Kürtlerin Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde temsili ve uluslararası statü talebiyle KNK tarafından Belçika'nın başkenti Brüksel’de düzenlenen konferans, uluslararası hukuk ve insan hakları alanındaki uzmanların sunumlarıyla devam ediyor. Prof. Miloon Kothari, uluslararası hukuk uzmanı Barry A. Fisher ve eski Irak İnsan Hakları Bakanı Bakhtiyar Amin’in yer aldığı panelde, ilk sunumu Fisher yaptı. Farklı ülkelerde anayasa ve yasa hazırlama ile hukuki reform çalışmalarında yer alan Fisher, Kürtlerin uluslararası statüsü, BM’de temsili ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
KÜRTLERİN BM’DE TANINMASI KAMPANYANIN ANAHTARIDIR
Barry A. Fisher, “Kürdistan Ulusunun Yeniden Doğuşu için” başlıklı sunumunda, Kürtlerin BM’de tanınması ve gözlemci statüsü elde etmesinin uluslararası kampanyanın temel başlıklarından biri olduğunu söyledi. Fisher, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askerî varlığından bölgesel ittifaklara, Kürtlerin uluslararası temsilinden diaspora çalışmalarına kadar birçok başlığı ele aldı.
Kürtlerin kadim Mezopotamya’nın kuzeyinde 2 bin yılı aşkın süre yaşadığını belirten Fisher, Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından siyasi düzenin değiştiğini söyledi. Sevr ve Lozan süreçlerine değinen Fisher, Kürtlerin dört devletin sınırları içerisinde bırakıldığını ifade etti. Kürtlerin 103 yıldır bölünmenin sonuçlarıyla karşı karşıya olduğunu belirten Fisher, “Artık bu haksızlığın giderilmesinin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında sözü verilen birleşik ulusal yurdun, dünyanın en büyük devletsiz ulusu olan 60 milyondan fazla Kürde yeniden verilmesinin zamanı gelmiştir” dedi.
BUGÜNKÜ DÖNEM 1923’E BENZİYOR
Fisher, günümüzde büyük güçler arasındaki rekabetin yeni nüfuz alanları oluşturduğunu belirterek, mevcut dönemi Birinci Dünya Savaşı sonrasıyla karşılaştırdı. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in farklı bölgelerde nüfuz alanlarını genişletmeye çalıştığını söyleyen Fisher, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu güç dengeleri içerisinde Suriye ve başka alanlarda daha geniş bir hareket alanı elde etmeye çalıştığını kaydetti.
TÜRKİYE'NİN KÜRT POLİTİKASI VE ASKERİ VARLIĞI
Türkiye’nin Kürt politikasına da değinen Fisher, Kürt siyasetçilerin tutuklanması, siyasi partiler üzerindeki baskılar ve farklı topluluklara yönelik politikaları hakkında değerlendirmeler yaptı. Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi’nde 100’den fazla askerî üs, nokta ve kontrol noktası bulunduğunu söyleyen Fisher, Ankara’nın Kıbrıs’ın kuzeyi, Libya, Lübnan, Somali ve Irak’taki askerî varlığına da dikkat çekti.
Fisher, Türkiye’nin 2016’dan bu yana Suriye’nin kuzeyinde askeri varlık bulundurduğunu belirterek bunun Rojava ve Kürtlerin Suriye’deki siyasi rolü açısından sonuçlarına dikkat çekti.
Fırat Kalkanı ve Efrin operasyonlarına dikkat çeken Fisher, bölgedeki demografik yapının değiştirildiğini, Kürtlerin yerinden edildiğini ve mülklere el konulduğunu kaydetti. Esad’ın Aralık 2024’te devrilmesinin ardından Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin arttığını söyleyen Fisher, Ankara’nın yeni Şam yönetimiyle geliştirdiği askerî ve siyasi ilişkilere dikkat çekti.
Fisher, “Suriye’ye Komşu Ülkeler” mekanizması, Türkiye-Suriye savunma anlaşması, 2026’da gündeme gelen “Bölgesel Dörtlü” veya “R4” ile Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki “Mekke İttifakı”na da değindi. Bu yapıların Türkiye’nin Ortadoğu’daki askeri ve siyasi etkisinin genişlemesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Fisher, Türkiye’nin Somali ve Kızıldeniz’deki varlığını da bu çerçevede ele aldı.
