Güvenliğin sağlanamadığı Suriye’de DAİŞ yeniden güçleniyor

Geçiş Hükümeti’nin güvenliği sağlayamadığı Suriye’de DAİŞ, Dêrazor, Reqa ve Irak’ın sınır hattında yeniden toparlanıyor; ülke yeni bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya.

DAİŞ YENİDEN TOPARLANIYOR

DAİŞ, on yıl önce olduğu gibi bugün de Suriye’yi yeniden tehdit ediyor. Şam’ı yöneten Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) rejiminin yarattığı güvenlik boşluğu ve istikrarsızlıktan faydalanan örgüt, özellikle Dêrazor, Reqa, Halep ve Hesekê’nin bazı bölgelerinde saldırılarını yoğunlaştırıyor. Kürt savunma güçlerinin yıllarca ağır bedeller ödeyerek koruduğu istikrar ortamı, özellikle Ocak 2026’dan itibaren ciddi darbe aldı. DAİŞ’in özellikle son aylarda uyuyan hücrelerini harekete geçirdiği, kırsal alanlarda etkisini artırdığı ve güvensizlik ortamından yararlanarak yeniden güç toplamaya çalıştığı belirtiliyor.

Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşın yarattığı kaos ortamından faydalanan DAİŞ, 2013’te Rojava’ya sistematik saldırılar başlattı. Önce Girê Spî ve Serêkaniyê’ye saldırdı, ardından 2014’te Kobanê’yi kuşattı. 15 Eylül’de başlayan kuşatmada, ağır silahlar ve intihar bombacılarıyla şehri ele geçirmeye çalıştı. YPG ve YPJ savaşçıları, sınırlı imkanlarla sokak sokak direndi. Ocak 2015’te Kobanê zaferi, DAİŞ’in yenilgilerinin başlangıcı oldu. Ardından Girê Spî, Hesekê, Sirrîn ve daha birçok hatta çeteler püskürtüldü.

‘SON KALESİ’ DÜŞTÜ

Kürt savaşçılar durmadı. Reqa’dan Dêrazor’a kadar DAİŞ vahşetine karşı göğüs göğüse savaştı. ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon’un hava desteğiyle ilerleyen operasyonlarda, Reqa’nın 2017’de özgürleştirilmesinin ardından örgütün elinde kalan son büyük yerleşim alanları da tek tek alındı. “Son kale” olarak bilinen Baxoz ise Mart 2019’da, aylar süren mücadelenin ardından çetelerden temizlendi. Bu tarihi zaferle birlikte DAİŞ’in Suriye’de elinde tuttuğu son toprak parçası da özgürleştirildi. Bu süreçte 12 binden fazla savaşçı ve yurttaş şehit düştü.

SORUMLULUĞU KÜRTLERE YIKTILAR

Zaferin ardından uluslararası bir sorun ortaya çıktı: Yakalanan binlerce DAİŞ çete üyesi ve ailelerinin akıbetinin ne olacağı büyük bir krize dönüştü. Başta Batılı ülkeler olmak üzere hiçbir devlet sorumluluk almayarak yükü QSD ve YPJ’nin omuzlarına bıraktı. Hesekê’deki Hol Kampı’na 60 bin, Dêrik’teki Roj Kampı’na ise 2 bin çete ailesi yerleştirilirken, çeşitli cezaevlerine de on binlerce çete üyesi konuldu. Uluslararası insan hakları kuruluşları ve Birleşmiş Milletler (BM), yıllarca kamplardaki güvenlik ve insani koşullara dikkat çekerek ülkelerin kendi vatandaşlarını geri alması çağrısında bulundu. Buna rağmen sınırlı sayıda ülke geri dönüş programı uyguladı.

Aynı şekilde Özerk Yönetim ve QSD-YPJ yetkilileri de defalarca dünya devletlerine, “Kendi vatandaşlarınızı alın, yargılayın” çağrısı yaptı. Çok az ülke sorumluluk alırken, kamplar ve cezaevleri yıllarca patlamaya hazır bir bomba gibi bekledi.

