Seyit’i anarken: Sensizlik ve sessizlikle geçen bir Eylül
Senin inanç, irade, kararlılığın hep bize umut oldu, senin bir sözün, bakışın, tebessümün bize yol gösterdi.
Senin inanç, irade, kararlılığın hep bize umut oldu, senin bir sözün, bakışın, tebessümün bize yol gösterdi.
Bazen bir fotoğraf karesinde durur zaman…
Bazen gözlerinle gülümsediğin bir anda takılır kalırız.
Orada hala nefes alıyorsun gibi. Orada hala umut ediyorsun bizim için.
Ve biz, o umutla yolumuza devam ediyoruz. Her şeye rağmen...
Senin inandığın o hakikat için, uğruna ses verdiğin mevsimler birer birer kaybolurken evrende, bir Eylül daha sensiz geçiyor…
Senin inanç, irade, kararlılığın hep bize umut oldu, senin bir sözün, bir bakışın, bir tebessümün bize yol gösterdi. Bazen suskunluğunla bize yol gösterdin.
Her başlangıcın ardında senin fısıltın vardı, her kucaklaşmanın içinde senin sıcaklığın…
Çünkü sen, sadece duruşunla, tavrınla, jest ve mimiklerinle, sözlerinle değil, sessizliğinle dahi öğretendin.
Kalabalıkların ortasında dingin bir dağ, fırtınanın ortasında yakılan bir mum gibiydin.
Bu yüzden artık ne seni yalnız düşünebilirim ne de kendimi senden ayrı…
Seninle birlikte çoğaldı içimizdeki evren.
Evet, yaralıyız. Ve evet, gölgesinin bile terk ettiği bir kasaba kadar yorgunuz. Ama bu yara, bu yorgunluk bir yokluğun ve yılgınlığın nişanesi değil. Bir sevginin, bir gerçeğin, bir hakikatin anlamının ne kadar derin olduğunu gösteren bir izdir. Bazen insan, en derin izleri en sessiz yere gömer.
Bazen kalbinde taşıdığı yoldaşa veda edemez insan. Çünkü veda etmek, gerçekten bırakmak demektir.
O yüzden seninle konuşmaya, sana mektuplar yazmaya, adını sessizce anmaya devam edeceğim. Çünkü bu bir alışkanlık değil, ömürlük bir yoldaşlık yemini.
Kim bilir, bir rüzgarın usulca estiği bir öğle vaktinde, bir dal kıpırtısıyla selam vermeye hazırlanırken ben bütün sınır kapılarında seni bekliyor olacağım!
Zamanı aşındıran ayak sesleriyle, elinde eski bir fotoğraf makinesinin sıcaklığı ile ve içimde, seninle başlayan o ilk kelimeyle.
Bazen bir dağın doruğunda karşılaşacağız belki, bazen göğe uzanan kayalıklar arasında, bazen rüzgarın yön değiştirdiği o ani sessizlikte senin nefesini duyacağım.
Bir anlığına... Sanki yıllar hiç geçmemiş, sanki sen hiç gitmemiş gibi...
Bir patika olacak içimizde açılan; kimsenin bilmediği, yalnızca hatırlayanların yürüyebileceği o ince yol.
Ve biz o yolda, seninle yan yana, adını söylemeden konuşacağız.
Çünkü artık kelimelere ihtiyaç duymayan bir bağ kuruldu aramızda. Badem ağaçları çiçek açtığında, her tomurcuğun içinden bir anı süzülecek.
Senin gülüşün gibi saf, senin direncin gibi sarsılmaz...
Her bahar, seni yeniden çağıracak toprağın diliyle.
Sen evrene karıştın ama evrenin kendisi de sana dönüştü. Artık ne zaman göğe baksam, bir yıldız düşercesine içime doğuyorsun.
Bir kıvılcım, bir işaret ya da bir suskunluk belki, yalnızca senin gibi derinlerden gelen. Unutmak değil, anlamaya çalışmak seni. Ve senin yitip gittiğini değil, bütün varoluşa sindiğini fark etmek.
İşte bu yüzden, geçtiğin her yolda seni yeniden inşa ediyoruz içimizde. Ve ben… Ben her gece sana yazmaya devam edeceğim.
Adını anmadan ama seni her satırda çağırarak.
Çünkü bu artık yas değil, bu artık bir varlık biçimi. Birbirimize dönüşen, birbirimizde kalan iki evren gibi…
Ve bil ki, ben yine de bütün sınır kapılarında seni bekleyeceğim.