Silahı, sözü ve sazıyla fedai bir komutan: Şiyar Malatya

Yaşamında silah, söz ve saz birbirinden ayrılmazdı. Onun için bunlar üç farklı araç değil; tek bir hakikatin üç yüzüydü. Silah, halkının onurunu savunmak için; söz, yoldaşlarının yüreğini büyütmek için; saz ise acının içinden umudu çıkarmak için vardı.

ŞEHİT ŞİYAR MALATYA

Onu tanımak yalnızca bir insanı, bir dostu, bir arkadaşı ve bir yoldaşı tanımak değildi. Onu tanımak, bir çağın hakikatine, anlamın sırrına ermek ve tanık olmaktı.

Çünkü Heval Şiyar, hiçbir zaman sıradan bir hayatın sığ, dar ve yüzeysel çerçevesine sığacak bir insan değildi. O, dağların diliydi, halkının sesi, fedailiğin, fedaileşmenin ete kemiğe bürünmüş haliydi.

Onunla yürüyen her adım, yalnızca bir yolculuk değil; Kürdistan tarihinin en ağır yükünü, en kutsal hakikatini omuzlamak demekti.

Heval Şiyar, ilk komutanımdı, Kürdistan özgürlük gerillasıyla ilk temas noktamdı. Hatta Kürdistan özgürlük gerillasına ve ‘Hêzên Taybet’e katılmama doğrudan etki edendi. Ama o, benim sadece komutanım değil, aynı zamanda ilk yoldaşım ve ilk öğretmenimdi.

Onun yanında olmak, bir okulda olmak demek değildi. Onun yanında olmak, hakikatin ta kendisini öğrenmek demekti. Çünkü o, bilgiyi sadece sözle değil, duruşuyla ve yaşamıyla öğreten bir insan, bir yoldaştı. Kimi zaman bir gülüşüyle bütün yorgunluğumuzu siler, kimi zaman da bir sözüyle bizi yeniden doğururdu. Onunla aynı nefesi paylaşan herkes bilir: O, yalnızca bir savaşçı değil, bir çağın yankısıydı.

Ne büyük bir onurdur ki biz, onunla yalnızca bir mekanda değil, Kürdistan’ın dört bir yanında kaldık. Xinêrê’nin sarp kayalıklarında geceyi bölüşürken, Dersim’in asi dağlarında aynı ateşin etrafında ısındık ve ceme durduk. Engizek’in, Amanos’un zorlu patikalarında birlikte yürüdük. Efrîn’in zeytinliklerinde aynı türküyü söyledik, Şehba’da aynı ekmeği böldük. Karadeniz’den, Dersim’e, Engizek’ten Amanoslar’a kadar çok geniş bir coğrafyada siper yoldaşlığı yaptık.

Nerede olursa olsun, onunla birlikte olduğumuz her an, sıradan bir an değil; tarihe nakış nakış işlenen bir andı

MODERN ÇAĞIN DERVİŞİYDİ

Heval Şiyar’ı anlatırken, onu yalnızca bir savaşçı ya da komutan olarak tanımlamak büyük bir eksiklik olur. Çünkü o, aynı zamanda modern çağın dervişiydi. Evet, yanlış duymadınız: bir derviş...

Ama tekkelerin duvarlarına sıkışmış, hayattan koparılmış bir derviş değildi. Dağlarda, çöllerde, savaşın tam ortasında, halkının yüreğinde nefes alan bir derviş…

Eski dervişler gibi inzivaya çekilmedi. Onun dergâhı Özgür Kürdistan Dağları’ydı. Ve onun semahı, savaşın ortasında söylediği stranlardı; onun zikri, halkına adanmışlığıydı.

O, fedailiğiyle Mevlana'nın aşkını, Pir Sultan'ın isyanını, Ahmet Arif'in şiirini, dengbêjlerin stranını aynı bedende yoğururdu. Onun yaşamı, bir lokma bir hırka felsefesinin en somut haliydi. Sahip olduğu hiçbir şeyi kendine saklamaz, paylaşmaktan asla yorulmazdı. Bazen bir lokmasını bize verir, bazen kendi uykusuz kalır, nöbetimizi tutardı.

