Almanya’nın Frankfurt kentinde 7 Ekim’de başlayan 78. Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı devam ediyor. 11 Ekim’e kadar sürecek fuarda dünyanın farklı ülkelerinden yayınevleri, edebiyatçılar, kültür kurumları, gazeteciler, akademisyenler ve sektör temsilcileri bir araya geliyor.
Dünyanın en önemli uluslararası kültür ve edebiyat buluşmalarından Frankfurt Kitap Fuarı'nda, Kürt siyasetçi ve yazar İdris Baluken'in hapishanede ağır tecrit koşullarında kaleme aldığı “OKO” romanının sunumu gerçekleştirildi.
2019 yılında yayımlanan romanı üzerinden özgürlük, toplumsal hafıza, ekoloji ve yaşam hakkı üzerine değerlendirmelerde bulunan Baluken, Kürt kimliğiyle böylesine önemli bir uluslararası platformda yer almanın, Kürt halkının kültürel ve siyasal varoluş mücadelesi açısından özel bir anlam taşıdığını belirtti.
Kürt halkının kimliğine, diline, kültürüne ve demokratik haklarına yönelik tarihsel baskıların karşısında edebiyatın ve sanatın güçlü bir direniş ve hafıza alanı oluşturduğunu ifade eden Baluken, kültürel üretimin toplumsal özgürlük mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceğine dikkat çekti.
'HAPİSHANE DUVARLARINI EDEBİYATLA AŞMAK’
OKO'yu ağır tecrit koşullarında hapishanede kaleme aldığını hatırlatan Baluken, edebiyatın fiziksel tutsaklığın sınırlarını aşarak düşünceyi, duyguyu ve özgürlük arayışını başka coğrafyalara taşıyabilen gücüne işaret etti.
Baluken, romanın yazım sürecine ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"Bu romanı hapishanede, ağır tecrit koşullarında yazdım. Fiziksel olarak yalnızdım. Ancak kaleme aldığım dünyanın içinde Oko ile, Cico ile, Loli ile birlikte büyük bir kalabalığın parçası oldum."
Hapishanede yazılan bir romanın Frankfurt'ta uluslararası okurlarla buluşmasının, edebiyatın sınırları aşan özgürleştirici niteliğini ortaya koyduğunu belirten Baluken, sanatın yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda adaletsizliğe karşı söz kurmanın ve toplumsal mücadeleye katılmanın bir biçimi olduğunu vurguladı.
'SİYASET VE SANAT AYNI İTİRAZIN PARÇALARIDIR’
Demokratik siyaset ile sanatın farklı araçlarla aynı özgürlük arayışına katkıda bulunduğunu belirten Baluken, her iki alanın da eşitsizliğe, baskıya, tahakküme ve toplumsal adaletsizliklere karşı ortak bir itirazı temsil ettiğini ifade etti.
Siyasetin toplumsal yaşamı demokratikleştirmeyi, sanatın ise insanın düşünsel ve duygusal dünyasında özgürlük alanları yaratmayı hedeflediğini belirten Baluken, demokratik siyasetin ve özgür sanatın birbirini besleyen toplumsal mücadele alanları olduğuna dikkat çekti.
Demokratik siyaset yaptıkları, düşüncelerini açıkladıkları ve ifade özgürlüğü haklarını kullandıkları için çok sayıda Kürt siyasetçinin hâlâ hapishanelerde tutulduğunu hatırlatan Baluken, siyasal faaliyetlerin kriminalize edilmesinin ve düşüncenin cezalandırılmasının demokratik toplum anlayışıyla bağdaşmadığını belirtti.
'BARIŞ SÜRECİ DEMOKRATİK GELECEK İÇİN TARİHSEL FIRSATTIR’
Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümüne de değinen Baluken, Önder Apo’nun 27 Şubat manifestosuyla başlattığı Demokratik Toplum ve Barış Süreci'nin önemine dikkat çekti.
Sürecin Kürt meselesinin çözümünün yanı sıra Türkiye'nin demokratikleşmesi, toplumsal barışın güçlendirilmesi ve özgürlüklerin güvence altına alınması bakımından önemli bir fırsat yarattığını vurgulayan Baluken, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasının ve barışın toplumsallaştırılmasının önemine işaret etti.
Kürt halkının özgürlük ve eşitlik taleplerinin demokratik bir zeminde karşılanmasının, Türkiye'de yaşayan bütün halkların ortak geleceğine katkı sunacağını belirten Baluken, kalıcı barışın ancak demokratik hakların güvence altına alındığı, eşit yurttaşlığın ve toplumsal özgürlüklerin güçlendirildiği bir düzenle mümkün olabileceği mesajını verdi.
'OKO’ HEM BİR HAFIZA HEM DE YAŞAM HAKKI İTİRAZIDIR
Baluken, romanın çıkış noktasını oluşturan 1910 Hayırsız Ada katliamını hatırlatarak, OKO'nun yalnızca geçmişte yaşanan bir trajediyi anlatmadığını, günümüzde sokak hayvanlarının yaşam hakkını tehdit eden uygulama ve politikalara da itiraz ettiğini belirtti.
Romanın, tarihsel hafızayı güncel yaşam hakkı mücadelesiyle buluşturduğunu ifade eden Baluken, insanın diğer canlıların yaşamı üzerinde sınırsız bir egemenlik kurma anlayışının sorgulanması gerektiğini vurguladı.
Baluken, sunumunda şu soruyu yöneltti:
"Bir canlıyı korumak için ona acımak yeterli midir? Yoksa onun yaşam hakkı ve özgürlüğü için harekete geçmek mi gerekir?"
'DOĞAYA VE CANLILARA SAYGI, DEMOKRATİK TOPLUMUN GEREĞİDİR’
Kürt siyasi hareketinin demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigması çerçevesinde insanın doğayla ve diğer canlılarla kurduğu ilişkinin önemine dikkat çeken Baluken, yaşam hakkının yalnızca insan merkezli bir yaklaşımla ele alınamayacağını ifade etti.
Diğer canlıların yaşam hakkını yok sayan bir zihniyetin insan yaşamına da gerçek anlamda saygı gösteremeyeceğini belirten Baluken, doğaya ve doğadaki bütün canlılara yönelik duyarlılığın, toplumsal adalet, insan hakları, kadın özgürlüğü ve demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.
Doğa üzerindeki tahakküm ile toplumdaki baskı ve eşitsizlik ilişkilerinin birbirinden bağımsız olmadığını belirten Baluken, demokratik ve ekolojik bir toplumun ancak yaşamın bütünlüğünü esas alan özgürlükçü bir anlayışla inşa edilebileceğine dikkat çekti.
'BAZI HİKAYELER YAZILDIKLARI HÜCRELERDEN BÜYÜKTÜR’
OKO'nun farklı dillere çevrilerek uluslararası okurlarla buluşmasını arzuladığını belirten Baluken, romanın özgürlük, dayanışma ve yaşam hakkına ilişkin evrensel bir anlatı taşıdığını ifade etti.
Baluken, sunumunu şu sözlerle tamamladı:
"Belki bir gün Oko'nun özgürlük uluması başka bir dilde duyulur. Belki başka bir ülkede, başka bir okur o ulumada kendi özgürlük arayışından bir şey bulur. Çünkü bazı hikâyelerin sınırları, yazıldıkları hücrelerin de doğdukları ülkelerin de sınırlarından çok daha büyüktür."