GÖRÜNTÜLÜ

Hediye Ana: Oğlum bir partizandı

Oğlu Şehit Salih’in hayalinin peşinden gittiğini belirten Hediye ana, “O'nun hayali Parti’ydi; Parti’ye bağlıydı, partizandı” dedi.

EDİP KARABAY

Kürdistan Özgürlük Hareketi tarihi dünya tarihinin en uzun soluklu direnişlerinden birinin de tarihidir. Kürt halkına yönelik yüz yılı aşan soykırım saldırılarına karşı başlayan direniş hareketi, Kürt halkının bütün yaşamını değiştirmiş, halkın üzerindeki ölü toprağını atıp yerine kendini geliştiren bir hareket haline gelmesini sağlamıştır.

Özgürlük Hareketi tarihinde özellikle 90’lı yıllar önemli bir yer tutar. O güne kadar baskılardan, özel savaş politikalarından, asimilasyon çabalarından dolayı her geçen gün giderek daha da köleleştirilen bir halk, 90’lı yıllarda büyük bir başkaldırı örneği göstererek ayağa kalkmış ve o güne kadar Kürde reva görülen her türlü saldırının boşa çıkartılmasının önünü açmıştır.

ARGK’nin gerçek anlamıyla bir halk ordusu haline geldiği 90’larda binlerce Kürt genci, kendilerine dayatılan yoksulluğa ve düzen içerisinde yaşama dayatmasına karşı çıkıp köylerden ve kentlerden ARGK saflarına katıldı.

Salih de (Edip Karabay) bu binlerce gençten biriydi. Sıradan bir Kürt köylüsüyken liseyi okumak için geldiği İstanbul’da Özgürlük Hareketi’yle tanışan Salih, 1993 yılında Bedlis’in Tetwan ilçesine geri döndükten sonra altı arkadaşıyla birlikte yönünü Kürdistan dağlarına dönerek devrimci mücadelenin içerisinde yer aldı. Gerilla saflarına katılan Salih, 3 Haziran 1995’te doğduğu topraklarda, Bedlis’in Tetwan ilçesinde bir çatışmada şehit düştü.

Salih’in annesi Hediye Karabay, yaşadıklarını ve Salih’in yaşamını ajansımıza anlattı. Oğlunun yardımsever ve uysal bir çocuk olduğunu belirten Hediye Ana, sözlerine şöyle devam etti:


“Oğlum on iki yıl okudu. Sekiz yaşındayken Tetwan’a okula gitti. Tetwan’da okula gidiyordu. Yazları köye gelirdi. Koyunları otlatmaya götürürdü.

İstanbul’dan köye geldiği yıl mayıs ayıydı. Orada yaşayan büyükannesini de beraberinde getirdi. O yıl bir çobanımız vardı, çobana yardıma gidiyordu. Bize gerillayı anlatırken ‘Onlar hevaldir, bizim kardeşimizdirler. Kimseye zarar vermeyen iyi insanlardır, iyi bir davanın peşindeler’ diyordu.”

‘AİLEMİZ BOYUN EĞMEDİ’

Salih’in liseyi okumak için gittiği İstanbul’da 15 Ağustos kutlamalarına katıldığı için gözaltına alındığını ve bir süre cezaevinde kaldığını belirten Hediye Ana, oğlu gitmeden kısa bir süre önce, 1993 yılında köylerinde büyük bir Newroz kutlaması yapıldığını hatırlatarak sözlerine şöyle devam etti:

“Çok iyi bir çocuktu. Çok uysaldı. Gelir, elini başımın üstüne koyardı. Çocukluğunda köyde çok fazla kalmadı. Köydeyken bazen hayvanlarımızla uğraşırdı. Koyunlarımız, kuzularımız çoktu. Onlarla uğraşırdı. Hasat zamanı hasatla uğraşırdı. Yani her işe koşardı. Fedakardı.