En soğuk kış gecelerinde, en zorlu yürüyüşlerde hepimiz aynı ıstırabı yaşarken o, acısını belli etmez; biz üşümeyelim diye neşesini, gülüşünü bize siper ederdi.

İşte bu dervişlikti. Dervişlik, yalnızca yoksulluk değil; kalbin derin bir zenginliğe sahip olmasıdır. Ve Heval Şiyar’ın kalbi, halkına, yoldaşlarına, özgürlüğe duyduğu sınırsız aşkla öylesine zengindi ki, hiçbir şey onu fakir gösteremezdi. O, hakikatiyle zengindi.

Sözleri de yaşamı da bu dervişlikten besleniyordu. Bir gün Dersim’de bir ateş başı sohbetimizde bize şunu demişti: “Yoldaşlık yalnızca omuz omuza yürümek değildir. Yoldaşlık, kalbini birbirine açmak, birbirinin yükünü taşımaktır. Eğer bunu yapmazsak, bu dağları değil, kendimizi kaybederiz.”

Onun bu sözü, bir dervişin nefesi gibiydi. Savaşın ortasında bile insanı insana, ülkesine, toplumuna, doğasına bağlayan bir derinlikti. Ve işte tam da bu yüzden Heval Şiyar’ın yaşamı, yalnızca silahla değil; sözle, sazla, yürekle ilmek ilmek dokunan bir direnişti aynı zamanda.

O, savaşın ortasında bile türküsünü söyleyen, acıyı sanatla yoğuran, umudu kelimelere işleyen bir insandı. Nietzsche’nin dediği gibi: ‘Gerçekler yüzünden ölmemek için sanata sahibiz.’ O, bu sözün ete kemiğe bürünmüş haliydi. Gerçeklerin ağırlığını taşıyabilmek için sazını da silahı kadar yetkin ve büyük bir ustalıkla kullanıyordu.

Heval Şiyar, dervişliğini yalnızca sadelikte değil, hakikatle kurduğu bağda da gösterdi. Derviş, hakikati arayan kişidir. Heval Şiyar da hakikati yalnızca aramadı, yaşadı ve yaşattı. Dağların rüzgarında, yoldaşlarının yorgun bakışında hep hakikati gördü. Kürt çocuklarının gülüşünde, Kürt analarının her haykırışında o, çıplak Kürt ve Kürdistan gerçeğini gördü. Düşman gerçekliğini gördü. Ve bu hakikat için kendini feda etti.

SİLAHI, SÖZÜ VE SAZIYLA DAĞLARA SES VERDİ

Heval Şiyar’ın yaşamında silah, söz ve saz birbirinden ayrılmazdı. Onun için bunlar üç farklı araç değil; tek bir hakikatin üç yüzüydü. Silah, halkının onurunu savunmak için; söz, yoldaşlarının yüreğini büyütmek için; saz ise acının içinden umudu çıkarmak için vardı. Ve o, bu üçüyle de dağa ses verdi. Dağlar ise onun karşısında semaha durdu.

Ben onun sazına dokunuşunu defalarca gördüm. Gece nöbetlerinden sonra, sessizliğin en ağır bastığı anlarda sazını eline alırdı. Bir teli titrediğinde, sanki bütün dağlar susar, bütün yıldızlar kulak kesilirdi. O an hepimiz bilirdik ki yalnızca bir şarkı, bir türkü söylemiyor; bir hakikati çağırıyordu.

Onun türkülerinde kişisel bir hüzün yoktu; kolektif bir isyan vardı. Kürt halkının yüzyıllardır bastırılmış acısı, yok sayılmış sevinci ve unutturulmak istenen umudu vardı. Söylerken biz yalnızca dinlemez, yeniden dirilirdik. Çünkü o, sanatı bir eğlence değil, bir direniş cephesi olarak görüyordu.

Ama Şiyar yalnızca bir ozan değildi. O, aynı zamanda fedailiğin en somut haliydi. Fedailik onda romantik bir kavram değil, yaşanmış bir gerçeklikti. Her tehlikede öne atılışı, her görevde “Ben giderim” deyişi ve ölümün üzerine yürüyüşündeki sarsılmaz duruşu, fedailiğin en yalın, en çıplak hakikatiydi.

