat’ın ölümü bölgede büyük bir üzüntü yaratmıştı. Cenazesi ailesi tarafından alınıp doğduğu köy Kûlî’de defnedildi. 

BÖLGE HALKININ GÖZÜNDEN WELAT

Cesareti, fedakarlığı ve halkla kurduğu bağ ile çalışma tarzı, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Erzurum Eyaleti’nde ayak basmadığı, iz bırakmadığı bir köy kalmamıştı. Onun hikayesi, bölgenin toplumsal hafızasında bugün hâlâ yaşamaya devam ediyor. 

Welat, Özgürlük Hareketi’nin çalışmalarını halkla bütünleşerek ve ikna metotlarını ustaca kullanarak bölgede yalnızca bir gerilla komutanı olarak değil, aynı zamanda bir hakem olarak da anılmaya başlanmıştı. Sık sık kıyafet değiştirerek halkın arasına karışıyordu. 

Xinûs'un kalabalık çarşısında, sırtında kadife ceketi ve başında kasketiyle bir tüccar veya bir köylü görünümünde dolaşır, köylüler ve gençlerle sohbet ederdi. Halk, onun bu sükuneti karşısında büyük bir cesaret alıyordu. 

Onun bölgede halk nezdindeki rolü, özelikle sosyal sorunların çözümünde belirgindi. Tatos’ta, Kop’ta, Gimgim’da, Xinûs’ta ve diğer ilçelerde yıllardır kanayan arazi ve miras husumetlerine müdahale ederdi. Hareket’in hukuki ve ahlaki çerçevesinde bütün anlaşmazlıklara bitmeyen bir enerjiyle müdahil oluyordu. 

Bir Kanîreşli onu şöyle tarif ediyordu: “Onun bu bölgeye gelmesi, her alanda toplantılar alması ve halkın arasına karışması, devletin propagandasını bizim bölgede boşa çıkardı. Toplantı yaptığı her köyde gençler akın akın harekete katılıyordu.” 

Komutan Welat’ın sivil yaşamın içindeki varlığı, baskı altındaki topluma inanılmaz moral veriyordu. Özellikle çatışmaların yoğunlaştığı dönemlerde, onun aniden bir köy ortasında belirmesi, ya da Erzurum’un merkezinde en olmadık bir kapıyı çalması veya bir taziye evine uğraması, halk için bir mucize gibiydi. 

*Erzurum Eyaleti’nde 1990'larda sorumluluk alan komutan İsmail Sever'in (Welat) yaşamını, onu tanıyanlar, onun mücadelesine tanıklık edenler ve kardeşi Menderes Sever'in anlatımları ışığında hazırlanmıştır.