Türkiye'deki Barış Sürecine İlişkin Bağımsız Hukuk Misyonu, Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları İçin Avukatlar Birliği (ELDH) ile Demokrasi ve Uluslararası Hukuk Derneği'nin (MAF-DAD) himayesinde oluşturuldu. Misyonda ayrıca bu kuruluşlara bağlı avukatların yanı sıra, Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü (IBAHRI), İtalya Ceza Avukatları Birliği (UCPI) ve Esculca da kurumsal olarak yer alıyor.
MİSYON ÜYELERİ
Türkiye'deki Barış Sürecine İlişkin Bağımsız Hukuk Misyonu şu üyelerde oluşuyor.
- Aiartza Azurtza Urko (ELDH Eş Başkanı)
- Raquel Crespo Castro (Esculca Genel Sekreteri)
- Devrat (Hindistan Yüksek Mahkemesi nezdinde kayıtlı avukat)
- Clemens Lahner (ELDH üyesi)
- Wendy Lyon (İrlanda Sosyalist Avukatlar Derneği, ELDH üyesi)
- Ezio Menzione (İtalya Ceza Avukatları Birliği)
- Eleonora Scala (Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü)
MİSYONUN AMACI
Misyon kendi amacını şöyle özetliyor:
“Türk-Kürt çatışmasına ilişkin barış sürecinde yaşanan güncel gelişmeleri değerlendirmek ve bağımsız, hukuki temellere dayanan bir perspektiften adil ve kalıcı bir barışın sağlanmasına katkıda bulunmaktır. Birleşmiş Milletler Barış Hakkı Bildirgesi'nde (A/RES/71/189) ortaya konulan ilkeler doğrultusunda hareket eden Misyon, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğine ve kurumsal yapısına tam saygı göstererek; diyalog, tarafsızlık ve titiz hukuki analiz yoluyla adalet ve insan haklarına dayalı bir çözümün geliştirilmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.”
GENİŞ BİR BAĞLAMDA YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMA
Çalışmalarını Türk-Kürt çatışmasının daha geniş bağlamı içerisinde yürüten Misyon, bu çatışmayı “kimlik, yönetişim ve siyasal katılım meselelerini içeren karmaşık ve sürekli değişen bir sorun” olarak tanımlıyor.
Misyon, “1984 yılından bu yana çatışma, Türk devleti ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki silahlı çatışmaları kapsamakla birlikte, kültürel haklar, yerinden yönetim ve terörle mücadele mevzuatının uygulanmasına ilişkin hukuki ve siyasi tartışmalarla da şekillenmiştir” diye ekliyor.
Misyon, bu sorunun, “anayasa hukuku, uluslararası insan hakları hukuku ve belirli dönemlerde uluslararası insancıl hukuk dâhil olmak üzere çeşitli hukuk dallarını ilgilendirdiğini” kaydediyor.
AP’DE TOPLANTI: PARLAMENTER ÇERÇEVE DAHA KAPSAYICI OLMALI
Avrupa Parlamentosu’nda raporunu sunumu için yapılan toplantıda açılış konuşmasını Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları İçin Avukatlar Birliği (ELDH) Eş Genel Sekreteri Şerife Ceren Uysal yaptı.
Şerife Ceren Uysal, delegasyona ilişkin bilgi vererek, “Delegasyon, farklı ülkelerden avukatları ve hukuk ile insan hakları kurumlarının temsilcilerini bir araya getirmiş; her biri kendi mesleki deneyimini ortak bir çalışma çerçevesine taşımıştır” dedi.
Bugün sunulan raporun mevcut süreci hem sunduğu fırsatlar hem de taşıdığı eksiklikler açısından değerlendirdiğini kaydeden Şerife Ceren Uysal, Türkiye’de sürece ilişkin kurulan meclis komisyonuna da işaret ederek ; “Rapor, parlamenter bir çerçevenin oluşturulmasını önemli bir kurumsal gelişme olarak kabul etmekte; ancak aynı zamanda bu çerçevenin daha kapsayıcı, daha yetkin ve uygulama sürecine yön verebilecek daha güçlü bir yapıya kavuşması gerektiğinin altını çizmektedir” vurgusunda bulundu.
URKO AIARTZA: TÜRKİYE’DE HENÜZ KAPSAMLI BİR YAPI OLUŞTURULMADI
ELDH Eş Başkanı Urko Aiartza ise toplumun farklı kesimlerinden çok çeşitli aktörlerle görüştük ve mevcut sürecin hem sunduğu fırsatları hem de karşı karşıya olduğu zorlukları anlamaya çalıştıklarını söyledi.
