GÖRÜNTÜLÜ

‘Şengal'in statüsünün resmileştirilmesi için mücadele ediyoruz’

DAİŞ çetelerinin 3 Ağustos 2014 yılında Şengal’e yönelik saldırının ardından büyük bir katliam yaşandığını söyleyen Rîham Hesen, bugün Şengal’in statüsünün resmileştirilmesi ve başka fermanların yaşanmaması için mücadele ettiklerini belirtiyor.

ŞENGAL - RÎHAM HESEN

Şengal'in her köşesi ferman günlerinin tanığıdır. Susuzluktan hayatını kaybeden çocukların da tanığıdır; Sîba, Girzerik ve diğer yerlerde direnen Êzidî gençlerinin kahramanlığının da tanığıdır. Yazın kavurucu sıcağında yalınayak dağ yamaçlarına doğru yürüyen Êzidîlerin tanığıdır. Yaşlıları ve çocukları sırtlarına alıp dağların zirvesine çıkaran özgürlük gerillalarının da tanığıdır. Rîham Hesen’in de dediği gibi; “Keşke bu taşların dili olsaydı da bize konuşabilseydi.” Bugün biz de Rîham ile birlikte Şengal'in yamaçlarına yöneldik. Bu yamaçlar, ferman sırasında halkın kurtulabilmek için saatlerce, günlerce susuz, aç ve yalınayak yürüyerek dağa ulaşmaya çalıştığı yamaçlardır. Aynı zamanda dağda Qiblet ile Şengal'in kuzeyini birbirine bağlayan yolların açıldığı yamaçlardır.

Şengal Dağı’nın Êzidî toplumu için her zaman bir sığınak olduğunu söyleyen Rîham, ferman başladığında bu dağın; ağaçlarıyla, mağaralarıyla ve sularıyla toplumu koruduğunu belirtiyor. Şengal çevresi DAİŞ çeteleri tarafından kuşatılmış olmasına rağmen, ferman gününe kadar Rîham, DAİŞ'in Şengal'e saldıracağına inanmamış; mevcut güçlere güvenmiş. Rîham o günleri şöyle anlatıyor: “Fermandan bir gün önce halk büyük bir ikilem içindeydi. Bir yandan bayram vardı ve insanlar bayramı kutluyordu; diğer yandan da olası bir saldırıya karşı hazırlık yapılıyordu. Sîba ve Girzerik'te gençler kendilerini korumak için nöbet tutuyordu. Fermandan yaklaşık 20 gün önce DAİŞ, çok kalabalık olmayan gruplar halinde Girzerik yakınlarına kadar gelmiş ve saldırı fırsatı kolluyordu.


Ferman gününden önce DAİŞ, Şengal'deki Sünnilerin büyük çoğunluğu içinde de örgütlenmesini tamamlamıştı. 2014 Fermanı tek bir kişinin ya da bir hareketin kararı değildi; uluslararası bir komplonun sonucuydu. Bu komploda NATO da vardı, ABD de vardı ve her şekilde bu güçlere destek veriliyordu. Bu yüzden çetelere karşı tek bir kurşun bile sıkılmadı.”

BU SALDIRILAR ÊZIDÎ İNANCINA VE KÜLTÜRÜNE YAPILDI

Rîham'ın anlattığına göre DAİŞ, saldırı hazırlıklarını yaklaşık 20 gün önceden yapmıştı. Ferman gecesi saat 02.00–03.00 civarında saldırıya geçti. Girzerik halkı sabaha kadar direndi. Rîham'ın birçok akrabası, tanıdığı ve dostu da oradaydı. Şengal merkezinde aracı bulunan insanlar, köylerde aracı olmayan aileleri kurtarmak istedi. Ancak pêşmerge kontrol noktaları onların önünü kesti ve insanların köylere giderek halkı kurtarmasına izin vermedi. Girzerik'teki direniş sayesinde halk kaçabilecek zamanı buldu ve dağ yamaçlarına yöneldi. Ferman gecesi hazırlıksız yakalandıklarını söyleyen Rîham, “Üstelik o gün bizim bayramımızdı. DAİŞ bunu bilerek tam o gün saldırdı. Çünkü bu ferman, Êzidî inancına ve Êzidî kültürüne karşı yapıldı” diyor.

