Kürdistan kadın özgürlük mücadelesinin simge isimlerinden Bêrîtan (Gülnaz Karataş), 25 Ekim 1992’de Güney Kürdistan’da ihanete ve teslimiyete karşı gösterdiği fedai duruşla tarih yazdı. Uçurumun kenarında özgürlüğü seçen Bêrîtan, yalnızca bir direnişin değil, kadınların özgürlük iradesinin ve mücadele kararlılığının da sembolüne dönüştü.
YJA Star komutanlarından Şerda Mazlum Gabar, Bêrîtan’ın yaşamını, kişiliğini ve direnişini değerlendirirken onun direniş çizgisinin günümüzde de sorumluluklar yüklediğini ifade etti.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde tartışmaların yerini somut adımların alması gerektiğini belirten YJA Star komutanlarından Şerda Mazlum, Kürt halkı ve kadınların özgürlüğünün hala tehdit altında olduğuna dikkat çekti. “En büyük ve caydırıcı mücadele gücü, örgütlü ve bilinçli toplumdur” diyen Mazlum, kadınların özsavunma ağlarını güçlendirmesi ve toplumun kendi örgütlenmelerini geliştirmesi gerektiğini vurguladı.
Şehit Bêrîtan’ın (Gülnaz Karataş) fedai eylem gerçekleştirdiği dönem, Kürt halkı, Kürt kadınları ve özgürlük gerillaları açısından nasıl bir tabloya sahipti? Bêrîtan’ın eylemini bu koşullar içinde nasıl değerlendirmek gerekir?
İnsanlık tarihinde insanın var olma mücadelesi tüm zorluklar, acılara ve katliamlara rağmen sürmüştür. Belki yetersiz belki eksik ancak insan olmanın, insanca yaşamın mücadelesi hep var olmuştur ve insanın insana, insanın doğaya, insanın yaşama hükmü devam ettikçe bu mücadele de hep var olacaktır. Tarihin derinliklerine inip aşkı, özgürlüğü, adaleti ve emeği yeniden öz anlamında yaratma mücadelesi her zaman çirkin saldırılara maruz kalmış, sindirilmek ve yok edilmek istenmiştir. Özgürlük yolunda köleliğe, egemenliğe başkaldırının bedeli de büyük olmuştur. Özgürlük birçok mekan ve zamanda kendini bu bedellerle yeniden tanımlayarak anlamlandırmıştır. Ezilen her halkın, sınıfın ve cinsin tarihinde bu yönlü eşsiz birçok örnek bulunmaktadır. Özgürlük tarihimiz de böylesi oldukça büyük ve görkemli direniş mirasına sahiptir. Bu mirasın en önde yürüyenlerinden biri de özgürlük onurumuz Bêrîtan arkadaştır. Şehadetinin 34. yılını geride bırakıp 35. yılına girerken yiğit ve cesur yürekli komutanımız Bêrîtan arkadaşı, Bêrîtan arkadaş şahsında tüm özgürlük şehitlerimizi sevgi ve minnetle anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyor, özgürlük amaçlarını gerçekleştirme sözümü yineliyorum.
Kadınlar ve Kürtler olarak özgürlükle tanışmamız, onunla yol alışımız kolay olmadı. Sınırsız emek, çaba ve mücadele ile yaratıldı. Bêrîtan arkadaşın fedai eylemi de gerçekleştiği dönemde Kürt halkı ve kadınları açısından bir yaşam soluğu olmuş, özgür yaşam gerçekleşmesinin ancak ve ancak büyük bir direniş ile mümkün olabileceği doğrusunu açığa çıkarmıştır. Bêrîtan arkadaşın eylemi bu yönüyle Kürdistan devriminin, Kürdistan’da gelişen özgürlük ahlakının temel yapı taşını oluşturmaktadır. İhanetin anlamsızlığına ve lanetine, direnişin görkemli anlamı ve kutsallığıyla cevap verildiği tarihtir 25 Ekim 1992. Dayatılan tüm soysuzluklara ve teslimiyete karşı özgür ve soylu kadının iradesi, sesi ve eylemidir. Bêrîtan Hêvî arkadaş bir halkın, bir tarihin sorumluluğunu üstlenerek öncü olmanın gerekliliğiyle hareket etmiştir. Teslimiyet ve ihanet tarihini tersine çevirerek, baş aşağı gidişi durdurarak, dayatılan tüm soysuzluklara dur diyerek, ölümden yaşamı yeniden yaratmıştır. Anın gerekliliklerinin bilincinde, özgürlük öğretisinin izinde ve zamanın ruhuna denk bir yaklaşım göstermiştir.
