Mordem’in mirası

Mordem arkadaşın bu dağlarda bıraktığı izler asla silinmeyecek. Tıpkı bir çınarın kökleri gibi, onun mirası da toprağın derinliklerine işlemiş; geleceğe doğru uzanan dallarıyla halkımızın direnişine güç katmaya devam edecek.

MORDEM ÇEWLÎK

11 Ağustos... Bir acı haber düştü yüreğimize; içimizi acıtan, ciğerlerimize işleyen bir haber. Onu tanıyan, tanımayan, adını bir kez olsun duymuş olan herkes, bu ağır yükün altında ezildi. Özgürlük tarihine yaraşır bir direngenlikle, en görkemli, en uzun soluklu direnişin öncülerinden bir komutanın şehadeti... Bu haber, hepimizin yüreğinde derin ve sarsıcı bir iz bıraktı.

Bu büyük kaybın ardından, başta değerli ailesi olmak üzere, tüm halkımıza ve yoldaşlarına baş sağlığı dileklerimi sunuyorum.

Heval Mordem’i şekillendiren, ona o sarsılmaz duruşu kazandıran en önemli etkenlerden biri, ailesinden aldığı ahlak ve değerdi. Mücadelenin değerleriyle yoğrulmuş bir ailede büyüdü. Amcalarının katılımı ve şehadeti, onun hayat yolunun taşlarını döşedi. Henüz genç yaşlarında, İzmir’de babasının yanında emek verirken bir yandan da büyük insanlık hareketini tanımaya, bu onurlu mücadelenin bir parçası olmaya çabaladı. Taşıdığı ahlakı sadece bir miras olarak değil, kendi yaşam duruşunda sürekli yeniden inşa eden, büyüten bir yoldaştı. Bu yüzden, halkımıza böylesine değerli bir evlat yetiştirdikleri için ailesine minnettarız.

AMANOSLAR

Mordem arkadaş ile 2008’in başlarında tanıştım. O zamanlar, Hêzên Taybet’in en zorlu eğitimlerinden geçmiş; bilinci, kültürü ve duruşuyla zaten kendisini ispatlamış bir arkadaştı. Bir grup yoldaşıyla Amanos Dağları’na geldiklerinde, arkalarında zorlu bir yolculuğun hikâyesi vardı. Düşmanın tüm engellemelerine ve tüm risklere rağmen, hedeflerine ulaşmak için ısrarla ilerlemişlerdi. Daha yola başlarken, bir grubun geçeceği bilgisi çıkmasına rağmen, bu durum onların yürüyüşünde en ufak bir tereddüt yaratmamıştı. Onların Amanos’a gelişi, sıradan bir varıştan çok; adanmışlığın ve azmin bir zaferiydi.

Gelen grup içinde en çok dikkat çeken, en canlı ve heyecan dolu arkadaş Mordem arkadaştı. Geldiği anda herkesle kaynaştı; sanki yıllardır oradaymış gibi hiç zaman kaybetmeden pratiğe katılmaya başladı. Diğer gelen arkadaşları daha önceden tanıyordum, içlerinde tanımadığım tek kişi Mordem arkadaştı. Duruşu öylesine özgüven dolu ve kararlıydı ki, etkilenmemek elde değildi.

Bir sohbetimizde, gelen gruptaki arkadaşlara, “Tek faydanız Mordem arkadaşı getirmek oldu, zaten zar zor geldiniz buraya” diyerek takılmıştım. Onlar da “O olmasaydı belki de gelemezdik. Yol boyunca herkese yardım etti; yürüyemediğimizde yükümüzü taşıdı, nerede mola versek tüm işleri o yaptı, çevreyi kontrol etti” diye cevap vermişti.

Uzun ve zorlu bir yol sürecinden geçmişlerdi. Yaklaşık yirmi gün boyunca güzergâhlarında başka yoldaş yoktu. Bu durum hem fiziksel hem de ruhsal açıdan yıpratıcı olsa da hedefte ısrarcı olmayı ve karar gücünü sürekli canlı tutmayı gerektiriyordu. Yol süreçlerinin kendine özgü zorlukları vardır; bazen karşılaşılan daralmaları aşmak, anlayışlı ve fedakâr bir yaklaşımı zorunlu kılar.

