Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı tarihi “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”yla başlayan süreç, iktidarın zamana yayma taktiği nedeniyle belirsizlikler içinde ilerliyor. Sürecin ikinci aşamaya geçmesi için entegrasyon yasalarının henüz çıkarılmaması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “umut hakkı” kararının uygulanmaması, Kürt halkı kadar Kürt özgürlük mücadelesine ömrünü vermiş ve bu uğurda büyük bedeller ödemiş siyasetçileri de rahatsız ediyor.
Bu siyasetçilerden Mevlüde Acar, Kürt meselesinde gelinen noktayı ANF’ye değerlendirdi. 12 Eylül faşist cuntacılarının işkence hanelerinden Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde kalan ve Paris Katliam’ında yaşamını yitiren PKK’nin kurucularından Sakine Cansız’ın arkadaşı olan Mevlüde Acar, “Bütün bir tarihin tanığıyım; acıların da kazanımların da tanığıyım. Şimdi barışı da görmek istiyorum” dedi.
‘BARIŞ EN BAŞINDAN BERİ GÜNDEMDEYDİ’
Mevlüde Acar, devletin Kürtleri inkarı ve imhası üzerine başlayan Kürt meselesinin hem tanıklarından hem mağdurlarından. PKK’nin kurulduğu 1984’ten 1990 yılına kadar hapishanede kalan ve işkencelere maruz kalan Mevlüde Acar, Kürt Hareketi’nin kuruluş yıllarından itibaren barış ve siyasi çözüm fikrinin tartışıldığını belirtti.
Mücadelenin en başında, teksir kağıdına yazılmış manifestoda bile barışın her zaman Kürt halkının ve devrimcilerin gündeminde olduğunu vurgulayan Mevlüde Acar, şöyle konuştu:
“Silahlı mücadeleye başvurmadan siyasi yol kat etmek mümkün olmadığı için silahlı mücadele tercih edildi. Kürt meselesinin siyasi gerekçelerini ve siyasi kabulünü temin ettikten sonra silahlı mücadelenin sonlandırılması, o yıllarda bile, 1978'lerde bile konuşulan konuydu. Bu açıdan mücadele başladığından bu yana barış hep gündemdeydi.
O dönemde birçok halk direnme şansı bulamadan yok edilmiş, katledilmiş ve yeryüzünden silinmiştir. Kürt halkı da bu yok olma tehlikesine karşı silaha başvurmak zorunda kalmıştır.”
‘SAMİMİYETSİZLİK ONLARIN KARAKTERİ’
Kürt meselesinin çözümüne ilişkin sürecin yavaş ilerlemesinin rahatsız edici ama şaşırtıcı olmadığını ifade eden Mevlüde Acar, şunlara dikkat çekti: “Bu süreçte samimiyetsizliğin olma ihtimaline biliyorduk. Samimiyetsizlik onların karakterinde var zaten; ama buna karşılık bizim samimiyetimiz de şimdilik tek taraflı da olsa atılan adımlarla kendisini gösteriyor. Kürtler bu konuda net ve barış iradesini ortaya koymaktan da çekinmiyor.
Burada sözünü tutmayan faşist sistemin kendisidir ve bu sistem de bu süreçten elde edilecek kazanımları minimuma indirmek için uğraşacaktır. Unutmamak gerekir ki karşımızdaki güç son derece monarşik bir güç olduğu için eşit koşullarda müzakere yerine, kendi çıkarlarını gözeten bir yerden süreci işletmeye çalışacaktır; bunun için de her zaman olduğu gibi oyalama taktiğine girecektir.
Bu nedenle samimiyetsizlikleri rahatsız edici ama şaşırtıcı değil bizim açımızdan. Biz bunu mücadeleyle değiştireceğiz.”
‘EN ÖNEMLİ NOKTA BARIŞIN TOPLUMSALLAŞMASIDIR’
Bu süreçte en önemli noktanın barışın toplumsallaşması olduğunu kaydeden Mevlüde Acar, şunları vurguladı: “Barış sürecinin tek seçeneği devletle masaya oturup anlaşmak değildir. Burada en önemli nokta, barışı halka anlatmaktır; barışın toplumsallaşmasını sağlamaktır. Halklar arasında bir barış köprüsü kurulmalıdır. Bu süreç bize bu şansı veriyor. Eğer bu süreci halklara doğru anlatabilir ve halkları buluşturabilirsek, devlet masaya otursa da oturmasa da istediğimiz noktaya gelmiş olacağız.
