Tosun: Saldırıya iştirak eden üçüncü şahıs yargılanıp ceza almadan bu dava bitmez!

Gazeteci Hakan Tosun’u döverek katleden iki sanığa müebbet hapis cezası verilmesini sevinçle karşılayamadığını vurgulayan kardeşi Öznur Tosun, “Saldırıya iştirak eden üçüncü şahıs yargılanıp cezalandırılmadan bizim için bu dava bitmeyecek” dedi.

HAKAN TOSUN

Gazeteci, belgeselci ve yaşam savunucusu Hakan Tosun’un Esenyurt’ta sokak ortasında dövülerek katledilmesi üzerinden 1 yıl geçti.

Tosun, 2025 yılında 10 Ekim’i 11 Ekim’e bağlayan gece Esenyurt İlçesi’ne bağlı Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde oturan annesini ziyarete giderken, iki kişi tarafından darp edilmesi sonucunda olay yerinde beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetmişti.

Hakan Tosun’un ölümüne sebebiyet veren faillerden Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin Esenyurt Mevlana Polis Amirliği’ne ifadeye çağırılıp alelacele kasten yaralama suçundan tutuklanırken, saldırıya iştirak etmesine rağmen üçüncü şahıs olan Yusuf Özakdağ’ın aynı karakol tarafından tanık olarak ifadesinin alınması dikkat çekmişti.

Hakan Tosun’un öldüresiye dövüldüğü Adlı Tıp Kurumu’nun raporuyla belgelenmesine rağmen, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı kasten yaralama iddianamesini kabul eden 17 Ağır Ceza Mahkemesi’nde aylardır süren davada, sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin’ e “Kasten adam öldürmekten” verilen müebbet hapis cezası Tosun ailesinin kalbini soğutmadı. ANF’ye konuşan gazeteci Hakan Tosun’un kardeşi Öznur Tosun, abisinin ölümüne sebebiyet veren saldırıya iştirak eden ve sosyal medya hesaplarında çete isimlerini etiketleyerek silahlı poz vermekten çekinmeyen Yusuf Özakdağ’ın da yargılanıp cezalandırılmadan bu davanın bitmeyeceğini vurguladı.

ABİSİNİN BIRAKTIĞI YERDEN ADALET İÇİN ÖN SAFLARDA!

Öznur Tosun, tam 1 yıl önce sokak ortasında dövülerek katledilen gazeteci abisi Hakan Tosun’un her yıl takip ettiği 10 Ekim Katliamı anmasının ön saflarında yerini alarak adalet talebiyle yürüdü. Türkiye’de haksızlığa karşı adalet mücadelesinin zorluğunu bizzat abisinin cinayeti davasında yaşayan Tosun, “ Her zaman haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı tepkimi yükselten birisiyim ama abim Hakan’ın ölümünden sonraki süreç adalet duygumu daha da görünür kıldı” ifadelerini kullandı.

1 yıl önce 10 Ekim’i 11 Ekim’e bağlayan gecede kötülüğün hangi noktaya varabileceğini yaşayarak öğrenen Öznur Tosun, “O gün Kadıköy’de gerçekleştirilen 10 Ekim Gar Katliamı anmasını izleyen abim Hakan saat 19.00 sıralarında annemi arayıp eve geleceğini söylüyor. Hatta annem ona aç olup olmadığını soruyor. Hakan’ın gelmediğini gören annem onu tekrar arıyor. Hakan da ona, ‘Yoldayım, geliyorum’ diyor. Abim annemle konuştuğu esnada metrobüste. Saat 22.00 civarı. Annem bir süre bekledikten sonra abim gelmeyince onu tekrar aradığında telefonuna ulaşılamadığını fark ediyor. Paniklememem için bana hemen haber vermiyor. İlk etapta şarjının bitmiş olabileceğini düşünüyor. Ancak sabah da Hakan gelmeyince bu defa arkadaşını arıyor. Arkadaşının da kendisine ulaşamadığını öğrenince bu defa beni arayarak haber veriyor” dedi.

‘MEVLANA POLİS AMİRLİĞİ KATİLİN AİLESİYLE DELİLLERİ KARARTTI!’

