Şam’la entegrasyonda kritik başlıklar çözümsüzlüğünü koruyor
Şam’la entegrasyonun askeri boyutu ağır ilerlerken güvenlik sorunları çözülemiyor. Kürtçe eğitim, YPJ’nin statüsü ve göçmenlerin dönüşüne ilişkin süreç ise büyük ölçüde tıkanmış durumda.
Şam’la entegrasyonun askeri boyutu ağır ilerlerken güvenlik sorunları çözülemiyor. Kürtçe eğitim, YPJ’nin statüsü ve göçmenlerin dönüşüne ilişkin süreç ise büyük ölçüde tıkanmış durumda.
Suriye’de Şam Geçici Hükümeti ile Özerk Yönetim arasındaki entegrasyon süreci askeri alanda yeni bir aşamaya girerken, özellikle geçtiğimiz ay yaşananlar sürecin siyasi, toplumsal ve kültürel boyutlarındaki belirsizliklerini daha görünür kıldı. Kürtçe eğitimin sınırlandırılması ve buna karşı düzenlenen protestolar, Hesekê Tugayı savaşçısı Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve Kobanê’deki cezaevi yangınının ardından halkın sokağa çıkması aynı dönemde yaşandı.
25 Ağustos’ta Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) bağımsız askeri yapı olarak sona erdiğinin açıklanmasıyla başlayan yeni aşama, savaşçıların Suriye ordusu bünyesine alınması süreciyle ilerliyor. Kobanê Tugayı’nın Halep merkezli bir yapıya dahil edilmesi ve Hesekê’deki güçlerin Geçici Hükümet kurumlarıyla bütünleştirilmesi yönünde adımlar atılıyor.
Fakat askeri entegrasyonun ilerlemesi, Kürtlerin 14 yılda oluşturduğu eğitim, güvenlik, kültür ve yerel yönetim kurumlarının geleceğine ilişkin soruları ortadan kaldırmış değil. Bu kurumların hangi ölçüde korunacağı ve yeni Suriye’de nasıl bir statüye kavuşacağı üzerinde tartışmalar yürütülüyor.
KÜRTÇE İÇİN ARALIKSIZ EYLEM
Gerilimin toplumsal alandaki en geniş yansıması eğitim alanında ortaya çıktı. Suriye Eğitim Bakanlığı’nın 27 Ağustos’ta aldığı kararla Kürtçe ulusal dil olarak tanımlanırken, Kürtçe dersleri haftada üç saatle sınırlandırıldı. Tarih, coğrafya, sosyal bilgiler ve felsefe derslerinin Kürtçe okutulmasına izin verilirken, matematik ve fen gibi derslerin Arapça yürütülmesi planlandı.
Bu karar, 2012’den bu yana Kuzey ve Doğu Suriye’de oluşturulan eğitim sisteminden önemli kırılma yarattı. Rojava’da anaokulundan üniversiteye kadar Kürtçenin eğitim dili olarak kullanıldığı bir sistem oluşturulmuş, Kürtçe ders kitapları ve müfredatlar hazırlanmıştı. Yıllardır anadillerinde okuyan öğrenciler ve aileleri, günlerdir sokaklarda yaptıkları protestolarda bu kararın asimilasyonun yeni bir biçimi olduğunu, dilin kimliğin temel taşı olduğunu ve üç saatlik seçmeli dersle sınırlandırılamayacağını vurguluyor.
Veliler, çocuklarının kendi dillerinde tam eğitim almasının temel bir hak olduğunu, bu hakkın pazarlık konusu edilemeyeceğini belirtiyor. Öğrenciler ise kararın geri çekilmesi ve Kürtçe resmi eğitim dili olarak tanınıncaya kadar dersleri boykot edeceğini belirtiyor.
DÜN BAAS REJİMİ BUGÜN HTŞ
BAAS rejimi döneminde de Kürtçe onlarca yıl boyunca toplumsal yaşamın her alanında sistematik olarak yasaklanmıştı. BAAS dönemi Kürtçe yasağı, Baas Partisi’nin 8 Mart 1963’te askeri darbeyle iktidara gelmesiyle sistematik hale geldi. O yıldan itibaren Kürtçenin okullarda öğretilmesi, resmi kurumlarda kullanılması ve kamusal alanda konuşulması fiilen yasaklandı. 1960’ların ortalarından itibaren “Arap Kemeri” projesiyle birlikte dil yasakları, demografiyi değiştirme politikalarının parçası haline geldi. 1980’lerde ise iş yerlerinde, düğünlerde ve kamusal alanlarda Kürtçe kullanımına yönelik yasaklar daha da sıkılaştı. Bu yasaklar, 2012’de Rojava Devrimi’ne kadar yaklaşık 49 yıl boyunca sürdü.
