‘Üniversitelerde faşist saldırılar aracılığıyla sosyalist mücadele hedef alınıyor’

Üniversitelerde yaşanan faşist saldırılara ilişkin konuşan gençler, saldırıların üniversitelerde sosyalist mücadelenin hedef haline getirilmesinden kaynaklandığını belirtti.

ÜNİVERSİTELERDE BASKILAR

Son dönemde üniversitelerdeki faşist saldırılar giderek arttı. Son olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ), Devrim Stadyumu’nda İlkay Akkaya konserinde yaşanan faşist saldırı ve sonrasında devrimci öğrencilerin hedef gösterilmesiyle birlikte iki öğrenci tutuklandı. Gözaltına alınan öğrencilere işkence yapıldı, öğrenciler faşistler tarafından sanal medya üzerinden hedef gösterildi. Ölüm tehdidi alan öğrenciler de oldu.

Üniversitelerde yaşanan saldırıları Komün’den Eda Koçak ve bir ODTÜ öğrencisi ile konuştuk. Halen tehditler aldığını belirten ODTÜ öğrencisinin ismini güvenlik nedeniyle veremiyoruz.

‘ODTÜ’DE PROVAKASYON İÇİN BAYRAĞI KULLANDILAR’

ODTÜ’de yaşanan saldırılar sırasında orada olan ve olaylara tanıklık eden E.F., yaşananlara ilişkin şunları söyledi: “Bayrağa saldırı iddiası kesinlikle yanlış. Tam tersi, provoke etmek için gelen grup bayrağı kullanarak medyaya görüntü vermek istedi. Günlerdir, alanlardan zaten örmeye çalıştıkları bir propaganda vardı. İlkay Akkaya sahneye çıktığı andan itibaren, büyük bayrağın altında yarısı ODTÜ’lü olmayan bir ekip aralıksız olarak yuhalamaya başladı.

Yedinci şarkıya doğru arkadaşlarımız da hakaretler ve yuhalamalara dayanamayarak müdahale etti. Müdahale başlayınca bir anda Türk bayrağının arkasına saklanan grup, ilerleyen günlerde de görüntüleri bu şekilde servis etmeye devam etti. Tamamen karşı taraftaki ülkücü gruplar tarafından başlatılmış bir kavganın, sayıca üstün olan ODTÜ öğrencilerine karşı kullanılmasıydı. Bunu geçen sene Nur Sürer geldiğinde de yapmaya çalışmış ve başaramamışlardı.

Şenliğin ikinci günü de aynı şekilde davranmaya, Göktürk bayrakları ile Bozkurt yaparak UGT’den arkadaşlarımızın üzerine yürümeye, gülerek bize hakaret etmeye ve kendileriyle tartışan arkadaşlarımıza fiziksel müdahalelerde bulunmaya devam ettiler. ÖGB alandan uzaklaştırmak istediğinde bir süreliğine uzaklaşıp meşaleler ile yeniden toplanıyor, bir savaşı kazanmış gibi davranıyorlardı.”

‘OKULLARDA SOLCU ÖĞRENCİLERİN ALANLARI OLSUN İSTEMİYORLAR’

ODTÜ’ye yönelik bu saldırıların temelinde korku ikliminin yükseltilmek istenmesinin yattığını belirten E.F, şunlara dikkat çekti: “ODTÜ’de bu kadar sık görmediğimiz bir şeydi bu ama diğer üniversitedeki arkadaşlarımızın yanında olduğumuz için görüyor ve deneyimliyorduk faşist saldırıları. Tabii ki yükselen korku iklimini ve sağcılığı daha da yükseltip öğrenci hareketini zayıflatmayı amaçlıyorlar. Üniversiteler, solcu öğrencilerin rahatlıkla var olabildiği, örgütlenebildiği alanlar olsun istemiyorlar.

ODTÜ’nün diğer üniversitelerin aksine hâlâ bir ‘kurtarılmış alan2 olarak hareket edebilmesi, Devrim Yürüyüşü gibi geleneklerimizin hâlâ devam etmesi en hazmedemedikleri yanlarından biri. Ne olursa olsun, okuldaki demografi değişse ve sağ geri kalan her yerdeki kadar yükselse bile devrimci pratik ve gelenek bir yere kadar kontrolü kaybetmiyor ve Devrimci ODTÜ havası korunuyor. Bu da bu ülkücü ekiplerin en katlanamadığı şey.