Çünkü hem Özerk Yönetim hem de QSD, DAİŞ’in sadece askeri değil, aynı zamanda ideolojik ve toplumsal bir tehdit olmaya devam ettiğini; kamplarda radikalleşmenin sürdüğünü sık sık gündeme getirdi. Hol Kampı’nın uzun süredir örgütün ideolojik etkisinin sürdüğü ve güvenlik risklerinin devam ettiği merkezlerden biri olduğuna işaret edildi. Ancak tüm uyarılara rağmen uluslararası toplumun büyük bölümü sorumluluk üstlenmedi. HTŞ’nin Aralık 2024’te Şam’ı ele geçirmesiyle birlikte, Suriye ile Kuzey ve Doğu Suriye’de oluşan yeni güvenlik dengeleri; kamplar ve cezaevlerinin geleceğini yeniden bölgenin en kritik başlıklarından biri haline getirdi.

2025’TE 163 OPERASYON

HTŞ’nin yönetimi ele geçirmesinin ardından DAİŞ, özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’yi gizli hücreler, mayınlar, sivilleri ve altyapıyı hedef alan saldırılar, propaganda ve nefret söylemi gibi yöntemlerle hedef aldı. DAİŞ, geçmişte olduğu gibi geniş alanları işgal etmekten ziyade korku iklimi oluşturarak yeniden örgütlenmeyi, finans ve lojistik ağlarını canlandırmayı amaçladı. Kırsal bölgelerde hareket kabiliyetini artıran hücreler; yol kesme, suikast, bombalı saldırılar ve güvenlik noktalarını hedef alan vur-kaç eylemlerine ağırlık verdi. Uluslararası raporlar da bu dönemde DAİŞ’in, güvenlik boşluklarından yararlanarak yeniden toparlanma arayışında olduğuna dikkat çekti.

QSD ve YPJ, bu tehlikeye karşı 2025 yılı boyunca DAİŞ’e yönelik 163 güvenlik ve askeri operasyon, 3 kapsamlı arama çalışması ve 128 baskın gerçekleştirdi. Çetelerle 32 kez sıcak çatışma yaşandı. Operasyonlar sonucunda 140 çete üyesi tutuklandı, 3’ü elebaşı olmak üzere 13’ü öldürüldü, 79 mayın etkisiz hale getirildi. Operasyonlarda çok sayıda silah, mühimmat, patlayıcı düzenek ve örgüte ait lojistik malzeme ele geçirilirken, hücre evleri ve ikmal güzergahları da hedef alındı. Baskınların önemli bölümü Dêrazor kırsalı, Reqa çevresi ve Hesekê hattında yoğunlaştı.

Öte yandan Kuzey ve Doğu Suriye İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) de Uluslararası Koalisyon’la birlikte 40 ortak güvenlik operasyonu düzenledi. Bu operasyonlarda 241 çete üyesi yakalandı, DAİŞ’in lojistik ağları dağıtıldı, mevzileri ve merkezleri imha edildi, çok sayıda silah ve mühimmat ele geçirildi. Ancak güvenlik birimleri, örgütün tamamen ortadan kaldırılamadığını, özellikle çöl bölgeleri ile kırsal alanlarda faaliyetlerini sürdürdüğünü belirterek uluslararası koalisyonu desteğini sürdürmeye çağırdı.

29 OCAK ANLAŞMASI’NIN ARDINDAN

Ocak ayının ilk haftasında HTŞ ile Türk devleti destekli çetelerin Kürtlere yönelik ağır saldırıları ve ABD’nin etkisiyle siyasi dengeler değişti. 29 Ocak’ta QSD ile HTŞ arasında imzalanan anlaşmayla, DAİŞ çetelerinin tutulduğu kamp ve cezaevlerinin kontrolü, ABD’nin “onayıyla” HTŞ’ye devredildi. Ancak bu devir-teslim, sahada kaosu beraberinde getirdi. Eski “El Nusra

HTŞ, kamp ve cezaevlerini korumak yerine çetelerin kaçmasına göz yumdu. Hol Kampı’ndan binlerce bağlantılı unsur, Şedadê Cezaevi’nden yaklaşık bin 500’e yakın çete üyesi kaçtı. Yüzlerce çete üyesi, elini kolunu sallayarak ülkenin her yerine dağıldı.