Aiartza, “Defalarca duyduğumuz mesajlardan biri, parlamenter komisyonun önemli bir anayasal gelişmeyi temsil ettiğiydi. Biz de bu görüşe katılıyoruz. Komisyon, daha önce hiç var olmayan demokratik ve parlamenter bir tartışma alanı yaratmıştır. Ancak bunun yalnızca ilk adım olduğunun ve henüz kapsamlı bir yapı oluşturmadığının da anlaşılması gerekir” dedi.
Görüştükleri birçok paydaşın bu istişareleri memnuniyetle karşılamakla birlikte, sürece toplumun sınırlı ölçüde katılması ve kadınların yeterince temsil edilmemesi konusunda endişelerini de dile getirdiğini söyleyen Ana Aiartza, “Bunun önemli bir adım olduğu kabul edilse de, kalıcı bir barış sürecinin toplumun tüm kesimlerince sahiplenilmesi gerektiği özellikle vurgulandı. Ben de bu noktayı özellikle belirtmek isterim” şeklinde konuştu.
SADECE GÜVENLİK PERSPEKTİFİ ÜZERİNDEN ELE ALINAMAZ
Misyon üyesi devamla şunları ekledi: “Tekrarlanan temel mesajlardan biri şuydu: Kürt meselesi yalnızca güvenlik perspektifi üzerinden ele alınamaz ve biz de buna tamamen katılıyoruz. Şiddetin sona erdirilmesi elbette hayati önemdedir; ancak sorunun niteliğinin doğru şekilde tanımlanması, başarılı ve kalıcı bir çözümün ön koşuludur. Şiddetin son bulması gerekli olmakla birlikte, birçok paydaş çatışmanın temelinde yatan diğer meselelerin de önemine dikkat çekmiştir. Bunlar arasında dil hakları, ulusal kimlik, demokratik katılım, kültürel tanınma ve eşit yurttaşlık gibi konular bulunmaktadır.”
ABDULLAH ÖCALAN’IN STATÜSÜ SÜRECİN GELİŞİMİ AÇISINDAN ÖNEMLİ
Önder Apo’nun rolüne de vurgu yapan Aiartza, “Üzerinde çok sayıda görüşme yaptığımız bir diğer konu ise Abdullah Öcalan’ın durumu ve buna ilişkin kaygılardı. Siyasi görüşler ne olursa olsun, görüştüğümüz tüm muhataplar açısından Sayın Öcalan’ın mevcut sürecin başlamasında oynadığı ve oynamaya devam ettiği belirleyici rol açık biçimde kabul edilmektedir. Bu bağlamda, onun koşulları ve statüsü sürecin gelecekteki gelişimi açısından önemli bir unsur olarak görülmektedir. Hepimiz bunun farkındayız; hem bizler, hem Türkiye toplumu, hem de Türkiye’deki yasa yapıcılar” şeklinde konuştu.
ELEANORA SCALA: SÜRECİN AB’YE DE ÖNEMLİ ETKİLERİ OLACAK
Raporun sunumu kapsamında Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü’nden Eleanora Scala ise, Misyon’un tavsiyelerini paylaştı.
Eleanora Scala, özellikle Avrupa Birliği'nin demokratikleşme ve insan hakları reformlarına yönelik desteklerin sürdürülmesi, AB’nin bu süreçte etkili ve ilgili bir aktör olarak kalabilmesi açısından hayati önem taşıdığının altını çizdi.
BAZI TAVSİYELER: ABDULLAH ÖCALAN’IN KOŞULLARI GÖZDEN GEÇİRİLMELİ
“Çünkü bu sürecin sonuçları Avrupa Birliği üzerinde de önemli etkiler yaratacaktır” diyen, şu tavsiyelerde bulundu:
* İlk olarak sivil toplumun katılımı ve şeffaflık meselesinden başlamak istiyorum.
* Görüştüğümüz kişiler, parlamenter komisyonun kurulmasını, süreci kapalı kapılar ardındaki müzakerelerin gölgesinden çıkaran temel bir kurumsal adım olarak değerlendirdi. Ancak bundan sonraki ilerleme için sivil toplumla daha resmi, daha yapılandırılmış ve daha anlamlı istişare mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir.
* Aynı zamanda barış sürecine ilişkin düzenli ilerleme raporlarının yayımlanması, kamuoyunda güven oluşturulmasına önemli katkı sağlayacaktır.
