42 yıl öncesini ve bugünü doğru anlamak
Aslında 42 yıl öncesiyle bugün birbirini tamamlıyor. Bugün ‘çerçeve yasa’ ile yeni bir sürece yönelirken, bunu 42 yıl önce olanın anlam gücü ve heyecanıyla yapmayı bilmek önemlidir.
Aslında 42 yıl öncesiyle bugün birbirini tamamlıyor. Bugün ‘çerçeve yasa’ ile yeni bir sürece yönelirken, bunu 42 yıl önce olanın anlam gücü ve heyecanıyla yapmayı bilmek önemlidir.
'Kök yasa’ veya ‘çerçeve yasa’ olarak adlandırılan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” teklifi, yoğun tartışmalar ardından Meclis Adalet komisyonu'ndan geçti. Belli ki Meclis Genel Kurulu'nda da benzer tartışmalar sürecek ve sonunda geçerek yasalaşacak. Böylece yüzyıllık Kürt varlık ve özgürlük mücadelesi, idam sehpasından bir yasa çerçevesine çekilmiş olacak.
Çok açık ki; söz konusu yasa, PKK’ye özgü bir yasa oluyor. Kuşkusuz bu yasa kendi başına bir sonuç içermiyor, yani Türkiye’nin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü getirmiyor. Bu nedenle çok yönlü ve epeyce de yoğun eleştirilere sahne oluyor. Madem ki bu konumdaysa o halde bu yasanın anlamı ve önemi ne? Bu sorunun cevabı şöyle: Söz konusu yasa, taraflara siyaset yapma ve siyasi mücadele yürütme imkânı veriyor. Demek ki söz konusu yasa olmazsa siyaset yapma imkânı olmaz; siyaset yapma imkânı olmazsa da savaş gündeme gelir. O halde söz konusu yasayı tümden reddedenler, savaş isteyenlerdir, daha doğru ifadeyle savaş rantçılarıdır.
Bu noktada yasaya yönelik yaklaşımları üç kategoride ifade edebiliriz:
* Yasayı olduğu gibi benimseyen ve kabul edenler. Bunlar devlet ve iktidar çevreleridir, çünkü söz konusu yasayı da kendileri hazırlamış ve Meclis'e sunmuşlardır. Bu noktada bir yanlışın düzeltilmesi önemlidir. Bazı açıklama ve yayınlar nedeniyle sanki söz konusu yasa İmralı’da hazırlanmış ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da yasaya olduğu gibi katılmış izlenimi yaratılmıştır. Açık ki bu durum doğru değildir. Önder Abdullah Öcalan, böyle bir yasanın çıkartılmasını tarihi önemde görmüş, ancak yasayı olduğu gibi kabul etmemiştir. Önder Abdullah Öcalan’ın birçok görüş ve önerisi yasada yer almamıştır. Yasayı, AKP ve MHP ittifakı hazırlamıştır.
* Yasanın bu biçimde de olsa çıkışını önemseyenler, ancak birçok bakımdan da hatalı ve yetersiz görüp eleştirenlerdir. Kürt Özgürlük Hareketi dahil birçok sol ve demokratik çevre, bu bakımdan söz konusu yasayı her aşamada eleştirmiş, görüş ve öneriler sunmuştur. Öncelikle yasanın kendi başına uygulama imkânı bile bulamayacağı, uygulanabilmesi için yeni birçok demokratikleşme yasasıyla tamamlanması gerektiği belirtilmiştir. Sıranın bu tür yasaların çıkartılması için mücadele etmeye geldiği ifade edilmiştir. Yani söz konusu yasayı siyasi ve hukuki mücadelenin önünü açar görüp, bu bakımdan önemsemişlerdir. Bu durumu ‘yeni başlangıç’ ve ‘anahtarın açılması’ olarak tanımlamışlardır.
* Söz konusu yasayı tümden reddedenler. İyi Parti ve Zafer Partisi gibi faşist çevreler ile bazı sosyal-milliyetçi çevreler bu kategoride yer almıştır. Öyle anlaşılıyor ki, bu kategoride kendini açığa vurmayan epeyce başka kesim de vardır. Bunlar en doğru tanımlamayla ‘rantçı’ çevrelerdir; Kürtlerin, başta Türkiye olmak üzere bölge devletleriyle savaşmasından rant elde eden, çıkar sağlayan güçlerdir. Böyleleri Türkiye içinde de bölgede ve dünya genelinde de epeyce vardır.
Yukarıda yazdığımız bir cümleyi, öneminden dolayı bir kere daha tekrarlamakta büyük yarar vardır: Bugün Meclis'ten geçirilen ‘çerçeve yasa'yı tümden reddedenler, esas olarak savaş isteyenlerdir. Kürtlerin, TC ile 100 yıldır; PKK’nin TC ile 41 yıldır; Osmanlı ve Türk devletlerinin Kürtler ile 200 yıldır süren savaşının devam etmesini isteyenlerdir. Mevcut yasa, başka hiçbir anlam ifade etmese de söz konusu savaş durumunu sona erdirmeyi ifade etmektedir. Bütün bu savaş ve çatışma süreçlerinin bir sonucu olmaktadır. Bu bakımdan en azından son PKK savaşıyla bağını iyi kurabilmek gerekir.
