İstanbul ve İzmir barolarında yapılan seçimlerde milliyetçi ve muhafazakar adayların kazanması, avukatların seçim tercihlerindeki değişimi tartışmaya açtı.
Özellikle İstanbul ve İzmir’deki seçim sürecinde milliyetçi avukat gruplarının Kürt karşıtı söylemleri öne çıkarması ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’ni (ÖHD) hedef alan propagandalar yürütmesi dikkat çekti.
İzmir’in ardından İstanbul’da da milliyetçi adayların seçimi kazanmasını değerlendiren ÖHD üyesi Avukat Veysi Eski, seçim sonuçlarına ve süreçte öne çıkan söylemlere ilişkin görüşlerini ajansımızla paylaştı.
‘KENDİ SİYASAL BAŞARISIZLIKLARINI HAMASET ÜZERİNDEN AŞMAYA ÇALIŞTILAR’
Baro seçimlerinin kamuoyunda gündem olmasının ülke siyasetindeki gelişmelerle bağlantılı olduğunu belirten Veysi Eski, seçimlerdeki söylemlerin ve hak savunucusu çevrelere yönelik tutumun siyasi gelişmelerle birlikte ele alınması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Baro seçimlerinin bu kadar gündem olması, ülke siyasetinde kaybeden ulusalcı ve seküler milliyetçi kesimlerin hak savunucusu çevrelere duyduğu öfkenin bir dışavurumu olarak değerlendirilebilir. Bu kesimler, kendi siyasal başarısızlıklarını hamaset üzerinden aşmaya çalışmaktadır.
Siyasette en milliyetçi söylemleri kullanan isimler birer birer AKP’ye geçerken, bu kesimler AKP karşısındaki ideolojik yenilgilerini Kürtlere ve sosyalistlere yönelik bir kampanyayla telafi edebileceklerini düşündüler. Bu doğrultuda, içi boş bir milliyetçi söylemle genç avukatları etkilemeye çalıştılar. Oysa Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesi, barolara hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma görevi yüklemektedir. İzmir ve İstanbul barolarının bu alandaki etkin çalışmaları ise ideolojik amaçlarla hareket ediyorlarmış gibi gösterildi. Böylece avukatlar manipüle edildi.”
‘BARO YAPTIĞI HİZMETLERİ AVUKATLARA ANLATMAKTA EKSİK KALDI’
İzmir ve İstanbul baro seçimlerinde sol, sosyalist ve yurtsever avukat gruplarının da eksiklikleri bulunduğunu belirten Eski, bu grupların seçim sürecinde yürütülen kampanyalara karşı yeterince etkili bir iletişim kuramadığını şöyle dile getirdi:
“Elbette İzmir ve İstanbul’da yönetimde bulunan sol, sosyalist ve yurtsever avukat gruplarının da ciddi eksikleri vardı. Irkçı ve manipülatif kampanyaya karşı gerçekleri avukatlara yeterince hızlı ve etkili biçimde ulaştıramadılar. Avukatların barolarıyla bağını güçlendirecek yöntemleri geliştirmekte de yetersiz kaldılar.
Özellikle Anayasa’nın ilk dört maddesi üzerinden yürütülen manipülasyon, bu kesimlerin önemli ölçüde başarılı olmasını sağladı. İstanbul Barosu yönetimi de yaptığı hizmetleri avukatlara anlatmakta ve onları bu çalışmalara dahil etmekte eksik kaldı. Önceki dönemde yaşanan büyük ölçekli yolsuzluklara ilişkin bilgilerin avukatlara geç ulaştırılması da bu eksikliklerden biriydi.”
‘KÜRT KARŞITLIĞINI BESLEDİLER’
Avukatların sağa kaymasının sebeplerine de değinen Eski, Kürt karşıtı bir zeminin güçlendiğine dikkat çekerek şunları belirtti:
“Beyaz yakalı orta sınıflarda artan yoksulluk ve gelecek belirsizliği, içi boş bir milliyetçi ve Kürt karşıtı ideolojinin güçlenmesine zemin hazırlıyor. Çözüm sürecine ilişkin kamuoyunun yeterince bilgilendirilmemesi de bu durumu derinleştiriyor. Sürece dair kaygılar, sağlıklı bir bilgilendirme yapılmadığında Kürt karşıtlığını besleyebiliyor.
Süreçte atılması gereken demokratik ve hukuki adımların atılmaması, belirsizliğin sürmesi ve topluma yeterli bilgi verilmemesi, demokratik ve sol kesimlerin ideolojik mücadeledeki elini zayıflatıyor. Dikkat çekici bir başka durum da şu: Mehmet Uçum’un başında bulunduğu Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu’nun bir üyesi olan profesör, söylemini büyük ölçüde Kürt karşıtlığı üzerinden kuran ve sürece açıkça karşı çıkan Milliyetçi Avukatlar Grubu’nun hem öncülüğünü hem de üst kurul delegeliği adaylığını üstlenmiştir. Bu durum, söz konusu ideolojik kampanyanın saray çevreleriyle bağlantılı isimler tarafından da yürütüldüğüne işaret etmektedir.”
‘KÜRT HAREKETİ İLE TÜRKİYE MUHALEFETİNİN ARASINI AÇMAK İSTEDİLER’
Kürt karşıtı kampanyanın temel amaçlarından birinin Kürt hareketi ile Türkiye muhalefetinin arasını açmak olduğunu belirten Veysi Eski, şöyle devam etti:
“Bundan sonraki süreçte de demokrat ve yurtsever avukatlar hak mücadelesini sürdürmelidir. Ancak bu mücadele yalnızca dışarıdan yürütülen eleştirilerle sınırlı kalmamalıdır. Avukatlar, mensubu oldukları baroların yönetimlerini de Anayasa ve Avukatlık Kanunu’ndan kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmeye zorlamalıdır.
Baroların hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma yükümlülüğü yalnızca bir söylem değil, yerine getirilmesi gereken hukuki bir görevdir. Bu görevin takipçisi olmak hem baroların demokratik niteliğini güçlendirecek hem de hak mücadelesinin toplumsal karşılığını artıracaktır.”