* Kadınların daha fazla ve anlamlı biçimde sürece dahil edilmesi gerekmektedir. Kadınların müzakerelerde, toplumsal diyalog süreçlerinde ve uzlaşma programlarında etkin biçimde yer almalarını görmek istiyoruz. Bu yöndeki adımlar teşvik edilmelidir.
* Temsil meselesine gelince; görüştüğümüz çevrelerde Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün önemli olduğu konusunda geniş bir kabul bulunmaktadır. Bu değerlendirme yalnızca belirli çevrelerle sınırlı değildir; siyasi yelpazenin farklı kesimlerinde de Öcalan’ın rolünün ve diyalog sürecinin devam etmesinin önemine ilişkin açık açıklamalar yapılmaktadır.
* Diyaloğun ilerleyebilmesi için Öcalan’ın tutulma koşullarının gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. En azından sürecin ilerlemesi açısından önemli olan tüm aktörlerle iletişim kurabilmesine ve bu iletişimin gizlilik içinde yürütülebilmesine imkân tanınmalıdır.
ANA MIRANDA PAZ: SÜRECİ DESTEKLİYORUZ
Avrupa Parlamentosu Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı üyesi İspanyalı Ana Miranda Paz, “Avrupa Parlamentosu’nda, Sol Grup (The Left), Sosyalistler ve Demokratlar Grubu (S&D) ve ayrıca Renew Europe grubu üyeleri olarak bizler, demokratik, barışçıl ve kalıcı bir barış sürecini destekliyoruz” dedi.
Çeşitli gözlem misyonlarına katıldıklarını, Kobanê davası duruşmalarına da katıldıklarını ifade eden Ana Miranda Paz, Kürtlerin barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine desteğini vurguladı. Ana Miranda Paz, “Bunun yanı sıra, Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü konusunda çeşitli çağrılarda ve girişimlerde bulunduk. Yıllardır devam eden kampanyalara destek verdik; bu destek yalnızca son bir yılla sınırlı değil, uzun yıllara yayılan bir dayanışmanın parçasıdır” şeklinde konuştu.
RAPOR: YENİ BİR DÖNEM
Toplantı vesilesiyle açıklanan raporda yaşanan son sürece dikkat çekilerek, “Son gelişmeler, özellikle PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Şubat 2025'te yaptığı silahlı mücadelenin sona erdirilmesi çağrısının ardından süreçte yeni bir döneme işaret etmektedir. Bu aşama; ateşkes ilanlarını, yeniden başlayan siyasi temasları ve parlamentonun sürece dahil edilmesi ile silahsızlanma ve topluma yeniden kazandırma çerçevelerine ilişkin tartışmalar gibi kurumsal girişimleri kapsamaktadır. Bu gelişmeler, silahlı çatışmadan siyasi diyaloğa doğru olası bir geçişe işaret ederken, aynı zamanda önemli hukuki ve kurumsal soruları da gündeme getirmektedir. Bu bağlamda Misyon, ortaya çıkan fırsatları ve zorlukları sürekli olarak değerlendirmekte; hukukun üstünlüğü, demokratik yönetişim ve temel haklara saygı temelinde sürdürülebilir bir barışın inşasına yönelik çabalara katkıda bulunmaktadır” diye belirtiliyor.
