Amed’de katledilen kadınların ortak hikayesi: Şiddet gördüler, şikayet ettiler, korunamadılar
Amed’de erkekler tarafından katledilen kadınların ortak hikayesinde şiddet, tehdit ve korunamama öne çıkarken, ailelerin talebi ise adalet oldu.
Amed’de erkekler tarafından katledilen kadınların ortak hikayesinde şiddet, tehdit ve korunamama öne çıkarken, ailelerin talebi ise adalet oldu.
Kürdistan ve Türkiye’de 2026 yılının ilk sekiz ayında 197 kadın erkekler tarafından katledildi. Aynı dönemde şüpheli kadın ölümleri ve kadınların intihara sürüklendiği vakalar da yaşandı.
Amed’de, haziran ayından bu yana bir kadın şüpheli bir şekilde yaşamını yitirirken, yıllar önce kaybolan bir kadının da cenazesi bulundu. Bunun yanı sıra dört kadın erkekler tarafından katledildi.
Kentte yaşanan şüpheli ölümler ve kadın cinayetlerinin arka planında benzer hikayeler yer alırken, katledilen kadınların ailelerinin ortak talebi ise cezaların caydırıcı olması.
DÖRT KADIN KATLEDİLDİ
Bu süreçte katledilen kadınların aileleriyle yaptığımız görüşmelerde, kadınların maruz kaldığı sistematik şiddeti ve karakola giderek şikayette bulunmalarına rağmen yeterli şekilde korunamadıklarını ortaya koydu.
10 Ağustos’ta Sultan Karadağ, 26 Ağustos’ta boşanmak istediği Ersan Akdemir tarafından Sultan Kara, 18 Eylül’de boşandığı eşi tarafından Mizgin Kılıç ve 27 Eylül’de yıllarca sistematik şiddete maruz kaldığı eşi Orhan Çakmak tarafından Ayfer Çakmak katledildi.
Katledilen kadınların isimleri ve sayıları birer rakamdan ibaret değil. Hikayeleri farklı olsa da ortak noktaları, maruz kaldıkları şiddet ve korunma taleplerinin sonuçsuz kalması oldu.
Gördükleri şiddete rağmen yeni bir hayat kurmak isteyen Mizgin Kılıç ve Sultan Kara, yaptıkları şikayetlere rağmen korunamadı. Gülistan Karadağ ise yakınları tarafından aktarılan bilgilere göre, şiddet gördüğü ve madde kullandığı belirtilen kişiler tarafından katledildi.
Ayfer Çakmak ise yıllarca evden dışarı çıkmasına dahi izin vermediği belirtilen eşi Orhan Çakmak tarafından ateşli silahla katledildi. Fail Orhan Çakmak, olayın ardından “Silah birden alev aldı” diyerek ölümün intihar olduğunu ileri sürdü.
'ŞİDDET VE UYUŞTURUCUYLA HEDEF ALINDI'
Katledilen kadınlardan Gülistan Karadağ’ın ailesi, kızlarının uzun süre şiddete ve tehditlere maruz kaldığını belirterek faillerin hesap vermesini istedi. Aile, “Şiddet gördü, yine ölmeden önce darp edilmiş. Bu uyuşturucu kimler tarafından, nasıl getiriliyor? Kendisi sürekli yeni bir hayat istiyordu, bir yaşam istiyordu. Ama hiç izin vermediler. Hep darp ve tehdit edildi. Bunu yapan ya da yapanlar mutlaka hesap vermeli. Tek talebimiz adaletin sağlanması. Başka bir şey istemiyoruz” dedi.
'UZAKLAŞTIRMA TALEBİNE RAĞMEN KORUNAMADI'
Üç yaşındaki kızının gözleri önünde katledilen Sultan Kara’nın ailesi ise yaşananlara ilişkin, fail hakkında daha önce defalarca şikayette bulunulduğunu belirtti. Sultan’ın uzun süre tehdit ve şiddete maruz kaldığını ifade eden aile, şunları söyledi:
“Devlet bir şey yapmıyor. Kız kardeşimiz öldü bizim. Dört yıldır evliydi. Kardeşim her sabah ‘Beni öldürecek’ diyordu. İki defa onu öldüresiye darp etti. Onu tehdit ediyordu, darp ediyordu. Hamile olduğu zaman bile boğazını sıktı, bu süreçte onu öldürmeye çalıştı. Ailesi onu şikayetçi olmaması için tehdit ediyordu.
