Dortmund’da Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından “Kadın, Barış ve Alevilik - Farklı Dillerden, Ortak Bir Geleceğe” başlığıyla düzenlenen etkinlik panelle devam etti. Panelin moderatörlüğünü üstlenen Nurcan Güldü, açılış konuşmasında farklı inanç ve halklardan kadınların bir araya gelmesinin önemine dikkat çekti. Kadınların barış mücadelesinde söz ve karar sahibi olması gerektiğini vurgulayan Nurcan Güldü, ortak mücadele ve dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
KJAR: ROJHILATLI KADINLAR İRAN’DA MÜCADELEYE ÖNCÜLÜK EDİYOR
Panele sinevizyon aracılığıyla katılan KJAR Yürütme Kurulu üyesi Ruken Neqede, konuşmasında Jin Jiyan Azadî devriminin Rojhilatê Kurdistan’da başladığını ve kadın özgürlüğünü esas alan felsefesiyle dünya kadınlarına ilham ve umut verdiğini söyledi. Jin Jiyan Azadî felsefesinin Rojhilatê Kurdistan’dan dünyaya yayıldığını belirten Ruken Neqede, bu mücadelenin kadınların öncülüğünde geliştiğine dikkat çekti.
Önder Apo’nun kadın özgürlüğüne dayanan felsefesinin dünya kadınlarına yeni bir özgürlük perspektifi sunduğunu ifade eden Ruken Neqede, Apocu hareketle birlikte halkların ve kadınların özgürlük arayışının yeni bir aşamaya ulaştığını belirtti.
Toplumun kadın özgürleşmeden özgürleşemeyeceğini vurgulayan Ruken Neqede, Önder Apo’nun konuşmalarında ve değerlendirmelerinde bu gerçeğin sürekli altını çizdiğini söyledi. Kadın özgürlüğünün demokratik toplumun temel koşullarından biri olduğunu belirten Ruken Neqede, bu yaklaşımın Kürdistan'ın dört parçasında kadın mücadelesine yön verdiğini ifade etti.
İran'da bugün yaşanan kadın mücadelesine de değinen Ruken Neqede, kadınların artık yalnızca haklarını savunmakla yetinmediğini; siyasette, eğitimde, ekonomide ve yaşamın bütün alanlarında kendi iradeleriyle söz ve karar sahibi olmak istediklerini söyledi.
Rojhilatlı kadınların bu mücadelede öncü bir rol üstlendiğini belirten Ruken Neqede, İran'daki kadın mücadelesinin ulaştığı aşamaya dikkat çekti. İran'da kadınların idamlar, baskı, şiddet ve siyasi zulümle karşı karşıya bırakıldığını ifade eden Ruken Neqede, bütün bu uygulamalara rağmen kadınların mücadeleden vazgeçmediğini vurguladı.
Kadınların özgürlük ve eşitlik taleplerinin giderek daha güçlü biçimde ortaya çıktığını belirten Ruken Neqede, Jin Jiyan Azadî felsefesinin bu mücadelenin ortak dili haline geldiğini söyledi. Ruken Neqede, Önder Apo'nun kadın özgürlüğünü esas alan felsefesinin Kürdistan'ın dört parçasında kadınların örgütlenmesine ve özgürlük mücadelesine önemli bir perspektif sunduğunu belirterek, kadınların öncülüğünde gelişen mücadelenin demokratik ve özgür bir toplumun inşasındaki belirleyici rolüne dikkat çekti.
KADINLARIN KARAR MEKANİZMALARINDA YER ALDIĞI SÜREÇLER BAŞARIYA ULAŞIR
Ardında Siwana Meclisan Jinên Ezîdi Üyesi Ayfer Özdoğan bir konuşma yaptı. Şengal’de Êzidî Özsavunma Birliklerinin, soykırım ve kadın kırımının üzerinden 12 yıl geçtikten sonra Irak ordusuna entegre edildiğini belirten Ayfer Özdoğan, birliklerin idari ve sivil düzeyde entegrasyonunun da yakın gelecekte gerçekleşmesinin planlandığını söyledi.
