‘Nasıl yaşamalı’ sorusuna yanıt olarak demokratik entegrasyon

‘Nasıl yaşamalı?’ sorusu, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin çıkış sorusudur. Doğru bir yaşam, doğru temelde ilerleyen bir hayat, her zaman kazanan ve kazandıran olacaktır.

DEMOKRATİK ENTEGRASYON

Kürdistan Özgürlük Hareketi, ilk grup döneminden bugüne kadar birlikte yaşam düşüncesini hep savundu. Ancak bu bir arada yaşam, kapitalist sisteminin dayattığı bir köleleşme değil; herkesin, toplumun her kesiminin kendi renkleriyle var olduğu, kendini ifade ettiği bir yaşamdı.

‘Devrimi nasıl yaşamalı?’ sorusuna verilen cevap olarak ortaya çıkan bu anlayış, aynı zamanda bir sonuçtu. Çünkü Önder Apo’da devrim düşüncesi, iktidarı devirmekten ziyade, toplumu kirli, yanlış ve sorunlu düşüncelerden kurtarmak anlamına geliyordu. Bu nedenle devrim, yeni bir yaşamın örgütlenmesi olarak algılandı.

Neredeyse her dönemde birlikte ve özgür bir yaşamı savunmaktan bahsederken, karşılarındaki gücün zora dayalı bir asimilasyon ve soykırım saldırılarına başvurması, direnmek için zoru kullanmak zorunda kalmalarına sebep oldu. Ancak Kürdistan Özgürlük Hareketi, her döneminde zor kullanımının bir zorunluluk, doğru bir yaşama yönelik verilen mücadelenin bir aracı olduğunu ısrarla belirtti.

EZLN Komutan Yardımcısı Marcos’un tanımıyla: “Asker olmamak için askerlik yaptılar.”

Tarihi doğru algılamak ve doğru bir zeminde öğrenmek, bugün Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Önder Apo’nun yaptıklarını da doğru algılamaktan geçer.

İşte tam da burada, Önder Apo’nun ‘demokratik entegrasyon’ tanımına geliyoruz. Önder Apo’nun ‘Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda açık bir dille belirttiği entegrasyon kavramı, sadece geçiş yasası ya da kısa süreliğine uygulanacak bir düzenleme değildir. Geçiş yasaları, entegrasyonun yalnızca bir ayağını oluşturur.

Demokratik entegrasyon, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin yeni dönem örgütlülüğünün de temellerinden biridir. Çünkü Önder Apo’nun ‘komün’ tanımında da ‘müzakereci demokrasi’ anlayışında da bu entegrasyon yasaları uygulandığı ölçüde bir başarı elde edilebilecektir.

Buralara gelmeden önce, Önder Apo’nun ideolojisinin gelişim sürecinde tanımı açıkça yapılmamış olsa da bu entegrasyon kavramının gelişim sürecine bir bakalım.

Önder Apo’nun 1980’lerdeki çözümlemelerinden derlenen ve 1990’ların başında yayımlanan iki ciltlik “Nasıl Yaşamalı” kitabı, ‘Yeni düzenlerin, yeni ilişkilerin ifade tarzlarına, üslup ve hitaplarına ulaşmak; her gün eskiyi yakıp yıkmak ve yeniden yapmaya yol açmak, romansı bir yaşamdır’ sözleriyle başlar.

Eskiyi sürekli yıkmak ve yerine yenisini koymak, Kürdistan Özgürlük Hareketi ile Önder Apo’nun ideolojik tarihinde önemli bir ilkedir. Özgürlük Hareketi’nin gelişimindeki en önemli dayanaklardan biri olan eleştiri-özeleştiri kavramları tanımlanırken, Önder Apo ‘Eleştirdiğiniz kavramların ve durumların çözümlerini de üretmezseniz, eleştirileriniz düşmana yarar’ diyerek, hep bir yeniyi ve doğruyu arayış içerisinde olduğunu ilk günden itibaren göstermiştir.

‘Nasıl yaşamalı?’ sorusu, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin doğuş sorusu olarak da ele alınabilir. ‘Kürdistan sömürgedir’ belirlemesi, aslında nasıl bir yaşam istendiğinin de tanımı olarak 70’li yıllarda arayışına başlamıştı.

