O yürüdü, ardından bir halk yürüdü

Rıza arkadaşın ardından önce ailesi, sonra Tuzluçayır, şimdi ise bir halk özgürlüğe yürüyor.

RIZA ALTUN

Her şey Ankara’nın gecekondu mahallesi olan Tuzluçayır’da başladı. Sol örgütlerin merkezi olan bir mahalleydi. Polis, o yıllarda mahalleye giremiyordu. O nedenle de “Küçük Moskova” deniyordu.

Rıza arkadaşın Kemal Pir ile tanışmasının ardından Apocular gelip gitmeye başladı. Altunların evi gelenleri ağırlamaya yetmiyordu. Apocular, kendi elleriyle evi yıkıp yeniden, daha geniş bir ev inşa etti. Bu ev, bir süre sonra Apocuların Ankara’daki karargâhı oldu. Kimler gelmedi ki? Önder Apo’dan Kemal Pir’e, Sakine Cansız’dan Ali Haydar Kaytan’a kadar ilk dönemin tüm kadrolarının uğrak yeriydi. Eğitim ve barınma merkeziydi.

Tuzluçayır’ın Apocuların karargâhı olmasıyla birlikte mahallenin gençleri de Rıza arkadaş ve ilk grubun ardından Apoculara katıldı. Tuzluçayırlı gençlerin katılmasıyla, ardından ailelerin de desteğiyle Apocu grup çok büyüdü. Rıza arkadaş, o günlerden şakayla şöyle bahsediyordu:

“Biz Apoculara katılmadık ki, Apocular bize katıldı. Bizim grubumuz onlardan çok daha büyüktü.”

Gerçekten de Ankara’da 1970’li yılların ortalarında bir yürüyüş yapılmıştı. Apocular, ilk kez kendi pankartlarıyla katılmıştı. Rıza arkadaşlar, mahallede yaşlı, genç, kadın, çocuk kim varsa toplayıp yürüyüşe götürmüştü. O yürüyüşe en büyük katılım Apocular tarafından sağlanmıştı.

Rıza arkadaş, Tuzluçayırlı gençlerden oluşan grubun öncüsü, lideri konumundaydı. Gençleri etrafında toplaması, pratik zekâsı ve örgütçü özellikleri nedeniyle ona “Şirket” lakabını takmışlardı. O yıllarda Tuzluçayır’da solcusundan sağcısına kadar herkes Rıza arkadaşı “Şirket” diye tanırdı.

Apocular, örgütlenmeyle birlikte polis ve sağcılarla da çatışmalara girmeye başlamış, yürüyüş ve benzeri eylemlerde boy göstermişti. Bu da Ankara’da tüm gözlerin Apoculara çevrilmesine neden olmuştu.

İLK SİLAHINI HATİCE ANA ALMIŞTI

O dönemde Rıza arkadaş ve arkadaşları mahalleyi çok iyi bildiklerinden polisleri peşlerine takıyor, o sokak senin, bu sokak benim, koşturup duruyorlardı.

Şirketlerin evi, Apocuların merkezi olduğu için Türk devletinin hedefine girmişti. Ev baskınları, Altunların gözaltına alınması, tutuklanması ve işkence görmesi rutin hale gelmişti.

Artık ailede de düşman bilinci oluşmuştu. Eve gelen gidenden isim sorulmuyor, evde konuşulanlardan, gelen gidenlerden mahallede ve okulda kimseye söz edilmiyordu. Polis baskınlarında çocuklara soru sorulmasın diye uyuyor numarası bile yapılıyordu. Evde bir örgütsel belge veya kitap saklanmışsa polis anlamasın diye başka yönlere bakılıyordu.

Zaten ilk silahını da Hatice Ana ona almıştı.

Apocu Hareket belli bir örgütlülüğe kavuşunca yönünü Kürdistan’a çevirdi. Rıza arkadaş da 1976 yılının sonlarında Kürdistan’a gidenlerdendi. Urfa ve Antep’te uzun süre faaliyet yürüttü.

Apocuların işbirlikçiliğe, ihanete ve her türlü gericiliğe karşı Kürdistan’da yürüttükleri mücadelenin odak noktası Siverek-Hilvan hattı olmuştu. Rıza arkadaş da yakalanana kadar orada kalmış, mücadele yürütmüştü. Bir taraftan halkı örgütlerken, diğer taraftan da işbirlikçilik şahsında Türk devletiyle büyük bir savaşıma katılmıştı.

BİR TARİH YAZILMIŞTI

Artık Siverek ve Hilvan hattında Rıza arkadaş, dost ve düşman tarafından tanınan, bilinen biriydi. Siverek ve Hilvan’da Rıza arkadaşı kimse adıyla tanımıyordu. Kimse ne Rıza adını ne de Şirket’i tanıyordu. Siverek ve Hilvan’ın Kıvırcık Ali’si olmuştu. Kime sorsan “Kıvırcık Ali” diye tanırdı.

