Londra’daki Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’nda Prof. Michael Keating, federalizm ve Brexit’in etkilerini ele alırken, Geraint Thomas Galler’in kaynakları, egemenlik ve yetki devri mücadelesini anlattı.
Konferansta Britanya’daki federalizm, yetki paylaşımı ve anayasal düzenlemeler farklı tarihsel deneyimler üzerinden ele alındı.
Prof. Michael Keating ve Geraint Thomas; İrlanda, İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler deneyimleri üzerinden federalizm, yetki devri, Avrupa Birliği üyeliği ve Brexit’in yarattığı değişimleri değerlendirdi.
KEATING: FEDERALİZMİN TANINMAMASI İRLANDA’DA FELAKETLE SONUÇLANDI
Prof. Michael Keating, İrlanda deneyimine değinerek, federalizmin milliyetçiliğin tanınmasıyla bir arada var olabileceğinin kabul edilmemesini “felaket niteliğinde bir başarısızlık” olarak değerlendirdi.
Keating, “İrlanda’da federalizmin tanınmayı milliyetçilikle birleştirebileceğinin kabul edilmemesi felaket niteliğinde bir başarısızlıktı” dedi.
Bu başarısızlığın İrlanda’da ayrılma ve bölünmeyle sonuçlandığını ifade eden Keating, daha sonraki süreçte İskoçya’da milliyetçiliğin, Kuzey İrlanda’da ise ulusal bilincin yükseldiğini ve en azından federalizm yönünde talepler ortaya çıktığını belirtti.
Bu taleplerin 20’nci yüzyılın sonlarına doğru İskoçya ve Galler’de “devolution” olarak adlandırılan yetki devriyle karşılık bulduğunu söyleyen Keating, Kuzey İrlanda’da ise farklı nedenlerle ancak aynı dönemde bir düzenlemenin ortaya çıktığını kaydetti.
Keating, bunun sonucunda Britanya’da oldukça asimetrik bir yapının oluştuğunu ifade etti.
‘AB, HAKLARI MİLLİYETTEN AYIRAN BİR ÇERÇEVE SUNDU’
Keating, Britanya’daki yetki devri sürecinin Avrupa Birliği üyeliği döneminde gerçekleşmesine özellikle dikkat çekti.
“Bütün bunların yaşanmasının nedenlerinden biri, Birleşik Krallık’ın o dönemde Avrupa Birliği üyesi olmasıydı” diyen Keating, Avrupa Birliği’nin farklı anayasal düzenlemelere olanak sağlayan bir çerçeve sunduğunu anlattı.
Keating, bu çerçevenin önemli unsurlarından birinin haklar ile milliyet arasındaki bağın ayrılması olduğunu belirterek, Kuzey İrlanda üzerinden şu değerlendirmeyi yaptı: “Kuzey İrlanda’da İrlandalı olduğunuzu söylemeniz önemli değil. Haklarınızı oradan almıyorsunuz. Haklarınızı Avrupa’dan alıyorsunuz. Bu son derece önemli.”
BREXIT SONRASI ÇERÇEVE DEĞİŞTİ
Brexit’in ardından bu yapının değiştiğini belirten Keating, Avrupa Birliği düzeyindeki yetkilerin geri alınmasının Britanya’daki yetki devri sistemi üzerinde de etkileri olduğunu söyledi.
Avrupa Birliği’nin daha önce bir tür “şemsiye” işlevi gördüğüne işaret eden Keating, Brexit sonrasında bu çerçevenin geleceğinin önemli bir soru haline geldiğini belirtti.
Britanya’nın gelecekte Avrupa’ya yeniden yakınlaşıp yakınlaşmayacağına ilişkin sorulara değinen Keating, yetkinin yukarıya ve aşağıya doğru devri arasındaki ilişkinin kritik önemde olduğunu söyledi.
İSKOÇYA’DA BAĞIMSIZLIK TARTIŞMASI
İskoçya’daki gelişmelere de değinen Keating, 2014 yılında bağımsızlık referandumu yapıldığını hatırlattı.
İskoç milliyetçilerinin iktidara geldiğini belirten Keating, bağımsızlığa verilen desteğin daha sonraki dönemde de devam ettiğini söyledi.
Brexit’in bu dinamikle yakından ilişkili olduğunu ifade eden Keating, Britanya deneyiminde hem olumlu hem de olumsuz unsurlar bulunduğunu belirtti. Anayasal düzenlemelerde verilen güvencelerin ve bu düzenlemelerin daha sonra nasıl değiştirilebileceğinin temel meselelerden biri olduğuna dikkat çekti.
THOMAS: GALLER’DE SESSİZ BİR DEVRİM YAŞANIYOR
Geraint Thomas ise konuşmasını Galler’in tarihsel ve siyasi deneyimi üzerine kurdu.
Galler’in bugünkü durumunun dışarıda çok fazla bilinmediğini belirten Thomas, “Biz çok sessiziz. Bu biraz küçük bir devrim ve bugün bundan söz edeceğim” dedi.
Galler’in 1282’den bu yana bağımsız olmadığını belirten Thomas, yaklaşık 750 yıllık bir döneme işaret ederek, “Egemenliğimizi kaybettik” dedi.
Thomas, 15’inci yüzyılın başındaki küçük bir ayaklanma dışında uzun süre Galler’in siyasi konumunda önemli bir değişiklik yaşanmadığını anlattı.