Tarihi eylemler gerçekleştirildikleri zaman ve mekanda, toplumların en hayati ve en can alıcı sorunlarına işaret ettikleri ya da bu sorunlara çözüm oldukları için tarihi nitelik taşırlar. Her eylem bir milad özelliğinde değildir yeni bir aşamaya sıçramayı ifade etmez. Doğru zaman, doğru mekan ve toplumsal sonuç alıcılığın bütünleştiği tarihi eylemler bu nitelikleriyle normal eylemlerden ayrışır ve bir ruh, bir çizgi olurlar. İşte Bêrîtan arkadaşın eylemi ve kendisi bu özellikleriyle bir ruhtur, bir çizgidir.
Bêrîtan arkadaşın heybetli ve bir o kadar zarif yürüyüşünü kalıcılaştıran tarihi fotoğraftan etkilenmeyen yoktur. Fotoğraf karelerine sığmayan güzelliği, karelerden taşan yürek derinliği hepimizde silinmez izler bırakmıştır. Gerillacılık Bêrîtan'a, Bêrîtan gerillacılığa çok yakışmıştır. Bêrîtan arkadaşın güncesinde yazdığı her söz, her cümle, acılardan, zorluklardan en güzel paylaşımlardan damıtılıp da arılaşmış ve anlam kazanmıştır. Özgürlük mücadelesinde yer alışı eklenti gibi eğreti değil; bütünleşme, iç içe geçme biçimindedir. O, bu özgürlük mücadelesi ile bütünleştikçe daha da güzelleşmiş ve anlam kazanmış ve mücadeleye anlam katmıştır. Beritan özgürleşmeyi esas alan yolda sözünün kadını olarak başı dik ve onurlu yürümüştür. Bêrîtan ruhunu ve çizgisini esas almak her koşul altında direnmeyi esas almayı ve bunu süreklileştirme karakterini hareketimize kazandırmıştır. Elbetteki Kürt kadınının geçmiş isyanlarda da bir direniş geleneği vardır, ancak bu direniş, isyan ideolojik ve örgütlü bir özgürlük-eşitlik mücadelesine dönüşememiştir. İşte Bêrîtan arkadaşın direniş ruhu, çizgisi kadın mücadelesi açısından örgütlülüğü ve sürekliliği olacak bir gelişmeye yol açmış ve kadın mücadelesi bu yoldan aşama aşama kadın ordulaşmasına doğru ilerleme sağlamıştır.
Bêrîtan, duruşu ve eylemiyle Kürt halkına ve kadınlara nasıl bir mesaj verdi? Bugün Bêrîtan’ın mirasını belirleyen temel değerler nelerdir?
Ölümüne sahiplenilmiş bir ideoloji, özgürlük amacı, tarihte silinmez izler bırakacak bir muhtevaya sahiptir. Bin yıllardır süregelen ve çeşitli evrelerden geçen insanlığın özgürlük mücadelesi, uğruna verilen şehitlerle, dökülen kutsal kanla tarihin, halkların belleğine kazınmış ve onca baskıya, zulme rağmen belleklerden asla silinmemiştir. İnsanlığın çok büyük bir bölümüne dayatılan köleliğe, baskıya, onursuzluğa boyun eğmeyerek, dayatılan anlamsızlığı kabul etmeyerek isyan eden isimli-isimsiz birçok özgürlük savaşçısı, tarihi gelişimin asıl dinamiklerini ve kalıcı değerlerini oluşturur. Çağımızda egemen güçlerin, bilim-tekniği de kullanarak bu denli incelttiği, derinleştirdiği yabancılaşma, belleksizleştirme, kimliksizleştirme politikalarına rağmen, insanlık hala özgürlükten, onurdan, güzellikten ve adaletten bahsetme gücünü gösterebiliyorsa; bu, amaçlar uğruna verilmiş emeklerden ve özgürlük şehitlerinin yarattığı değerlerden kaynaklıdır. Yoksa insanlık şimdi çoktan bir robotlar yığınına dönüşmüştü.
Bu anlamda egemenlerin amaçlarına engel teşkil eden en belirleyici boyutlar, ölümüne sahiplenilen özgürlük amacı, anlam yaratma savaşımı ve yaşamı onurla soluyan dağ yürekli şehitlerdir. Mücadele tarihimizde Haki, Mazlum, Egîd, Zîlan ve Bêrîtanlarla bugüne dek gelen şehadet gerçekliği, hiçbir zulme boyun eğmeyen ve özgür yaşamdan başka hiçbir şeye geçit vermeyen kahramanların yaratımıdır. Her biri mücadelenin o zorlu yollarını en önde giderek aşan, beyniyle ve yüreğiyle aydınlatan bir kahramanlık örneğidir.
