“Demokratik Cumhuriyet ve Barış için 1001 İmza” kampanyasının imzacılarından Koma Amed ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci hakkında konuştuk. Grup adına konuşan Süleyman Çarnewa, barışa giden yolda sanatın ve sanatçının önemine dikkat çekti.
Beyoğlu’nun insan trafiğinden sıyrılıp daracık kaldırımlı ara sokaklarında bir süre ilerledikten sonra o tanıdık tabela çıktı karşımıza. 1991’den bu yana sayısız sanatçı yetiştiren kuruma adımımızı atar atmaz, kocaman gülümsemelerin eşlik ettiği samimi selamlamalarla karşılandık.
1990’lı yıllarda büyük ses getiren Koma Amed, 30 Eylül’de Harbiye Açık Hava Sahnesi’nde vereceği konser öncesi provalarını Mezopotamya Kültür Merkezi’nde sürdürüyor.
Geçtiğimiz yıl grup, 30 yılın ardından Amed’de coşkuyla karşılanırken aynı coşku, İstanbul Valiliği’nin yasaklaması nedeniyle yarım kaldı. Ankara konserini ise Rojava’ya yönelik saldırılar nedeniyle iptal ettiğini açıklayan grup, 30 yıllık İstanbul hasretini Yenikapı’da Newroz ateşini yakarak sona erdirdi.
Koma Amed, 12 Eylül’de duyurulan “Demokratik Cumhuriyet ve Barış için 1001 İmza” kampanyasının da ilk imzacıları arasında yer aldı.
‘BARIŞA İHTİYACIMIZ OLDUĞU İÇİN KAMPANYAYA İMZA ATTIK’
İstanbul’da bir kez daha sahneye çıkmaya hazırlanan Koma Amed, prova öncesi ajansımızın sorularını yanıtladı. Grup adına konuşan Süleyman Çarnewa, barışa giden yolda sanatın ve sanatçının önemine dikkat çekti.
Toplumun farklı kesimlerinden birçok ismi bir araya getiren “Demokratik Cumhuriyet ve Barış için 1001 İmza” kampanyasına ilk gün imza attıklarını belirten Çarnewa, “Her aydının, her sanatçının, her duyarlı kişinin imzalaması gerektiğine inandığımız için biz de böyle bir kampanyaya ilk gününden hemen dahil olduk” dedi. Çarnewa, kampanyaya neden imza attıklarını ise şöyle açıkladı:
“Çünkü savaş zamanları, demokrasinin ve barışın olmadığı zamanlar, en çok sanatın, sanatçının, aydının sesinin kısıldığı zamanlardır. En çok biz sanatçıların, aydınların sesleri kısılıyor. Barışa ihtiyacımız var. O yüzden de tabii ki hemen bu kampanyaya imza attık.”
Süleyman Çarnewa, Türkiye’nin dört bir yanında konuşulan Kürtçe üzerindeki baskının sanata yansımasını ise şu sözlerle ifade etti:
“Hep derler, müziğin dili yoktur. Ancak Kürt müziğinin dili, bu coğrafyada en az yükselen dil oldu. Halbuki bu ülkenin, bu coğrafyanın yarısına yakını bu dili konuşuyor. O yüzden de bazen şöyle düşünüyoruz: ‘Biz bu dili, bu müziği bugüne kadar hiç bu dille, bu müzikle karşılaşmayanlara da ulaştırmak zorundayız. Karadeniz’e, Ege’ye, Marmara’ya, bütün coğrafyaya…’
Yani Kürt müziğini Kürtler dinler, Türk müziğini Türkler dinler, İngiliz müziğini İngilizler dinler diye bir kural yok bu hayatta. Biz Koma Amed olarak ve sonra da Koma Amed’in üyeleri olarak kurduğumuz Koma Çarnewa’da da dünyanın yarısından fazlasına bu şarkıları, bu coğrafyanın şarkılarını, hikayelerini götürdük.
Ve hiç kimseye de şunu anlatamadık: Bu müzik, bizim kendi yaşadığımız, doğup büyüdüğümüz coğrafyada yeterince serbest değil. Bunu izah etmek de çok zor, çünkü insanlar ‘Nasıl olur? Yani müziğin sesi, sanatın sesi, sanat ya da müzik nasıl insanlara zarar verebilir? Ya da nasıl tehlikeli olabilir?’ diye düşünüyorlar.”
‘KOMA AMED OLARAK BARIŞ SÜRECİNDE ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMAK İSTİYORUZ’
Barışa giden yolda sanatın taşıdığı öneme işaret eden Çarnewa, “Şimdi ihtiyacımız olan şey barış. Biz Koma Amed olarak bu barış sürecinde taşın altına elimizi koymak istiyoruz. Rolümüzü oynamak istiyoruz. Neden? Şimdi biz Mezopotamya Kültür Merkezi’nin tabelasının önünde duruyoruz. Biz 90’lı yıllarda bu kültür merkezinde yıllarca çalışmış, mücadele etmiş, Kürt kültürünün gelecek nesillere aktarılması için çaba sarf etmişiz. En çok acıyı hissedenler bizleriz. O yüzden de müziğin, sanatın rolünün en az politikanın rolü kadar gerekli olduğuna inanıyoruz” dedi.
Sanatçı, Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı hakkında ise, “Sayın Abdullah Öcalan’ın bu coğrafyada barışın inşa edilmesi için yaptığı çağrı ve bundan önce de bu konuda verdiği mücadele çok kıymetlidir. Bu coğrafyanın kandan, savaştan ve yoksulluktan arınması için de çok önemlidir. Sayın Abdullah Öcalan’ın bu girişimi yalnızca Kürtler için değil, bence Türkiye halkları için de çok kıymetli ve sahip çıkılması gereken bir çağrıdır” ifadelerini kullandı.
‘KÜRT SANATÇILARI VE AYDINLARI TÜRKİYELİ SANATÇI VE AYDINLARLA BİR ARAYA GELMELİ’
Çarnewa ayrıca Kürt sanatçı ve aydınların, Türkiyeli sanatçı ve aydınlarla bir araya gelerek süreci güçlendirecek adımlar atması gerektiğini söyledi.
Sırrı Süreyya Önder ve Kadir İnanır’ın yaşadıkları dönemde Kürt sorununu Türkiye’deki diğer aydın ve sanatçılara sinemaları, sözleri ve katıldıkları programlarla anlattıklarını belirten Çarnewa, Kürt sanatçıların da barış çabalarını güçlendirecek adımlar atması gerektiğini ifade etti.
Çarnewa, “Sırrı Süreyya Önder ve Kadir İnanır, yaşadıkları zaman Kürt sorununu Türkiye’deki diğer aydınlara, sanatçılara; sinemalarıyla, sözleriyle, katıldıkları programlarla anlattı. Ancak biz Kürt sanatçıları belki bunu yalnızca politikacılardan bekliyoruz ya da süreci yürütenlerden bekliyoruz. Hayır, biz Kürt sanatçılarının barış çabalarını güçlendirecek adımlar atmamız gerekiyor. Türkiyeli aydınlarla ve sanatçılarla kanın akmaması, barışın tesis edilmesi için bir olmamız gerekiyor” dedi.
Süleyman Çarnewa, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sayın Abdullah Öcalan’ın bu kıymetli adımının Türkiye halkları için büyük bir kazanım olduğuna inanıyoruz. Barışı bu topluma, toplumun bütün ezilen halklarına ve diğer kesimlere anlatmak da sanatçının, aydının, entelektüelin, gazetecinin görevidir.”