‘MORDEM YANIMIZDA OLMASAYDI, ULAŞAMAZDIK’

Bir yandan tanımadığın bir coğrafyanın zorlukları, diğer yandan güzergâh boyunca süren operasyonlar ve düşmanın pusulama yaptığı alanlardan iz bırakmadan, ses çıkarmadan geçme gerekliliği… Böyle durumlarda, bir yoldaşın yaklaşımı bazen grubun kaderini belirler; doğru bir duruşla zorlukları en aza indirir.

Mordem arkadaş da yol sürecinde hep fedakârlığıyla öne çıkmıştı. Belki de bu yüzden arkadaşları, “Mordem yanımızda olmasaydı, biz ulaşamazdık” demişti.

Bir insanı zorluklar karşısında bu denli direngen kılan nedir? Hele ki savaş alanında atılan ilk adımlarda, bu gücü sağlayan ne olur? Nasıl oluyor da insan, daha önce hiç yaşamadığı zorlukların üzerinden büyük bir cesaretle yürüyüp geçebiliyor?

Bütün bunlar, yoldaşlıkla kurulan bağdan, sevgiden ve adanmışlıktan doğuyor. Yoldaş olmak, birbiriyle “heval” olmak; insanın mayasında büyük amaçlara göre yaşamayı ve bu amaçlara kendini adama iradesini barındırmasını gerektiriyor. Yollar hep diken olsa da sabaha karşı o acılar iz bırakmıyor.

‘BENDEN ÖNCE KİMLER BIRAKTI ANILARINI BU PATİKALARDA?’

Bu anlamıyla PKK’de insanın yapabileceklerinin sınırının olmaması; çizilmiş sınırlara inat yürüyüşünü var kılan şey, geçmişin bin bir emek ve zorlukla yaratılmış değerlerine duyulan bağlılıktır. Senden önce o patikalardan geçmiş yoldaşların bıraktığı izler ve sesler hem yol göstericin olur hem de yabancı bir coğrafyanın yarattığı yalnızlığı aşmanda yolunu aydınlatan bir ışığa dönüşür. İlk kez bir patikadan geçerken, oturup mola verdiğinde düşünmeden edemezsin: “Benden önce kimler bıraktı anılarını bu patikalarda?”

Amanos pratiği, fiziken yıpratıcı bir pratiktir. Herkesin kolayca uyum sağlayabileceği bir yer değildir. Bu yalnızca fiziki zorluklardan ibaret de değildir; aynı zamanda düşmanın özel savaşının her yanda hissedildiği bir yerdir. Hangi radyoyu açsan, dost bir söz duyamazsın. Karşına çıkan insanlar, seni yalnızca TRT’nin propagandasıyla tanıyan insanlardır. Yabancı bir diyarda olduğunu her adımında yüzüne vuran bir gerçekliktir bu.

Bazen, bir toplumun bu denli manipüle edilmesine kızar, öfkelenirsin. Ama ne görsen ne yaşasan da bir mola verdiğinde oturup göz göze geldiğin yoldaşlarının bakışlarında erir gider tüm zorluklar. Sonra gülüp geçersin; ardında uzanan yollar, zamana dönüşür. Sen de bir tarihin adımlarını atıyorsundur artık.

Mordem arkadaşı tanıdıkça anladım ki, kolay olana uyum sağlayamayan biriydi o; kendini daima en zor şartlara hazırlardı. Açlığımızı, susuzluğumuzu, acılarımızı, gülüşlerimizi, sevinçlerimizi, yanımızda olmayan yoldaşların anılarını paylaşırdık. Kimseyi anmadan geçmezdik. Zaman, öylesine uzundu ki bazen sonsuzluk gibi gelirdi.