Dersim’in asi ruhlu kızı ve özgürlük onurumuz Bêrîtan, yaşamıyla da destan ve şehadetiyle de destan olmuştur. Bêrîtan’ın uçurum rengindeki özgürlük çığlığı, Güney Kürdistan’dan Türkiye metropollerine kadar her yeri, herkesi, yüzlerce genç kızı ve erkeği sardı. Bêrîtan’la milliyetçi-şoven çizgiye karşı bilincimiz daha derinleşirken, özgürlüğe, asiliğe ve teslim olmamaya daha da sarıldık. Önderliği en derinden anlayan ve anladığını inatçı ve ısrarcı kişiliği ile mutlaka yaşamsallaştırmaya çalışanlardandı Bêrîtan. Dersim isyanında kendini uçurumdan atan Besê’nin hayaliyle mücadeleye katılmıştı. Tarih ve toprak sevgisine yüreğinde yer veren Bêrîtan, Besê'nin yolunda, onun izinde yürüyen özgür bir yürek ve uçurumlarda kanatlanabilen bir beyin gücü oldu. Tüm şehitlerimiz ve mücadele tarihimiz boyunca ortaya çıkan tüm direniş değerlerimiz, YJA STAR’ın üzerinden yükseldiği temel oldu. Yine kadının gerillacılıkta ve özgür yaşamda ısrarının adı olan Bêrîtan arkadaşın fedai çizgisi ve özgürlük çizgisine kendini bir bütün adayan onurlu ve özgür kadın kimliği YJA STAR’ın esas aldığı kimliktir. Bêrîtan çizgisiyle yeniden mücadeleyi örgütlemek, geliştirmek zaferi yaratacak özgürlük ihtiyacını karşılayacak yaşamı, kadını, erkeği biçimlendirecek tarihi adım olacaktır.
Bêrîtan’ın çizgisi temelinde gelişen kadın ordulaşması, 33 yıl içinde nasıl bir dönüşüm geçirdi? YJA Star’ın kuruluşundan bugüne ulaştığı noktayı nasıl değerlendirmek gerekir?
Doğadaki yaşam gücü gösteren her olgu, kendi yaşam amaç ve çizgisinde bir iç tutarlılıkla değişim evrelerinden geçer. Bu, insan toplumları ve oluşturduğu kurum ve kavramlar açısından da geçerli bir diyalektiktir. Değişemeyen ise, artık yaşam gücünü ortaya koyamayan, ölen veya ölüme yakınlaşmış olan demektir. Kürdistan’da ideolojik amaçlarını ortaya koyarak gelişen kadın ordulaşması da doğanın ve toplumun bu değişim diyalektiğine sadık kalarak bir değişim süreci içerisine girmiştir. Daha başından itibaren kendi ulusal kimlik gelişimini mutlak anlamda özgürlük çizgisine bağlayan özgür kadın birliklerimiz, tüm gelişim süreçlerinde de bunu esas aldı. Bu nedenle mücadele süreci içerisinde de gerici, geleneksel, egemen ideolojilere karşı her zaman mücadele içerisinde oldu. Sorun hiçbir zaman Kürt ulusal mücadelesi ile sınırlı kalmadı, inkar edilen ve imhaya yatırılan Kürt ve kadın kimliğinin bir bütün özgürlük ve adalet ilkeleri aslında sosyalizm ideolojisi ekseninde gelişimi esas alındı. Kadın özgürlük mücadelesinin bu esaslar etrafında geliştirilmesi ise hem dünya mücadelelerine ve hem de sosyalist mücadelelere çok önemli bir gelişim kazandırdı ve yepyeni bir deneyim yarattı.
Tabii, kadın ordulaşması deneyiminin Ortadoğu coğrafyası ve tarihsel kültürel şekillenmesi içerisinden çok değişik ve orijinal bir deneyim olarak çıkış yapabilmesi, en başta Önder Apo’dan ve onun sürekli bir iç devinim yaşayan sorgulama, yaratma karakterinden ve yine ortaya konulan bu çizgiye kendini fedaice yatıran şehitler gerçeğinden ileri gelmektedir. Önder Apo bunu çok çarpıcı olarak, "kadın etrafında yeni bir dünya doğmaktadır" biçiminde tanımlamaktadır. Kadın boyutuyla yaşanan sorunları aşmak ve yine topluma model oluşturacak kişilik ve kimliği yaratmak açısından elbetteki bu örgütlenmenin önemi çok boyutludur.
