Kürt Özgürlük Hareketi, dünya devrim tarihinin en büyük direnişlerinin yazıldığı bir devrim hareketi oldu. Hareketin sloganlarından biri olan ve Önder Apo tarafından dillendirilen “Genç başladık, genç bitireceğiz” sloganı, Özgürlük Hareketinin her anına, her zamanına sirayet etti.
Özgürlük Hareketi tarihinin her dönemi farklı ele alınmalı ve farklı işlenmeli. Bu dönemlerden biri, 2015’teTürkiye ve Kürdistan metropollerinde Kürt gençlerinin kurduğu devrimci bir örgüt olan Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) dönemi oldu.
YDG-H dönemi, Kürdistan’da soykırım saldırılarının yeniden başladığı 2015 yılına denk düşer. Bu dönemde, özellikle Türkiye metropollerinde yaşayan Kürt gençlerinin devrimci bir örgüt etrafında yeniden örgütlenmesinin bir sonucudur YDG-H.
YDG-H, sadece sokak eylemleri yapan ya da çatışmalara giren bir örgüt değil; Önder Apo’nun yeni paradigmasında önemli bir alan olarak işlediği öz-savunma stratejisinin de pratikte denenmiş halidir.
YDG-H DİRENİŞLERİNDEN ÖZGÜR DAĞLARA
Ailesi, 90’larda Kürdistan’da yaşanan devlet baskısı nedeniyle İstanbul’a göç etmek zorunda kalan ve 2001 yılında İstanbul’da doğan Andok Cuma Zagros (Erhan Uzun), İstanbul Gazi Mahallesi’nde YDG-H içerisinde örgütlenen ve mahallenin yozlaştırılmasına karşı mücadele eden gençlerden biriydi.
Özellikle 2015-2016 yılları arasında mahallede yürüttüğü çalışmalarla dikkat çeken Andok Cuma Zagros, 2016 yılında ‘Öz Yönetim Direnişleri’ sürecinde yüzünü Kürdistan’a dönen yüzlerce Kürt gençten biri oldu.
Annesi Zülfünaz, oğlu Andok’un genel olarak sakin ve sessiz bir çocuk olduğunu belirterek şunları anlattı:
“İşe gidip geliyordu. Arkadaşları vardı ama dışarıda görüşüyordu. Çocukluğu iyiydi; sokaklarda geziyordu, arkadaşlarıyla uğraşıyordu, arkadaşlarıyla maç oynuyordu. Partiye gidip gitmediğini bilmiyorum, çünkü bize bir şey söylemiyordu. Gidiyordu, geliyordu; ‘Nereden geliyorsun?’ deyince ‘Arkadaşların yanından geliyorum’ diyordu. Marketlerde çalışıyordu. Orada ne yapıyordu, bilmiyorum. İşten eve gelince bir şey demiyordu; yemek yiyordu, dışarı çıkıyordu. ‘Nereden geliyorsun?’ deyince ‘Bir yerden gelmiyorum, bir şey yapmıyorum’ diyordu.
Gazi Mahallesi’ne gidiyordu, geziyordu. Bir pazar günü gitti; sabah uyandı, gitti, akşama kadar gelmedi. Zaten uyandığında bir şey söylemedi bana; sadece ‘Pikniğe gideceğim’ dedi. Başka bir şey demedi. Bize hiçbir şeyden bahsetmezdi, sakin biriydi.”
‘BEN ‘KANDIRILDILAR’ DEDİĞİMDE BANA KIZARDI, ONLAR HER ŞEYİMİZ DERDİ’
Baba Hüseyin ise, Andok Cuma’nın hiç küfretmediğini, sakin bir çocuk olduğunu, merhametiyle bilindiğini ve Özgürlük Hareketi’ne bakışının oğlu sayesinde değiştiğini belirterek şunları söyledi:
“1994'te İstanbul'a geldik. Önceden Karayolları'nda oturuyorduk, kiradaydık. O zaman Erhan yoktu. Sonra bu evi aldık; Erhan bu evde doğdu.
Köyden geldiğimiz zaman, o dönemler devlet köylerde Kürtlere hakaret ediyor, tutukluyor, hapse atıyor, bize zor uyguluyordu. Köyümüzü, evimizi bırakıp şehre göç ettik. Ben de İstanbul’da evlendim. 2001 yılında, mart ayında Erhan dünyaya geldi; 8 Mart’ta o yıl ben askere gittim. Erhan büyüdü; içine kapanık biriydi, kimseye bir şey anlatmazdı. Rahmetli annem, ‘İşte çalışsın falan, dışarı çıksın’ dedi. Sonra işe başladı; okula gitti ama iki yıl kadar okula gitti.
Dersleri iyiydi; sporda, koşuda madalyaları vardı. Partiye sempatisi vardı. Televizyonda gerillaları izliyorduk. Ben televizyondan görünce ona, ‘Onlar şehit düşüyorlar, ne kadar zordur; insanlar kandırıyor, götürüyor’ demiştim. O da sinirlenip, ‘Onlar bizim çocuklarımız, her şeyimiz’ dedi. Ben ona, ‘Seviyor musun onları?’ deyince, ‘Evet, çok seviyorum’ demişti.”
‘BEN ONDAN RAZIYIM, ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ İÇİN GİTTİ’
Andok Cuma’nın gittiği günü anan baba Hüseyin Uzun, şunları aktardı:
“2016 yılında gitti; bir pazar günüydü, ben de evdeydim. Kalkınca normalde kıyafetlerini falan düzeltirdim, ‘Ne yapıyorsun, ne ediyorsun?’ diye sorardım. O gün ellerim, ayaklarım sanki bağlandı; yerimden kalkamadım. Kapının önündeydi. Bana baktı, ben ona baktım. Bana, ‘Pikniğe gidiyorum,’ dedi. Ondan bir gün önce de zaten işten gelince arkadaşıyla kapının önünde top oynuyordu. O bana baktı, ben ona baktım. İçimde sanki bir şey koptu gibi, ben de içimden, ‘Erhan bir gün kaybolursa ben de ölürüm,’ dedim.
Yani bir pazar günü, ‘Pikniğe gideceğim,’ dedi, evden çıktı. Gidiş o gidiş zaten. Arkadaşlarına sordum, ettim. Mitinglere, eylemlere gidiyordu. Gazi Mahallesi’ndeki eylemlerde birkaç görüntüsü vardır; Deniz Gezmiş parkasını giymiş, olayların içinde en önde, uzun boylu… Kürt halkı için mücadele etti ama bize çok belli etmedi. Çok iyi bir çocuktu; ondan kötülük gelmezdi, Kur’an okurdu.
Ailesine düşkün biriydi, çok içine kapanıktı. Bir şey sorunca cevabını verir, onun dışında konuşmazdı. Evde ben olmayınca annemle birbirleriyle şakalaşırlardı. Ben işe gidince gözüm arkada kalmazdı, çünkü benim yerime evde hep o vardı. Ben ondan razıyım. ‘Dilimiz için, analar için, anaların başındaki beyaz tülbent için, özgürlüğümüz için’ niyetiyle gitti, katıldı.”
2016 yılında yüzünü Kürdistan dağlarına çevirerek özgürlük mücadelesine katılan Andok Cuma Zagros, 27 Eylül 2023’te Qendil’e yönelik düzenlenen bir saldırıda şehit düştü.