GÖRÜNTÜLÜ

Prof. Noufal: Suriye krizi baskıcı rejimin yarattığı bir sonuçtur

Şam’daki geçici hükümetin doğrudan Türkiye’nin Suriye politikasının bir uzantısı olduğunu belirten Profesör Sokrates Noufal, gerçek çözümün, Suriye halklarının haklarının tanınmasıyla olacağını vurguladı.

Profesör Sokrates Noufal, Suriye gerçekliği, toplumsal bileşenleri, dış müdahalelerin rolü ve Şam’daki mevcut rejim hakkında değerlendirmelerde bulundu. Bugün Suriye’nin gerçek anlamda bir siyasi vizyona sahip olmadığını, aksine ‘şiddet yanlısı bir rejimin’ kontrolü altında bulunduğunu söyleyen Noufal, bu rejimin, Suriye toplumunun siyasi, ulusal ve dini açıdan sahip olduğu çeşitliliği yönetmek yerine güce, dışlamaya, şiddete ve öldürmeye dayandığını ifade etti.

Akademisyen Sokrates Noufal, Suriye’deki halkların tutumları ile Şam’daki geçici hükümetin tutumunun birbirinden ayrılması gerektiğini belirterek, HTŞ hükümetinin Suriye’de Türkiye’nin politikasının doğrudan bir uzantısı olduğunu söyledi. Bunu, Hasan Nasrallah’ın Lübnan’da İran’ın politikasını temsil etmesine benzeten Noufal, Suriyelilerin büyük çoğunluğunun Türkiye’nin müdahalelerinden zarar gördüğünü ve bunun Suriye üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu vurguladı.

Noufal, Türk devletinin Suriye toprakları içinde siyasi ve askeri alanda giderek yayıldığına ve Süveyda ile Sahil (El-Sahil) bölgelerinde yaşanan katliamların doğrudan sorumlusu olduğuna dikkat çekti.

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan Kürtlere karşı açık bir savaş başlattığına işaret eden Noufal, bu politikanın Suriye halklarının hiçbirine hizmet etmediğini ifade etti. Gerçekleştirilen katliamların, Suriyelilerin korunması açısından ciddi bir güvenlik çöküşünü ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Noufal, ancak bu çöküşün mevcut rejimin doğal bir sonucu olduğunu dile getirdi. Bu rejimin, tüm bileşenlerin varlığını inkâr temeli üzerine kurulmuş tekfirci-cihatçı bir rejim olduğunu söyleyen Noufal, bunun anayasanın ilan edildiği günden bu yana açıkça görüldüğünü ifade etti.

KUZEY VE DOĞU SURİYE’DEKİ ASKERİ GÜCÜN VARLIĞI BELİRLEYİCİ BİR GÜÇTÜR

Kürtlerin tutumuna da değinen Sokrates Noufal, Kürtlerin Şam ile yürüttüğü diyalogdan memnuniyet duyduğunu ve bu diyaloğu, merkeziyetçi ve dışlayıcı projeyi reddettiklerini gösteren “pragmatik” bir yaklaşım olarak tanımladı. Suriye’de yaşanan kaosa dikkat çeken Noufal, krizin devam edeceğini çünkü geçici hükümetin silahsız sivillere saldırdığını ancak Kuzey ve Doğu Suriye’de örgütlü bir askeri gücün varlığının belirleyici bir faktör oluşturduğunu belirtti. Noufal ayrıca, Türkiye’nin Suriye’deki projelerinin bölge ülkelerine de hizmet etmediğini ve önerilen bölgesel uzlaşılarla uyumlu olmadığını söyledi. Sorunun Kürtlerle ilgili olmadığını, aksine Şam’daki dışlayıcı rejimde olduğunun altını çizen Noufal, zira bu rejim herhangi bir siyasi çözümün gelişmesine izin vermediğini hatırlattı.

Noufal, bu durumun da rejimin diyalog ve müzakereleri reddeden ve yalnızca zulüm mantığına inanan zihniyetinden kaynaklandığını ifade etti. Sahil bölgelerinde ve Süveyda’da yapılan katliamların ve göçlerin Suriye’deki rejimin temel mantığının bir sonucu olduğunu ve birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden Prof. Sokrates Noufal, 2011 yılından bu yana Suriye coğrafyasının hiç huzur görmediğini ve bu istikrarsızlık halinin bugün de sürdüğüne vurgu yaptı.

Türk devletinin bölgesel müttefikleriyle ve Şam’daki mevcut rejimle birlikte, bu istikrarsızlık ortamına dış bir aktör olarak yatırım yaptığını sözlerine ekleyen Noufal, Suriye’nin geleceğine dair kesin öngörülerde bulunamayacağını, ancak özellikle cihatçı bir rejim altında, merkeziyetçi ve baskıcı bir sisteme dönüşün Suriye coğrafyası için bir felaket olacağına dikkat çekti.

ABD’nin, Kuzey-Doğu Suriye’deki Kürtler ile Şam hükümeti arasında bir tercih yapma eğiliminde olmadığını ifade eden Noufal, Süveyda’da yaşanan duruma ilişkin ise şu ifadeleri kullandı: “Süveyda halkı genel olarak özerk ve Suriye’nin geleceğinde gerçek bir ortak olmak istiyorlar. Herhangi bir kişi ya da bir tarafın elinde bir araç olmak istememektedirler. Suriye’de gerçek çözüm, Suriye halklarının haklarının tanınması ve asimilasyon fikrinden vazgeçilmesiyle olur. Kurbanların ve suçluların aynı müzakere masasına oturtulması ne mümkündür, ne mantıklıdır ne de insanidir.”