Egemen tarih ne kadar kadını, tarihini, kültürünü belleklerden, toplumsal hafızadan silmeye çalışsa da kendi tarihimizi öğrendikçe, kadın tarihinin canlı ve yaşayan bir tarih olduğunu, dilden, hafızadan tümüyle silemediklerini görüyoruz. Tabii ki bu arayış ve buluşma, uğruna büyük bedeller ödemek üzere çok zorlu mücadelelerin evrimsel ve devrimsel süreçlerin ürünü olarak gelişmiştir, gelişmektedir. Ataerkil ideolojinin tüm baskıcı, yıkıcı, imha edici karakterine rağmen, adı konulmasa da resmi belgelere geçmese de inadına yaşayan hep tüm canlılığı ve renkliliği ile direnen bir kadın direniş geleneği vardır. Soy damarlarımız şehitlerimiz, yaşam ve direniş abideleri egemenlikli sistemin yaşamda, kadın ve erkekte, doğada var olan çelişkileri kördüğüme çevirerek yarattığı karanlığı aydınlatan esas bir boyuttur. Tarihimizi bildikçe günümüzü daha güçlü anlıyor, kadın ve insan sevgisini daha da büyütüyor ve geleceğe, özgürlüğe doğru daha sağlam adımlar atabiliyoruz.
Yiğit komutanımız Bêrîtan arkadaşta büyük bir sadelik, dürüstlük, incelik, cesaret, bilinç yoğunluğu ve anlam arayışı çok belirgindir. Gerek eylem biçimi gerekse de günlükleri, kendini, toplumu, süreci ele alış, yorumlama tarzı çok cesurcadır. Bêrîtan arkadaşın ihanet ve teslimiyet karşısında gösterdiği onurlu duruşla kadın özgürlük mücadelesi bireyler açısından da örgütsel gelişim açısından da derinlik kazanmıştır. Kadın özgürlük mücadelesi böylesi bir mücadele geleneği ile büyümüştür. Tabii ki salt eylem biçimi açısından değil, şehitlerimizin karakterlerindeki özgürlük ateşi, insan sevgisi ve bilinç yoğunluğu açısından da bu böyledir. Bu, özgürlük aşkıdır. Buradaki aşk, özgürlüğe, toplum sevgisine, kendi olmaya, anlamlı yaşamaya, onurlu bir kadın olmaya ve zafer bilincine odaklanmış sıradan aşkların ötesinde bir aşktır. Egemen ataerkil sistemin iradesizleştirdiği, kendi olmaktan uzaklaştırdığı ve küçük dünyalara hapsettiği kadınlardan, kendi olan, toplumsal sorunlardan cins sorunlarına kadar kendini çözüm gücü haline getirerek irade olan, özündeki doğurgan evrene büyük bir aşkla yönelen yeni ve özgür kadın gerçekliğine dönüşümdür. Tarihte örnek verilebilecek birçok kadın öncü gibi mücadelemiz içindeki kadın şehitler de bu özgür ve aşklı kadın soyunun temsilcileri, tanrıçalığın diriliş sembolleridir.
Kadın özgürlük mücadelemizin gelmiş olduğu bu süreçte de Zîlanca ve Bêrîtanca yaşamak, mücadele etmek, kimlik olmak başarıyı getirecek olandır. Zaferin ve özgürlüğün ipuçları bu karakterlerde gizlidir. Yeter ki bu yürekleri yüreğimizle dinleyelim ve bu beyinleri kıvrak zekamızla kavrayalım. Böyle olduğunda özgürlüğü ve zaferi yaşanabilir kılabiliriz.
YJA Star bugün yalnızca askeri bir güç olarak değil, kadınların örgütlenmesi ve özsavunması açısından da nasıl bir rol oynuyor? 33 yıllık deneyimin en önemli kazanımları neler?
Kürdistan’da özgür kadın birlikleri hiçbir zaman salt askeri bir güç olarak örgütlenmedi. Kadın ordulaşmasının kuruluş amacı dahi ordusuz bir dünya kurmak olarak adlandırıldı. Orduların olmadığı bir dünya demek; egemenliğin, eşitsizliğin, adaletsizliğin olmadığı bir dünya demektir. Özgür kadın gerillacılığı, özgür yaşamın prototipinin oluşturulmasının hedeflenmesidir. Kürdistan kadın savunma güçlerimiz, en başta 33 yıllık mücadele değerlerinin, Önderliğimizin, şehitlerimizin ve halkımızın teminat gücü olarak örgütlenen bir güçtür. Kendisini bu gerekçeler üzerinden örgütleyen bir güç, her şeyden önce bunun ağır sorumluluğunu, fedakarlığını, vicdani yükümlülüğünü en derinden yaşamak durumunda olan bir güçtür.