KÜRTLERİN BM’DE TANINMASI KAMPANYANIN ANAHTARI
KNK’nin uluslararası çalışmalarına ilişkin önerilerini sıralayan Fisher, Kürtlerin BM’de tanınması ve gözlemci statüsü elde etmesini “kampanyanın anahtarı” olarak gösterdi. Fisher, KNK’nin Avrupa Konseyi, BM, Amerika ve diğer bölgesel kuruluşlarda temsil ve danışmanlık imkanlarını geliştirmesi gerektiğini söyledi. Kürt diasporasının da bu çalışmalara dahil edilmesini isteyen Fisher, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği gibi kuruluşlarla ilişkilerin geliştirilmesini önerdi. Keldani Kilisesi ve Vatikan’la temasların artırılması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Nashville’de ‘Kurdgrass’ önerisi Fisher, ABD’nin Nashville kentinde Kürt müziği ile bluegrass müziğini bir araya getirecek “Kurdgrass” adlı bir etkinlik için görüşmeler yürüttüğünü açıkladı. Ferhat Tunç ve başka Kürt sanatçıların da projeye katılabileceğini belirten Fisher, kültürel çalışmaların Kürt kimliğinin uluslararası alanda tanıtılmasına katkı sağlayabileceğini söyledi.
Fisher, Kürtlerin 103 yıllık bölünmesine değinerek, “Binlerce yıllık kadim Kürdistan’ın, 103 yıl boyunca birbirinden kopuk ve bir çölün ortasında bırakılmış olmasının ardından yeniden birleşmesinin zamanı gelmiştir” dedi.
KOTHARİ: KÜRTLERİN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI GECİKMİŞTİR
Kürtlerin Birleşmiş Milletler’de (BM) temsili ile statü talebinin ele alındığı konferansın ikinci bölümünde Prof. Miloon Kothari konuştu. Kothari, konuşmasında Kürtlerin uluslararası alanda tanınması, kendi kaderini tayin hakkı ve BM’nin insan hakları mekanizmaları üzerinden yürütülebilecek çalışmalar üzerinde durdu. Kothari, BM Şartı’nın başlangıç bölümünde yer alan “büyük ve küçük ulusların eşit hakları” vurgusuna ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin (ICESCR) 1’inci maddesine dikkat çekti. Sözleşmenin 1’inci maddesinde, “Bütün halkların kendi kaderini tayin hakkı vardır. Bu hak gereğince siyasi statülerini özgürce belirler ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce sürdürürler” ifadelerinin yer aldığını aktardı.
Kothari, “Kürt halklarının içsel kendi kaderini tayin hakkının küresel düzeyde tanınması çoktan gerçekleşmiş olmalıydı” dedi.
Kothari, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının tanınmamasının Kürtlerin insan haklarının tam olarak hayata geçirilmesinin yanı sıra uluslararası toplum ve BM sistemiyle bütünleşmelerinin önünde engel oluşturduğunu belirtti.
İçsel kendi kaderini tayin hakkının ICESCR’nin 1’inci maddesinde yer aldığını ifade eden Kothari, bu hakkın Önder Apo'nun çalışmalarında “demokratik konfederalizm” yaklaşımıyla ifade edildiğini söyledi. Kothari, bu yaklaşımın hedefini Kürtlerin ulusal siyasi süreçlere tam ve demokratik biçimde katılımının sağlanması, yasaların Kürtleri ayrı bir halk olarak tanıması ve bu çerçevede bir özerklik biçiminin mümkün kılınması olarak aktardı.
Önder Apo'nun çalışmalarında uluslararasılaşan bir yaklaşımın, birlikte yaşamın ve sınırların belirleyiciliğinin aşılmasının ele alındığını belirten Kothari, alternatif siyasi modellerin yerel, kentsel, bölgesel ve çok uluslu biçimler alabileceğini ve ortak bir yurt anlayışına karşılık gelebileceğini ifade etti.