İstanbul’da üç yıl kaldı. Öğrenciydi, okula gidiyordu. Biz o zamanlar köydeydik. Liseyi bitirdikten sonra artık devam etmedi. Sonra 93’ün Mart ayında köye döndü. Newroz zamanıydı. Çevremizdeki 5-6 köy halkıyla birlikte Newroz kutlamasına katıldı. O yıl büyük kutlamalar, şenlikler yapıldı.

Aynı yıl Newroz’a katılan köylerden bazıları koruculuğu kabul edip silah aldı eline. Bazı köyler ise ellerine silah almadı. Altmış-yetmiş haneli Axkîs köyünden sadece 5-6 kişi silah aldı. Bizim hemen karşımızda bulunan Bêgirî köyü komple koruculuğu kabul etti. Bizim köyümüzün adı ise Hêşet’ti. Bizim köyümüzden de ailemiz hariç herkes boyun eğdi. Her üç köy zaten birbirine bağlıydı; yani okulumuz, ziyaretgahımız, suyumuz, arkımız, her şeyimiz birdi.”

‘GERİLLAYA GİTTİKTEN SONRA ASKERLER HEP KÖYE GELDİ’

Salih’in gerillaya katıldığı günü de anlatan Hediye Ana, o güne dair şunları söyledi:

“Gittiği gün köye geldiler. Akşam bana dedi ki: ‘Anne…’ Dedim: ‘Ne var oğlum?’ Dedi: ‘Anne, ben Axkîs’e gideceğim.’ Dedim: ‘Axkîs’e gidip ne yapacaksın oğlum? Geç oldu, gitme.’ Dedi: ‘Anne, muhtara bir tebligat, bir yazı gelmiş. Gideyim, bakayım o yazı ne için gelmiş.’

Bizim muhtarla Axkîs’inki birdi. ‘Muhtarın yanına gideyim, o yazı neymiş, öğreneyim’ dedi. Axkîs’e gittiğini zannettim. Dedim: ‘Tamam oğlum.’

Bir süre sonra köylülerimizden biri, sonradan katılan ve kemikleri bize ulaşan dayısının kızı geldi. Dedim: ‘Hayırdır?’ Dedi: ‘Edip geldi.’

Eve birkaç misafirimiz de gelmişti. Toparlanıp gitmişlerdi. Neyse, oğlum çıktı geldi. Dedim: ‘Oğlum, geç oldu, eve gidelim.’ Dedi: ‘Anne, ben muhtara gelen kağıda bakmak için Axkîs’e gideceğim.’ Gitti. Biz o gece Axkîs’e gitti sandık. Meğer gitmiş, geri dönmüş. Döndü geldi, koluma girdi, eve geçtik.

Köylülerden biri arkamızdan bağırdı: ‘Edip, Edip’ Dedi: ‘Ne var?’ ‘Gel, gençlerin yanına gidelim, konuşalım’ dedi. Ben de bağırdım: ‘Git, evinde sohbet et. O gelmiyor’ Dedi: ‘Niye gelmesin?’

Dedim: ‘Herkes evine gitti, yemek vaktidir. Bu saatte kimse dışarı çıkmak istemez. Geç oldu, herkes evine gitsin.’ Dedi: ‘Vallahi, çocuklara söyle, gelsinler.’ Oğlum, ‘Anne, sen git, ben de geliyorum’ dedi. Allah şahidimdir, o geceden sonra onu bir daha görmedim. Onu son görüşüm oldu, bir daha göremedim.

Bizim köyden toplam beş kişi gitti; üç kız, iki erkek. Biri de Bêgirî köyünden gitmişti. Altı kişi gittiler. Bêgirî’den gidenlerden ikisi geri döndü, bizimkiler dönmedi.

Köylüler çok sıkıntı çıkardı, ‘Çocuklarımızı götürdüler’ dediler. Gerillalar da köye gelip, ‘Kimseyi zorla götürmedik. Herkes kendi rızasıyla gelir, gitmek istemeyeni kimse zorla götüremez’ dedi. Ama bizimkiler gitti, bir daha dönmedi. O gittikten sonra köye her gün askerler geliyordu. Halimiz çok perişandı. Şimdi bile polisler gelip soruyor.