Tabii bununla birlikte bu sorumluluklar en iyi nasıl yerine getirilir, bunun için neler yapmalı; hususları temelinde bir yoğunlaşmanın olması esastır. Kadın savunma güçlerimiz açısından sürecin siyasal ve askeri gidişatını en güçlü biçimlerde yorumlayıp buna güçlü cevaplar yaratmak tarihi ve güncel anlamlar taşımaktadır. Önderliğimiz Kürdistan kadın savunma güçlerine her zaman büyük roller vermiştir. Bu nedenle başarmak yaşam borcumuzdur. Halkımızın, Önderliğimizin ve sürecin beklentilerine doğru yanıtlar oluşturmasını bilen bir militanlık, demokratik toplum paradigmasının emrinde, bilinçli ve yaptığı işe hakim doğru bir mücadelecilik süreç görevlerini ve sorumluluklarını kaldırmanın temel ilkesi konumundadır. Demokratik Toplum ve Barış Sürecine böyle yaklaşıldığında Kürt'ün ve kadınların kaderine başarı damgası vurulacaktır ve bunun da önüne hiçbir güç geçemeyecektir.
YJA Star deneyiminin ardından Rojava, Şengal ve Rojhilat’ta da kadınların kendi savunma güçlerini oluşturması nasıl bir anlam taşıyor? Bu gelişme Kürt kadınlarının ortak savunma anlayışı açısından ne ifade ediyor?
Kadının tarihi onurunu ve sorumluluğunu belirleyen kadın gerillacılığı ve onun örgütsel kimliği YJA STAR’la Önderliğimiz, Kürt kadınının Özgürlük Hareketine ve onun savunma güçlerine ihtiyacı olan öz örgütlenmeyi ve özgür kadın gerillacılığının nasıl yürütüleceğinin perspektifini verdi. Önderliğimiz tarafından verilen bu perspektif, her türden egemenlikli yaklaşımlara karşı mücadelede temel özgürlük perspektifi niteliğini taşımaktadır.
Sömürgeci sistemler özgürlük için mücadele eden halkları, sınıfları, cinsleri ve bireyleri kırımdan geçirmeyi ve bastırmayı vazgeçilmez hakları saymaktadır. Bunun içinde tüm boyutlarıyla askeri, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, diplomatik ve psikolojik yöntemlerle özel savaşı bir bütünlük içinde yürütmektedirler.
Kürdistan kadın savunma güçleri olarak da tarihi ve güncel açıdan hem ulusal hem de cins sorunsallığı anlamında özgürlük problemiyle karşı karşıyayız. Kürdistan ve Kürtler üzerindeki soykırım statüsü, kadın kırımı gerçekleştirerek tüm toplumu kırıma uğratma politikası, faşist sömürgeci sistemlerin ontolojik gerekçesidir. Sistem karşıtı mücadele yürüten hareketler açısından ise, toplum ve kadın kırımına karşı mücadele yürütmek varlık gerekçesidir. Kadın özgürlük ideolojisi, kadın-yaşam bilimi Jineolojî, Kürdistan’da özgür kadın gerillacılığının tarihi, emeği, kahramanlığı ve bilinci sonucunda gelişmiştir. Yine Önder Apo Kürdistan’da büyük bir emek, çaba ve direnişle yürütülen özgür kadın gerillacılığının birikimi ve tecrübesi üzerinden Jineolojî biliminin perspektifini daha da somutlaştırmıştır.
Aslında Önderliğimizin 1990’lı yıllardaki kadına yönelik perspektifleri kadın biliminin geliştirilmesi için önemli bir kaynak oluşturmuştur. Öyle ki Önderliğimiz Jineolojî bilimi ile Kürdistan kadınına, Özgürlük Hareketine ve savunma güçleri YJA STAR’a insanlığın ihtiyacı olan toplumsallığı geliştirecek doğru bilgiyi bulabileceğini belirtmiş, bu tarihi sorumluluk bir anlamda Kürt kadınını onore etmiş, bir anlamda da büyük sorumluluklar yüklemiştir. Bu tarihi ve güncel sorumluluklarımızın bilinciyle kadın gerillalar olarak Barış ve Demokratik Toplum sürecindeki görevlerimizi yeniden tanımlamaya ihtiyaç vardır. Bir gerçeği doğru tanımlamak onun farkına varmak ve anlamaya başlamaktır. Kendi yaptıklarımızı, yapmamız gerekenleri, yapamadıklarımızı, yanlış yaptıklarımızı daha iyi anlamak, doğrusunu ve yapamadıklarımızı yapmak için doğru tanımlamaya ihtiyaç vardır.