Bazı duygular vardır ki, insanda yalnızca yoldaşlıkla paylaşıldığında anlam bulur; öyle ki bunu anlatacak kelimeleri bir türlü bulamazsın. Yaşamımda önemli bir yeri olan bu yoldaşlardan ayrılmanın hüznüyle, kendimle buluşacağım zorlu yolların arifesinde her şey öylesine karmaşıklaşırdı.

Gece yakılan ateşin etrafında, avuçlarımızı ısıtırken ve gecemizi aydınlatırken odun çıtırtılarından sıçrayan kıvılcımlar… En demli yerinden doldurulan anılar, gülüşler, paylaşımlar, hayaller… Uzayıp giden gecenin içinde, tatlı bir rüyanın uyanık halini yaşatırdı. Sonradan anlayacaktım ki, bu arkadaşlarla paylaştıklarım aslında yaşamımın özüymüş. Kimler geçti o ateşin başından; yanık sesli türkülerle…

Mordem arkadaş, çoğumuzdan daha yetenekliydi. Bu, Allah vergisi bir yetenek değil; bir insanın kendini emekle ve çabayla yaratmasının sonucunda ortaya çıkan bir birikimdi. Kısa sürede arazinin dilini öğrendi ve kendi başına karar alabilen bir komutan haline geldi.

Her şeye dair derin bir merakı vardı. Düşmanın taktiklerinden operasyon tarzına, kitle ilişkilerinden arazinin stratejik kullanımına kadar her detayı öğrenmek, kavramak isterdi. Üstelik öğrendiğini anında pratiğe dökerdi. İlk eyleminde yaratıcılığını ve teknik becerisini konuşturmuş, düşmanın kendine en çok güvendiği noktada eylem yapmayı başarmıştı.

Hayatın her alanında doğal bir öncüydü. İlk eylemine giderken, ondan önce birçok arkadaş o hedefi görmüş olsa da o, bu hedefin vurulacağını düşüncede başarmıştı.

Amanos, onun ilk büyük deneyimiydi. Savaş, insan ruhunun sınandığı; korkunun ve umudun aynı anda yeşerdiği bir yerdir. Burada yalnızca fiziksel gücün değil, insanın içindeki en derin cesaretin de ortaya çıkması gerekir.

Her merminin insanı ölümle burun buruna getirdiği, her patlamanın bir başka hayatı sona erdirdiği bir savaş alanında bazı insanlar diğerlerinden ayrılır. Bu insanlar, korkularının ötesine geçer; başkalarını korumak, özgürlükleri için savaşmak ve yaratılan değerleri savunmak uğruna inanılmaz bir cesaret sergilerler.

Savaş koşullarında ayakta kalmanın, zorluklar karşısında yoldaşlıkla kenetlenmenin ne anlama geldiğini orada öğrendi. Düşman sahasında dimdik durmanın tek yolunun güçlü bir yoldaşlık bağı olduğunu biliyordu. Bu bağ, onun kişiliğinde asla taviz vermeyeceği bir yaşam ilkesine dönüştü.

Tüm yoldaşlarının sevgisini ve saygısını kazanmıştı. İşte bu yönüyle, büyük bir devrimci duruşa sahipti. Dört yıla yakın bir süre Amanos’ta kaldı; katılmadığı pratik kalmadı. Bu süreç, onu hem askeri hem de taktik açıdan olgunlaştırdı. Artık karşımızda, ne yaptığını bilen, özgüveni tam, ayakları yere sağlam basan bir komutan vardı.

Amanos’tan döndükten sonra Hêzên Taybet’te yönetim düzeyinde görev aldı. Tam da devrimci halk savaşının yoğunlaştığı bir dönemdi. Mordem arkadaş, edindiği birikimi pratiğe taşımak istiyordu. Şehîd Pirdoğan Operasyon Okulu’nun kuruluşu bu döneme denk gelir. Bu okul, fedailik çizgisinde, arayış içinde olan, Önderlik ve şehitlere adanmış yoldaşların buluşma noktası oldu.