Bir keresinde yine geldiler. Kapıyı açtım. ‘Sen Edîb’in annesi misin?’ dediler. ‘Evet, anasıyım’ dedim. ‘Edîb nerede?’ diye sordular. ‘Ben nereden bileyim nerede?’ dedim. ‘Edîb burada öğrenciydi, sizinle beraber okudu. Hakkını vermediniz, o da çıkıp gitti. Nerede olduğunu siz benden daha iyi bilirsiniz’ dedim.

‘Hiç telefonu gelmiyor mu?’ dediler. ‘Kardeşini, amcasını, dayısını aramaz. Telefonu gelse önce beni arar. Ama kimseyi aramıyor’ dedim. ‘Siz bizi çok rahatsız ediyorsunuz. Yirmi yıl, otuz yıl oldu, her yıl gelip soruyorsunuz. Siz geldiğiniz gün bize bir saat bile uyku haram oluyor’ dedim. ‘Biz görevliyiz, mecburuz’ dediler. Yıllardır hep böyle gelip soruyorlar.”

‘DEVLET GELDİ, EVİMİZİ YAKTI, KOYUNLARIMIZI YAKTI’

Köylerinden gerillaya katılımların olmasının ardından köylerinin defalarca askerler tarafından basıldığını söyleyen Hediye Ana, şunları aktardı:

“Devlet geldi, evlerimizi yaktı. Altı evimizi ateşe verdiler. Yukarıda bir mezramız vardı. Vallahi, dört yüz koyun telef oldu; ateşe verip yaktılar. Evlerimizi, samanlıklarımızı, mezradaki her şeyi yaktılar. Yaktıkları gün öyle yağmurlu bir gündü ki… Buğday çuvallarını, fasulyeleri, kurutulmuş baklaları üst üste yığıp ateşe verdiler. Her şeyimizi yaktılar ama umursamıyorduk.

Yakıldıktan sonra İstanbul’a geldik. O, 23 Nisan gibi gitmişti; ben on birinci ayda (kasımda) buraya geldim. Devletin korkusundan apar topar göç ettik. Köyde yaşamanın koşulları bırakılmadı.”

‘HAYALİ PARTİYE KATILMAKTI, PARTİYE BAĞLIYDI’

Salih’in hayalinin peşinden gittiğini belirten Hediye Ana, oğlunun partiye çok bağlı olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Partiye çok bağlıydı, partizandı. Okumuş, bilinçli bir insandı. Burada da (İstanbul’da) iki kez gözaltına alınmıştı. Bir defasında 15 Ağustos’ta, bir defasında da 1 Mayıs’ta gözaltına alındı. 15 Ağustos’ta gözaltına alındığında üç ay tutuklu kaldı. Vallahi, çok işkence yaptılar, çok eziyet ettiler. Ninemiz, o serbest bırakılıp eve geldiğinde onu tanıyamamış. ‘Oğlum Edip, sen misin?’ demiş. O da ‘Evet nine, benim’ demiş. O kadar hırpalamışlar, o kadar kötü vurmuşlardı ki… Çıktığında artık sabıkalı olduğu için okul hayatını kaldıramadı.

Biz ona, ‘Seni evlendirelim’ dedik. ‘Ben evlenmem’ dedi. ‘İstanbul’a git, bahçe yapalım, iş kuralım. Kışları İstanbul’a geliriz’ dedim. Bize, ‘Bunlar boş laflar, ben buralarda kalmam’ diyordu. Ne diyeyim ki… Gittiği günden beri ah çekiyoruz, vah çekiyoruz, ağlıyoruz, inliyoruz. Bir an bile olsun onu unutmuyoruz ama elimizden hiçbir şey gelmiyor.

Onun hayali partiydi. Onun ardından Newrozlara, 8 Martlara, nerede bir miting olsa gittim. Üç yıldan bu yana yalnız kaldık; sadece ben ve babası… Kızlar evlenip gitti. Yüreğimiz de aklımız da hep onlarla, hep o yerlerde.”