Fedai olmak, “Ben”i aşmak ve bütünü yaşamak demektir. Heval Şiyar bunu başardı. Kendi varlığını değil, Kürt halkının özgürlük arzusunu yaşadı. Gözlerinde gördüğümüz ışık, kendi parıltısı değildi; Kürdistan halkının hakikatinin ışığıydı.

Nietzsche, “Sanat, hayatı katlanılır kılar” der. Heval Şiyar bunun da ötesine geçti: O, sanatıyla hayatı yalnızca katlanılır kılmadı, anlamlı kıldı. Çünkü onun için sanat, fedailiğin estetik biçimiydi. Silahıyla vuruştuğu kadar sazıyla da direniyordu. Onun türkülerinde şehit düşen yoldaşlarımız, kaybedilen topraklarımız ama aynı zamanda doğacak özgür bir geleceğimiz vardı.

Heval Şiyar savaşçıydı; ama savaşını sadece düşmana karşı vermedi. O, kendi içinde de savaştı. Acının karanlığında umudu diri tutmak için, kederin ağırlığında aşkı ve sevgiyi korumak için savaştı. Ve işte bu savaş, onu fedailiğin sanatçısı yaptı.

ONUN HAKİKATİ YOLDAŞLIKTA GİZLİYDİ

Heval Şiyar’ı yalnızca bir komutan, bir sanatçı, bir fedai olarak anlatmak eksik olur. Onun hakikati, en çok da yoldaşlıkta gizliydi. Biz onunla yalnızca omuz omuza savaşmadık; açlığımızı, susuzluğumuzu, uykusuzluğumuzu, acımızı, sevincimizi paylaştık. Biz aynı ateşin etrafında ısındık.

Karadeniz’in yaylalarında, Xinêrê’nin sarp kayalıklarında, Dersim’in asi dağlarında, Amanos’un çetin patikalarında, Efrîn’in zeytinliklerinde, Şehba’nın yaralı topraklarında… Nerede olursak olalım, o hep yanımızdaydı. Ve yanımızda oluşu yalnızca fiziki değildi; kalbimizi de yanına alır, bizi bütün kılardı.

Heval Şiyar, yoldaşlığın kitabını yazmadı; yoldaşlığın ta kendisi oldu. O, bir sözle hepimizi yeniden doğururdu. Bir gülüşüyle içimizdeki bütün yorgunluğu silerdi. Kendi lokmasını bize verirdi; kendi uykusunu bize bırakır, nöbetimizi tutardı. Onun yanında insan kendini asla yalnız hissetmezdi. Çünkü o, yoldaşlığın ölümsüzlüğünü kalbinde taşırdı.

Yoldaşlık onda kuru bir kavram değildi. O, birlikte üşümek, birlikte gülmek, birlikte ağlamaktı. En önemlisi, birlikte ölümü göze almaktı. Çünkü onunla yan yana yürüyenler bilir: O, ölümün üzerine giderken bile yalnız gitmezdi. Hepimizi yanında götürür, hepimizi cesur kılardı.

KÜRDİSTAN'IN SESİ VE RUHUYDU

Heval Şiyar tek başına bir birey değildi. O, Kürdistan’ın sesiydi. O, Kürt halkının bin yıllık acısının, isyanının, umudunun ve hayallerinin beden bulmuş haliydi. Onun adımlarını yalnızca bir dağın patikasında değil; Amed’in sokaklarında, Qamişlo’nun daracık caddelerinde, Dersim’in asi kayalıklarında, Şehba’nın yaralı topraklarında, Efrîn’in zeytinliklerinde görebilir ve duyabilirsiniz.

O nereye gittiyse, halkının sesi de oraya taşındı. Çünkü o, parçalanmış Kürdistan’ı bir bütün olarak yaşıyordu. Onun bilinci, dört parçaya bölünmüş coğrafyanın üstüne çizilmiş yapay sınırları tanımıyordu. O, bütün bir Kürdistan’ın evladıydı. Mücadelesi yalnızca bir cepheyi savunmak değildi; bir halkın varoluşunu savunmaktı.

Her gerilla yürüyüşünde, her komutanlık görevinde, her fedai adımında, o yalnızca bir toprağı değil; halkının onurunu, dilini, kültürünü, kimliğini ve hayalini savundu. Onun gözlerinde gördüğümüz ışık, bireysel bir tutkunun değil, halkın özgürlük arzusunun ışığıydı.