Kürt halkının özgürlük mücadelesinde en karanlık günlerde yanan ateş, fedailerin yüreklerinde tutuşturulur. Bu ateş yalnızca onları aydınlatmakla kalmaz; cesaretleriyle halkının umudunu ve adalet arayışını da aydınlatır.  Mordem arkadaş, fedailerin ocağında eğitim gören bu yoldaşlara, mücadelenin zorluklarında sınanmanın yaşamdan geçtiğini bizzat gösterdi ve örnek bir yoldaş ile komutan olarak öncülük etti.

Şimdiye kadar uygulanan eğitim yöntemleri üzerine kafa yordu. Var olanı aşan, klasik yaklaşımları geride bırakan bilimsel bir yöntemle okul çalışmalarını ele aldı, tartıştı ve görüşlerini hayata geçirmek için büyük emek harcadı. Eğitimde ve pratikte yaşanan hata ve yetersizlikleri aşmanın, doğru bir gerilla çizgisini oturtmanın yolunun, yoldaşlarda var olan alışkanlıklarla yoğun bir mücadeleden geçtiğini gösterdi. Fedailiği yaşayan ve uygulayan yoldaşların eğitilmesini ve hazırlanmasını, savaşın kazanılacağı temel bir alan olarak ele aldı ve böylece yeniyi yarattı.

Bu okuldan mezun olan yoldaşlar, savaşın her cephesinde fedakarca mücadele eden militanlar oldu. Mordem arkadaş, okulun komutanı olarak dönemin öncü komuta ekibiyle güçlü bir sinerji yarattı. 2013’ten sonra çalışmalar daha sistematik bir hal aldı.

Mordem arkadaş, Şehîd Hüseyin Mahir Akademileri’nde komutanlık yaptı. Burada yoldaşlık bağlarını güçlendirmek için önemli çabalar sarf etti. Kendisi de sürekli öğreniyor, taktik ve teknik anlamda kendini yeniliyordu. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar araştırır, sistematiğini oluştururdu. Yapılan her işin kalıcı olması için belgeler hazırlar, arşivlerdi. Ne yapılmışsa, sonrasına bırakmaya çalışırdı. Kalıplarla yaklaşmadı, dogmatik olmadı; yeniyi ve farklı olanı ortaya çıkarmak için sürekli çaba gösterirdi.

2013–2015 arasında yaşanan süreçte, düşmanın oyalama ve tasfiye planlarını en net görenlerdendi. Yakın gelecekte başlayacak ağır savaş sürecini güçlü bir şekilde karşılamak için tüm hazırlıkların içinde yer aldı. Eğitim, mevzilenme ve taktik konularında zamana karşı yarışır gibi çalışırdı.

Akademi çalışmalarında omuz omuza çalıştığı Cumali Çorum, Norşîn Efrîn, Bawer Xebat gibi yoldaşlarla birlikte, ideolojik ve askeri olarak bir fedai gücün nasıl yaşaması ve savaşması gerektiğini somutlaştırdı. Heval Şervan Varto’nun şehadetinin ardından başlayan yeni mücadele döneminde, yoldaşlığa ve şehitlere bağlılığının gereği olarak pratik alanda sorumluluk üstlenme arayışına girdi.

Eğitimlerden çıkan yoldaşlar zamanın direniş ruhuna uygun bir mücadele içinde nasıl yer aldıysa, Mordem arkadaş da bunun içinde yer aldı. Akademi çalışmalarının ardından Avaşîn’de cephe komutanlığı görevini üstlenerek pratiğe katıldı. Orada da komutan olarak tüm yoldaşlarını motive etti, savaşa hazırladı ve pratik duruşuyla herkese güç ve ilham verdi.

Merkeze döndüğünde ise son görevi, merkez karargâh çalışmalarında yer almak oldu.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; pratik alanda, sahada en fazla katkı sunan ve adeta mücadele ile özdeşleşmiş yoldaşlardan biriydi. Onun emeği, desteği ve çabası her daim en öndeydi.