Boşanma dilekçesiyle beraber uzaklaştırma da talep etmişti. Boşanma kararından sonra fail, hem ablamı hem de onu ölümle tehdit ediyordu. Kardeşim öldü, o adam da elini kolunu sallayarak geziyor. Kadınlar katlediliyor, kimse bunun üzerinde durmuyor. Ben adalet istiyorum, yeter artık.”
Aile, Sultan’ın yalnızca boşanmak istediği erkek tarafından değil, erkeğin annesi tarafından da şiddete maruz bırakıldığına işaret ederek “Hem kendisinden hem de adamın annesinden şiddet görüyordu. Şikayete gittiğinde ise ‘Bunlar insan öldürecek tipte değil’ diyerek onu geri gönderdiler. Tek talebimiz en ağır cezayı alması” dedi.
'ELEKTRONİK KELEPÇE BOŞANDIKTAN SONRA ÇIKARILDI'
Bir yıl önce boşandığı Ömer Kırıcı tarafından katledilen Mizgin Kılıç da uzun süre şiddet ve tehditlere maruz kaldı. Ailesinin aktardığına göre, gördüğü şiddet nedeniyle birçok kez evden ayrılan Mizgin, “aile büyüklerinin” araya girmesi üzerine yeniden evine dönmek zorunda kaldı.
Boşanmasının ardından da Ömer Kırıcı tarafından takip edildiği ve tehdit edildiği belirtilen Mizgin Kılıç, ateşli silahla katledildi. Kırıcı, olayın ardından intihar etti.
Mizgin Kılıç’ın ailesi, şiddet gördüğü dönemde karakola başvurduğunu ve hakkında elektronik kelepçe uygulandığını belirtti. Aile, “Mizgin karakola gitti. Takip ediliyordu, bize dememiş. Şiddet görüyordu. O dönem elektronik kelepçe taktılar. Boşandıktan sonra da çıkardılar” dedi.
Kadın cinayetlerinin son bulmasını isteyen aile, “Her gün kadınlar katlediliyor. Biz artık bu katliamların sona ermesini istiyoruz. Devlet de onları tutukluyor, ardından bırakıyor. Eğer korkutsalar böyle olmaz. Artık tek bir kadın katledilmemeli” ifadelerini kullandı.
'DIŞARI ÇIKMASINA İZİN VERMİYORDU'
Orhan Çakmak tarafından katledilen Ayfer Çakmak ise 14 yıldır evliydi. Komşularının aktardığına göre, Ayfer evlendiği ilk günden itibaren fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldı.
Ayfer Çakmak’ın cenazesini gördüklerini belirten komşuları, vücudunda çok sayıda morluk bulunduğunu ve kolunun kırık olduğunu söyledi. Komşuları, “14 yıldır evliydi. Cenazesi yıkandığında dahi vücudu hep morluk içindeydi, kolu kırıktı. Hep tehdit ediyordu, ölümle tehdit ediyordu. Dışarı çıkmasına dahi izin vermiyordu. Kadın korkusundan dışarı bile çıkamıyordu. Evlendiği ilk günden bu yana şiddet görüyordu. Gördüğü işkencenin haddi hesabı yok” dedi.
Ayfer’in kaçmaya çalıştığı sırada ateş açılarak katledildiğini belirten komşuları, “O gün de kaçmak isterken arkasından açılan ateşle katlediliyor. Bizler adalet istiyoruz. Sadece o değil, bütün ailesi ceza alsın” ifadelerini kullandı.
