Demokrasi ve Uluslararası Hukuk Derneği (MAF-DAD), Ocak ve Şubat 2026’da Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin hazırladığı “Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Tarafından ve Hükümeti Adına İşlenen Uluslararası Suçlar Raporu”nu yayımladı.
MAF-DAD’ın bağımsız Hakikat Araştırma Misyonu (Fact-Finding Mission), Ocak 2026’nın başında Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırıların ardından Kuzey ve Doğu Suriye’deki ihlalleri belgelemek amacıyla çalışma yürüttü. Misyon üyeleri 21 Şubat-17 Mart 2026 tarihleri arasında bölgede incelemelerde bulundu.
Raporda, saha çalışması kapsamında 32 ayrıntılı nitel görüşme gerçekleştirildiği ve toplam 62 kişinin görüşmelere katıldığı belirtildi. Bunların 25’i doğrudan mağdur, biri mağdur aile, 6’sı ise ihlallerin belgelenmesi veya mağdurlara yardım edilmesiyle ilgilenen kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluştu.
MAF-DAD, raporun mağdur ve tanık ifadeleri, doğrudan saha gözlemleri, tıbbi kayıtlar, kurum ve sivil toplum kuruluşlarının raporları, Rojava Information Center (RIC) tarafından toplanan deliller ve açık kaynak materyallerinin karşılaştırmalı biçimde incelenmesine dayandığını açıkladı. Raporda kullanılan temel ölçütün ise ihlalin gerçekleştiğine dair “makul inanma gerekçesi” olduğu belirtildi.
SİVİLLERE DÖNÜK SALDIRILAR
Rapora göre Ocak 2026’da sivillere yönelik saldırılar özellikle Halep’teki Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde ve Tebqa ile Reqa’dan çıkış yollarında yoğunlaştı.
Saha araştırmasında insansız hava araçlarıyla saldırılar, topçu ateşi, keskin nişancı saldırıları, araçlara ateş açılması, kontrol noktalarında şiddet, sivillerin sığındığı alanlara yönelik saldırılar ve evlere yönelik doğrudan saldırılar belgelendi.
Tebqa ve Reqa’dan kaçmaya çalışan sivillerin ise ateş altında kaldıkları, durduruldukları, arandıkları, soyuldukları, gözaltına alındıkları ve bazı durumlarda öldürüldüklerine ilişkin tanıklıklar rapora girdi.
MAF-DAD, elde edilen delillerin sivillerin kasıtlı ve ayrım gözetmeksizin hedef alındığına ve bu eylemlerin uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlalleri ile savaş suçları oluşturduğuna dair makul gerekçeler sunduğu sonucuna vardı.
HASTANELER VE SAĞLIK ÇALIŞANLARI HEDEF ALINDI
Raporda Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’deki sağlık altyapısına yönelik saldırılar da ayrı bir başlık altında incelendi.
MAF-DAD’a göre Xalid Fecir Hastanesi ve Osman Hastanesi topçu saldırılarının hedefi oldu. Sağlık çalışanlarının yaralandığı, gözaltına alındığı, kaybedildiği ve öldürüldüğüne ilişkin deliller toplandı.
Rapora göre sağlık altyapısına ve sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar münferit olaylardan ibaret değildi; korunması gereken sağlık tesisleri ve sağlık personelinin sistematik biçimde tehlikeye atıldığı veya doğrudan hedef alındığı daha geniş bir örüntünün parçasıydı. MAF-DAD, bu eylemlerin savaş suçu oluşturduğuna dair makul gerekçeler bulunduğunu belirtti.
GÖZALTI İŞKENCE VE ZORLA KAYBETMELER
Raporda Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’nin ele geçirilmesinin ardından ve sivillerin kaçış güzergâhlarındaki kontrol noktalarında gözaltı ve kaybetme vakalarının yaşandığı belirtildi.
Tanıklar erkeklerin kadın ve çocuklardan ayrıldığını, gözaltına alınan kişilerin aşırı kalabalık merkezlerde tutulduğunu ve ailelerine bilgi verilmediğini aktardı.
MAF-DAD’ın görüştüğü kişiler dayak, elektrik verme, gözlerin bağlanması, kelepçeleme, zorla itiraf ve ifade alma, yetersiz gıda ve su, kötü hijyen koşulları ve sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesinden söz etti.
Rapora göre bu uygulamaların keyfi gözaltı, zalimane muamele, işkence, zorla kaybetme veya rehin alma gibi savaş suçları oluşturduğuna; gerekli koşulların bulunması halinde ise insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebileceğine dair makul gerekçeler bulunuyor.