YJA STAR örgütlenmemizden feyz alarak Rojhilat'ta, Rojava’da yine Şengal’de geliştirilen özgür kadın savunma güçlerinin her dönemde olduğu gibi bu dönemde de yapması gereken, her türlü adaletsizlik, eşitsizlik ve haksızlık karşısında durmaktır. Kadınları, halkları, çocukları, doğayı, yaşamı, toplumu; bu her şeyi zehirleyen sisteme karşı ideolojik, sosyal ve siyasal olarak korumanın yollarını aramalı, kafa yormalı, zengin ve yaratıcı yöntemlerle özsavunma ağlarını örmelidir.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlamasıyla Kürt halkı ve kadınlar açısından tehditlerin, saldırı planlarının sona erdiğini söylemek mümkün mü? Rojava, Şengal ve Rojhilat başta olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi'nin örgütlü yapılarına yönelik devam eden tehditler nasıl okunmalı?
Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başlamasıyla birlikte Kürt halkı ve kadınlar açısından tehditlerin ya da saldırı planlarının sona erdiğini söylemek safdillik olur. Bunu söylememizin mümkün olduğu günlerin gelmesi bizlerin mücadelesine bağlıdır.
Maalesef Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başlamasının üzerinden iki yıllık bir süreç geçmesine rağmen demokratikleşme yönünde çok ciddi adımların atıldığını söylemek mümkün değil. Bugün Rojava, Şengal ve Rojhillat'ta Kürt halkının örgütlü yapıları adına konuşmaktan ziyade, şunu diyebilirim: Kürt toplumunun kendi varlığını ve özgürlüğünü garantiye almasına ihtiyaç vardır. Kürt'ün varlığı ve özgürlüğü hala tehdit altındadır. Tabii bu salt silahlı güçlerle ya da silahlı mücadeleyle sağlanamaz. En büyük ve caydırıcı mücadele gücü, örgütlü ve bilinçli toplumdur. Kürdistan halkı ve kadınları özsavunmasız asla ama asla olamaz. Özsavunmasız olmak demek; bırakalım anlamlı yaşamayı, biyolojik olarak yaşamayı dahi garantiye alamamak anlamına gelmektedir.
Savaş ve çatışma ihtimalinin yanı sıra siyasi, toplumsal ve kültürel saldırıların da sürdüğü bir dönemde Kürt halkı ve kadınları nasıl bir örgütlenme ve özsavunma anlayışına ihtiyaç duyuyor?
Kürt halkı ve kadınlarının mücadelesinin daha felsefik, sosyolojik ve politik alanda daha güçlü bir formasyona kavuşması gerekirken, kuantumik hareket tarzını esas alan, esnek, yaratıcı ve dinamik bir mücadele tarzını esas almaları gerektiği de öne çıkmaktadır. Dünya çapında ve Ortadoğu’da özgün bir deneyim olarak ortaya çıkan YJA STAR gerillalarımız, salt eline silah alıp savaşan ve silahlı mücadele yürüten bir güç değildir. Kadını ve erkeği, sınıfsal-milliyetçi bakış açılarını en köklü yanlarıyla sorgulayan bir harekettir. Kadın gerillacılığı kopuş teorisi, kadın kurtuluş ideolojisi ve kadın partileşmesi esasları üzerinden kendini örgütleyerek değer kazanmıştır. Şüphesiz bunlar hemen özgürleşen bireyleri yaratmamaktadır ancak özgürleşmenin ilkesel bir adımı olan kendini tanımayı, bağımsız kalabilmeyi, kadın aklıyla yaşamını örgütleyebilmeyi öğretmektedir.
Hareketimiz içerisinde kadın erkeksiz yaşamayı, en zor koşullarda mücadele etmeyi, kendi yaşamını örgütlemeyi, kendi ayakları üzerinde durmayı, özgürlüğü için mücadele etmeyi öğrenmiştir. Kadına yaklaşım çok önemli bir değer yargısına dönüşmüş ve bir gelenek olmuştur. Belki bu durumlar bizler için sıradanlaşmış durumlardır ancak dünyanın Kürdistan gibi bir coğrafyasında böyle bir yaşam ve mücadele gerçekliğinin yaratılması çok önemli bir kazanım, çok önemli bir deneyimdir. Erkeklerin ve kadınların tarihi çelişkileriyle birlikte hem bir arada kalmaları ve hem de böyle özgür ilişki ölçülerini geliştirmeleri gerçekten doğru anlaşılması gereken durumlardır.