2016 ortalarından itibaren düşman, tüm gerilla alanlarına parça parça operasyonlar başlattı. Asıl hedefi, gerillanın temel üs bölgeleriydi. Operasyonların kapsamı genişledikçe, daha fazla komuta iradesine ve güçlü bir öncülüğe ihtiyaç vardı. Bu direnişi zafere taşıyacak, düşmana tek bir adım dahi geçit vermeyecek kararlılıkta öncülere ihtiyaç vardı.

İşte Heval Mordem, yıllardır kendini tam da buna hazırlamış bir arkadaştı. Onun için şunu söyleyebilirim: Kolay kolay tatmin olmazdı. Kendisine verilen her görevi en iyi şekilde, en mükemmel biçimde yerine getirirdi. Yürüttüğü tüm çalışmalarda çok ciddi bir rol oynardı. Ama asla “yeter” demezdi. Neden? Çünkü daha fazlasını yapabilecek güce, daha ağır sorumlulukları omuzlayacak iradeye ve yoğunlaşmaya sahip olduğunu biliyordu. Kendi gücünün ve iradesinin neleri başarabileceğinin farkında olan bir bilince sahipti.

Operasyonlar özellikle Zap, Metîna ve Avaşîn alanlarına kaydığında, düşmanın yönelimlerinin en yoğun olduğu o kritik süreçte Heval Mordem, Şehîd Delîl Batı Zap Eyalet Komutanlığı görevini yürütüyordu. Silahını ve çantasını sırtlayıp tereddütsüz bir şekilde savaş alanına gitti. Onun gidişi, oradaki her şeyi değiştirdi.

Oradaki yoldaşların ve fedai gücün düşmana karşı duruşlarını, eylem arayışlarını yeniden şekillendirdi. Onunla birlikte, her gün pratiğin ve eylemin iç içe geçtiği bir süreç başladı. Öyle ki, eylemsiz geçen bir gün neredeyse yok gibiydi. Düşmanı, geldiği yerde karşılamak; işgal planlarını boşa çıkarmak ve iradesini kırmak için tüm gücü ve benliğiyle yüklendi.

TARİHİMİZİN EN GÖRKEMLİ DİRENİŞİ

İşte bu savaş, özellikle son dört yıldır amansızca yürütülen, büyük bedellerle süren ve düşmana geçit vermeyen destansı mücadele, onun ve yoldaşlarının eseriydi. Bu yoldaşların Önderliğe, şehitlere ve halka olan bağlılığı, adanmışlığın en üst zirvesini temsil ediyordu. Her güne bir kahramanlık, her ana bir destanın yazıldığı bir savaş pratiği ortaya çıktı.

Bunda öncü komutanlar belirleyici rol oynadı. Bir yerde Heval Mordem gibi komutanlar varsa, düşman orada istediği hedeflere ulaşamaz; batağa saplanıp kalır. Hareketi ve halkı tasfiye etme planları suya düşer. Bu direniş, tarihimizin en uzun süreli, en görkemli ve en büyük direnişlerinden biri oldu.

Düşmanın yönelimleri, kullandığı teknik imkânlar ve seferber ettiği güç açısından her şeyi ortaya koyduğu bir savaştı. Türk devleti, bu savaşta batağa saplandıkça NATO’dan ve yerel işbirlikçi güçlerden daha fazla destek almak zorunda kaldı; çünkü başka türlü bu savaşta bir adım dahi ilerleyemezdi.

Bu anlamıyla bu savaş, Kürdistan’ın savunmasında çok kritik bir rol oynadı. Burada gösterilen direniş, benzersiz ve destansı bir direnişti. Ve bu savaşta başarıyı getiren, yoldaşların eşsiz duruşları oldu. Düşman o yüzden ilerleyemedi, bir adım öteye gidemedi.