SONUÇLAR VE TAVSİYELER
Misyon’un hazırladığı raporda öne çıkan sonuçlar ve tavsiyeler şöyle:
“Misyon, bu sürecin hem uzun süredir devam eden bir çatışmanın çözümü hem de Türkiye'de daha geniş kapsamlı bir demokratikleşme ve insan haklarının korunması süreci açısından gerçek ve önemli bir fırsat sunduğu kanaatindedir. Bu durumun, bölgenin geneli açısından da olumlu sonuçlar doğurma potansiyeli bulunmaktadır. Ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için sürecin şeffaflık, kapsayıcılık ve samimi, sürdürülebilir bir siyasi kararlılıkla yürütülmesi gerekmektedir. Bu raporda temsil, silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon (DDR), demokratikleşme ile siyasi, kültürel ve dilsel hakların tanınması konularında sunulan gözlemler; doğası gereği karmaşık olan ve farklı haklar ile çıkarlar arasında dikkatli bir denge kurulmasını zorunlu kılan bu süreç üzerine paydaşların yürüttüğü değerlendirmelere yapıcı bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Uluslararası toplumun rolüne ilişkin olarak Misyon, Türkiye'nin bu sürecin üçüncü taraf arabulucular veya kolaylaştırıcılar olmaksızın iç mesele olarak yürütülmesini tercih ettiğini dikkate almaktadır. Misyon bu tutuma saygı duymakla birlikte, uluslararası düzeyde yapıcı katkılar için anlamlı bir alan bulunduğu görüşündedir. Bu katkılar; DDR mekanizmalarının uygulanmasına yönelik teknik uzmanlık sağlanması, hukuki ve siyasi reformlara destek verilmesi, uluslararası insan hakları yükümlülüklerine uyum konusunda yardım sunulması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının etkin biçimde uygulanmasına katkıda bulunulması gibi çeşitli şekillerde olabilir. Uluslararası aktörler ayrıca, uygun görüldüğü ve taraflarca kabul edildiği takdirde, üzerinde mutabakata varılan çerçevelerin garantörü olarak da hizmet sunabilirler. Misyon, uluslararası deneyim ve uzmanlığın sürecin yerel sahipliğinin yerine geçmekten ziyade onu güçlendirebileceği anlayışıyla, ilgili tüm aktörleri bu tür işbirliği biçimlerine açık olmaya teşvik etmektedir.
Bu nedenle aşağıdaki tavsiyeler, tartışılan meselelerin barışçıl, demokratik ve sürdürülebilir çözümüne yönelik devam eden çabaları desteklemek amacıyla yapıcı ve geleceğe dönük bir anlayışla sunulmaktadır. Tavsiyeler, çok çeşitli muhataplarla yapılan görüşmelere dayanmakta; karşılaştırmalı uluslararası deneyimleri, ilgili hukuki standartları ve tüm paydaşlar arasında karşılıklı güvenin geliştirilmesinin önemini yansıtmaktadır.
Bağlamın karmaşıklığı ve hassasiyetinin farkında olarak hazırlanan bu tavsiyeler, hukukun üstünlüğünü güçlendirmeye, demokratik yönetişimi geliştirmeye ve diyalog ile uzun vadeli istikrar için elverişli koşullar oluşturmaya katkı sağlayabilecek pratik öneriler olarak değerlendirilmelidir. Bu tavsiyelerin hayata geçirilmesi, Türkiye'nin anayasal ve hukuki çerçevesine uygun biçimde, değişen koşullara uyarlanabilecek ve birbirini karşılıklı olarak güçlendiren kademeli bir süreç olarak anlaşılabilir.
Sivil Toplumun Katılımı
* Hükümet kurumları ile sivil toplum örgütleri arasında resmî istişare mekanizmalarının oluşturulması yönünde ilave adımlar atılabilir.
* Katılımın erişilebilir ve kapsayıcı olmasının sağlanmasına, özellikle de yeterli dil ve tercüme hizmetlerinin sunulmasına özel önem verilmesi teşvik edilmektedir.
* Barış süreci ve yasal reformlara ilişkin ilerleme raporlarının düzenli olarak yayımlanması, sürecin şeffaflığına, hesap verebilirliğine ve kamuoyunun güvenine katkı sağlayabilir.
Temsil
Mevcut sürecin başlatılmasında Sayın Öcalan'ın önemli rolüne ilişkin geniş bir kabul bulunduğu görülmektedir ve 27 Şubat 2026 tarihli son mesajında da yansımasını bulduğu üzere, sürecin devamı açısından önemi sürmektedir.
* Diyaloğun yapıcı ve kurumsal bir biçimde ilerletilmesi amaçlanıyorsa, Sayın Öcalan'ın tutukluluk koşullarının şeffaf ve açık biçimde tanımlanmış bir hukuki çerçeve içinde düzenlenmesi değerlendirilebilir. Bu sayede ilgili aktörlerle yapılandırılmış, gizli ve hukuka uygun iletişim kurulabilmesi mümkün olabilir. Böyle bir iletişim, uygun olduğu ölçüde ve yürürlükteki hukuka uygun olarak, Kürt siyasi hareketinin temsilcilerini, yetkili Türk makamlarını ve gerekli görüldüğünde diğer ulusal ve uluslararası muhatapları kapsayabilir.
* Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihadının bağlayıcı niteliğine de dikkat çekilebilir. Buna 2014 tarihli Öcalan/Türkiye (No. 2) kararı ile uzun süreli tutukluluk, insan onuru ve yeniden topluma kazandırılma olasılığının korunmasına ilişkin uluslararası insan hakları standartlarının gelişen yorumu dahildir. Bu yaklaşım sıklıkla "umut hakkı" olarak anılmaktadır.