Belirttiğimiz gibi, bunlar tümden özgürleştiğimizin bir göstergesi değildir ancak özgürlük yolunda asla küçümsenmemesi gereken gelişmelerdir. Tabii ki bu gelişim düzeyini toplumsallaştırmada yaşadığımız sorunlar vardır. Mevcut gelişim düzeyini topluma mal ederek yaygınlaştıracak ve daha ileri düzeyde sıçramaları yaşatacak özgün özsavunma ağlarının örgütlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu konuda da daha fazla yoğunlaşan ve yayılan bir örgütlenme tarzını geliştirmemiz, hızla çözüm üreten bir yapılanmaya kavuşmamız gerekmektedir. Kadın hareketimizin geliştirdiği projeleri daha fazla pratikleştiren, kadınlara yönelik olarak makro ve mikro iktidardan kaynaklı olarak geliştirilen saldırılara cevap verebilen özgün özel örgütlenmeler geliştirmemiz, bir gerekliliktir.
Bêrîtan’ın eylemi, bugün yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından nasıl bir mesaj taşıyor? Bêrîtan, bu süreçte kadınlara ve topluma hangi sorumlulukları hatırlatıyor?
Birçok açıdan ele alıp değerlendirebileceğimiz Bêrîtan gerçeği öncelikle Önder Apo’yla olan ilişkilerimizde yeniden düzeltmelere giderek daha güçlü anlamları yaratarak yenilenmeyi şart kılıyor. Bağlılıklarımız güçlü bir eyleme dönüştürüldüğü oranda bir değer ifade edebilir. Bu açıdan yaşamda ve mücadele de ne kadar eylem gücüyüz, ideolojiden siyasete, siyasetten gerillacılığa kadar ne kadar üreticiyiz, ne kadar yaratıcıyız sorgulamasını derinlikle yapabilmek önemlidir.
Özgürlük mücadelesinde yer alan ve ilerleyen militanlar olarak çok güçlü bir belleğe sahip olmamız gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Bellek, öz anlamıyla kendini bilmektir. Kendini bilmeden edinilen tüm bilgiler yanıltıcıdır. Bir kez daha bizlere belleksizliğin dayatıldığı bu süreçlerde kendi belleğimize sahip çıkmak, şüphesiz özgürlük değerlerini güçlü sahiplenme ve yaşamsallaştırma ile mümkündür. Özgürlükle derin bir buluşma yaşanmak isteniyorsa kendi belleğine sahip çıkılarak bu yapılabilir. Bêrîtan arkadaşın ruhuyla ve direniş çizgisinde ilerleyerek gücümüzü her zamankinden daha fazla yaşamsallaştırmanın inancı ve kararlılığıyla süreç ve görevlere yüklenebiliriz. Hareketimizi çözülüşe uğratma saldırılarıyla karşı karşıyayız. Bu kuşatılmışlıkları ve çözülüşe uğratma arayışlarını büyük bir irade, kararlılık, inanç ve mücadele ile aşmanın yaşamsallaştırıcı gücü olarak tüm özgürlük değerlerimizi yaşamsal kılalım. Direnişin görkemiyle tüm teslimiyetlere ve ihanetlere son verelim, insan olma gerçeğine bağlı kalmanın adımlarıyla özgürlüğe doğru ilerleyelim.
YJA Star, 33 yıllık deneyimin ardından önümüzdeki dönemde nasıl bir rol üstlenmeyi hedefliyor? Kadın ordulaşmasının Barış ve Demokratik Toplum Süreci içerisindeki geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Daha önceki sorulara verdiğim cevaplardan da anlayacağınız üzere YJA STAR; yani STAR Özgür Kadın Birlikleri, hiçbir zaman salt savaşan bir güç ya da silahlı bir örgüt olmadı. Dile kolay geçen otuz üç yıl içerisinde kanla, terle, emekle ve can verilerek yaratılan dipdiri, canlı bir tarihimiz var. Her geçen gün bu tarihe bir anlam katılıyor. STAR Özgür Kadın Birliklerimizin içerdiği anlam, özelde de kadın şehitlerimizin emeğiyle çoğalıyor.
Kadına ve yaşama anlamsızlığın ve hiçliğin dayatıldığı bu çağ gerçekliği içerisinde anlamlı, onurlu ve özgür yaşamın adı olan STAR Özgür Kadın Birlikleri'nin kuruluşuna neden olan gerekçeler henüz ortadan kalkmadı. Bu nedenle de varlık gerekçesi ortadan kalkmadı. STAR Özgür Kadın Birlikleri, egemenliğin, haksızlığın, yaşamı ve insanı zehirleyen erkekliğin nedeni değil, sonucu olarak doğdu. Dünyanın neresinde olursa olsun haksızlık ve adaletsizlik var olduğu sürece varlığını da koruyacaktır.