Bu gelişmelerin üç ayrı ülkede yaşanan ancak birbirine bağlı siyasi süreçlerin parçası olduğunu ifade eden Ayfer Özdoğan, bölgedeki siyasi dengelerin değiştiğine dikkat çekerek güvenlik, öz yönetim ve kazanımların korunmasının önemini vurguladı. Toplumsal dönüşüm süreçlerinin kadınlar açısından her zaman özgürleşme anlamına gelmediğini belirten Ayfer Özdoğan, kadınların karar mekanizmalarında yer almadığı koşullarda bu süreçlerin gerilemeye yol açabildiğini söyledi.
Geçmişte yürütülen ve halen devam eden barış süreçlerinde kadınların bağımsız özneler olarak müzakere masasında yer alamadığını kaydeden Ayfer Özdoğan, kadınların ihtiyaç ve taleplerinin dikkate alınmadığını ifade etti.
Aynı dışlanmanın özellikle inançsal azınlıklar için de geçerli olduğunu belirtti. Êzidîler başta olmak üzere inançsal azınlıkların kendi gelecekleri hakkında yürütülen görüşmelere dahil edilmediğine dikkat çeken Ayfer Özdoğan, “Onlar hakkında müzakere edildi ancak onlarla müzakere edilmedi. Dışarıda bırakılanlar, katılmadıkları görüşmelerin sonuçlarıyla yaşamak zorunda kaldı. Müzakere masasındaki boş sandalye, barışın toplumun yalnızca bir kesimi için anlam taşımasına neden oldu” dedi.
Önder Apo’nun kadın özgürlüğü felsefesine değinen Ayfer Özdoğan, “Jin, Jiyan, Azadî” anlayışının toplumsal dönüşümün, barışın ve özgürlüğün kadınların özgürlüğü ve öz örgütlenmesiyle mümkün olduğunu ortaya koyduğunun altını çizdi.
Önder Apo’nun son değerlendirmelerinde de bu yaklaşımı derinleştirdiğini belirten Ayfer Özdoğan, kadının insanlık tarihindeki ilk ezilen kesim olduğunu vurgulayan değerlendirmesine işaret ederek, kadın özgürlüğünün demokratik bir toplumun kurulmasının temel koşulu olduğunu ifade etti.
KADINLARIN GELECEĞİ SURİYE’NİN GELECEĞİNİ BELİRLEYECEK
Diğer bir panelist olan Arap Alevi kadın temsilcisi Revon Ali ise şunları söyledi:“Son 70 yılda Alevi kadınlar Suriye’de bakanlıklardan orduya, diplomatik görevlerden dışişlerine, eğitimden tıp ve mühendisliğe kadar birçok alanda önemli görevler üstlendi. 2011 yılında başlayan olaylarda Alevi kadınlar, özellikle de anneler, ağır bedeller ödedi. Elbette bütün Suriyeliler büyük bedeller ödedi. Ancak Alevi anneler de çocuklarını kaybederek büyük acılar yaşadı. Bu fedakârlıklar, belirli bir siyasi iktidarı korumak amacıyla yapılmış değildi. Kadınların yaşadığı korkular, geçmişteki katliamlar ve Alevilere yönelik zulüm deneyimlerine dayanan gerçek ve somut kaygılardı.”
Revon Ali, rejimin değişmesinin ardından Suriye’de Alevi kadınlar başta olmak üzere farklı inançlardan kadınların karşı karşıya kaldığı tehlikelere dikkat çekti. Revon Ali, asıl meselenin kadınların bu tehditlerden nasıl korunacağı ve Suriye’nin nasıl bir geleceğe sürüklendiğinin artık herkes için büyük kaygı ve sorun olduğunun altını çizdi.
GÜLTAN KIŞANAK: BARIŞ BİZİM MÜCADELEMİZ, BİZİM YOLUMUZ
Panelde söz alan siyasetçi Gültan Kışanak, barış sürecinden bahsederek, barışın yalnızca karşı taraftan atılacak adımları bekleyerek kurulamayacağını belirterek, herkesin kendi sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini kaydetti. “Biz bu yolu yürümezsek kimse bize barışı getirip armağan etmeyecek. Bu bizim mücadelemiz, bizim yolumuz” diyen Kışanak, barışın en az iki taraf arasında kurulduğunu, Türkiye ve Suriye’de ise çok sayıda halkın, inancın ve toplumsal kesimin sürecin parçası olduğunu vurguladı.
Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, Türklerin ve Arapların yanı sıra devletin ve iktidarın da barışın inşasında gözetilmesi gereken taraflar olduğunu ifade eden Gültan Kışanak, Suriye’de de farklı halk ve inançların bulunduğuna dikkat çekti.
DAİŞ zihniyetini sürdürmek isteyen kadın düşmanı yapıların yarattığı tehlikenin görmezden gelinemeyeceğini belirten Gültan Kışanak, Rojava ve bölgedeki gelişmelere işaret ederek Ortadoğu’nun çok kimlikli, çok inançlı ve çok kültürlü yapısının dikkate alınması gerektiğinin belirtti.
Gültan Kışanak, barışın inşasında devlet ve iktidarın yanı sıra demokratik ve eşitlikçi bir gelecek isteyen toplumsal kesimlerin ve birlikte yaşanan halkların da sorumlulukları bulunduğunu belirtti. Devletin ve iktidarın kendiliğinden değişmesini beklemenin gerçekçi olmadığını ifade eden Gültan Kışanak, bu sürecin yalnızca bir görüşme masasının kurulmasından ibaret olmadığını, tarihsel bir mücadele sonucunda ortaya çıktığını vurguladı.
Gültan Kışanak, müzakerenin sorunların çözüldüğü ve devletin zihniyet değiştirdiği anlamına gelmediğini söyledi. Gültan Kışanak, “Bugün bir müzakere masasına oturmuş olmamız, muhatap alınmamız çok önemlidir. İlk kez muhatap olarak o masaya oturabildik, ilk kez konuşabiliyor, diyalog kurabiliyoruz. Muhatap alınmak, eşitliğe doğru giden yolda birinci basamaktır. Bunun kıymetini bilmeliyiz ama bu süreci daha ileri taşımak için mücadelemizi de sürdürmeliyiz” dedi.
Gültan Kışanak, demokratik bir toplumun herkes için eşit hakları savunmakla mümkün olacağını belirterek, “Birazcık biz kendimiz için ne istiyorsak başkalarının da o kadar hakkı olsun istiyoruz. Ne bir gram fazlasını ne bir gram eksiğini. Kimseden daha üstün değiliz ama vallahi kimseden de daha eksik değiliz” diye ekledi.
Müzakere sürecinde kadınların konumuna dikkat çeken Gültan Kışanak, devlet ve iktidarın kadınları masada görmek istemediğini söyledi. Devletin oluşturduğu üst kurulun sekiz erkekten oluşmasına işaret ederek, “Onların dünyasında kadına yer yok, onların zihniyetinde kadına yer yok. Orası zaten erk, iktidar, otorite ve erkekliğin en örgütlü hali” dedi.
Demokratik Toplum Manifestosu’nun Önder Apo’nun paradigmasını halklarla, toplumla ve kamuoyuyla buluşturan bir perspektif sunduğunu kaydeden Gültan Kışanak, manifestonun merkezine kadın özgürlüğünün yerleştirildiğini, kadının barışın ve demokratik toplumun inşasında temel özne olarak ele alındığını vurguladı.
Önder Apo’nun kadınların görüşlerinin kendisine iletilmesi ve kurulması için mücadele ettiği barış ve siyasallaşma kurulunda eşit temsil edilmeleri konusundaki ısrarının sürdüğünü belirten Gültan Kışanak, Kürt kadın hareketinin ve kadınların mücadelesinin müzakerenin önemli bir tarafı olduğunu ifade etti.
Kadınların süreci sahiplenmesi, toplumsal örgütlenmesini güçlendirmesi ve taleplerini müzakere masasında güçlü biçimde dile getirmesi gerektiğini vurgulayan Gültan Kışanak, “Bu barış olacaksa kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesindeki beklentilerini karşılayan, kadınlarla birlikte oluşturduğumuz bir barış olacak” dedi.