CENAZELERE YÖNELİK İŞKENCE VE AŞAĞILAMA
Raporda ölülerin bedenlerine yönelik ağır ihlaller de belgeleniyor.
MAF-DAD, cenazelerin parçalanması, bedenlerin teşhir edilmesi, kadınların saç veya örgülerinin kesilmesi, bedenlerden dövmelerin çıkarılması ve bazı organların kesilmesine ilişkin doğrudan fotoğraf ve video delillerinin incelendiğini belirtti.
Tanıklar ayrıca cenazelerin onurlu biçimde defnedilmesinin engellendiğini ve yakınlarını kaybeden ailelerin aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldığını aktardı.
Rapora göre söz konusu uygulamalara ırkçı, mezhepçi ve cinsiyetçi hakaretler de eşlik etti. MAF-DAD, bu eylemlerin mağdurları, aileleri ve toplulukları aşağılamaya ve korkutmaya yönelik olduğuna dair makul gerekçeler bulunduğunu ve savaş suçu niteliğindeki “kişisel onura yönelik ağır saldırılar” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
YAĞMA VE ŞAHSİ MÜLKLERİN GASPI
Raporda evlerin ve özel mülklerin yağmalanmasına ilişkin de geniş çaplı deliller bulunduğu ifade edildi.
Tanıklar evlerin basıldığını, yağmalandığını, işgal edildiğini veya yeni sahiplerini belirlemek amacıyla işaretlendiğini anlattı. Bazı kişilerin telefonlarına, paralarına, kimlik belgelerine ve kişisel eşyalarına el konulduğu belirtildi.
Yerlerinden edilen bazı kişiler geri döndüklerinde evlerinin kilitlerinin değiştirildiğini, eşyalarının götürüldüğünü ve mülklerinin silahlı gruplar veya bunlarla bağlantılı kişiler tarafından kontrol edildiğini gördüklerini aktardı.
MAF-DAD ayrıca kadın kurumları, kütüphaneler, eğitim ve kültür merkezleri gibi kurumların da saldırı, yağma ve tahribata maruz kaldığını belirtti. Rapora göre yağma, çatışmaların yan ürünü olmaktan ziyade mülklerin bilinçli biçimde ele geçirilmesi, yok edilmesi veya başka amaçlarla kullanılmasını içeren yaygın bir uygulamaya dönüşmüş olabilir.
BİNLERCE KİŞİ ZORLA YERİNDEN EDİLDİ
MAF-DAD, Şêx Meqsûd, Eşrefiye, Reqa ve Tebqa’dan kitlesel yerinden edilme yaşandığını kaydetti.
Yerinden edilenlerin önemli bir bölümünün daha önce Efrîn’den zorla çıkarılmış Kürt siviller olduğu ve Ocak 2026’da ikinci kez yerlerinden edildikleri belirtildi.
Rapora göre mevcut deliller, yaşanan yerinden edilmelerin savaş suçu kapsamında “zorla yerinden etme” olarak değerlendirilmesine; gerekli hukuki koşulların bulunması halinde ise insanlığa karşı suç olarak “nüfusun sürülmesi veya zorla nakledilmesi” kapsamında ele alınmasına dair makul gerekçeler ortaya koyuyor.
KADIN KURUMLARI VE KADINLARA YÖNELİK İHLALLER
Raporda kadınlara yönelik ihlaller ayrı bir bölümde ele alındı.
MAF-DAD, kadınların kamu kurumlarındaki faaliyetleri nedeniyle tehdit edildiğini, kişisel bilgilerinin yayımlandığını, kadın merkezleri ve kütüphanelerin hedef alındığını ve kadınların siyasi ve kültürel katılımıyla bağlantılı kurumların tahrip edildiğini belgeledi.
Araştırma ekibi, Kürt ve Arap kadınlardan oluşan 10 kişiyle görüşerek kadın kurumlarına yönelik saldırıları inceledi. Tanıklara göre Halep, Tebqa ve Reqa’daki Zenobiya kadın merkezleri, Jineolojî kurumları ve kütüphaneler yağmalandı veya tahrip edildi.
Raporda kadınların gözaltına alınırken kıyafetleri üzerinden cinsiyetçi hakaret ve tehditlere maruz bırakıldığı, kadın aktivistlerin ve yerel yönetim kurumlarında çalışan kadınların ölüm tehditleri aldığı, kişisel bilgilerinin sosyal medyada yayıldığı ve evleri ile ofislerinin ele geçirildiği yönündeki tanıklıklara da yer verildi.
