Londra Konferansı’nın sonuç bildirgesi: Barışın güvencesi hukuk ve demokratik kurumlar olmalı

Centre for Kurdish Affairs, Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı'nın sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede, üzerinde uzlaşılan düzenlemelerin hukuk ve demokratik kurumlarla güvence altına alınması istendi.

Centre for Kurdish Affairs, 29-30 Eylül tarihlerinde Londra’da düzenlenen Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’nın (Peace and Democratic Integration Conference) ardından konferans tartışmalarından çıkardığı sonuçları ve bundan sonraki döneme ilişkin önerilerini açıkladı.

İki gün süren konferansta Kürt siyasi ve sivil toplum temsilcileri ile dünyanın farklı bölgelerindeki barış süreçlerinde yer alan isimler, akademisyenler, siyasetçiler ve uzmanlar bir araya gelmiş; Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümünden uluslararası barış deneyimlerine, hukuki güvencelerden yerel demokrasiye, kadınların rolünden Suriye ve bölgesel gelişmelere kadar çok sayıda başlık tartışılmıştı.

Kurdish Affairs, yayımlanan metnin konferansa katılan bütün konuşmacıların imzaladığı ortak bir deklarasyon olmadığını; konferans boyunca yürütülen tartışmalardan hareketle kurumun ulaştığı sonuç ve önerileri içerdiğini belirtti.

SİLAHLARIN SUSMASI BARIŞIN BAŞLANGICI

Sonuç bildirgesinin temel vurgularından biri, silahlı çatışmanın sona ermesi ile kalıcı barış arasında yapılan ayrım oldu.

Silahlı şiddetin sona ermesinin tarihsel bir fırsat yaratabileceğine işaret edilen bildirgede, bunun tek başına barış anlamına gelmeyeceği belirtildi. Çatışmayı ortaya çıkaran ve sürdürmesine neden olan siyasi, hukuki, toplumsal, kültürel ve ekonomik sorunların çözülmesi gerektiği vurgulandı.

Kalıcı barış için demokratik siyasetin güçlendirilmesi, güvenilir hukuki güvencelerin oluşturulması, kurumsal reformların gerçekleştirilmesi ve toplumun sürece anlamlı biçimde katılması gerektiğine dikkat çekildi.

ÖNDER APO’NUN MÜZAKERE SÜRECİNDEKİ ROLÜ

Bildirgenin öne çıkan başlıklarından biri de Önder Apo’nun olası müzakere sürecindeki rolü oldu.

Önder Apo’nun konferansa İmralı’dan gönderdiği mesajın da hatırlatıldığı bildirgede, mesajın barışçıl ve demokratik çözüm arayışlarına ilişkin tartışmalara katkı sunduğu belirtildi.

Önder Apo ile ilgili aktörler tarafından atfedilen rol ve Kürt hareketinin önemli kesimleriyle iletişim kurabilme kapasitesine dikkat çeken Kurdish Affairs, Önder Apo’nun anlamlı bir müzakere sürecine etkili ve doğrudan diyalog kurmasına olanak sağlayacak koşullarda katılabilmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Güvenilir bir müzakere sürecinin, sorumluluk üstlenen aktörlerin ilgili taraflarla doğrudan iletişim, istişare ve görüşme gerçekleştirebilmelerini gerektirdiği kaydedildi.

‘DEMOKRATİK ENTEGRASYON ASİMİLASYON DEĞİLDİR’

Bildiride konferansın ana kavramlarından “demokratik entegrasyon” üzerinde de duruldu.

Demokratik entegrasyonun farklı kimliklerin asimilasyonu veya tarihsel olarak dışlanmış toplulukların mevcut siyasi düzene eşitsiz koşullarda eklemlenmesi anlamına gelmediği belirtildi.

Farklı kimliklerin hukuki ve siyasi güvenceler altında ortak siyasi yaşamın kurucu unsurları haline gelmesinin önemine dikkat çekilirken, Kürtlerin kimliklerini, dillerini ve kültürlerini koruyup geliştirebildikleri, siyasi iradelerini demokratik kurumlar aracılığıyla ortaya koyabildikleri bir sistemin gerekliliği vurgulandı.

SİLAHLARIN ALANI DARALIRKEN SİYASETİN ALANI GENİŞLEMELİ

Silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçişin yalnızca teknik bir silahsızlanma meselesi olmadığına dikkat çekilen bildirgede, sürecin açık ve güvenilir hukuki mekanizmalarla desteklenmesi gerektiği kaydedildi.

Silahlı yapılardan ayrılanların sivil, toplumsal ve demokratik siyasi yaşama yasal ve barışçıl biçimde katılabilmesinin önünün açılması gerektiği belirtildi.

Silahların kapladığı alan daralırken demokratik siyasetin alanının genişlemesi gerektiğine vurgu yapılarak, silahlı mücadeleden uzaklaşmanın siyasi taleplerden, kimlikten, dilden, kültürden veya demokratik örgütlenme hakkından vazgeçilmesi anlamına gelmemesi gerektiği ifade edildi.

