Suriye’de haber takibi yaptığı sırada 18 Ocak 2026’da Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) tarafından kaçırılarak tutuklanan gazeteci Ahmed Polad, sekiz ay HTŞ cezaevlerinde tutulduktan sonra 9 Eylül 2026’da Türkiye’ye iade edildi. Türkiye’de tutuklanan Polad’ın babası Adil Aslan, kamuoyuna çağrıda bulunarak oğlunun durumuna dikkat çekti.
Uzun yıllardır Rojava’da gazetecilik yapan Ahmed Polad ve Eva Maria Michelmann, HTŞ’nin Rakka’ya yönelik saldırıları sırasında 18 Ocak 2026’da kaçırıldı. 11 Nisan 2026’da gerçekleştirilen esir takasının ardından, HTŞ cezaevlerinde tutulan kişilerin tanıklıklarıyla iki gazetecinin de cezaevinde olduğu ortaya çıktı.
Polad ve Michelmann’ın durumunun açığa çıkmasının ardından Türkiye’de, Kürdistan’da ve dünya genelinde gazetecilerin serbest bırakılması için kampanyalar düzenlendi. Kamuoyundan gelen tepkilerin ardından HTŞ, 18 Haziran 2026’da gazeteci Eva Maria Michelmann’ı Almanya’ya iade etti.
HTŞ ZİNDANLARINDA İŞKENCELİ 8 AY, MİT’TE SÜNGERLİ ODA İŞKENCESİ
Polad’ın akıbeti ise, 9 Eylül 2026’da ortaya çıktı. HTŞ tarafından Türkiye’ye iade edilen Polad, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Polad’ın avukatları, sekiz aylık sürece ilişkin hazırladıkları raporda, gazetecinin HTŞ tarafından aylarca işkenceye maruz bırakıldığını, cezaevindeki sağlıksız beslenme koşulları nedeniyle uyuz hastalığına yakalandığını belirtti. Raporda ayrıca Polad’ın Türkiye’ye iade edildikten hemen sonra iki gün boyunca MİT tarafından sorgulandığı ve iki gün süngerli odada tutulduğu ifade edildi.
Hazırlanan raporda Polad, yaşadıklarını avukatlarına şu sözlerle aktardı:
“Alman gazeteci arkadaşım Eva Maria Michelmann ile 18 Ocak 2026 tarihinde Suriye’nin Rakka bölgesinde haber takibi yaparken, bulunduğumuz binanın kuşatılması ve ardından binaya dönük müdahale ile gözaltına alındık. Halep Genel Emniyet Merkezi şeklinde tarif edebileceğim polis merkezine götürüldük. Tutulduğumuz yer yerin altındaydı. Herhangi bir ışığın ve havanın girmediği, havalandırmanın da olmadığı bir hücre. 1 metreye 2,5 metrelik bir alan. Hiç dışarı çıkarılmadım; temiz hava ve gün ışığı görmedim. Sadece bir haftalığına, DSG’lilerin olduğu bir koğuşta 190-200 kişiyle birlikte kaldım.
İlk bir ay boyunca her gün işkence yapıldı. Günde 3-4 kez, kalabalık biçimde hücreye girip dövmeye başlıyorlar, kafamı tekmeleyerek, yere yatırıp kafamı ezerek işkence ediyorlardı. Daha sonra ağırlıklı olarak psikolojik işkence yapıldı. Gece gelip, ‘Sabaha hazır ol, idam edileceksin’, ‘yarın hazır ol, kafan kesilerek öldürüleceksin’ gibi şeyler söylüyorlardı.”
SİLİVRİ’DE TEK KİŞİLİK HÜCREDE TUTULUYOR
Polad, şu anda Silivri’de bulunan Marmara L Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutuluyor. Avukatları, Polad’ın sağlık durumunun kötü olduğunu belirterek tedavisinin bir an önce başlatılması gerektiğini ifade ediyor.
Ajansımıza konuşan Polad’ın babası Adil Aslan da sekiz aylık süreçte yaşadıklarını anlatarak kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.
‘8 AY BOYUNCA SAĞLIKLI HABER ALAMADIK’
Polad’ın kaçırıldığına ilişkin haberleri 28 Şubat’ta aldıklarını belirten Aslan, büyük endişe yaşadıklarını ifade ederek şöyle devam etti:
“18 Ocak’ta Rakka’da HTŞ çeteleri tarafından gözaltına alınmış. Alman gazeteci Eva Maria ile birlikte alınmış. Biz de haberini 28 Şubat’ta aldık, kamuoyunda haber çıktı. Ondan sonra tabii ki çok endişelendik. Çünkü alan insanlar gerçekten vahşi insanlar. İnsanlıkları olsaydı bu kadar üzülmezdik. Çok endişeleniyorduk. Her zaman, ‘Bunlar barbar insanlar, bizim çocuğumuzu katlederler. İşkenceyle öldürürler ya da kaybederler’ diyordum. O korku içimizdeydi ve o korkuyla yaşıyorduk.