MAF-DAD, kadınların bedenlerinin parçalanması, saçlarının kesilmesi, kötü muamele görüntülerinin yayılması ve cinsiyetçi tehditlerin savaş suçu kapsamında kişisel onura yönelik ağır saldırılar oluşturduğuna dair makul gerekçeler bulunduğunu belirtti. Gerekli koşulların oluştuğu durumlarda ise bu eylemlerin kadınlara yönelik zulüm şeklinde insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebileceği ifade edildi.
RAPORDA TÜRKIYE’NİN ROLÜ VURGUSU
MAF-DAD raporunun dikkat çeken bölümlerinden biri Türkiye’nin rolüne ilişkin değerlendirmeler oldu.
Raporda, Ocak ve Şubat 2026’daki çatışmalarda Suriye Geçiş Hükümeti (STG) ile bağlantılı silahlı güçlerin içerisinde Suriyeli olmayan unsurların bulunduğuna ilişkin çok sayıda kaynağın bulunduğu belirtildi.
Bazı tanıkların Türk bayrağı taşıyan üniformalara sahip savaşçılar gördükleri ve Türkiye’deki aşırı sağcı Bozkurtlar hareketiyle ilişkilendirilen bir el işareti kullanan kişilerden söz ettikleri aktarıldı.
Bunun yanında rapor, Türk askeri personeli, Türk askeri teçhizatı ve Türk sorgucularının STG’ye destek amacıyla kullanıldığına ilişkin deliller bulunduğunu belirtiyor.
MAF-DAD, bu dış desteğin tek başına çatışmayı uluslararası silahlı çatışmaya dönüştürmek için yeterli olmadığı sonucuna vardı. Araştırma ekibi, mevcut deliller ışığında Ocak ve Şubat 2026 olaylarını esas olarak uluslararası olmayan silahlı çatışma (NIAC) çerçevesinde değerlendirdi.
BAĞIMSIZ SORUŞTURMA TALEBİ
MAF-DAD, raporda Türkiye’ye özel bir bölüm ayırarak, Türk askeri personeli, askeri teçhizat ve sorgucularının olası ihlallere katılımına ilişkin iddiaların bağımsız, etkili ve tarafsız biçimde soruşturulması çağrısında bulundu.
Dernek ayrıca Türkiye’nin ilgili kayıt, bilgi ve diğer delilleri korumasını ve yetkili ulusal ve uluslararası soruşturma ve hesap verebilirlik mekanizmalarıyla işbirliği yapmasını istedi.
Raporda STG’ye askeri, mali veya lojistik destek veren Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, diğer AB ülkeleri ve İngiltere’ye de sağladıkları desteğin uluslararası insancıl hukuk ihlallerinde kullanılmamasını sağlama çağrısı yapıldı.
ULUSLARARASI SORUMLULUK VE HESAP VEREBİLİRLİK TALEBİ
MAF-DAD, Suriye’deki mevcut iç hukuk mekanizmalarının belgelenen suçlar açısından etkili bir hesap verebilirlik sağlayabilecek durumda olmadığı değerlendirmesinde bulundu.
Rapora göre yerel mahkemelerin STG’ye bağlı güçler üzerinde etkili bir yetkisi bulunmuyor; STG kontrolündeki bölgelerdeki adli kurumlar ise mağdurlar açısından erişilebilir değil veya bağımsızlık sorunu taşıyor.
Bu nedenle rapor, doğrudan faillerin yanı sıra suçları emreden, teşvik eden, kolaylaştıran veya önlemekte ve cezalandırmakta başarısız olan komuta kademelerindeki kişilerin de soruşturulmasını istedi.
MAF-DAD, uluslararası mahkemeler ve mekanizmaların yanı sıra, mümkün olduğu ülkelerde evrensel yargı yetkisinin kullanılmasını; delillerin korunmasını ve tanıkların güvenliğinin sağlanmasını talep etti.
Rapor ayrıca BM’nin Suriye Arap Cumhuriyeti Uluslararası, Tarafsız ve Bağımsız Mekanizması (IIIM), BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve diğer uluslararası mekanizmaların Ocak ve Şubat 2026’da yaşanan olayları takip etmesi çağrısında bulunuyor.
MAF-DAD’ın temel çağrılarından biri ise kayıp ve gözaltındaki kişilerin akıbetlerinin açıklanması, zorla yerinden edilenlerin güvenli ve gönüllü dönüş koşullarının oluşturulması, yağmalanan mülklerin iade edilmesi ve mağdurların etkili başvuru ve tazmin mekanizmalarına erişiminin sağlanması oldu.