Şehadet, biz devrimciler için bir gerçek olsa da bir gün oturup senin için bir yazı kaleme alacağımı hiç düşünmemiştim. Öyle engin ama aşılan zorluklar geride bıraktık ki, öyle yiğit insanlar ile tanışıp yaşadık ki, yaşam duruşlarına ve anılarına bağlı kalma adına, tarihe geçmeli, kaydedilmeli. Yaşamın hakikatini arayan insanlara bir model olsun ve ‘nasıl insan olunur’ sorusunu soranlara bir cevabımız olsun diye yazmalıyız.
Tüm insanlık değerlerinin unutulduğu bir çağda ama bu çağa ait olmayan yiğitler tanıdık. Evren neyi yarattı ve şimdi neyi kaybetti? Bu soru tüm yoldaşların için sorulan ve cevabını verdikçe yüreğimizdeki acıya sebep olan ani gidişine bir yanda bir cevap olurken, bir yanda da ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Her yoldaşın gidişi ani ve hak etmediğimiz bir gidiştir. Bazı gidişler de var ki ‘zamanı değil’ diyorsun. Gidişlerin zamanı hiç olmasın, diyorsun. Zamanın ağırlığı çok fazla. Kaldırma gücünü yine sizlerden alarak yaşamaya kalkışıyoruz.
YAŞAMA ÇOK DERİNLİKLİ BAKABİLENDİ
PKK’de yaşam ve savaş alanı birbirinden çok da farkı olmayan meydanlardır. Yaşamda biri başarı sahibi olursa savaşa da bunun yansıması olur. Aslında savaşta başarılı biri olmanı sağlayan yaşamdaki duruşundur. Mordem Çewlîk (Bulut Kişin) arkadaşın yaşamdaki katılımı, savaş meydanında da nasıl bir duruş sahibi olacağının göstergesiydi. Yaşama çok derinlikli bakabilen bir yoldaştı. İçinden geçtiği sistemin kendi üzerindeki etkilerini bir bir aşmaya başlarken, yaşamda dışlanan birçok olguya ilgi duyup geliştirmek için yardımcı oluyordu. Mordem arkadaş, hep yoldaşlığı oluşturma arayışı ve mücadelesi içinde oldu. Rêber Apo, “Yaşamda zoru başaran, savaşta da başarı sahibi olur” gerçeğini bize birçok defa belirtmiştir. Tabii yaşamın bazı noktaları senin elindedir ama savaş gerçeği böyle değildir. Bazen elinde olan ya da olmayan durumlar yaşarsın. Buna rağmen her şeye hazırlıklı olmak her kesin harcı değil. Mordem arkadaş birçok defa birçok ani duruma hazırdı. Savaş tarihimizde her açıdan farklı olan Şehîd Delîl Batı Zagros Eyaleti’nde, savaş sürecinin hem teorik hem de pratik yürütücüsü olmayı bilen yoldaşlardan oldu. Askeri ve ideolojik duruş anlamında ciddi mesafe kat etmişti. Eyaletteki savaşı tanımlarsak aslında Mordem arkadaşı da tanımlamış oluruz. Düşmanın her türlü yönelimine karşı yüce bir irade ile duran fedai savaşçı ve komutandı.
SAVAŞ MEYDANI, KAHRAMANLARI TARİHE GEÇİRİR
Savaş, ölüm ve yaşam arasındaki o mesafenin kısaldığı, fiziki ve psikolojik koşulların zorlaştığı mekandır. Bunun için dayanıklılık gerekir. Hele de gerilladan kat be kat büyük bir orduya karşı, ezilen bir halkın ordusu olarak sen de gerilla taktiğiyle savaş yürütüyorsan gerçekten çelikten bir iradenin sahibi olma gerekliliği çok yalın bir şekilde ortaya çıkar. Düşmanımızın yaptığı kara propaganda gibi; beyin yıkamayla olacak bir iş değildir. Bir ömür boyu sürebilecek, günün 24 saatinde savaş psikolojisiyle yaşayabilecek ama buna dayanabilecek bir iradeyi açığa çıkarabilmeyi ve sürekli bunu besleyebilmeyi gerektirmektedir. Normal insanların, gerillada böylesi bir güce nasıl eriştiklerini, böylesi dönüşümü nasıl gerçekleştirdiklerini anlamak için ise birbirimiz ile kurduğumuz manevi bağlara ve inandığımız değerlere, yine bu değerlerle olan bağlarımızın sıkılığına bakmak gerekir. Evet, savaş meydanı çıplaktır, şeffaftır, ayrıştırır, zayıfları yutar fakat kahramanları tarihe geçirir. Belki bir yere kadar ihanet ve yiğitlik yan yana yürüyebilir ama savaş ortamı kızıştı mı yollar keskin ayrılır; biri tarihin en ağır küfrüyle lanetlenir ve hain adını alır, diğeri ise insanlık tarihinin en kutsal ve en onurlu kelimesiyle ödüllendirilir, kahraman olur. Tüm halklar varlıklarını, özgürlüklerini bu kahramanların fedakarlıklarına borçludur, onun için de unutulmazlar ve her zaman minnetle anılırlar. Onları bir arada tutan harç, bu kahramanlardır. Ondan moral alırlar, öyle iradeleşirler. Bizim için de kahramanlarımız, şehitlerimiz böyledir. Kahramanların acısına nasıl dayanıyoruz diye bize sorulsa; onların anılarıyla iç içe yaşadığımız içindir. Gücümüzü tam da bu noksan dediğimiz noktadan alıyoruz. Yaşam tercihlerimizi onların sergilediği duruştan alıyoruz. Doğruyu yanlışı onlara bakarak ayırıyoruz. Bizde yaşanılan bu hakikati dışarIdan biri çözemez. İçinde olup yaşamayı, hissetmeyi ve o acıda alev alev yanmayı gerekli kılar.