Sonraki dönemlerde ‘Yan mirin, yan serkeftin’ sloganına dönüşecek bu arayış içinde, büyük bir direniş geleneği ve inancının yanı sıra yeni bir yaşam iddiasının pratik yansımaları da yer aldı. Klasik, dar, şekilci ya da başka ülkelerde yaşanmış örneklerin kopyası bir yaşamı kabul etmeyen Önder Apo ve Kürdistan Özgürlük Hareketi, tarihin en eski merkezlerinden sayılan Kürdistan ve Mezopotamya coğrafyasına özgü, yeni ve özgür bir yaşamın arayışını mücadelenin temeline oturttu.

Bu arayışla birlikte, gündelik yaşamın içinde bütün halkları ve toplulukları kapsayan doğru bir yaşamın temelleri de atıldı. Ancak ‘nasıl yaşamalı’ sorusu, Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’na kadar yanıtını aramayı sürdürdü. 70’li yıllarda sorulan bir sorunun cevabı, 50 yıllık bir mücadelenin sonucunda direnç ve inançla şekillendi.

Önder Apo, ‘nasıl yaşamalı’ sorusuna cevabını 2025 yılında bütün detaylarıyla ortaya koyarak, yeni bir mücadele döneminin kapılarını da araladı.

DEVRİM, ‘NASIL YAŞAMALI’ SORUSUNA CEVAPTIR

‘Devrim, nasıl yaşamalı sorusuna cevaptır’ derken Önder Apo, devrimci mücadelenin salt askeri, ekonomik ya da siyasi olmadığını; gündelik yaşamın da doğru ve ahlaki bir biçimde örgütlenmesinin önemli olduğunu vurgular. Gündelik yaşamın örgütlenmesi, devrimci kadroların değil, halkın da örgütlenmesi ve belli ilkeler doğrultusunda doğru bir yaklaşım içerisine girmesi anlamına gelir. Yeni bir yaşam iddiasının en önemli yanı da gündelik hayatı örgütlemek, yaşamın her alanında toplumun bütün kesimlerine ulaşmaktır.

Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin en büyük başarısı da gündelik hayata dair düşünceler üretmesi ve bunları yaşamsallaştırma çabasında ısrarcı olmasıdır.

‘Nasıl yaşamalı’ sorusuna büyük önem veren Önder Apo, Kürdistan özelinde bir değişimin devrimci çabayla mümkün olduğunu belirtirken, “Kürdistan’da insanın gücü de devrimci çabayla başlar. Devrimci çaba güç oluşturur ve bu güç iradeye götürür. İrade de böyle bir ilişkiye cesaret ettirebilir. Sevginin böyle başlaması gerektiği kanısındaydım. Sevgi, düzenin kurumlarına ve onların sana verdiği güce göre değil; senin devrimi geliştirme gücüne göre başlamalıdır. Tabii, dediğim gibi bu başarıya ulaşmıyor. Çünkü düzenin kendisi büyük engeldir” diyerek, yeni bir insanın nasıl olması gerektiğini de ifade eder.

Bu sözleriyle, aslında sorunu da ortaya koyan ve çözümü de sunan Önder Apo, düzenin değişiminin gündelik hayatın yeniden örgütlenmesinden geçtiğini ısrarla vurgular.

Önder Apo, ‘nasıl yaşamalı’ sorusuna yönelik 1990’lı yıllarda başlattığı arayışı, 2025 yılında yazdığı Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ile cevaplamış; nasıl bir yaşamın olması gerektiğini ve yeni yaşamın doğru, devrimci ve ahlaki olduğu sürece ayakta kalabileceğini ortaya koymuştur.

Yıllar içinde yaşananlar, bu cevabı arayışın tarihidir. Tarih, Önder Apo’nun ‘Devrim, nasıl yaşamalı sorusuna cevaptır’ sözünün doğruluğunu ve hakikatini yeniden kanıtlamıştır. Mücadelenin geldiği noktada, ‘nasıl yaşamalı’ sorusuna günümüzde verilebilecek en doğru cevap, “demokratik entegrasyon ile başlayarak oluşturulan yeni bir toplumda yaşamak” olmalıdır.

Önder Apo, 1993 yılında yapılan ilk ateşkese ilişkin düzenlediği ilk basın toplantısında şunları ifade etmiştir:

“Birlik halinde olmak, bağımsızlığa aykırı değildir. Günümüzde bütün ulusların temel sorunu, çok milliyetçi sınırlar dahilinde hapsolmak değil, bağımsızlık çıkarlarını sağlama alan birliklere gidememektir. Dolayısıyla, bizim Türkiye halkıyla var olan sınırlar dahilinde, Kürt halkının eşit ve özgürlüğüne dayalı bir birlik arayışımız, ‘bağımsızlığa aykırıdır’ biçiminde yorumlanmamalıdır.”

