Pîranşar kentinden 27 yaşındaki Nîlûfer Mucawir’in İran rejim güçleri tarafından ağır işkenceye maruz bırakılmasının ardından kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmesi üzerine Rojhilat Özgür Kadınlar Topluluğu (KJAR) açıklama yaptı.
Nîlûfer Mucawir’in ölümünün Jîna Emînî’nin ölüm yıldönümü ve Kürdistan ile İran’da “Jin, Jiyan, Azadî” Devrimi’nin başlangıcının yıl dönümüne yaklaşan bir dönemde gerçekleştiğine dikkat çeken KJAR, kadınlara yönelik şiddetin sistematik boyutuna vurgu yaptı.
‘NÎLÛFER’İN YAŞADIKLARI MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİL’
KJAR, Mucawir’in gördüğü işkence ve ölümüne ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Jîna Emînî’nin ölüm yıldönümüne ve Kürdistan ile İran’da ‘Jin, Jiyan, Azadî’ Devrimi’nin başlangıcına doğru ilerlediğimiz bir dönemde, vahşice işkence gören ve başına kan biriken Nîlûfer Mucawir’in öldürüldüğü yönündeki acı haberi aldık. Bu durum, Kürdistan toplumunda, özellikle de kadın hareketinde büyük bir üzüntüye ve kitlesel bir öfkeye yol açtı.”
Mucawir’in yaşadıklarının münferit bir olay olmadığı belirtilen açıklamada, kadınlara yönelik şiddetin daha geniş bir sistematik saldırının parçası olduğuna şu ifadelerle dikkat çekildi: “Nîlûfer’in yaşadıkları münferit ve tekil bir olay değil; kadınlara yönelik örgütlü şiddetin ve sistematik saldırının daha büyük bir tablosunun parçasıdır.”
KJAR, söz konusu şiddetin köklerinin ataerkil sistem ve “beden üzerinde sahiplik” anlayışında bulunduğunu belirterek, kadın bedeninin iktidar politikalarının alanı haline getirildiğini ifade etti.
‘ŞİDDET ARTIK DAHA VAHŞİ VE SİSTEMATİK’
Açıklamada, kadınların işkence görmesi ve öldürülmesine ilişkin haberlerin toplum açısından artık şaşırtıcı olmaktan çıktığı belirtilirken, şiddetin giderek daha sistematik ve ağır bir nitelik kazandığı kaydedildi: “Bu şiddet artık yalnızca geleneksel normların bir ürünü değildir. Aksine, her gün daha vahşi, sistematik ve her türlü ahlaki ve insani değerden yoksun bir biçimde ortaya çıkmaktadır.”
KJAR, resmi verilere göre yalnızca geçen ay Rojhilat ve İran’da 20’den fazla kadının öldürüldüğünü belirterek bu sayının kadınlara yönelik şiddetteki artışın göstergesi olduğunu ifade etti.
‘KADINLARA YÖNELİK ŞİDDET SADECE POLİTİK BİR SUÇ OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ’
Kadınlara yönelik şiddetin toplumsal, ekonomik ve siyasi koşullardan bağımsız ele alınamayacağı belirtilen açıklamada; kültürel yoksulluk, ırkçılık, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, devlet sistemi, ekonomik kriz, güvenlik sorunları ve savaşın sonuçlarının iç içe geçtiği ifade edildi.
KJAR, bu koşulların kadın ve çocuklara yönelik şiddeti egemenliğin yeniden üretilmesinin araçlarından biri haline getirdiğini belirterek şöyle dedi:
“Bu nedenle kadınlara yönelik şiddet yalnızca toplumsal, ekonomik ve siyasi açıdan bir suç olarak değerlendirilemez. Bu şiddet, ataerkil bir sistem içerisindeki adaletsiz iktidar ilişkilerinin doğrudan ürünüdür.”
Yasalar, resmi kurumlar ve egemenlik ideolojisi üzerinden şiddetin meşrulaştırıldığını hatırlatan KJAR, kadınlara yönelik fiziksel, psikolojik ve düşünsel şiddetin yanı sıra kadın cinayetlerinin tüm toplumu etkilediğini vurguladı.
“Bir kadın işkence gördüğünde veya öldürüldüğünde, insanlık onuru ve yaşam özgürlüğü toplumun tamamında hedef alınmaktadır.”
‘ÖZSAVUNMA GELİŞTİRİLMELİ’
KJAR, kadınlara yönelik şiddetle mücadelede “özyönetim” ve “özsavunma” vurgusu yaptı. Açıklamada, egemen ve kadın düşmanı sistemle mücadele için kapsamlı bir özsavunma modelinin geliştirilmesi gerektiği belirtildi.
“Biz Rojhilat Kürdistanı Özgür Kadınlar Topluluğu olarak, bu egemen ve kadın düşmanı sistemle yüzleşmenin ve onu yıkmanın tek yolunun; düşünce, eğitim, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin dönüştürülmesi ve halkın örgütlenmesi alanlarında kapsamlı bir ‘özsavunma’ modelinin geliştirilmesi olduğuna inanıyoruz.”
KJAR, Kürdistan ve İran’da kadınlara yönelik her türlü ihlal ve şiddeti kınayarak toplumun kadın cinayetleri karşısında sessiz kalmaması çağrısında bulundu.
Açıklama şu ifadelerle sona erdi:
“Duyarlı vicdana ve Kürdistan toplumuna, kadın cinayetleri karşısında sessiz kalmama; ahlaki ve siyasi bir görev olarak cinayet sistemine karşı durma ve anlamlı bir yaşamı savunma çağrısında bulunuyoruz.”