BARIŞ HUKUK VE KURUMLARLA GÜVENCE ALTINA ALINMALI

Uluslararası barış süreçlerinden çıkarılan temel derslerden birinin, sürecin yalnızca hükümetlerin siyasi iradesine bırakılamayacağı olduğu kaydedildi.

Hükümetlerin ve siyasi koşulların değişebileceğine dikkat çekilerek, üzerinde uzlaşılan düzenlemelerin hukuk ve demokratik kurumlarla güvence altına alınmasının kalıcı barış açısından taşıdığı öneme işaret edildi.

Siyasi temsil, yetki paylaşımı, yerel yönetimler, denetim mekanizmaları, dil ve kültür hakları ile demokratik katılımın hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiği belirtildi.

YEREL DEMOKRASİ ÇÖZÜMÜN ASLİ BAŞLIKLARINDAN

Kuzey İrlanda başta olmak üzere konferansta tartışılan uluslararası deneyimlerin Kürt sorununa doğrudan kopyalanabilecek modeller olmadığı vurgulandı.

Ancak merkez ile yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımı, toplumların kendilerini ilgilendiren kararlara katılımı, mali kaynakların paylaşılması ve dilsel-kültürel hakların korunması konusunda bu deneyimlerden dersler çıkarılabileceği belirtildi.

Yerel demokrasi, merkez-yerel ilişkileri, mali ve idari yetkiler, demokratik temsil ve yerel yönetimlerin hukuki güvencelerinin gelecekteki demokratik çözüm tartışmalarının asli başlıkları arasında bulunması gerektiği kaydedildi.

HAKİKAT VE ADALET İÇİN BARIŞ ANLAŞMASI BEKLENMEMELİ

Sonuç bildirgesinde geçmişle yüzleşme ve geçiş dönemi adaleti de önemli bir yer tuttu.

Kayıplar, faili çözülememiş cinayetler, zorla yerinden edilmeler, köy boşaltmaları, işkence iddiaları, gözaltı ve cezaevi deneyimleri ile çatışmanın toplum üzerinde bıraktığı sonuçların araştırılması ve belgelenmesi gerektiği belirtildi.

Hakikat ve adalet çalışmalarının nihai bir barış anlaşması imzalanıncaya kadar ertelenmemesi gerektiği vurgulandı.

Arşivlere erişim, mağdur ve tanıkların dinlenmesi, kayıpların araştırılması, geçmişte yaşanan ihlallerin belgelenmesi ve toplumsal hafızanın korunmasına yönelik çalışmaların bugünden başlatılabileceği kaydedildi.

KADINLAR BARIŞIN KURUCU AKTÖRLERİ OLMALI

Bildirgenin önemli başlıklarından biri de kadınların barış sürecindeki rolü oldu.

Kadınların süreçteki yerinin sembolik temsil veya danışmanlıkla sınırlandırılmaması gerektiği belirtilerek, barışın koşulları belirlendikten sonra sürece davet edilen katılımcılar değil, başından itibaren barış gündemini, kurumlarını ve gelecekteki demokratik düzeni şekillendiren aktörler olmaları gerektiği vurgulandı.

Kadınların karar mekanizmalarına eşit ve etkili katılımının güvence altına alınması ve kadınların oluşturduğu siyasi ve toplumsal kurumların demokratik barışın bir parçası olarak tanınması gerektiği belirtildi.

TOPLUM BARIŞIN SEYİRCİSİ OLMAMALI

Kalıcı barışın yalnızca çatışmanın doğrudan tarafları arasında yapılacak bir anlaşmayla kurulamayacağı belirtilen bildirgede, toplumsal katılımın önemine dikkat çekildi.

Kadınların, gençlerin, çatışmadan etkilenenlerin, yerel toplulukların, farklı etnik, kültürel ve inanç gruplarının, sivil toplumun, diasporanın ve siyasi aktörlerin sürecin farklı aşamalarına anlamlı biçimde katılması gerektiği kaydedildi.

Katılımın yalnızca görüş almaktan ibaret bırakılmaması; uygulama, izleme ve demokratik karar alma mekanizmalarını da kapsaması gerektiği vurgulandı.

SURİYE İÇİN İNGİLTERE HÜKÜMETİNE ÇAĞRI

Bildiride Kürt sorununun bölgesel boyutuna da geniş yer verildi.

Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerin farklı siyasi, hukuki ve kurumsal koşullarda yaşadığı, dolayısıyla bir ülkede geliştirilen çözüm modelinin diğerine doğrudan uygulanamayacağı belirtildi. Bununla birlikte bölgesel gelişmelerin birbirlerini etkilediğine dikkat çekildi.