Geçici Hükümet’in Kürtçeyi haftada üç saatle sınırlayarak aslında yok etmeye çalışması, bu tarihi baskı ve asimilasyon politikalarının farklı bir denemesi olarak değerlendiriliyor. Buna karşın eylemler ise Kobanê, Qamişlo, Dêrik, Amûdê, Çilaxa, Zirgan, Tirbespiyê, Til Temir, Hesekê ve Girkê Legê gibi şehirlerde hemen her gün sürüyor. Halk, Şam’ın Kürtçeye yönelik politikasına tepki göstererek, dayatmaların ancak kararlı bir mücadeleyle aşılabileceğini ve Kürtlerin dillerinden hiçbir koşulda vazgeçmeyeceğini açıkça ifade ediyor.
Böylece eğitim tartışması, yeni devlet yapısında Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarının hangi kapsamda tanınacağına ilişkin daha geniş bir siyasi tartışmaya dönmüş durumda.
ÜNİVERSİTELER NE OLACAK?
Kürtçe için net mesaj verilirken, üniversitelerin akıbetinin ne olacağı da sıkça sorulan sorular arasında. Şam’la yapılan görüşmelerde Rojava’daki üniversitelerin devlet sistemine dahil edilmesi, diplomaların tanınması, okullara resmi onaylı Kürtçe ders kitaplarının ulaştırılması ve Kürtçe branş öğretmenlerinin görevlendirilmesi konuları ele alındı. Kobanê Üniversitesi’nin Halep Üniversitesi’ne entegrasyonu yönünde incelemeler başlatıldığı ve mezun olanların diplomalarının doğrudan tanınacağı yönünde açıklamalar yapıldı. Rojava Üniversitesi ise entegrasyon mekanizmasının belirsizliğini koruduğunu, akademik özerklik, katılım ve anadilde eğitim hakkının korunmasını temel şart olarak gördüğünü duyurdu.
Bu gelişmeler olumlu gibi görünse de soru işaretleri devam ediyor. Diplomanın tanınması öğrencilerin geleceği açısından temel bir güvence oluştururken, üniversitenin akademik ve idari yapısının nasıl korunacağı, müfredatın nasıl belirleneceği ve Kürtçenin üniversitedeki konumunun ne olacağı ucu açık sorular olarak duruyor. Tam anlamıyla anadilde eğitim ve dilin resmi statüsü konusunda nihai bir çözüme ulaşılamadığını söyleyebiliriz.
GÜVENLİK KRİZİ SÜRÜYOR
Rojava’da bugün üzerinde en çok durulan konu ise güvenlik. 10 Eylül’de Hesekê’nin Miftî Mahallesi’nde Sîpan Hiznî’nin kaçırılarak katledilmesi, askeri entegrasyon sonrasında güvenlik sorununu yeniden gündeme taşıdı. Hiznî’nin katledilmesinin ardından halk ayaklanarak cinayetin aydınlatılmasını ve katillerin cezalandırılmasını istedi.
Yaşananlar, entegrasyonun savaşçıların yeni birliklere aktarılmasıyla tamamlanamayacağını, savaşçıların hukuki statüsü ve güvenliğinin de açık biçimde belirlenmesi gerektiğini öne çıkardı.
KOBANÊ’DE DENGE ARAYIŞI
Hemen iki gün sonra Kobanê’deki cezaevinde çıkan yangın ise güvenlik ve yetki sorununu doğrudan kentin merkezine taşıdı. Yangında 10 tutuklu yaşamını yitirdi. Olay öncesinde bazı tutukluların Halep’e nakledilmesinin gündeme gelmesi, cezaevinde gerilime neden olmuştu.
Kobanê merkezinin güvenliğini Kürtler sağlıyor. Ancak Asayiş güçlerinin yeni sistem içerisindeki konumu hâlâ açık bir anlaşmayla belirlenmiş değil. Şam, güvenlik yetkisinin kendisine verilmesini dayatırken, Kürtler kentin tarihi bir sembol olduğunu ve dolayısıyla güvenliğini kendilerinin sağlayacağını belirtiyor.
YPJ’NİN STATÜSÜ BELİRSİZ
Öte yandan YPJ’nin yeni Suriye güvenlik sistemi içerisindeki konumu da belirsizliğini koruyor. 25 Ağustos’ta yapılan görüşmelerde YPJ’nin rolü ve yeni aşamaya ilişkin düzenlemeler ele alındı. Bunun ardından YPJ heyeti, İçişleri Bakanlığı ile görüştü. YPJ’nin İçişleri Bakanlığı bünyesinde “özel ve örgütlü bir güç” olarak varlığını sürdürme seçeneği ve Kobanê, Hesekê, Qamişlo ve Dêrik’te kalması talep edildi. Dolayısıyla YPJ açısından henüz tamamlanmış bir süreçten söz edilemiyor.
GÖÇMENLERİN DÖNÜŞÜ
Göçmenlerin dönüşü konusu da entegrasyon sürecinin en hassas başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. 2018’de Türk devleti ve çetelerinin işgali altına giren Efrîn’de dönüş süreci, 29 Ocak Anlaşması kapsamında 9 Mart’ta ilk kafileyle fiilen başladı. Yaklaşık 400 aileden oluşan ilk grup Cindirês, Mabata ve Şiyê beldelerine döndü. Bunu izleyen aylarda ardı ardına kafileler düzenlendi, binlerce aile daha topraklarına kavuştu. Haziran ayı itibarıyla toplam 8 bin 720 aile Efrîn’e döndü.