Savaşın en yoğun yaşandığı bir ortamda yapılan bu değerlendirme, bir arada ve ortaklaşarak yaşama idealiyle ilgili açık bir beyan niteliğindedir.

TÜRK HALKI, ENTEGRASYONA DOĞRU YAKLAŞMALIDIR

Önder Apo’nun ısrarla barıştan, ortak yaşamdan ve birlikte, özgür bir geleceği kurmaktan bahsettiği dönemlerde yapılan söyleşiler ve analizler, aslında Kürt halkının değil, tamamen Türk halkının ve örgütlerinin, temsilcilerinin bu sürece hazır olmadığını ortaya koymaktadır.

Ateşkes dönemlerinde Önder Apo ile görüşmeye giden Türk gazeteciler, onun ısrarlı bir biçimde ortak yaşamdan bahsetmesine rağmen, neredeyse işin magazin kısmına yönelmeye çalışmış veya bazı bilgileri almak için sorular sormak istemişlerdidir. Buna karşılık, kendi düşüncelerini anlatan Önder Apo ise her zaman gelişen ve dönüşen fikirlerinin temelini ortak bir yaşam idealine bağlamıştır.

Mart 1993’te yapılan bir röportajda Önder Apo açık bir biçimde, “Kürt sorununun çözümsüzlüğü, Türk demokrasisinin çözümsüzlüğüdür” diyerek sorunun Türkiye’nin tavırlarından kaynaklandığını belirtmişti. Israrla ‘Bir muhatap yok’ diyen Önder Apo’nun muhatap arayışı, geldiğimiz bu noktada yenilen muhatabın masaya oturmasıyla gerçekleşmiştir. Sorun gerçekten Kürt halkının değil, Türk halkının bu ortaklaşmaya hazır olmaması sorunudur.

Devleti yönetenlerin faşist yaklaşımlarının yanında, Türkiye halkına umut olacak ve onları özgür bir yaşama götürecek iddiasındaki yapı ve örgütlerin ısrarla Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni küçük görme tavırları, bugün Türk halkının faşizm algısından kurtulamamasına sebep olmuştur.

Bugün Türkiye halklarının barışa ve ortak yaşama dair umutları olsa da bunu onlara anlatacak yapıların ısrarla sömürgeci bir yaklaşım sergileyip Kürtleri küçümsemeleri, onları akıl verecek ‘küçük kardeş’ olarak algılamaları ve ısrarla Kürt halkının sosyalist bir bilince sahip olamayacağı gibi elitist bir yaklaşım içinde olmalarından kaynaklı, halklar faşizmin kolaycılığına sığınmak zorunda bırakılmaktadır.

Türk halkının ortak yaşam idealine yeniden sarılması, Türkiyeli devrimcilerin, sosyalistlerin ve demokratların bunu halka doğru bir şekilde anlatması ile mümkündür; ayrıca faşizmin propagandalarından halkları korumaları gerekir. Bu da ancak doğru bir örgütlülüğün ortaya çıkmasıyla sağlanabilir. Bugün, Kürt halkı yaşanan onca katliam, soykırım saldırıları ve hakaretlere rağmen hâlâ ortak bir yaşamda ısrar ediyorsa, bu, Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Önder Apo’nun doğru bir yaklaşım sergilemesinden kaynaklanmaktadır.

Demokratik entegrasyon yasaları, aslında Kürtler için değil, Türkiyeli halklar ve topluluklar için önemlidir. Doğru bir anlatım ve doğru bir örgütlenme ile Türkiye halkları, demokratik entegrasyonla başlayacak süreçte yeni bir dönemin açılacağını ve devletin baskı aygıtına karşı büyük bir direniş ve örgütlenmenin de gerçekleşeceğini bilmeleridir. Bugün Türkiye’de yaşanan kadın, çocuk ve hayvan katliamlarının; topluma dayatılan yoksulluk ve sömürülmenin temelinde, Türkiyeli halkların ortaklaşarak yaşama idealinden uzaklaştırılması ve bireyci bir toplum yaratma anlayışı yatmaktadır.

Bunun çözümü ise, Türkiyeli sosyalist ve demokrat örgütlerin halklara demokratik entegrasyon ve ortaklaşmanın doğruluğunu anlatması ile mümkün olacaktır.

DEVAM EDECEK