Yaşananları netleştirmek isteyen bir Êzidî heyeti pêşmerge yetkilileriyle görüşmeye gider. Heyet şöyle der: “Eğer bir şey olacaksa biz de sizinle birlikte savaşmak istiyoruz. Bizim de silahlarımız var ama yetersiz. Bize biraz silah verin, birlikte savaşalım.” Peşmerge yetkilisi ise şu cevabı verir: “Biz buradayız, endişelenmeyin. Sizin savaşmanıza gerek yok. Evlerinize gidin ve rahatça uyuyun.” Silah vermedikleri gibi, halkın elindeki silahları da toplarlar. Rîham şöyle devam ediyor: “DAİŞ saldırdığında herkesten önce pêşmergeler kaçtı. O görüntü hiçbir zaman hafızamdan silinmeyecek. Biz Şengal'den çıkmaya çalışırken, pêşmergeler adeta kaçmak için birbirleriyle yarışıyordu. Şengalli Êzidî pêşmergeler yerlerini terk etmedi. Ama Şengal dışından gelen pêşmergelerin tamamı Zaxo'ya, Başûr’a kaçtı. Onlar kaçtı; geride ise yalnızca halk kaldı ve kendi imkânlarıyla direnmek zorunda kaldı.”

ŞEHİT DILŞÊR HEREKOL ÖNCÜLÜĞÜNDE 12 GERİLLA ŞENGAL’E GELMİŞTİ

Ferman günü köylerde yaşayan halkın tamamı Şengal merkezine geldi. DAİŞ Şengal'e girmeden önce, Şengal'deki birçok Sünni, Êzidîleri esir almaya başladı. Şengal'deki Êzidîler ve Şiiler Şengal'i terk ederek dağa yöneldi; ancak Sünniler ayrılmadı, aksine büyük bir memnuniyetle DAİŞ'i karşıladılar. Rîham o gün yaşananları şöyle anlatıyor: “İnsan sanki yıllardır o günü bekliyorlarmış gibi hissediyordu. Yıllarca Êzidîlerle Sünniler Şengal'de birlikte yaşamış, birbirlerine kirvelik yapmışlardı. Oysa kirvelik, Êzidîler için kutsal bir bağdır. Bu yüzden ferman günü kirvelerin ihaneti çok acı vericiydi.”

Ferman günü Rîham da ailesiyle birlikte dağa yönelir. Dağda bu kadar uzun süre kalacaklarını tahmin etmezler; hatta aynı akşam geri döneceklerini düşünürler. Rîham, “Şengal'den geç çıkan aileler, dağ yamaçlarının başında yakalandı. Orada bir düğün salonu vardı; yakaladıkları insanları o salona götürüyorlardı. Kadınları erkeklerden ayırıyor ve esir alıyorlardı” diyor.  Bu süreçte DAİŞ, birçok okulu ve düğün salonunu insanları topladığı merkezlere dönüştürdü. Rîham ve binlerce insan, başlarına ne geleceğini bilmeden günlerce bu dağlarda ve yamaçlarda yürüdüler.

Sekiz günlük yürüyüşün ardından Rîham ve ailesi Serdeşt'e ulaştı ve beş gün boyunca orada kaldı. Orada gerillaların geldiğini duyarlar. Rîham gerillaların gelişine ilişkin şunları belirtiyor:  “Fermandan önce de Şengal'de gerillalar vardı. Altıncı ayda Şehit Dilşêr Herekol öncülüğünde 12 gerilla Şengal'e gelmiş, halkı ziyaret ederek olası bir saldırıya karşı dikkatli olmaları gerektiğini söylemişti. Gerillaların geldiğini duyduğumuzda çok sevindik. O zamana kadar halkın büyük bir kısmı gerillaların kim olduğunu, nasıl insanlar olduklarını bilmiyordu. Ama babam daha önce TEVDA aracılığıyla gerillaları tanıyordu. Babam onların geldiğini duyunca, 'Tamam, artık kurtulduk' dedi.”