2016’da düşman, elindeki tüm teknik güce ve NATO’nun arkasındaki desteğine güvenerek, “Önümüzdeki bahar artık PKK’nin ismi anılmayacak, onu tarihe gömüyoruz” diye çok iddialı propagandalar yaptı. Ancak ortaya çıkan pratik, özellikle bu final savaşları, düşmanı çökerten ve geri adım atmak zorunda bırakan bir gerçekliği açığa çıkardı.

Heval Mordem, savaş tünellerine giderken savaşın en kızgın ve en ağır şartlarının orada yaşanacağını biliyordu. Çünkü ondan önce de orada direnişler vardı. Uzun süre beraber çalıştığı, birlikte emek verdiği ve gece gündüz demeden mücadele ettiği Heval Cumali Çorum’un Werxelê’deki o efsanevi direnişi, onu derinden etkilemişti.

Sürekli onunla notlaşırlardı, istişare halindeydiler. O direniş, Heval Mordem’in yüreğinde büyük bir yer açmıştı. O yoldaşların o zorlu şartlarda ortaya koyduğu kararlılık, Heval Mordem’i Şehîd Delîl Batı Zap Eyaleti’nde aynı ruhu sürdürmeye ve daha da ileri taşımaya itmişti.

Düşman, bu savaşta kullanmadığı hiçbir şey bırakmadı. Savaş tarihinde ortaya çıkmış, uluslararası sözleşmelerce yasaklanmış tekniğinden silahına ne varsa, gerillaya karşı kullandı. Kimyasallarıyla, yoğun bombardımanıyla, tünellerde yaptığı büyük patlamalarla… Denemediği yöntem kalmadı.

Ama karşısında Apocu bir irade vardı; Apocu yoldaşlığın yarattığı muazzam değerler vardı. İşte bu gerçeklik, böylesi komutanların, Heval Mordem şahsında tek yürek olup direnişi büyütmesiyle anlam buldu. Herkese, bu direnişin ne anlama geldiğini gösterdiler. Orada yaratılan bu direniş, her şeyden önce bir onur, bir inanç ve bir yoldaşlık abidesiydi.

BİR DEVRİMCİNİN DESTANI

Heval Mordem’in yaşamı, sadece bir komutanın hikayesi değil; aynı zamanda mücadeleye adanmış bir yoldaşın ve insanlığın onuruna sahip çıkan bir devrimcinin destanıydı. O, zorluklar karşısında asla geri adım atmayan ve bu zorlukları aşmak için daha da güçlenen bir ruh taşıyordu. Onun direnişi, yalnızca düşmanın fiziki gücüne karşı bir duruş değil; aynı zamanda ideolojik bir duruşun, bir inancın ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin ne denli fedakarlıklarla yürütüldüğünün en somut ifadesiydi.

Bize bıraktığı en büyük miras, yoldaşlık bağının gücü ve bu bağın en zorlu koşullarda bile nasıl bir zaferin kapılarını aralayabileceğinin canlı kanıtıydı. O, her eyleminde, her kararda ve her yoldaşının gözüne baktığında, ortak bir amaç için atan kalplerin gücünü hepimize gösterdi. Onun gibi bir yoldaşı tanımış olmak, bizler için büyük bir onurdur.

Mordem arkadaşın bu dağlarda bıraktığı izler asla silinmeyecek. Onun fedaice duruşu, yarattığı değerler ve en önemlisi yoldaşlarına aşıladığı sarsılmaz inanç, mücadelemizin her adımında bize rehberlik etmeye devam edecek. Tıpkı bir çınarın kökleri gibi, onun mirası da toprağın derinliklerine işlemiş; geleceğe doğru uzanan dallarıyla halkımızın direnişine güç katmaya devam edecek.

Heval Mordem ve tüm şehitlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Onların mücadelesi, halkımızın özgürlük ve onur mücadelesinde sonsuza dek yaşayacak.

HPG Komuta Konseyi Üyesi ve Şehîd Delîl Batı Zap Eyaleti Komutanı Mordem Çewlîk (Bulut Kişin), görevi başındayken 11 Ağustos 2025’te savaş tünelinde yaşanan bir kaza sonucunda şehadete ulaştı.