SIRADAN BİR ÖLÜMÜ TERCİH ETMEDİLER
Şehîd Delîl Batı Zagros Eyaleti’ne geçen arkadaşlar, son dört yılda olağanüstü diyeceğimiz zamanlar geçirdi. Birçok şey gördü, yaşadı. Normal insanların belki de sadece bir kere başlarına gelebilecek, travmalara neden olabilecek ve geri kalan ömürlerinde de bunu atlatmak için psikolojik tedavi görmelerini gerektirebilecek durumları, eyaletteki savaşçı yoldaşlar günlük yaşadı ve etkilenmedi. TC ordusu bir gerillayı öldürmek için tonlarca ağırlıktaki bombaları başlarına yağdırdı. Yasaklı tüm bombaları tünellerimizin üzerinde kullandılar. Yasaklı kimyasalı ve salyasıyla it sürüsü gibi geldiler ama o yiğit savaşçılar, her gün bunlara şahitlik yapmalarına rağmen yine de yollarından dönmedi. Gerillanın yüzündeki gülümseme bile etkilenmedi. Kiralık katil olan Türk ordusuna karşı yılmadan, en kıt imkanlarla, dağıyla, taşıyla mevzilerinde durdu gerilla. Sadece bu zamanı yaşamadılar, yeni duygulara, yeni düşüncelere, yeni direnişlere, yeni yaşama ebe oldular. Derler ki; kendi tercihlerini yapabilenler özgür irade sahibi olanlardır. Yaşamın da ölümün de tercihi bizdedir. Normal sıradan bir ölüm de tercih edebilirlerdi ama bunu tercih etmediler. Ölüm bir sonuçtur ama esas olan başlangıç noktası neresidir? İşte eyalette her gerilla için başlangıç noktası olmuştur.
ARKASINDA AĞLANACAK BİR YOLDAŞ DEĞİLSİN
Mordem arkadaş da Ağustos’ta eyalete gelince kendisi için yeni bir başlangıcın ucunda olduğunu biliyordu. Başlarken güzel başladı, sevgi, direnç ve bağlılıkla yoldaşlığın izinde yürüyerek başladı. Şehadet ulaştığı 11 Ağustos günü bu başlangıcın fiziki bir sonu olsa da aslında PKK’de şehadet gerçeğinin hiçbir zaman son demek olmadığını birçok defa Mordem arkadaş bize zikretmiştir. Her zaman bir başlangıcın ucudur şehadet. Şimdi biz de senin yoldaşların olarak yapacağımız her başlangıçta sana layık bir duruş sergileyeceğiz. Cesaretinle, bağlılığınla, dağa olan tutkunla, özgürlüğe olan inancınla, militanca duruşunla sana bağlı kalma yolunda, bayrağı devralıp ilerleyeceğiz. Zamansız gidişin bizi derinden üzdü ama sen arkasında ağlanacak bir yoldaş değilsin. Senin bıraktıklarını, bizlerin omuzlayıp kaldırması talimatını verdin ve senin yoldaşların olarak bu talimatı yerine getirme gücünü, iradesini göstereceğiz, yerine getireceğiz. Gözümüzün nuru gibi baktığımız o tünellere senin emeğin işlenmiş. Emeğe sahip çıkmak gerçek saygıdır, bağlılıktır, sevgidir. Hakikate layık olma adına sana layık olacağız, çünkü sen hakikatin kendisi olmayı başaran sevgili fedai yoldaşımızsın.