'ŞİDDET SADECE BİREYSEL TUTUMLARLA AÇIKLANAMAZ'
Kentte yaşanan kadın cinayetlerine ilişkin konuşan Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Suzan İşbilen, kadın katliamlarının giderek arttığını ve toplumda sıradanlaştırıldığını belirterek, şiddetin nedeninin yalnızca erkeklerin bireysel tutumlarıyla açıklanamayacağını söyleyerek şunlara dikkat çekti:
“Toplumda kadına yönelik şiddet o kadar arttı ki bizim en çok kaygılandığımız nokta da bu. Artık alışılmış bir vaka durumuna geldi. Bu kabul edilecek bir durum değil. Kadına dönük bu katliamların artmasının temel sebebini ben iktidarla bağlantılı olarak değerlendiriyorum. Nasıl ki erkek egemen anlayış kadın sistemini kendi iktidarı için tehlikeli bulup kendi iktidarının inşasını kadının sistemini ve kadının toplumdan yok edilmesini sağlayarak elde edebildiyse, ben bugün de benzer bir durumun olduğunu düşünüyorum.
Gerçekten 2015 yılından beri iktidarın antidemokratik politikalarını, baskıcı ve işkence politikalarını bir yönüyle teşhir eden ve bunun için alana çıkan tek kesim kadınlardır. Bu da iktidarı doğal olarak rahatsız eden bir durumdur.”
'CEZASIZLIK BU NOKTAYA GETİRDİ'
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun’a işaret eden Suzan İşbilen, kadın katliamlarının cezasızlık ve caydırıcı olmayan uygulamalarla bağlantılı olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Kadını zaten yasal anlamda koruyan maddeler yok. Sadece İstanbul Sözleşmesi var; bu konuda tam anlamıyla kadını koruyan bir sözleşme. Siz o sözleşmeyi de ortadan kaldırarak kadınları katleden erkeklerin cezasız kalmasını sağlıyorsunuz. İkinci bir yasa, tek bir yasa kalan 6284 yine kadını koruyan bir yasadır. Kadın katliamlarının altında bu devletin, sistemlerin politikasını görmek mümkündür. Kesinlikle çok doğru bir tespittir. Kadın katliamları politiktir.
Kadına yönelik şiddet politiktir. Eğer politik olmasaydı erkekler kadını öldürdüğünde en azından caydırıcı cezalar verilebilirdi. Ama bakıyoruz, caydırıcı ceza verilmiyor. Çokça gördük, cezaevinden çıkıp eşini öldüren erkeği. Cezaevinden çıkıp annesini katledip kız kardeşini katleden erkekleri çok gördük. Bir katilin cezasını yattığından dolayı iki ay, iki yıl cezaevinde kalan erkekler var. Yani bu, cesaretlendirici bir uygulamadır.”
'TOPLUMSAL CİNSİYET ALGISI DEĞİŞMELİ'
Kadın cinayetlerinin toplumda sıradanlaşmasında toplumsal cinsiyet kalıplarının etkili olduğunu belirten Suzan İşbilen, katledilen kadınların davranışlarının sorgulanmasının cinayetleri sıradanlaştırdığını söyledi.
Suzan İşbilen, şöyle devam etti: “Kadın öldürüldüğü zaman ‘Acaba neden? Kadın ne yaptı?’ düşüncesi çok yaygın. Bu toplumsal cinsiyet algısının yarattığı klasik kadınlık ve erkeklik anlayışı, kendi özgürlüğü için mücadele eden kadını bir yönüyle hedef haline getiriyor. Kadın öldürüldüğünde de ‘Hak etti, niye yerinde durmadı?’ gibi ifadelerle cinayet sıradanlaştırılmaya çalışılıyor.
Bu kadar kadın öldürülürken, Türkiye’de bir günde beş kadın öldürülüyorsa bütün kadınların ayağa kalkması gerekiyor. Bu kabul edilemez bir durumdur. Toplumsal cinsiyet algısının bütünüyle değişmesi gerekiyor. Erkekler kendine yönelerek bunun mücadelesini vermeli, bu zihniyet değişmeli.”