BM’DE GÖZLEMCİ STATÜSÜ VE İNSAN HAKLARI MEKANİZMALARI
Kothari, Kürtlerin BM Genel Kurulu’nda gözlemci statüsü elde etmesi için yürütülecek çalışmaların yanı sıra BM’nin devletlerden bağımsız insan hakları mekanizmalarıyla da çalışma yürütülmesi gerektiğini belirtti.
BM’nin insan hakları sistemindeki bağımsız mekanizmalar arasında BM sözleşme organları, özel prosedürler, uluslararası soruşturma ve hakikat tespit misyonlarının bulunduğunu aktaran Kothari, Evrensel Periyodik İnceleme (UPR) mekanizmasına da dikkat çekti.
Bu mekanizmaların Suriye, Türkiye, Irak ve İran’ın insan hakları durumunu belirli aralıklarla incelediğini belirten Kothari, Kürtlerin yaşadığı sorunların bu süreçlerde daha kapsamlı biçimde ele alınabileceğini söyledi.
KÜRT KURUMLARI BM MEKANİZMALARINA RAPOR SUNABİLİR
Kothari, Kürt kurumları, sivil toplum örgütleri, yarı özerk yönetimler, akademik çevreler ve bağımsız kuruluşların BM’nin ilgili mekanizmalarına bilgi ve rapor sunabileceğini ifade etti.
Bu kapsamda Evrensel Periyodik İnceleme süreçlerine paydaş raporları, sözleşme organlarına gölge raporlar, soruşturma ve hakikat tespit mekanizmalarına bilgiler ile özel raportörlerin tematik ve ülke raporlarına katkılar sunulabileceğini belirtti.
Kothari, Kürtlerin BM ile ilişkilerinin yalnızca kurumlar düzeyinde değil, toplumun farklı kesimlerinin katılımıyla yürütülmesi gerektiğini de söyledi. İnsan hakları alanında eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının da bu sürecin bir parçası olması gerektiğini belirtti.
UZUN SOLUKLU STRATEJİ GEREKLİ
Kothari, bütün bu çalışmaların Kürtlerin ayrı bir halk olarak tanınması ve gözlemci statüsü talebinin uluslararası insan hakları belgelerine dayalı biçimde ortaya konulmasına hizmet edeceğini ifade etti.
Kürtlerin BM’de gözlemci statüsü elde etmesine yönelik çalışmaların uzun yıllara yayılan bir strateji kapsamında ele alınması gerektiğini belirten Kothari, konferansın çalışmalarında başarılar diledi.
AMİN: ULUSLARARASI MEKANİZMALAR ETKİN KULLANILMALI
Irak’ta insan hakları ve demokrasi çalışmaları uzmanı Bakhtiyar Amin de yaptığı konuşmada, Kürtlerin uluslararası statüsü ve temsili tartışmasını devletlerin ve sınırların tarih boyunca geçirdiği değişimler üzerinden ele aldı.
Amin, 20. yüzyılın ilk yarısından bugüne kadar dünyadaki devletlerin ve sınırların önemli ölçüde değiştiğini belirterek, 1924 yılında dünyada yaklaşık 20 bağımsız devlet bulunduğunu, 1946’da ise Birleşmiş Milletler’de yaklaşık 50 devletin yer aldığını söyledi.
Dünyadaki siyasi sınırların hiçbir zaman değişmez olmadığını ifade eden Amin, İslam imparatorluklarından Roma ve Bizans dönemlerine, Avrupa’daki siyasi yapılanmalardan modern devlet sistemine kadar sınırların savaşlar, anlaşmalar ve siyasi değişimlerle defalarca yeniden çizildiğini belirtti.
Amin, 1648 Vestfalya Barışı sonrasında şekillenen devletler sistemine de değinerek, Avrupa’nın siyasi haritasının sonraki dönemlerde de birçok kez değiştiğini söyledi. Savaşların, hanedan değişikliklerinin ve siyasi güç dengelerinin devletlerin sınırlarını yeniden şekillendirdiğini belirten Amin, bu nedenle bugünkü sınırların da tarihsel olarak değişmez bir gerçeklik olarak ele alınamayacağını ifade etti.