PÊŞMERGELER KAÇARKEN GERİLLALAR ŞENGAL’E ULAŞMAYA ÇALIŞIYORDU

Özgürlük Hareketi gerillaları daha sonra Şengal ile Rojava arasında insani bir koridor açtı. O koridorun kolay açılmadığına dikkat çeken Rîham devamla şunları söylüyor: “Çok sayıda gerilla orada şehit düştü. Yol açılıncaya ve Rojava'dan erzak getirilinceye kadar büyük zorluklar yaşandı. Gerillaların elinde sadece küçük bir şişe su olsa bile onu kendileri içmiyor; annelere ve çocuklara veriyorlardı. Büyük bir fedakârlık ruhuyla gelmişlerdi. Pêşmergeler Şengal'den kaçabilmek için birbirleriyle yarışırken, gerillalar Şengal'e ulaşabilmek için yarışıyordu. Biz de çok farklı duygular yaşıyorduk. O güne kadar Êzidîler hep yalnız kalmıştı. İlk kez yanımızda bize sahip çıkan bir güç gördük.

İnancımız ve umudumuz güçlendi. İşte bu güven ve umut, yeni bir döneme geçmemizi sağladı. Bu da Önderliğin fikir ve felsefesi ile özgürlük savaşçılarının sayesinde mümkün oldu. Bugün küçüğünden büyüğüne kime sorarsanız sorun, size şunu söyleyecektir; 'Gerillalar olmasaydı biz kurtulamazdık.' Bu, hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçektir. Buna rağmen bazı çevreler bu gerçeği tersine çevirmeye, sanki o direniş onların öncülüğünde gerçekleşmiş gibi göstermeye çalışıyor. Kim ne derse desin, artık biz kendi davamızın sahibiyiz. TAJÊ ve Halk Meclisi olarak Şengal'in statüsünün resmileştirilmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”

BU ACILAR AYNI ZAMANDA BİZE BÜYÜK TECRÜBELER DE KAZANDIRDI

Rîham, fermandan sonra Êzidî toplumunun çok önemli kazanımlar elde ettiğini, bunların kolay elde edilmediğini; kan, emek, fedakârlık ve toplumun iradesi sayesinde kazanıldığını vurgulayarak şöyle diyor: “Şengal çok büyük acılara, zorluklara ve felaketlere tanıklık etti. İşte bu acılar ve sıkıntılar bize çok büyük tecrübeler kazandırdı. Aynı zamanda güçlü bir iradenin oluşmasını sağladı. Bu irade sayesinde büyük bir direniş gelişti ve önemli kazanımlar elde edildi. Bu ferman sırasında herkes kendi sorumluluğunu üstlendi; kadınlar, gençler, yaşlılar, çocuklar. Herkes görevini yerine getirdi. İşte kazanımlar da bu şekilde elde edildi.”

Bu kazanımlardan biri de 2015 yılında meclislerin kurulmasıydı. Bu 12 yıllık süreçte toplum, Irak Hükümeti'nin boş bıraktığı alanları kendi örgütlülüğüyle doldurdu. Ekonomiden kültüre, sağlıktan eğitime ve savunmaya kadar yaşamın her alanında kendi kurumlarını oluşturdu. Bu, Êzidî toplumu için ilk kez yaşanan bir deneyimdi. Tarihte Êzidî toplumu fermanlarla karşı karşıya kaldığında yalnızca savunma alanında örgütlenirdi. Ancak bu kez yaşamın her alanında örgütlendi. Geçmişte yaşanan fermanlardan şu ders çıkarıldı; Savunmasız bir toplum varlığını sürdüremez. Çünkü 21. yüzyılın savaşları kültürlere ve kadınlara karşı yürütülüyor. Bu nedenle savunma, bizim için vazgeçilmezdir. Bu, en meşru hakkımızdır.

