KCDK-E yaptığı yazılı açıklamada, “İngiltere, Fransa ve Türkiye arasında imzalanan Lozan Antlaşması, Kürt soykırımının önünü açan ve onu resmileştiren tarihi bir dönemeçtir” dedi.
Açıklamada devamla şu ifadeler yer aldı: “Lozan, yalnızca Kürt halkını değil, tüm Ortadoğu coğrafyasını bugün hâlâ içinden çıkılamayan savaşlar ve krizler sürecine sürükleyen uluslararası bir müdahaledir. Bugün başta İran olmak üzere savaşa dayalı ulus-devlet sisteminin, dün cetvelle çizilen sınırlarının birer birer çözüldüğü görülmektedir. Halkların iradesini yok sayan tekçi ulus-devlet anlayışı ve kapitalist çıkar politikaları bölgeyi savaş, yıkım ve istikrarsızlık içinde tutmaktadır.
Bizler Ortadoğu’da yaşayan Kürtler olarak, yalnızca kendi halkımızın değil, birlikte yaşadığımız tüm halkların, inançların, dillerin ve kültürlerin özgür ve eşit yaşayabileceği demokratik bir geleceği savunuyoruz. Savaşı değil barışı, ölümü değil yaşamı, inkârı değil halkların kardeşliğini esas alan yeni bir yüzyılın inşa edilmesini istiyoruz.
Lozan Antlaşması ile birlikte halkımız yalnızca coğrafi olarak bölünmedi; ulusal birliği hedef alınarak siyasal iradesi gasp edildi, toplumsal dokusu parçalandı ve sistematik inkâr ve imha politikaları devreye sokuldu.
Ulus-devletlerin inşa edildiği bu süreçte Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı yok sayıldı; halkımız dört ayrı devletin sınırları içine zorla bölündü.
Ulus-devletlerin kuruluşuyla birlikte özgür, özerk ve farklı olan her şeye karşı topyekûn saldırılar gerçekleştirildi. “Tek vatan, tek millet” anlayışı dayatılarak derin bir asimilasyon politikası üzerinden Kürt halkının soykırıma uğratılması hedeflendi.
Lozan sürecinde Kürt halkına verilen tüm sözler bir kenara bırakıldı. Bunun yerine Kürtleri yok sayan, inkâr ve imhayı esas alan bir devlet politikası hayata geçirildi.
Kürt halkının varlığını hedef alan işgalci devletler, başta Kürt dili olmak üzere Kürtlüğe ait ne varsa saldırılarının hedefi haline getirdi. 1924 Anayasası ile Kürtleri inkâr eden ve imhayı esas alan siyasal sistem kurumsallaştırıldı. Lozan görüşmeleri sırasında dile getirilen sahte vaatlerin yerini imha ve soykırım konsepti aldı. Bu süreçte Kürdistan onlarca kez katliam, işgal ve zorunlu göç politikalarına maruz bırakıldı.
Soykırım gerçeğinin farkına varan Kürt aydınlarının ve toplumsal dinamiklerin isyanları ile özgürlük mücadeleleri komplolar, provokasyonlar ve katliamlarla bastırılmaya çalışıldı. Ancak Kürt halkı ağır bedeller ödemesine rağmen bu soykırımcı politikalara karşı direnişinden asla vazgeçmedi. 1925’ten günümüze kadar süren özgürlük mücadelesi, Kürt halkı özgürlüğüne kavuşuncaya kadar devam edecektir.
Lozan Antlaşması, Kürt halkının inkârının ve soykırımının uluslararası düzeyde resmileştirilmesidir. Bu antlaşmanın ardından Kürdistan’ın dört parçasında sistematik soykırım ve asimilasyon politikaları kesintisiz biçimde sürdürüldü.
Ancak bu planların tamamlanmasını engelleyen en önemli güç, milyonların iradesi haline gelen Önder APO’nun geliştirdiği demokratik çözüm paradigması olmuştur. Önder Apo’nun fikirleri, Kürt halkının ulusal bilincinin gelişmesini sağlamış, halkımızın örgütlü direnişini büyütmüş ve ulusal birlik zeminini güçlendirmiştir.
Kürt halkı, bütün bu ağır koşullara rağmen boyun eğmedi. Özgürlük, eşitlik ve kendi geleceğini belirleme iradesiyle yüz yılı aşkın süredir direnişini kararlılıkla sürdürmektedir.
Bugün Lozan Antlaşması’nın 103. yılında bir kez daha ilan ediyoruz: Halkımıza dayatılan bu statükoyu reddediyoruz. Ulusal birliğimizi güçlendirerek, siyasal irademizi büyüterek ve demokratik bir geleceği inşa etme kararlılığıyla mücadelemizi daha da yükselteceğiz.
Binlerce şehidin mücadelesiyle büyüyen Kürt halkı, 103 yıldır süren Lozan soykırımına karşı güçlü bir irade ortaya koymuş ve kendi toprakları üzerinde halkının iradesini yok sayan bu antlaşmayı tanımamıştır. Bugün Kürt halkının özgürlük mücadelesi, Lozan Antlaşması’nı boşa çıkaracak tarihsel bir güce ulaşmıştır.
KCDK-E olarak halkımızı, Kürt soykırımını başlatan Lozan Antlaşması’nın 103. yılında, 25 Temmuz 2026 Cumartesi günü saat 12.30’da Lozan’da gerçekleştirilecek kitlesel yürüyüşe ulusal birlik ruhuyla katılmaya ve seferber olmaya çağırıyoruz.”