 

DÊRAZOR YENİ ÖRGÜTLENMENİN EN KRİTİK MERKEZİ

DAİŞ, Dêrazor’un doğu kırsalı, Reqa çevresi ve Irak sınırına yakın alanlarda yeniden örgütlendi. Uyuyan hücrelerini harekete geçirdi; kırsal bölgelerde lojistik ve çete takviyesi yaptı, yerel aşiretlerden ve HTŞ karşıtı çetelerden destek aldı. Vur-kaç saldırıları, suikastlar, yol kesmeler ve patlayıcı tuzakları ön plana çıktı. Dêrazor, bu yeni örgütlenmenin en kritik merkezi haline geldi. Uluslararası değerlendirmelerde de örgütün en fazla hareket kabiliyetini Fırat Nehri’nin doğusu ile Suriye-Irak sınırı boyunca koruduğu belirtiliyor.

IRAK’A TRANSFER SÜRECİ

DAİŞ çetelerinin Irak’a nakledilmesi kararı, bu süreçte en dikkat çeken gelişme oldu. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’deki yaklaşık 7 bin DAİŞ’linin kademeli olarak Irak’a nakledileceğini duyurdu. Transfer süreci 21 Ocak’ta başladı ve yaklaşık 12 gün sürdü. İlk aşamada Hesekê’den 150 çete üyesi nakledildi. Kara ve hava yoluyla yapılan nakilde 5 bin 700 çete üyesi, Babil, Nasiriye ve Bağdat’taki cezaevlerine yerleştirildi.

ABD, transferin “tutukluların güvenli tesislerde kalmasını sağlamak” amacıyla yapıldığını iddia ederken, Irak ise bunu “ulusal güvenlik önlemi” olarak tanımladı. Bağdat hükümeti aynı zamanda çeteler hakkında soruşturma ve yargılama sürecini başlattı. Aradan geçen bir buçuk yılı aşkın sürede bazı çetelerin yargılandığı haberleri basına yansısa da kaç kişinin yargılandığı, ne kadar ceza aldığı veya vatandaşları DAİŞ’e katılan ülkelerin tutumu belirsizliğini koruyor.

ÇETELERİ BİRBİRİNE KIRDIRMA PLANI

ABD, her ne kadar Aralık 2025’te Palmira’da düzenlenen saldırıda üç askerinin öldürülmesini gerekçe göstererek “kitlesel kaçış riski ve bölgesel istikrarı korumak” için çeteleri transfer ettiğini duyursa da bugün sahada yaşananlar bunun tam tersini gösteriyor. ABD-İsrail’in, HTŞ ve DAİŞ üzerinden Ortadoğu’da yeni bir denge kurmak, çeteler aracılığıyla İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan’daki etkisini zayıflatmak için bu unsurları bölgeye transfer ettiği belirtiliyor.

HTŞ, GÜVENLİĞİ SAĞLAYAMIYOR

HTŞ rejimi döneminde yeniden toparlanma sürecine giren DAİŞ, kamp ve cezaevlerinin devrinden sonra da saldırılarını sürdürdü. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) verilerine göre DAİŞ, Dêrazor, Humus, Şam ve Reqa kırsalında yeniden sürekli hareket halinde. Düzenlediği 55 saldırıda onlarca kişi yaşamını yitirdi. Bu tablo, HTŞ’nin ülke genelinde güvenliği ve istikrarı sağlayamadığını, DAİŞ’in ise bu durumdan güç alarak yeniden konumlandığını gösteriyor.