Kapsamlı Bir DDR (Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon) Çerçevesi
DDR için kapsamlı bir hukuki çerçevenin kabul edilmesi değerlendirilebilir. Bu çerçeve, silahlı örgütlerin eski üyelerinin silahsızlandırılması, terhis edilmesi ve topluma yeniden entegrasyonunu düzenleyen geçici ve açık biçimde tanımlanmış bir hukuki düzenlemeyi içermelidir. Böyle bir çerçeve, çatışmanın tarafları arasında doğrudan temas ve müzakerelere dayanan yapılandırılmış bir süreçten sonra ve bu sürece dayanılarak oluşturulabilir. Çünkü sürdürülebilir DDR süreçleri siyasi uzlaşma ve karşılıklı güven gerektirmektedir.
* Katılımcıların hukuki statülerine ilişkin güvence sağlamak amacıyla, silahsızlanma tedbirlerine eşlik eden veya bunlardan önce gelen hukuki güvenceler getirilebilir. Bu bağlamda etkili bir DDR sürecinin ilerletilmesi, yeniden entegrasyonun uygun hukuki ve güvenlik garantileri altında gerçekleşmesini sağlayacak açık bir hukuki ve teknik çerçevenin önceden oluşturulmasından fayda görecektir. Uluslararası deneyimler, dikkatle tasarlanmış hukuki düzenlemelerin, gerektiğinde üçüncü taraf teknik uzmanlığı ve güven artırıcı önlemlerle birleştirildiğinde, taraflar arasında ve toplum genelinde güven inşa edilmesine önemli katkı sağlayabileceğini göstermektedir.
* Böyle bir çerçeve, bağımsız bir silahsızlanma doğrulama mekanizmasını da içerebilir. Doğrulama süreci nesnel, şeffaf ve denetlenebilir olmalı; uygun durumlarda ilgili devlet kurumlarının yanı sıra uluslararası ve bağımsız gözlemcileri de kapsamalıdır.
* Buna paralel olarak, kapsamlı yasal reformlar gerektirmeksizin zamanında ve esnek güven artırıcı adımlar atılmasını sağlamak amacıyla mevcut yürütme ve idari araçların kullanılabileceği değerlendirilebilir. Örneğin, idari işlemler yoluyla, kovuşturmadan kaçınmak amacıyla ülkeyi terk etmiş kişilerin geri dönüşü kolaylaştırılabilir ve uygun durumlarda mevcut giriş yasakları kaldırılabilir. Benzer şekilde, geçmiş olağanüstü yönetim uygulamalarındaki örneklerden yararlanılarak kararname temelli mekanizmalar aracılığıyla yeniden entegrasyonun önündeki belirli hukuki veya usuli engelleri hedef alan tedbirler alınabilir. Bu tür imkânların sistematik biçimde değerlendirilmesi, sürecin ilk aşamalarında ilerleme sağlanmasına ve ivme kazanılmasına katkı sunabilecek ilave pratik araçlar sağlayabilir.
Yargı Kararlarına Uyumun Güçlendirilmesi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili biçimde uygulanmasını sağlamak amacıyla ilave tedbirler değerlendirilmelidir.
* Özellikle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesinden kaynaklanan yükümlülükler ve mevcut anayasal-hukuki çerçeve doğrultusunda, kesinleşmiş yargı kararlarının zamanında ve iyi niyetle uygulanmasına önem verilmelidir.
* Bu bağlamda, diğerlerinin yanı sıra, AİHM'in Selahattin Demirtaş/Türkiye, Kavala/Türkiye, Öcalan/Türkiye kararları ile Anayasa Mahkemesi'nin Şerafettin Can Atalay (3) [Genel Kurul], Başvuru No: 2023/99744 kararlarına dikkat çekilmelidir. Demokratik Katılımın ve Siyasal Hakların Genişletilmesi
* Siyasi partilere ilişkin mevzuatın gözden geçirilmesi ve parti kapatma prosedürlerinin sıkı demokratik standartlara uygun hale getirilerek yalnızca istisnai durumlarda uygulanmasının sağlanması değerlendirilebilir.
* Yerel demokratik yönetimi güçlendirmek amacıyla belediye yönetimlerinin demokratik standartlara ve temsili meşruiyete uygun şekilde faaliyet göstermesini sağlayacak ilave adımlar araştırılabilir.