Êzidî toplumuna yönelik komplonun hala devam etini sözlerine ekleyen Rîham, “Her zaman Êzidîleri yeniden kendi köleleri yapmak istiyorlar. Ama bugün Êzidîler şu bilince ulaştı; 'Ben varım; kendi varlığıma sahip çıkacağım. Bugün kendimi koruyacağım ve kendi kendimi yöneteceğim. Bir daha hiçbir dış güce güvenmeyeceğim.' Bu çok büyük bir değişimdir ve gelecek kuşaklara büyük bir umut vermektedir. Bu meclislerin amacı yeni fermanların önüne geçmekti ve bunda da başarılı oldular. Eğer bu meclisler kurulmamış olsaydı, hiçbirimiz Şengal'e geri dönemezdik. Hiçbirimiz bugün 'Ben Êzidîyim' diyemezdik. Fermanın amacı Êzidîliği yok etmekti. İmkânlarımız son derece sınırlıydı. Ancak gücümüzü Önderliğin fikir ve felsefesinden aldık; Önderliğin öğrencilerinden aldığımız eğitim sayesinde korkmadan adım atabildik ve DAİŞ'e karşı mücadele ettik. İşte DAİŞ de bu şekilde Şengal'de yenilgiye uğratıldı” diyor.

TAJÊ ÊZIDÎ KADINLARIN DİRENİŞ KİMLİĞİDİR

Bugün TAJÊ sözcüsü olan Rîham Hesen, TAJÊ'nin kurulmasını Êzidî toplumunun en büyük kazanımlarından biri olarak değerlendiriyor: “Êzidî kadınlarının tarihinde ilk kez Êzidî kadınlarına ait bir örgüt kuruldu. Böylece kadınlar bir araya gelebildi, örgütlenebildi ve kendi kararlarını veren öznelere dönüştü. TAJÊ 2016 yılında kurulduğunda üyelerinin tamamı annelerden oluşuyordu. Anneler gençleri direnişe teşvik ediyor, onların önünü açıyordu. O dönem bir direniş süreciydi. Gençleri savunma güçlerine katılmaya teşvik ediyorlardı. Böylece genç kadınların yolu açılıyordu. Biz her alanda Önderliğin fikir ve felsefesi doğrultusunda örgütlendik. Hiçbir zaman kararsızlık yaşamadık; çünkü başka bir yol olmadığını biliyorduk. Önümüzde iki seçenek vardı: Ya ölüme teslim olacaktık ya da direnecek ve kendi varlığımızı koruyacaktık.

Ferman sırasında birçok kişi Rojava'ya geçti, birçok kişi de Başûr’daki kamplara gitti. Ancak dağda kalanlar farklı bir örgütlenme geliştirdi. Her ne kadar dağda kalanların sayısı az olsa da, eğer onlar bu kararı almamış olsaydı göç edenlerin Şengal'e dönüş yolu hiçbir zaman açılamazdı. Dağda kalanlar bunun bilinciyle hareket etti. Tarihimizde de Êzidî toplumu açısından direniş en kutsal değerdir. Bu nedenle bir kez daha direniş yolu seçildi. İşte bu tercih sayesinde Şengal yeniden inşa edildi ve halk yeniden kendi topraklarına dönebildi. Ancak bu dönüş, geçmişteki gibi bir dönüş değildi. Artık kendi kararlarını veren ve kendi kazanımlarına sahip çıkan bir toplum olarak geri dönüldü.

Bu süreç hiç kolay olmadı. Kadınlara karşı çok yoğun bir özel savaş yürütüldü. İlk dönemlerde gerillaların kurtardığı bölgelere pêşmergeler de gelip yerleşiyor ve sanki o bölgeleri kendileri kurtarmış gibi davranıyordu. Kadınları gördüklerinde, 'Bunlar da kim?' diyorlardı. Kadınların emeğini ve direnişini küçümsüyorlardı. Oysa direnişte de savaşta da en önde yer alanlar kadınlardı. Bütün eylemlerde kadınlar ön saflardaydı. DAİŞ saldırdığında, kadın şahsında Êzidîliğin kökünü kazımayı ve Êzidî toplumunu yok etmeyi hedeflemişti. Fakat kadınlar direnişleriyle Şengal'in mutlaka kazanacağını kanıtladı ve gerçekten de öyle oldu. Bu yüzden kadınlar bütün alanlarında kendi örgütlerini kurdu. Bütün kararlarımızı kendimiz alıyorduk ve bu da bize büyük bir cesaret veriyordu.”