Sekiz ay boyunca hiçbir şekilde sağlıklı haber alamadık. 6 Nisan’da bir-iki sefer görgü tanığı çıktı. Aynı binadan beraber çıkarıldıklarını iddia etti. ‘Eva ile birlikte başka bir araca, farklı bir yere götürdüler’ denildi. Ama bunlar ellerinde olduğunu kabul etmiyor, ‘Böyle bir şahıs elimizde yok’ diye iddia ediyordu. Avukatlar defalarca girişimde yapmasına rağmen hiçbir şekilde kabul etmediler.”
‘ŞAM’DA AVUKATIMIZI DA SORGULADILAR’
Bir görgü tanığının Ahmed Polad’ı gördüğünü bildirmesinin ardından avukatların yeniden resmi başvurularda bulunduğunu belirten Aslan, Suriye’deki yetkililerin vekalet işlemleri sırasında avukatlarını sorguya çektiğini söyledi. Aslan, yaşadıkları süreci şöyle anlattı: “18 Nisan’da bir görgü tanığı çıktı ve Ahmed’i Halep Cezaevi’nde görmüşüm dedi. Avukatlar yeniden resmi başvuru yaptılar. Yine Ahmed’in ellerinde olmadığını iddia ettiler. Ondan sonra 28 Nisan’da onların bir bakanı biri açıklama yaptı, Ahmed’in ellerinde olduğunu söyledi.
Bir süre sonra Şam’daki avukatımıza vekalet gönderdik. Vekaleti İçişleri Bakanlığı’na onaylatmaya gitti, elinden vekaleti aldılar ve ‘Böyle bir şahıs elimizde yok’ dediler. ‘Sen bu vekaleti nereden aldın’ diye elinden almışlar vekaleti ve avukatı sorguya çekmişler 2-3 saat. Ondan sonra zaten tekrar başa döndük. Demek ki bunlar bir şey yaptılar; ya infaz ettiler ya da kaybettiler. Onun için inkar ediyorlar.
O süreçte çok tedirgin olduk, üzüldük, buralarda yapacak fazla bir şeyimiz de yoktu. O süreçte çok zorlandım, geceleri sabaha kadar uyuyamıyordum. Oğlum nerede, ne yapıyor, ne yaptılar diye sekiz ay boyunca o kaygıyla yaşadım. Ben, annesi, kardeşleri, hepimiz de...
Sekiz ay sonra 11 Eylül’de saat 15.00 civarında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden beni arayıp ‘Oğlun elimizde’ dediler. Nerede olduğunu sordum, TEM’de dediler. ‘Adliyeye sevk edilirse sizi arayacağız’ dediler. Adliyeye yola çıktım, yarım saat geçmeden aradılar beni. ‘Senin oğlunu adliyeye çıkardılar, cezaevine götürüyorlar’ dediler.
Benim oğlum sözde TEM’deydi. Üç gün boyunca kayıt dışı gözaltında ne yaptılar? İşkence altındaydı. Suriye’de sekiz ay boyunca kayıt dışı, hiçbir mahkemeye çıkarılmadan, hukuki işlem yapılmadan işkence yapmışlar. Hiçbir yargı makamına çıkarılmadı. Burada da üç gün kayıt dışı, gözü bağlı, çuval başında, eli arkada kelepçede bağlı. O şekilde tutulmuş. Onlar sonra zaten bizi aradılar.”
‘AHMED’İN SAĞLIK DURUMU İYİ DEĞİL, İÇ ORGANLAR ZARAR GÖRMÜŞ’
Türkiye’ye getirildikten sonra 10 Eylül’de Polad’ın fenalaştığını, doktorların tedavi taleplerinin polisler tarafından karşılanmadığını ve aceleyle mahkemeye çıkarıldığını belirten Aslan, Polad’ın Türkiye’de yaşadıklarına ilişkin şunları söyledi:
“10 Eylül’de fenalaşıp hastaneye kaldırmışlar. Doktorlar, ‘Yoğun bakımda tedavi altına almamız gerekiyor’ demiş. Bunu kabul etmemişler. Baskıyla, yüksek doz serum vererek ‘Biraz kendini toparlasın, mahkemeye çıkarıp cezaevine göndereceğiz’ demişler. O baskıyla mahkemeye çıkarıp cezaevine gönderdiler. Sağlık durumu iyi değil. Beş ay açlık grevinde kalmış, iç organları zarar görmüş. Yaralı olarak esir almışlar.
Buraya getirildikten sonra gözü kapalı, başında çuval, süngerli kapalı odada, eli arkada bağlı halde iki gün boyunca tutmuşlar. Sonra Ankara Emniyetine götürmüşler, hatta Ankara Emniyeti 10 Eylül’de beni aradı. Telefonum bir sefer çaldı, elimi attım telefon kapandı. 11 Eylül’de İstanbul Emniyeti beni aradı.