* Bu bağlamda, "kayyım sistemi" kapsamında görevden alınan seçilmiş belediye temsilcilerinin yetkilerinin yeniden tesis edilmesine ilişkin tedbirler, diyalogun kolaylaştırılması ve etkilenen topluluklar içinde güven oluşturulması bakımından değerlendirilebilir.
* Seçilmiş temsilcilerin ve siyasi aktörlerin demokratik süreçlere aşırı kriminalizasyona maruz kalmadan katılım hakkını güvence altına alacak koruyucu önlemler değerlendirilebilir. Bu kapsamda ilgili ceza ve terörle mücadele mevzuatının uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu olup olmadığının gözden geçirilmesi düşünülebilir.
* Gösteri ve toplantıları düzenleyen mevzuat, uluslararası standartlara uygunluğun sağlanması amacıyla değiştirilmelidir.
Dilsel ve Kültürel Haklar
* Türkiye nüfusunun dilsel ve kültürel çeşitliliğini tanıyan politikaların daha da geliştirilmesi değerlendirilebilir.
* Özellikle anadil haklarını ve Kürtçe ile diğer dillerin eğitimde, kültürel faaliyetlerde ve yerel kamu hizmetlerinde kullanımını destekleyecek ek hukuki ve siyasi çerçeveler geliştirilebilir.
* Bu tür tedbirler, vatandaşlığa ilişkin kapsayıcı ve çoğulcu bir anlayışa dayanmalıdır. Bu anlayış, Kürt kimliğini ve diğer kültürel kimlikleri devletin demokratik dokusunun ayrılmaz bir parçası olarak tam anlamıyla tanımalı ve bunlara yer vermelidir.
Kadınların Katılımı ve Dahiliyeti
* Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararının ilkeleri doğrultusunda, kadınların barış müzakerelerine, siyasi diyaloğa ve yeniden entegrasyon programlarına anlamlı katılımını sağlamak için çaba gösterilebilir.
* Çatışmayla bağlantılı cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin soruşturulması ve giderilmesine yönelik mekanizmaların güçlendirilmesi değerlendirilebilir.
Geçiş Dönemi Adaleti
Çözülmemiş vakaların araştırılması amacıyla bağımsız bir yapının kurulması da dahil olmak üzere geçiş dönemi adaleti mekanizmalarının geliştirilmesi değerlendirilebilir.
Bu bağlamda, çatışmanın tüm taraflarınca işlenen ağır insan hakları ihlallerini araştırmak, belgelemek ve kamuoyuna raporlamakla görevli, bağımsız, yeterli kaynaklara sahip ve uluslararası destekli bir Hakikat, Adalet ve Hesap Verebilirlik Komisyonu'nun yasa ile kurulması düşünülmelidir.
Komisyonun görev alanı açıkça şunları kapsamalıdır:
- Zorla kaybetmeler ve kayıp kişiler vakaları;
- Siyasi cinayetler ve yargısız infaz iddiaları;
- İşkence, kötü muamele ve diğer ağır insan hakları ihlalleri.
Etkili ve kamuoyu nezdinde meşru olabilmesi için böyle bir mekanizmaya şu yetkiler verilmelidir:
- Resmi arşivlere erişim, tanıkları çağırma ve mağdurlar ile tanıklıkların korunmasını sağlama yetkisi;
- Mağdurların anlamlı katılımını, tanınmasını ve hakikati öğrenme hakkını güvence altına alan mağdur merkezli bir yaklaşım;
- Tazminat, kurumsal reform ve uygun durumlarda kovuşturma tavsiyesi konusunda bağlayıcı veya güçlü otoriteye sahip öneriler geliştirme kapasitesi.
Bu çerçeve şu unsurlarla tamamlanmalıdır:
- Kapsamlı bir tazminat programı (iade, maddi tazminat, rehabilitasyon ve sembolik önlemler dahil);
- Hesap verebilirliği ve ihlallerin tekrarını önlemeyi amaçlayan güvenlik ve yargı alanında hedeflenmiş kurumsal reformlar;
- Güvenilirliği ve güveni pekiştirmek amacıyla periyodik gözden geçirme ve uluslararası eşlik mekanizmaları.
Bu tedbirlerin hukuki temele oturtulması ve daha geniş DDR süreciyle açık biçimde ilişkilendirilmesi, hesap verebilirlik, toplumsal uzlaşma ve ortak, kapsayıcı bir yurttaşlık düzeninin yeniden inşasına yönelik açık bir taahhüdün göstergesi olacaktır.”