ANNELER ELLERİYLE PÊŞMERGELERİN SAVAŞ MEVZİLERİNİ YIKTILAR

Rîham, 2017 yılında pêşmerge güçlerinin yeniden Şengal'e girerek YJŞ ve YBŞ güçlerine saldırmak istemesini ve Sinûn ile Xanesor arasında savaş mevzileri kurmaya çalışmalarını şöyle anlatıyor: “Onlara göre Êzidî toplumu zayıftı ve kendisini savunamazdı. O dönemde onların karşısında en güçlü şekilde duranlar yine anneler ve kadınlardı. Kadınlar kendi elleriyle onların savaş mevzilerini yıktılar. Gelen pêşmergeler buna şaşırıp kalmıştı. 'Biz bu mevzileri iş makineleriyle kurduk, siz onları nasıl kendi ellerinizle yıkabiliyorsunuz?' diyorlardı. Toplumun pêşmergelere karşı çok büyük bir öfkesi vardı. Çünkü bu kolay unutulacak bir şey değildi.

Ferman sırasında binlerce Êzidî kız çocukları, kadınlar esir alındı, tecavüze uğradı. Bu toplum bunları unutamaz, affedemez ve kabul edemez. Bu toplum var olduğu sürece Barzani ailesinin ihanetini unutmayacaktır. Tıpkı tarihte özgürlük savaşçılarının direnişi nasıl anlatılacaksa, pêşmergelerin kaçışı ve ihaneti de öyle anlatılacaktır. Yüzlerindeki kara leke hiçbir zaman silinmeyecektir. Êzidî toplumu olarak onlardan hesap soruluncaya kadar bütün bunlar hafızamızda yaşayacaktır. Tek bir kızımız bile hâlâ çetelerin elinde olduğu sürece bu yara her zaman açık kalacaktır.”

ŞENGAL’E YÖNELİK TEHDİT HALA DEVAM EDİYOR

Bugün hâlâ yaklaşık 2.500 Êzidî kız çocuğu ve kadın DAİŞ'in elinde bulunuyor. TAJÊ yıllardır bu esirlerin kurtarılması ve ailelerine getirilmesi için yoğun çalışmalar yürütüyor. Bugüne kadar çok sayıda kadın bu çalışmalar sayesinde kurtarıldı. “Bu esirlere ulaşmak ve onları kurtarmak hepimizin sorumluluğudur” diyen Rîham konuşmasını şu sözlerle sonlandırıyor: “Irak devleti bu meseleyi öncelikli bir sorun olarak görmüyor. Bu on iki yıl boyunca bu konunun unutturulması istendi; ancak biz bu fermanı asla unutmayacağız. Biz Şengal'deki Êzidî toplumu olarak kendi davamızın sahibiyiz. Bu uğurda yüzlerce yoldaşımız şehit düştü.

Şehitlerimizin hayalini ve hedeflerini gerçekleştirmek; kız kardeşlerimizin ve annelerimizin özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak ve Şengal'in statü sahibi olmasını gerçekleştirmek için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Eğer bu taşların dili olsaydı, hem yaşanan acıları hem de direnişi çok daha iyi anlatırlardı. Bugün hâlâ üzerimizde büyük tehditler var. Bu öyle bir ferman değildi ki yaşandı ve bitti, artık bir daha tekrarlanmayacak olsun. Biz kendi gücümüze ve örgütlülüğümüze güveniyoruz. Bugün demokratik entegrasyon sürecinin içindeyiz. Ortadoğu'nun her yerinde siyasal ve toplumsal değişimler yaşanıyor. Biz de bu değişimlerin bir parçasıyız. Bu değişimlerin iktidar güçlerinin çıkarları doğrultusunda şekillenmesine izin vermeyeceğiz.

Mevcut değişimlerin toplumumuzun yararına olması gerekir. Bunun için de öncülük yapmamız bekleniyor. Biz umutluyuz ve inanıyoruz ki toplum olarak özgür Şengal hedefimize ulaşacağız. Bu ferman yıldönümünün Êzidî toplumunun birliğine vesile olmasını diliyoruz. Eskiden şöyle denirdi; 'Eğer birlik olmazsak, teker teker yok oluruz.' Ama artık mesele yalnızca tek tek yok olmak değildir; birlik olmazsak hep birlikte yok oluruz. Bu ferman bizim için çok büyük bir darbe oldu. Ama bizi yok etmedi. Tam tersine, bugün sağlam adımlarla özgürlüğe doğru yürüyoruz.”