Süreç büyük ölçüde tamamlanmış görünse de çete ailelerinin bazı evlerden çıkmaması, güvenlik endişeleri ve mülkiyet sorunları devam ediyor. Dönen aileler, yıkımın ve demografi değişikliğinin izlerini taşıyan bir kentte yeniden yaşam kurmaya çalışıyor. Özellikle bazı köylerde Türk askeri varlığı nedeniyle girişler engelleniyor, evlerin talan edilmiş ve altyapının çökmüş durumda olduğu belirtiliyor.
SERÊKANİYÊ’DE AĞIR TABLO
Serêkaniyê’de ise tablo çok daha ağır. 2019 işgalinin hemen ardından kent merkezine ve çevreye binlerce çete ailesi yerleştirildi. Özellikle İdlib, Humus, Hama, Dêrazor, Doğu Guta ve Irak’tan getirilen çete aileleri, boşaltılan Kürt evlerine yerleştirildi. Yalnızca “Sultan Murad” ve benzeri gruplara bağlı bin 500’ün üzerinde ailenin yerleştirildiği belgelendi. Ancak sonraki yıllarda bu sayı daha da arttı. Kentin nüfus yapısı kökten değiştirildi; önceden 70-80 bin Kürt’ün yaşadığı yerde bugün yalnızca birkaç aile kaldı.
Mevcut süreçte dönüşler kent merkezine değil, kırsal köylere yapılıyor. İlk konvoy 10 Ağustos’ta yaklaşık 410 aileyi, ikinci konvoy 8 Eylül’de 689 aileyi taşıdı. Üçüncü konvoy da kırsala yöneliyor. Yerinden edilenler, kent merkezinin yerleşimcilerden temizlenmesini, net bir takvim, güvenlik garantisi ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini talep ediyor.
Halk, idari ve askeri güvenliği kendilerinin sağlamasını istiyor. Serêkaniyê-Halep yollarının resmen açılmaması da ticareti ve seyahati engelliyor.
HALEP’E DÖNÜŞ YOK
Halep’teki Şêxmeqsud ve Eşrefiyê mahallelerine dönüş ise en ağır ilerleyen başlık. 1 Nisan 2025’te mahalle meclisleri ile Şam arasında 14 maddelik bir anlaşma imzalanmış, yerel yapıların geçici olarak korunması ve güvenli dönüşün sağlanması öngörülmüştü. Ancak anlaşmanın uygulanması sürekli aksadı. Ocak ayında Geçici Hükümet’in saldırılarıyla süreç tamamen durdu. Görüşmeler özelikle Eylül ayında hız kazansa da somut ve kalıcı bir ilerleme sağlanamadı.
Mahallelerin özgün kültürel ve güvenlik yapılarının korunması talebi ile merkezi yetki dayatması arasındaki gerilim çözümün önünde engel oluşturuyor. Yerinden edilenlerin büyük bölümü ise dönüş için hâlâ beklemede.
TALEPLER VE ÇÖZÜM
Rojava’da entegrasyon sürecine baktığımızda, başta YPJ’nin statüsü olmak üzere Kürtçe eğitim ve göçmenlerin dönüşü konusunda görüşmelerin durduğunu belirtebiliriz. Aynı zamanda Şam’ın hala Kobanê’nin merkezini kontrol etmek istediği ve özellikle bazı grupların kırsal kesimlerde provokasyon peşinde olduğu da kaydediliyor.
Şam’ın dayatmalarda bulunarak kendine göre şekillendirmek istediği entegrasyon ile Kürtlerin talepleri çok farklı. Çünkü Şam’a göre entegrasyon, tüm yetki ve gücün tek bir merkezde toplanıp yönetilmesi. Kürtler için ise bu süreç, yıllar içerisinde oluşturulan kurumların yapısını koruyarak sürece dahil olmak anlamına geliyor. Yani Kürtçenin korunması, üniversitelerin akademik yapısının sürdürülmesi, kültürel kurumların yaşatılması, YPJ’nin örgütlü yapısının korunması ve yerel güvenlik mekanizmalarının aktif olması.
Kuşkusuz çözüm, bu başlıkların tarafların üzerinde uzlaşacağı açık hukuki güvencelerle düzenlenmesi ve yeni yasalarla garanti altına alınmasıdır. Aksi halde en ufak bir gerilim, büyük kopuşları ortaya çıkarabilir. Aynı şekilde Serêkaniyê, Efrîn ve Halep başta olmak üzere diğer bölgelerden dönüşlerde de aynı tutum gerekiyor. Güvenli dönüş yalnızca askerî güvenlikle sınırlı tutulmadan mülkiyet, altyapı, eğitim, sağlık ve yerel idareyle birlikte ele alınmadığı sürece geri dönüşlerin kalıcı hale gelmesi zor olacak.