Bence bir de 19 Mart sürecinde Ulusalcı kesimin gözünde istemeden de olsa elde ettiğimiz ‘ülkenin geleceği, aydınlık yüzü’ gibi olumlamalardan da rahatsız oluyorlar.”

 

İLK ÖNCELİĞİMİZ OKULU ÖĞRENCİLER İÇİN GÜVENLİ HALE GETİRMEK’

 

Saldırılara karşı öğrencilerin toplantılar yaparak süreci değerlendirdiklerini belirten E.F., “Okulun bileşenleri olarak birlik ve beraberliği yeniden nasıl öreceğimizi görmek için eleştiri ve özeleştiriye dayanan toplantılar alıyoruz. Süreci, olabildiğince az arkadaşımız fişlendiği, gözaltına alındığı ve zarar gördüğü bir biçimde yürütmeye çalışıyoruz. İlk önceliğimiz, okulu yeniden solcu, kadın ve LGBTİ+ öğrenciler için güvenli bir hale getirmek. Devrimci ODTÜ’yü, bize bırakıldığı şekilde korumaya devam etmek. En büyük önceliğimiz bu. Faşist gündeme karşı, ODTÜ’yü ODTÜ yapan bileşenlerle birlikte mücadeleye etmeye devam edeceğiz” diye vurguladı.

 

‘OKULLARDA SOSYALİST MÜCADELE HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR’

Son dönemde üniversitelerde yaşanan faşist saldırıların biçimlerinin değiştiğini ve ivmelendiğini belirten Eda Koçak ise şunlara dikkat çekti: “Özellikle sosyalist öğrencilerin üniversitelerde etkin ve aktif faaliyet yürüttüğü, eylemlilik geliştirdiği her an faşist saldırılar gerçekleşiyordu. Ancak son dönemlerde faşistlerin örgütlü hareket edebildiği DTCF, Hacettepe, İstanbul, Ege, Dokuz Eylül üniversitelerinde öğrenciler; kampüslere dair taleplerini dile getirdikleri, üniversite idarelerine ve kayyım rektörlere dair şikayetlerini gündem ettikleri, aktif politik faaliyet yürüttükleri ya da toplumsal olayları kampüslerde gündem ettikleri eylemlere, son bir yıl içerisinde satır, bıçak ve palalarla saldırıldığı bir gerçeklik de söz konusu.

Sadece bir hafta öncesinde ODTÜ'de, ülke gündemini kilitleyen ve geniş provakatif çalışmayla sadece öğrencilerin değil, doğrudan sosyalist mücadelenin hedef haline getirildiği bir süreç yaşadık.

İki devrimci arkadaşımız da bu faşist saldırıları püskürttüğü için tutuklandı. Aslında faşist saldırıların üniversitelerde ivmelendiği tarih olarak 19 Mart'tan sonrasını ele alabiliriz. Zaman zaman kampüslerden yükselen kısık sesler haricinde, öğrencilerin örgütleyebildiği ses getiren bir hareketliliği yoktu. Bununla birlikte 19 Mart sürecinde ve sonrasında gençliğin örgütlü mücadelesinin görünür olduğu ve bağımsız hareket eden öğrenci kitlelerinin örgütlenmeye başladığı bir dönem geçirdik.

Birçok örgütsüz genç ve bu zamanın gençliği, bu dönemde devletle direkt olarak yüz yüze geldi, kolluk-devlet şiddetiyle birebir yüzleşti. 19 Mart sürecinde tekil ulusalcı-faşizan diyebileceğimiz örgütsüz toplamlar olsa da bunun yanında yıllardır duymadığımız devrimci ve sosyalist mücadeleye ait olan sloganlar ve organize olma, örgütlenme biçimleri geliştirildi. Vakıflardan devlet üniversitelerine birçok öğrenci toplamı öz örgütlülüğünü geliştirerek sıkı dayanışma ve birleşik mücadele içerisinde hareket etme refleksi kazandı. Bu kazanımlar sosyalist mücadeleye yazan artı kazanımlardır.

‘FAŞİST ÖRGÜTLENMELER MEVCUT’

Bunun ardından kampüslerde dağınık devrimci-sosyalist grupların toparlanmasına veya toparlanma ihtimaline karşı, dağınık olan faşist gruplar da kimi parti merkezlerinin ve faşist odakların direktifiyle örgütlü hareket etme eğilimi içerisine girdi. Son bir sene içerisinde bunu görebiliyoruz. Sadece üniversitelerde değil, ancak temeline gençleri koyduğunu gördüğümüz yeni faşist oluşumlarla karşılaşmış durumdayız.