Kürtlerin tarihsel geçmişine de değinen Amin, Kürtlerin farklı dönemlerde çeşitli siyasi yapılanmalar ve devlet deneyimleri içerisinde yer aldığını söyledi. Kürtlerin tarihine ilişkin farklı tarihsel yaklaşımlar ve araştırmalar bulunduğunu belirten Amin, Kürt kimliğinin uzun tarihsel süreç içerisinde varlığını koruduğunu vurguladı.
Amin, Kürtlerin bugün karşı karşıya olduğu temel meselelerden birinin uluslararası alandaki temsil ve statü olduğunu belirtti. Kürtlerin nüfusu ve tarihsel varlığı ile uluslararası kurumlarda sahip oldukları temsil arasında bir fark bulunduğunu söyleyen Amin, bu nedenle BM sistemi içerisinde farklı temsil biçimlerinin ve özellikle gözlemci statüsünün tartışılması gerektiğini kaydetti.
Uluslararası sistemde devletlerin yanı sıra farklı statülere sahip yapıların da çeşitli kurumlarda yer alabildiğine değinen Amin, Kürtlerin de mevcut uluslararası mekanizmaları inceleyerek kendileri için kullanılabilecek yolları değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.
Amin, Kürtlerin yaşadığı ülkelerdeki anayasal düzenlemelere de değindi. İran Anayasası’nın 15 ve 19. maddelerinde dil, kültür ve vatandaşların eşitliğiyle bağlantılı hakların yer aldığını belirten Amin, bu tür anayasal düzenlemeler ile bunların pratikte uygulanması arasında fark bulunabileceğine dikkat çekti.
Amin, farklı halkların ve toplulukların kendi dil, kültür ve kimlikleriyle varlıklarını sürdürmesinin uluslararası insan hakları tartışmasının önemli başlıklarından biri olduğunu belirtti.
Konuşmasının önemli bölümünü Kürtlerin uluslararası diplomasi alanındaki çalışmalarına ayıran Amin, Kürt siyasi yapıları, kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının ortak bir çalışma zemini oluşturması gerektiğini söyledi. Kürtlerin farklı siyasi görüş ve yapılanmalara sahip olmasının ortak diplomatik girişimlerin önünde engel oluşturmaması gerektiğini belirten Amin, ortak zeminin Kürt halkının varlığı ve hakları temelinde oluşturulabileceğini söyledi.
Amin, Kürtlerin yalnızca Avrupa'daki kurumlara değil, Amerika kıtasından İslam dünyasına ve Afrika'ya kadar farklı bölgesel ve uluslararası yapılara yönelik çalışmalar yürütmesi gerektiğini kaydetti.
Amin, Avrupa’daki kurumların yanı sıra farklı uluslararası örgütlerin katılım ve danışma mekanizmalarından yararlanılması gerektiğini belirtti. Kürt kurumlarının bu yapılarda hangi statülerle yer alabileceğinin araştırılması ve mevcut başvuru ve katılım süreçlerinin daha etkin kullanılması gerektiğini söyledi.
Amerika kıtasındaki bölgesel yapılara da dikkat çeken Amin, Kürtlerin şimdiye kadar Amerikan Devletleri Örgütü üzerinden yeterince yararlanamadığını söyledi. Benzer biçimde İslam İşbirliği Teşkilatı ile ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
Amin, Afrika kıtasındaki diplomatik ve siyasi kurumların da Kürtlerin uluslararası çalışmalarında dikkate alınması gerektiğini ifade ederek Afrika Birliğini örnek gösterdi.
Amin, Kürtlerin uluslararası alandaki çalışmaları tek bir kurum veya bölgeyle sınırlı tutmaması gerektiğini kaydederek, Avrupa, Amerika, İslam dünyası ve Afrika’daki bölgesel kuruluşların tamamında mevcut temsil ve katılım imkanları araştırılması gerektiğinin altını çizdi.
Amin, farklı ülkelerde ve bölgelerde faaliyet yürüten Kürt kurumlarının birbirinden bağımsız hareket etmek yerine ortak bir diplomatik yaklaşım geliştirmesinin önemine işaret etti.
Kürtlerin tarihsel varlığı, nüfusu, dil ve kültür hakları ile uluslararası temsil sorunlarının birlikte ele alınması gerektiğini belirten Amin, bu çerçevede ortak bir diplomasi ve lobi çalışmasının yürütülmesinin önemini vurguladı.