Kuruluşunda sosyal amaçları da içinde barındıran kadın savunma güçlerimiz, egemen erkek saldırıları karşısında kadınların eğitilmesi, bilinçlenmesi ve örgütlenmesi faaliyetlerini yürütmekten de sorumludur. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde de en temel görevi, kadınların kendilerini savunma ağlarını örgütlemesinden sorumludur. Bir ağ gibi ilmek ilmek örerek toplum içinde tek bir örgütsüz kadın bırakılmaması temel görevimizdir.
Kaldı ki Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sıradan ve basit yaklaşımlar var. Herhangi bir süreçmiş gibi olsa da olur olmasa da olurmuş gibi yaklaşanlar da azımsanmayacak düzeydedir.
Kürdistan ve Türkiye halkları açısından son şans olarak da adlandırabileceğimiz bir süreçten geçiyoruz. Son şans demek, uçurumun kenarına gelmek demektir. Uçurumun kenarına geldiğinde ya var olan şansı kullanıp kanatlanacaksın ve yeni bir öze-biçime bürüneceksin ya da son şansı tepip uçurumun dibine düşeceksin. Önderliğimizin geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci, tarihsel ve stratejik bir adımdır. Bu adıma mutlaka doğru karşılık verilmelidir.
Türkiye iktidar güçlerinde gerçekten yurdunu seven, bu ülkeyi dış güçlere peşkeş çekmek istemeyen yurtseverce korumak isteyen varsa, önce bu dış güçlerin planını görmeli ve ortada var olan çözüm şansını doğru değerlendirmelidir.
Şimdiye kadar hep çözümsüzlük ve sorunlar tartışıldı. Ama artık tartışmanın ötesinde kimseden beklemeden pratik çözümler üretmek ve bunu tüm kadınlara ve topluma mal edebilmek şart. Bu tek ulusa ve yine tek cins anlayışına dayanan devlet hiçbir soruna çözüm bulamaz. Bilakis sorunların kaynağı durumundadır. Bu ulus-devlet, her gün kendi çocuklarını katletmektedir. Evet insan yaşamı, kadın yaşamı ve bir de Kürt ise çok ucuz. Çünkü tek ulus anlayışı, her farklılığı potansiyel suçlu olarak görmeyi ve bu nedenle yok etmeyi de emreder. İnsan hakkını, çocuk hakkını, kadın hakkını görmek, yaşamın tek bir renkten, tek bir iradeden oluşmadığını anlamak ve ona göre ortak yaşayabilmenin koşullarını yaratabilmektir. Hep birilerinin ezildiği birilerinin ezdiği, hep birilerinin haklı birilerinin haksız olduğu ve hep birilerinin teslim aldığı birilerinin teslim olduğu bir mekanda ortak yaşam yoktur. Kadınların böyle vahşice katledildiği bir coğrafyada ortak yaşam ve demokratik bir ilişki biçimi yoktur. Olmaması bir kader değildir. Bunun bir kader olmaması için devletten beklemeden bu tekliği aşmak üzere kendi organik örgütlenmelerimizi oluşturmalı ve komünleşmeliyiz. Kendi hakkını koruyacak ve kendi hakkı kadar başkalarının hakkı yendiğinde kıyametleri koparacak örgütlerimizi yaratmalıyız.
Ortak aklı ve güzel çarpan yüreği ancak devlet dışı kalan güçler geliştirebilir. Bir kadının katledilmesinde sistem gerçekliğini görüp daha çok kadının katledilmemesi ve ölmemesi için özgür ve demokratik bir yaşamı mutlaka gerçekleştirmeli ve bunun özgücünü, iradesini ortaya koymalıyız. Bize dayatılanlara hayır diyebilmeliyiz. Kadın kimliğinin mücadeleci onuruyla yaşayabilmeyi, bunun getireceği tüm zorluklara karşı birlikte göğüs gerebilmeyi öğrenmeliyiz. Öğrenmeliyiz ki kadın soykırımına dur diyelim. Kadına karşı geliştirilen saldırılarda bir soykırımdır, özgür kadın soyunun kurutulması, yaşamın en temel renginin soldurulması, öldürülmesidir. Yaşamak bu kadar güzel ve anlamlı iken neden kadınlar intihara sürükleniyor, neden taciz ve tecavüzlere uğruyor, neden hiç istemediği bir yaşama ömür boyu hapsediliyor, her gün işkenceye maruz bırakılıyor? Bunun kadın cinsi açısından bir soykırım olduğunu bilmeli ve soyumuzun özlü, özgür, yaratıcı değerlerine sahip çıkmalıyız. Sorumluluk üstlenerek gerçekten zamanın anlamında çoğalmalıyız, hepimizin zamanın anlamında çoğalması dileğiyle…