ODTÜ'deki histerik faşist provokasyonu örgütleyen İstiklal Kadınları Hareketi isimli, birtakım meczuptan oluşan garabet grubun bu ismi ve tarzı seçmiş olması tesadüf olamaz. Sosyalist düşüncenin halkın nezdinde bir odak olmadığının farkında olmakla birlikte, bu faşist meczupların da halkta bir karşılığının olmadığını biliyoruz.

Ortada sürece dair bir şey göremesek de Bahçeli'nin de ilanıyla bir açılımın yaşandığı gerçekliği içerisindeyiz. AKP-MHP iktidarına ve bu açılıma muhalifmiş gibi görünen, halbuki AKP-MHP artığı olan Zafer Partisi bu yeni faşist oluşumun planlayıcısı olmuş durumda. Sosyalist mücadelenin ve devrimcilerin güç biriktirme sürecini hızlandırdığı ve örgütlenmeye odaklandığı bir dönemde, hızlıca adım atarak sadece üniversitelerle sınırlı kalmamak üzere birçok mücadele alanında meydan okumaya çalışmaları da bu yüzdendir.

Ve belirtmek gerekir ki ortada, kadınların derdine derman olabilecek bir oluşum ya da özü itibarıyla kadınların sorunlarıyla ilgilenen bir hareket yok. Bu faşist oluşum, halk nezdinde bir değerlerinin olmadığını biliyor olacak ki daha meşru ve dokunulamaz olabilmek adına 'kadın hareketi' ismini özellikle kullanıyor.

Bunu ülkedeki faşist eğilimin genelinde görebiliyoruz. Akın Gürlek'in de rezil imajını aklamak ve paklamak adına şüpheli kadın cinayetlerini çözüme ulaştıran rolüne bürünmesi de bundandır. Bu faşist oluşumların sadece kadın hareketi alanında değil; ekoloji, sendikal mücadele ve emek mücadelesine de sıçrayışını ilerleyen dönemlerde daha net göreceğiz.”

‘ÜNİVERSİTELERDE POLİTİK OLMAYAN BİR KİMLİK KURGULUYORLAR’

Saldırıları yapanların faşist çeteler olduğunu belirten Eda Koçak, şunları ifade etti: “Bahsini geçirdiğimiz faşist çetelerin üniversite kampüslerinde, sosyalist öğrencilerin savunmasını da karşılayacak bir varlıkları yok. Öğrenci olanları da okullarda marjinal gruplar halindeler; ancak devletin onlara açtığı okul bürokrasisi alanlarını ve konumlarını kullanıyorlar. Yaptıkları provokatif propagandalar ve üniversitelere belli günlerde soktukları çetecilerle öğrenci kitlelerinde ‘muhalif’ görünümlü algılar yaratıyorlar. Üniversiteli kimliğini politik olmayan bir kimlik olarak kurgulayıp sığınabilecekleri bir kimlik olarak hareket ediyorlar.

Öğrencilerin büyük bir bölümü bu çetelerin varlığından ve pratiklerinden rahatsız olsa da bir bölümü de bu manipülatif siyasetten etkileniyor. Ancak öğrencilerin kendi örgütlü gücü, gerekli karşılığı vermek hem fiziki hem de ideolojik olarak hegemonik gücünü kurmak üzere örgütlenmelidir. Biz de olduğumuz alanlarda bunu örgütlüyoruz.”

‘GENÇLİK ÖRGÜTLERİNİN TAVRI NETTİR’

Gençlik örgütlerinin çetelere karşı mücadeleye yönelik net bir tavır içinde olduğunu dile getiren Eda Koçak sözlerini son olarak şunları söyledi: “Gençlik örgütleri olarak bu faşist çetelere karşı tavrımız ve pratik planlamalarımız nettir. Üniversitelerde ve her alanda bu çetelere karşı hem ideolojik bir mücadele hem de zor yollu müdahale etmeyi önümüze koyuyoruz.

Ayrıca gençlik örgütlerine bir çağrı olarak, bu faşist çetelerin ‘muhalif’ görünümlü, yarı ‘sınıfsal’ görünümlü siyasetleriyle etki ettiği kitlelere devrimci siyaseti, başka bir tarifi ve tarihi taşıyacak araçları yaratmalıyız. Önümüze topyekün bir mücadele biçimini koyuyoruz.”