Dikkat edilirse, bugün 2026'nın Ağustos günlerinde bir savaşa son vermeyi hedefleyen bir uzlaşma yaratılmaya ve bunu sağlayacak bir yasa çıkartılmaya çalışılmaktadır. Peki bu savaş ne zaman başladı? Çok açık ki, bundan 42 yıl önce ve yine Ağustos günlerinde başladı. 15 Ağustos 1984 günü PKK gerillalarının Eruh ve Şemdinli’ye düzenlediği eylemlerle söz konusu savaş süreci içine girildi. Bugün 2026'nın Ağustos'unda yasa çıkarmak için Meclis'te ter dökülürken, bundan 42 yıl önce de 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı eylem geliştirebilmek için dağda gerillalar tarafından ter dökülüyordu. Bu gerçeği göremeyenler, 12 Eylül rejimine karşı gelişen gerillanın anlam ve önemini bilemeyenler, bugün de savaşı sona erdirme çabalarına anlam veremiyor.
Kısaca bugünü doğru anlamak, 42 yıl önce olanları doğru anlamaktan geçiyor. Yani 42 yıl önce 15 Ağustos 1984 günü 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı söz konusu gerilla direnişi başlamasa ve 41 yıl sürmeseydi, bugün söz konusu yasanın çıkartılması da gündeme gelmeyecekti. Böyle bir yasayı gerektiren Kürt ve demokrasi varlığı söz konusu olmayacaktı. Her şeye 12 Eylül faşist-inkârcı rejimi hakim olacak, Kürt ve demokrasi varlığı ve arayışı ortada kalmayacaktı. Demek ki Kürt varlığı ve Türkiye demokrasisi adına var olan her şeyi, 15 Ağustos 1984 Gerilla Direnişi yarattı ya da temsil edip geliştirdi.
O halde bugünü ve çıkartılan ‘çerçeve yasa'yı doğru anlamak, 15 Ağustos 1984 Gerilla Atılımı'nı doğru anlamaktan geçiyor. Yani 15 Ağustos Gerilla Atılımı olmasaydı bugün ‘çerçeve yasa’ ile yeni bir başlangıç da olmazdı. Nasıl ki söz konusu ‘çerçeve yasa’ birçok çevre tarafından Türkiye siyaseti açısından yeni bir başlangıç olarak değerlendiriliyorsa benzer bir biçimde 15 Ağustos 1984 Atılımı da Kürt varlığı ve Türkiye demokrasisi açısından yeni bir başlangıçtı.
Çok açık ki; 12 Eylül darbe rejimi koşullarında atılan 15 Ağustos Gerilla Atılımı yerinde ve zamanında atılan çok doğru bir adımdı. Eğer pratikte de gerekleri doğru bir tarz ve üslupla yerine getirilseydi kuşkusuz sonuçları şimdikinden çok daha farklı olacaktı. Bilinen kişilik yetersizlikleri nedeniyle söz konusu adım ideolojik ve stratejik gereklerine uygun bir pratikle yürütülemedi. Bu durum da sonuçlarının yetersiz kalmasına ve gereken çözümleri yaratamamasına yol açtı fakat uygulama böyledir diye, atılan adımın tarihi anlam ve önemi hiçbir biçimde kaybolmaz.
Nitekim işte bu tarihsel anlam ve önem nedeniyledir ki, bugün Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi birinci gündem konumundadır. Eğer 15 Ağustos Gerilla Direnişi doğru anlaşılır ve dersleri doğru çıkartılırsa işte o zaman bugünün yasal adımları da doğru anlaşılır ve gerekleri pratikte başarıyla yerine getirilebilir. Başta Kürtler olmak üzere tüm sosyalist ve demokratik güçlerin bu gerçeği tüm yönleriyle bilince çıkarması gerekir.
Özellikle de kadınların ve gençlerin, dört parça Kürdistan ve yurtdışındaki Kürt halkının ve dostlarının bu gerçeği tam olarak bilince çıkarması zorunludur. Hiçbir yanlış ve yetersiz anlamaya yer vermeden bunu mutlaka yapabilmek gerekir, çünkü bugünü doğru anlayıp mücadele görevlerini başarıyla yerine getirmek buradan geçiyor. Bunun için de 42. yıl dönümünde hem 15 Ağustos Devrimci Gerilla Atılımı'nı her yerde ve büyük coşku içinde kutlamak hem de zengin derslerini yeterince bilince çıkartabilmek için yoğunlaşma ve sorgulama içinde olmak gerekiyor. 42 yıl öncesiyle bugün aslında birbirini tamamlıyor. Bugün ‘çerçeve yasa’ ile yeni bir sürece yönelirken, bunu 42 yıl önce olanın anlam gücü ve heyecanıyla yapmayı bilmek önem taşıyor. Bunlar temelinde 15 Ağustos Atılımı'nın kahraman şehitlerini saygı ve minnetle anıyor, Diriliş ve Direniş Bayramı'nı kutluyoruz.
Kaynak: Yeni Özgür Politika