Oradan buraya getirdikten sonra çocuk fenalaşmış. Taksim İlk Yardım Hastanesi’ne kaldırmışlar. Oradaki doktorlar, ‘Sağlık durumu iyi değil, acilen yoğun bakımda tedavi altına almamız gerekiyor” demiş. Kabul etmemişler. Yüksek dozda serum ve ilaç vermişler. O yüksek doz ilaçlar nedeniyle de iç organları zarar görmüş. Beş ay boyunca açlık grevinde olan bir kişiye o şekilde müdahale etmişler. Hiçbir tıbbi bir şeyde böyle bir kural yok, bunu kabul etmiyoruz. Bir nevi ölüm şeyidir bu, yani ortadan kaldırma teşebbüsüdür. Ben öyle düşünüyorum. Bunu kabul etmiyoruz. Bir insan muamelesi görmemiş. Şimdi de Silivri Cezaevi’nde 6 Nolu’da tek kalıyor.
Uyuz hastalığı teşhisi konmuş. Tek kişilik koğuşta kalıyor. Şu an sağlık durumu henüz toparlanmamış; yaraları açık ve iltihap tutmuş. Tedavi olması gerekiyor. Kapsamlı tedavi yapılmamış. Bunu kamuoyundan bekliyoruz; gündeme getirsinler, benim oğlumun bir an evvel tam teşekküllü bir hastanede tedavi altına alınmasını istiyoruz.”
‘İLK GÖRDÜĞÜMDE OĞLUM DİK DUR DEDİM’
Polad’ı ilk olarak Metris Cezaevi önünde gördüğünü belirten Aslan, oğlunu ilk gördüğü anları şöyle anlattı: “Emniyet aradı. Metris Cezaevi’ne götürüyorlar. ‘Kapıda olursan çocuğunu göreceksin’ dediler. Döndüm, cezaevi kapısına gittim. Yarım saat bekledim ama kimseyi görmedim. Görevlilere sordum, ‘Bilmiyoruz’ dediler. Annesini de yoldan geri döndürdüm. Sonra tekrar aynı numara aradı ve ‘Neredesiniz’ dedi. Cezaevi kapısındayım dedim. ‘Beyaz meganla geliyorlar’ dedi.
Ahmed’i ilk gördüğümde bir deri bir kemik kalmıştı. Saç, sakal… Bir insan ‘ben insanım’ diyorsa kimseyi o hale getiremez. Tamam, bir suçu varsa esir almışsın. İnsan, insansa bir esire bu muameleyi yapmaz. Ama onlar insan değil, IŞİD artıklarıdır. IŞİD’in nasıl bir barbar bir örgüt olduğunu biliyoruz. Bir iki sene öncesine kadar dünyanın listesinde terörist olan bir kişiyi getirip bir ülkenin başına cumhurbaşkanı yaptılar. Hepsi sakal bırakmış ama iman sakalda değil. İslam’la onların bir alakası yok. Onların bir dini, imanı, ahlakı hiçbir şeyleri yok. Hepsi toplama, her biri bir yerden gelmiş, oradan getirtip Suriye’nin başına koydular. Hepsi teröristtir, hepsi çetedir. Ben onları insan olarak kabul etmiyorum.
Beni gördüğünde ağladı. Bana dedi ki, ‘Baba 8 aydır işkencedeyim, hiçbir yere taviz vermemişim, oh dedirmemişim.’ Oğlum dik dur, ben senin yanındayım’ dedim. O da kafasını salladı. Ama bitkindi tabii ki, benimle konuşamadı. Zaten ertesi gün avukat yanına gittiğinde de ‘Babamı ara, ben akşam çok bitkindim, babam çok üzgündü, babam merak etmesin, ben iyiyim” demiş. Yani o bize teselli veriyordu.
Ben bir baba olarak çok üzüldüm. İnsan dayanamaz; saçı, sakalı... Onların elinde binlerce insan var. Çağrı yapıyorum, bu insanları kendi kaderine bırakmasınlar. Rica ediyorum, kamuoyunun gündemine getirsinler, dünya üstünde dursun, insanları işkencede katlediyorlar, açlıktan perişan ediyorlar. Yirmi dört saatte bir sandviç veriyorlar. İnsan onuruna yaraşır değil. İnsan mahkum olabilir, suçu da olabilir ama hiçbir insan bunu hak etmiyor.”
Kamuoyuna çağrıda bulunan Aslan, tüm gazeteci meslek örgütlerini, hukukçuları, basın emekçilerini ve duyarlı insanları Ahmed’e sahip çıkmaya çağırarak, “Ahmed’i yalnız bırakmayın. O, bir halkın sesi olmak için orada gazetecilik yapan bir gazetecidir” dedi.