Suriye’nin gelecekteki siyasi ve idari yapılanmasının bütün toplulukların hak ve özgürlüklerini, demokratik temsili, yerel kurumları, kadınların katılımını ve kazanımlarını, dilsel ve kültürel güvenceleri dikkate alması gerektiği vurgulandı.

Kurdish Affairs, İngiltere hükümetine Suriye’deki entegrasyon sürecine ilişkin sürekli temas ve yapıcı destek mekanizmaları oluşturması çağrısında bulundu.

Bildiride ayrıca YPJ ve Suriye’deki diğer ilgili güçlerin ülkenin gelişmekte olan kurumsal yapısı içerisindeki yasal ve sürdürülebilir güvenlik düzenlemelerine ilişkin kapsayıcı diyaloğun desteklenmesi istendi.

Bu süreçte kadınların elde ettiği hakların, anlamlı katılımın ve kurumsal kazanımların korunması gerektiği özellikle vurgulandı.

TÜRKİYE’YE BAĞIMSIZ GÖZLEM HEYETİ ÖNERİSİ

Bildirgenin en somut önerilerinden biri ise İngiltere merkezli bağımsız bir gözlem heyetinin Türkiye’ye gönderilmesi oldu.

İlgili makamlar ve taraflarla istişare içerisinde oluşturulması önerilen heyetin Türkiye’deki gelişmeleri izlemesi, taraflar ve sivil toplumla görüşmeler yapması, güven artırıcı önlemlere ve diyaloğa katkıda bulunması öngörülüyor.

Kuzey İrlanda ve Sri Lanka dahil farklı uluslararası deneyimlerden yararlanılarak, tarafların kabul etmesi halinde diyaloğu ve barış sürecinin uygulanmasını destekleyecek bağımsız gözlem ve kolaylaştırıcılık mekanizmalarının oluşturulması da önerildi.

Türkiye ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin gözlem raporları hazırlanması ve bunların geniş bir aktör yelpazesiyle görüşmeler yapılarak şeffaf biçimde oluşturulması da planlanan çalışmalar arasında yer aldı.

BARIŞIN SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTU

Kurdish Affairs, demokratik barışın yalnızca anayasal, siyasi veya güvenlik alanındaki değişikliklerle sağlanamayacağını da vurguladı.

Bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi, kamu kaynaklarına adil erişim, ekonomik fırsat eşitliği, güçlü yerel kurumlar ve çatışmanın ortaya çıkardığı sosyal ve ekonomik sonuçların ele alınmasının sürecin bir parçası olması gerektiği belirtildi.

HAZIR BİR MODEL YOK

Kuzey İrlanda, Kolombiya, Güney Afrika ve Bask deneyimlerinin yanı sıra Avrupa’daki özerklik, yetki paylaşımı ve yerinden yönetim modellerinin önemli dersler sunduğu ancak hiçbirinin Kürt sorununa olduğu gibi uygulanamayacağı kaydedildi.

Uluslararası deneyimlerden yararlanmanın amacının hazır bir modeli ithal etmek değil; farklı seçenekleri tartışmak ve geçmiş barış süreçlerinin hem başarılarından hem de sorunlarından ders çıkarmak olduğu belirtildi.

2027’DE TAKİP KONFERANSI

Kurdish Affairs, Londra’daki konferansla başlatılan çalışmanın devam edeceğini de açıkladı.

Türkiye ve Suriye’ye ilişkin hazırlanacak gözlem raporlarının değerlendirilmesi, Londra Konferansı sonrasında yaşanan gelişmelerin ele alınması ve sonraki adımların tartışılması amacıyla 2027 yılında bir takip konferansı düzenlenmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra politika önerilerinin yer alacağı raporlar, akademik çalışmalar, çok dilli konferans tutanakları, panel kayıtları ve kısa bir belgesel hazırlanması hedefleniyor.

BARIŞIN İNŞASINDA TOPLUM SÖZ SAHİBİ OLMALI

Sonuç bildirgesinin merkezinde ise silahlı çatışmanın yerini hangi demokratik, hukuki ve kurumsal mekanizmaların alacağı sorusu bulunuyor.

Kurdish Affairs, tek bir kurumun, aktörün veya uluslararası modelin bu soruya tek başına cevap veremeyeceğini vurgularken; silahların kapladığı alanın hukuk, demokratik siyaset, yerel demokrasi, hak ve özgürlükler, hakikat ve adalet ile örgütlü toplumsal katılımla doldurulması gerektiğine işaret etti.

Barışın yalnızca çatışmanın sona ermesi değil; insanların kimliklerinden, dillerinden, kültürlerinden ve siyasi iradelerinden vazgeçmek zorunda kalmadan birlikte yaşayabilecekleri demokratik bir düzenin kurulması anlamına geldiği vurgulandı.

Bildirgenin toplumsal barış yaklaşımının merkezine ise şu ilke yerleştirildi:

“Toplum savaşın sonuçlarını taşıyorsa, barışın inşasında da anlamlı bir söz hakkına sahip olmalıdır.”