‘DOĞAL KAYNAKLARIMIZ DOĞUYA AKTI’
Galler’in doğal kaynakları üzerinde duran Thomas, ülkesinin Britanya’nın geri kalanına, özellikle İngiltere’ye karşı tarih boyunca “oldukça cömert” olduğunu söyledi.
Kömür, çelik, arduvaz ve tarım gibi kaynakları sıralayan Thomas, “Doğal kaynaklarımız memnuniyetle doğuya doğru aktı” dedi.
Galler’deki ulaşım hatlarının da büyük ölçüde doğuya, İngiltere yönüne uzandığını söyleyen Thomas, buna karşılık Galler’in çok az şey aldığını ifade etti.
Thomas, aynı durumun su kaynakları açısından da geçerli olduğunu belirterek, Galler’in önemli miktarda su kaynağına sahip olduğunu ve İngiltere’deki bazı şehirlerin bu kaynaklardan yararlanmak istediğini anlattı.
‘KÖYLER, ÇİFTLİKLER, ŞAPEL, DÜKKAN VE OKUL SULAR ALTINDA KALDI’
Thomas, 1950’lerin sonlarında Liverpool Corporation’ın Galler’de yeni bir su rezervuarı yapmak istediğini ve kendisinin bugün yaşadığı bölgedeki bir vadinin bunun için seçildiğini anlattı.
“Vadiyi sular altında bırakmaya karar verdiler. Köyler, çiftlikler, şapel, dükkan ve okul; hepsi sular altında kaldı” diyen Thomas, Galler halkının barajın yapılmasına aktif biçimde karşı çıktığını söyledi.
Thomas, kararın Westminster’da oylanmasına rağmen Galler’in itirazının sonucu değiştirmediğini belirtti. Galler’i temsil eden 32 parlamenterden 31’inin barajın yapılmasına karşı oy verdiğini, bir parlamenterin ise çekimser kaldığını aktaran Thomas, buna rağmen barajın inşa edildiğini söyledi.
Thomas, “Bu sembolikti. Westminster’daki karar alma mekanizmasının Galler halkı üzerindeki baskısının bir sembolüydü. Bizim hiçbir söz hakkımız yoktu” dedi.
Thomas, bu gelişmenin Galler halkının kendi meseleleri üzerinde söz sahibi olmadığını fark etmesinde önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “Bu başlangıçtı. Galler milliyetçiliğinin kıvılcımı buydu” ifadelerini kullandı.
1979’DAN 1997’YE YETKİ DEVRİ
Thomas, 1979 yılında Galler halkına yetki devri konusunda referandum hakkı verildiğini anlattı.
Galler’e, İskoçya’da olduğu gibi yetkilerin devredilip devredilmemesi konusunda karar verme fırsatı sunulduğunu belirten Thomas, o dönemde Galler toplumunda Birleşik Krallık içerisinde kalmanın ve kararların merkezi düzeyde alınmasının daha iyi olduğuna ilişkin düşüncenin güçlü olduğunu söyledi.
Thomas, 1979 referandumunda Galler halkının yüzde 70’e karşı yüzde 30 oranında yetki devrine karşı oy kullandığını belirtti.
1980’li yıllardaki büyük madenci grevine de değinen Thomas, kömür endüstrisinin özellikle Güney Galler vadileri açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Bu bölgelerde yaşayanların önemli bölümünün 1979 referandumunda yetki devrine karşı oy kullandığını hatırlatan Thomas, 1980’lerde yaşanan gelişmelerin ardından bu kesimlerin Birleşik Krallık’a olan güvenlerini büyük ölçüde kaybettiklerini ifade etti.
Thomas, Galler’de yetki devri tartışmasının 1997 yılında yeniden referanduma götürüldüğünü söyledi.
Bu kez sonucun son derece küçük bir farkla değiştiğini belirten Thomas, Galler halkının yüzde 50,4’ünün yetki devrinden ve Cardiff’te bir meclis kurulmasından yana oy kullandığını ifade etti.
‘İNCİL’İN GALCEYE ÇEVRİLMESİ DİLİ KURTARDI’
Thomas, konuşmasının devamında kimlik ve dil arasındaki ilişkiye değinerek Galcenin tarihsel olarak korunmasını sağlayan gelişmeleri anlattı.
Kraliçe I. Elizabeth dönemine işaret eden Thomas, İngiltere Kilisesi’nin yeni Protestan-Anglikan yapısının Galler toplumunda yeterli karşılık bulmadığını söyledi.
Bunun üzerine I. Elizabeth döneminde İncil’in Galceye çevrilmesine önemli kaynak ayrıldığını belirten Thomas, İncil’in özgün dillerinden Galceye akademik bir çevirisinin gerçekleştirildiğini anlattı.
Thomas, bunun Galcenin geleceği üzerinde beklenmedik bir sonuç yarattığını belirterek, “Bunun yaptığı şey, Galceyi kurtarmak oldu” dedi.
Dinin yüzyıllar boyunca Galler toplumunun en önemli unsurlarından biri olduğunu belirten Thomas, dini yaşamın Galce üzerinden sürdürülebilmesinin dilin toplum içerisinde yaşamaya devam etmesini sağladığını söyledi.
Thomas, “Böylece Galceyi pratik olarak kurtardı” ifadelerini kullandı.