Ancak devletin de kendine düşen adımları atması şarttır. Bu adımların en önemlisi de Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür ve ‘umut hakkı’ kararının uygulanmasıdır.”
‘SAKİNE, BARIŞI GÖRSEYDİ İKİ DEĞİL DÖRT KANATLA UÇARDI’
Kürt halkının varlığı için yıllardır mücadele ettiğini ve büyük bedeller ödediğini anımsatan Mevlüde Acar, bu saatten sonra hiçbir gücün bu iradeyi görmezden gelemeyeceğinin altını çizdi. Kendisinin de hayatının bu varoluş mücadelesi içinde geçtiğini anlatan Mevlüde Acar, şunları ifade etti:
“Ben mücadeleye henüz 14 yaşında, Mardin Kız Öğretmen Okulu'nda öğrenciyken başladım. Bugün 66 yaşındayım. Bütün bir ömür aslında; bütün bir tarihin tanığıyım ve barışı da görmek istiyorum. 1984 yılından sonra altı sene cezaevinde kaldım. Mardin’de gözaltına alınmıştım, daha sonra beni Diyarbakır’a götürdüler. Dört buçuk ay gözaltında kaldım ve ağır işkenceler gördüm. Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde kaldım. 1988 sürecinde, arkadaşımız Mehmet Emin Yavuz’un mide kanamasından hayatını kaybettiği açlık grevi ve Şubat Direnişi’nde de bulundum.
Sakine Cansız ile de aynı koğuşta kaldık. Sakine, barışı görseydi iki değil dört kanatla uçardı; çünkü zaten çok barışçıl, çok demokrat ve çok geniş perspektifi olan bir düşünce yapısı vardı. İnsanları da hiç ayırmazdı; ‘Bu eksik, şu şöyle’ demezdi. En eksik gördüğümüz, en yanlış gördüğümüz insana da yaklaşır ve konuşurdu. Hatta mucize gibi ertesi gün ikna eder, onun yanında, tarafında yer almasını sağlardı.
Bu anlamıyla böyle bir süreçte Sakine, çok daha güler yüzlü bir şekilde bu süreci kucaklar ve sürecin gerektirdiği ne varsa her şeyi üstlenirdi. Üstlendiği her sorumluluğu da her zaman başarıyla yerine getirmiştir. Bu süreçte olmaması büyük bir eksiklik.”
‘GÜNÜN SONUNDA ÇABALAYAN, MÜCADELE EDEN KAZANACAK, BİZ KAZANACAĞIZ!’
Bu sürecin toplumsallaşması için en çok da kadınlara sorumluluk düştüğünü belirten Mevlüde Acar, savaştan en çok zarar gören kesim olan kadınların onurlu bir barışın inşasında başat konumda olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:
“Savaşın hiçbir kazanımı yok; en son ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşta da görüldüğü gibi hep halklar kaybediyor. O yüzden barış her zaman en doğru seçenek. Biz de kadınlar olarak onurlu bir barışın inşası için çabalayacağız. Kadınlar, Kürt özgürlük mücadelesi başladığında vardı; barışın inşasında da var olacaklar. Bu açıdan ben bir Kürt kadını olarak, hem zor günlerdeki tavrımızla hem bugün geldiğimiz milyonlara ulaşan gücümüzle gurur duyuyorum ve yine başaracağımıza inancım tamdır.
Dediğim gibi en önemlisi halklar arasındaki barış köprüsünü kurmaktır. En kalıcı barış bu olur; yoksa iktidarlar gelir geçer ama kalıcı barış, aslında halklar arasındaki barıştır ve bu barışı da kimse kolay kolay bozamaz. O yüzden iktidar istediği kadar göz boyamaya çalışsın. Günün sonunda çabalayan, mücadele eden ve samimiyetle yaklaşanlar kazanacak; biz kazanacağız.”