1982 yılında yolumuz Siverek’e düşmüştü. Ev ev, sokak sokak bizi dolaştırmışlardı. Her evin, her kahvenin önünde bize Kıvırcık Ali ve arkadaşlarının direnişi anlatıldı. Bir tarih yazılmıştı orada…

12 Eylül’den bir süre sonra Rıza arkadaş gözaltına alındı. Urfa, Amed ve Antep başta olmak üzere birçok kentte sorguda kaldı, akla ve hayale sığmayacak işkenceler gördü. Bir yıldan fazla işkencede kaldı. O günlerde Hatice Ana (Altun), oğlunun peşine düşmese işkencede katledeceklerdi.

Ardından Rıza arkadaş tutuklanarak dünyada işkenceleri ve vahşetiyle ün salmış Diyarbakır Zindanı’na gönderildi. Her türlüsünü görmüşlerdi işkencenin ama teslim olmamışlardı. Ölüm oruçları, açlık grevleri ve insanı hayrete düşüren bir iradeyle karşılık vermişlerdi.

‘GEREKİRSE YENİDEN DOĞURURUM, ONLAR RIZA’NIN MÜCADELESİNİ SÜRDÜRÜR’

Bir seferinde Hatice Ana, Amed’e görüşe gittiğinde Binbaşı Esat Oktay Yıldıran karşısına dikiliyor, “Niye geldin, Rıza’yı öldürdük” diyor. Hatice Ana’da “Rıza öldüyse onun yerini alacak altı çocuğum daha var, torunlarım var. Onlar da ölürse gerekirse yenilerini doğururum. Onlar Rıza’nın mücadelesini sürdürür” diye cevap veriyor. Esat Oktay, bu sözler karşısında neye uğradığını şaşırıyor.

Rıza arkadaş zindandayken kardeşi Haydar Altun’un (Kara Ömer) Heftanîn’de bir operasyonda yaralı yakalandığı haberi gelince ilk tepkisi, “Umarım tek kelime etmez, itirafçı olamaz” olmuştu. Gerçekten de Haydar tek kelime etmemiş, bunun üzerine işkenceyle katledilmişti.

Zaten ailesiyle bağları da farklıydı. Hep mücadeleye sevk etmeye yönelikti. Kardeşlerinin ve yeğenlerinin mücadeleye katılmasını isterdi. Yeğenleri okula giderken, “Sistemin okullarında okuyup ne yapacaksınız? Gelin, bizim okullarımız var, her şeyi öğretiyor” diyerek özgür dağlara çağırıyordu. Salih Doğan (Cumaali) ve Sinan (Doğan), dayılarının bu çağrısına kulak verip Kürdistan dağlarının yolunu tuttu. Her ikisi de şehitler kervanına katıldı. Sadece onlar değil, Tuzluçayır’dan çok sayıda genç de mücadeleye katılmış, şehit düşmüştü. Ailedeki çocukları bile küçük yaştan itibaren devrimciliğe alıştırırdı.

Hapishaneden çıktıktan sonra Önderlik Sahası’na gitmeye hazırlanıyorlardı. Ankara’daki son günlerinde yanlarındaydım. Heyecan zirveye çıkmıştı. Polis takibinden kurtulmak için Ankara’da gezmediğimiz yer kalmamıştı. Polisi atlatmak için bir sinemaya bile gitmiştik. O zaman “Tanrılar Çıldırmış Olmalı” filmi vizyona yeni girmişti. O filmin yarısında, Mustafa Karasu arkadaşla sessizce çıkıp gittiler.

O günler görülmeye değerdi. Gerillaya yeni katılmaya karar vermiş gençler gibi heyecanlıydılar. Bir anlamda yeni katılımdı onlarınki. Hapse girdiklerinde küçük bir gruptu Apocular. Çıktıklarında ise kitlesel bir harekete, büyük bir gerilla ordusuna dönüşmüştü.

Heval Rıza, Önder Apo’nun yanında bir süre kaldıktan sonra özgür dağların yolunu tuttu.

Rıza arkadaş dağları şöyle anlatıyordu: “İnsan belli bir toplum içinde devrimcilik yapar ama çok özgür olmazsın. Dağ sana böyle bir şansı tanıyor. Çok özgür bir alandır. Bir de bizim mücadelemizi yürütüp başarıya götürmenin en temel yaşam alanıdır…”

Rıza arkadaş, Zap’tan Zagroslara kadar birçok alanda faaliyet yürüttü. Yüzlerce gerillayı eğitti.

Apocu Harekete Tuzluçayır’dan çok fazla katılım oldu, ağır bedeller ödendi. Tuzluçayır’dan mücadeleye katılan ve şehit düşenler arasında Doğan Kılıçkaya, Ali Doğan Yıldırım, Haydar Altun, İbrahim Bilgin, Asker Demir, Gürcan Özkan, Filiz Yerlikaya (Gulan), Şahin Kılavuz, Zeynep Erdem (Jiyan), Salih Doğan Yıldırım (Cumaali) ve Sinan Altun (Doğan) da vardı. Tuzluçayır, bunun yanında çok sayıda şehit verdi.

Bugün milyonların arkasında yürüdüğü bu hareketi şehitlerin mücadelesi yarattı.

Rıza arkadaşın ardından önce ailesi, sonra Tuzluçayır, şimdi ise bir halk özgürlüğe yürüyor.