Heval Şiyar’ın sesi yalnızca bir ozanın sesi değildi. O, dağın sesiydi. O ses yükseldiğinde, dağ semaha dururdu. Her stranda, her nefeste bin yıllık acılar dile gelir; her titreyen seste bir umut fışkırırdı. O, türkülerinde kaybettiklerimizi de söylerdi, geleceğe olan inancımızı da. O yüzden onu dinleyen herkes yalnızca bir şarkı, bir türkü dinlemezdi; bir halkın tarihini, isyanını ve hayalini duyardı.

Ve işte tam da bu yüzden onun mücadelesi ve sanatı birbirinden ayrılamazdı. Silahı ve sazı, sözü ve adımı, komutanlığı ve ozanlığı… Bunların hepsi birleşince Heval Şiyar oldu. Ve Heval Şiyar demek, Kürdistan’ın sesi demekti. Çünkü o, halkının ruhuydu. Halkının en derin kederinde de en büyük sevincinde de onun izi vardı. Onun adı yalnızca bir yoldaşın adı değil; Kürdistan’ın ruhunun adıydı.

ÖLÜMSÜZLÜĞÜN YANKISI

21 Ekim 2016… Şehba toprakları o gün yalnızca bir bedeni değil, bir çağın sembolünü bağrına aldı.

Ama biz biliyoruz ki heval Şiyar ölmedi. Çünkü fedailer ölmez. Onlar yalnızca bedenlerini geride bırakır; isimleri, sözleri, sesleri ve fedakarlıkları ise halklarının kalbine nakşedilir.

Heval Şiyar da öyle oldu. O gün toprağa düşen yalnızca bir bedendi; ama halkının belleğinde, dağların rüzgarında, türkülerimizin sesinde ve yoldaşlarımızın kalbinde Şiyar çoğaldı. Biz onunla yürürken, onunla konuşurken, onunla aynı ekmeği bölerken aslında hep farkındaydık: O, sıradan bir insan değildi. O, ölümsüzlüğe hazırlanmış bir yoldaştı.

Yoldaşlık, fedailik, ozanlık ve komutanlık onun kişiliğinde bir araya geldiğinde ortaya çıkan hakikat, ölümsüzlükten başka bir şey olamazdı.

Heval Şiyar’ın şehadeti bir son değil; bir çoğalıştı. Çünkü şehitler yalnızca fiziki olarak bizden ayrılır; yok olmazlar, halklarının yüreğinde binlerce kez yeniden doğar ve yaşamaya devam ederler.

Heval Şiyar da öyle oldu. Onun adı artık yalnızca bir mezar taşında değil; dağlarda yankılanan stranlarda, gece nöbetlerinde, çocukların kahkahasında ve annelerin gözyaşında yaşamaya devam ediyor. Onun gülüşünü her gün hatırlıyoruz; onun sesini her an duyuyoruz, onun fedakarlığını her görevde örnek alıyoruz.

Kafka der ki: “Sevdiğin her şey kaybolacak, ama sonunda sevgi başka biçimde geri dönecek.” Heval Şiyar işte bu sevginin geri dönüş biçimidir. O artık yalnızca geçmişin değil; geleceğin de bir parçasıdır. Her yeni mücadelede, her yeni türküde, her yeni yoldaşlıkta onun ruhu yeniden doğmaktadır.

Heval Şiyar’ın ölümsüzlüğü bize şu hakikati hatırlatır: Fedailik, halkın kalbinde ebedi bir yankıdır. Sanat, gerçeğin ezici ağırlığına karşı bir direniştir. Yoldaşlık ise ölümün bile yenemediği bağdır.

Şiyar Harun Malatya kimdir?

Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'ndeki adı Şiyar Harûn Meletî olan Mehmet Aslan, 4 Ocak 1977’de Malatya Yazıhan’da doğdu.

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken aktif siyasete katıldı. 1999 yılında, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik komplolar döneminde, PKK saflarına katıldı. Karadeniz’den Dersim’e, Medya Savunma Alanları’ndan Bakur’a ve Rojava Kürdistanı’na kadar Kürdistan’ın üç parçasında savaştı. 21 Ekim 2016’da Rojava Kürdistanı’nın Şehba Kantonu’nda şehitler kervanına katıldı.