İlk etapta aklına kötü bir şey gelmediğini ifade eden Öznur Tosun, ancak ne olur olmaz diye en yakın karakol olan Kağıthane Karakolu’na gidip kayıp başvurusu yaptığını belirtti. “Belki abim gözaltına alınmıştır veya haber yapmak için gittiği deprem bölgesinden yeni döndüğü için belki de yorgun düştüğünü düşündüm” diyen Öznur Tosun, anlatımını şöyle sürdürdü:

“Kayıp başvurumun değerlendirilmesi için aradan 24 saat geçmesi gerekiyor. Aradan 24 saat geçmeden Kağıthane Karakolu hastane kayıtlarına bakıyor ama Hakan’ın kaydına ulaşamayınca bu defa annemin oturduğu noktaya en yakın olan Esenyurt Mevlana Polis Amirliği’ni arayıp kayıp başvurusunda bulundum. Cumartesi günü saat 20.00’de abimin fotoğrafı gönderiliyor. Bizim aile olarak abime ulaşamadığımız biliniyor. Buna rağmen gece saat 04.00’e doğru Mevlana Karakolu’ndan beni bir polis memuru arayıp, Hakan’ın Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde olduğunu bildiriyor. Olay Cuma akşamı yaşanıyor, Cumartesi günü bizim Hakan’ı aradığımızı biliyorlar ama buna rağmen bize haber vermiyorlar. Oysa ellerinde evrak ve kayıp ilanı var. Ama bize tam 8 saat sonra haber veriyorlar. Bu 8 saat içerisinde aynı Mevlana Karakolu’nda katiller telefonla ifadeye çağrılıyorlar, saldırıya ait görüntüler katilin ailesi tarafından temizleniyor. Cumartesi günü saat 11.00’da polisin izleyip almadığı görüntülere katil Abdurrahman Murat’ın ailesi el koyuyor. Olaydan tam 27 saat sonra, resmi olarak da 8 saat sonra Hakan’ın akıbetini bize bildirdiler. Mevlana Polis Amirliği’nin bize haber vermesi gerekirken, katilin ailesiyle beraber delileri karartıyor. Katilleri telefonla arayarak ifadeye çağıran Mevlana Polis Amirliği’nin bununla da yetinmedi, Hakan’ın ölümüne sebebiyet veren saldırıya bizzat iştirak eden Yusuf Özakdağ isimli şahsın şüpheli yerine tanık olarak ifadesini aldı. Biz hem üçüncü şahıs hem Mevlana Polis Amirliği hakkında suç duyurusunda bulunduk ama her iki suç duyurusu hakkında da kovuşturmaya yer yok kararları verildi.”

‘SANIK AVUKATLARI VE AİLESİ YALANLARLA ABİMİ İTİBARSIZLAŞTIRMAYA ÇALIŞTI!’

Öznur Tosun, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcısı’nın ilk fezlekesinde olayı "yaralama" olarak sınıflandırmaya çalıştığını ve sanıklar için “tahrik indirimi” istediğini ancak daha sonra Bakırköy 17. Ağırceza Mahkemesi’nin cinayet davası açtığını anlattı.

Dava boyunca tanık sıfatıyla dinlenenlerin yalan beyanda bulunurken, sanık avukatlarının ise yaşananları manipüle etmeye çalıştığına işaret eden Öznur Tosun, şöyle tepki gösterdi:

“Soruşturma ve yargılama boyunca sanık avukatları ve katil Abdurrahman Murat’ın ailesi, abimin uyuşturucu kullandığını, tacizci olduğunu iddia ederek itibarsızlaştırmaya çalıştı. Metrobüste yaşanan bir olayı kullanarak da Hakan hakkında saldırgan algısı yaratmaya çalıştılar. Kamera görüntüleriyle bütün bu yalanlar çürütüldü. Ben şahsen metrobüsteki olayın da bir kurgu, planlı bir durum olduğunu düşünüyorum. Çünkü oradaki görüntü incelemeleri de yapıldı, mahkemeye sunuldu. Hiçbir şekilde o görüntülerde onların söylediği gibi bir olay yok ortada. Bu yalanla abim Hakan Tosun hakkında saldırgan, küfürbaz, tacizci şeklinde bir algı yaratmaya çalışarak, işte bu yalan üzerinden kamuoyunda ‘ölümü hak ediyordu’ gibi bir sonuca ulaşmak için çabaladılar. Bunu gerek mahkemede sanık avukatlarının yaptığı savunmalardaki iftiralara, gerekse katilin ailesinin ‘Siz kimi savunuyorsunuz, bu adam böyle bir adam’ şeklindeki sosyal medya paylaşımlarında gördük. Toplumun algısını da bu yöne çekmeye çalıştılar. Sanık avukatları son ana kadar ölmüş bir insanın arkasından bu şekilde iftira attılar. Bu bile bize bu saldırının planlı olduğunu açıkça gösteriyor. Bunun bir öncesi de var. Bu saldırının öncesine gitmemek için, ölüm sebebini yaşam tarzına bağlamaya, onun üzerinden bir algı yaratmaya çalıştılar. İlk duruşmada hiç unutmuyorum, sanık Abdurrahman Murat’ın avukatı Hasan Kocabay, abim hakkında, ‘Giyim tarzından ve şeklinden de görüldüğü gibi zaten böyle bir yaşantıya sahip bir insan’ dedi. Ben şimdi ona diyorum ki, sen takım elbise giyince adam mı oldun? Hakan Tosun'un yaşamına laf söyleyecek hangi mertebede bir insansın? Adli Tıp Kurumu’nun raporuna rağmen utanmadan uyuşturucu kullandığını öne sürdüler. Görüntülere rağmen metrobüste bir kadını taciz ettiğini, mahallede pantolonunu indirdiğini iddia ettiler. Kötülüğün bu kadarını görmedim. Bu kadar pislik yapmalarına rağmen biz onun arkasında durmaya devam ettik. Şimdi madem bu kadar sıradan bir sokak kavgasıydı, niye siz olayı farklı yöne çekmeye çalıştınız? Bunun arkasında kimi koruyorsunuz?.”

‘YUSUF ÖZAKDAĞ’IN SALDIRIYI AZMETTİREN KİŞİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM!’

Bir hafta önce sonuçlanan mahkemede iki sanığa müebbet hapis verildiğini ancak adaletin tam olarak yerini bulmadığını vurgulayan Öznur Tosun, saldırıya iştirak eden üçüncü şahıs olan Yusuf Özakdağ yargılanıp cezalandırılmadan bu davanın kendileri açısından bitmeyeceğini kaydetti.

Yusuf Özakdağ’ın sadece saldırıya iştirak değil, bizzat saldırıyı azmettiren kişi olduğunu düşündüğüne işaret eden Öznur Tosun, “Abim o sokağa gelmeden Yusuf Özakdağ orada motorla dolaşıyor, abimi gören ilk kişi o ve en son katil Abdurrahman Murat’ı motorla abimin bulunduğu noktaya taşıyan da o. Ama ne hikmetse Yusuf Özakdağ’a dokunulmuyor, adeta korunuyor. Üçüncü kişi bu davanın konusu olmadı. Oysa abimin orada oturmasının sebebi, zaten takip edildiğinin farkında olması. Abim gazeteci. Yani nerede ne olduğunun farkında ve gazeteci refleksiyle yaşayan bir insan. Orada oturmasının sebebi işlek bir cadde olması. Yoksa direkt annemin bir arka sokakta bulunan evinin olduğu noktada otururdu. Ama orası karanlık. Takip edildiğinin farkındaydı ve evin bilinmesini istemedi. O kadar yoldan gelip de boşu boşuna orada oturmadı. Orası işlek bir caddeydi ve eğer başıma bir şey gelirse de görünsün ve bilinsin diye delil bırakmaya çalıştı. Bu cinayetin bir arka planı var.

‘KATLEDİLMESİNİN ÜZERİNDEN 1 YIL GEÇTİ AMA KİMLİĞİ VE CÜZDANI HALA YOK!’

Bakın abimin öldürülmesinin üzerinden tam 1 yıl geçti ama hala kimliği ve cüzdanı yok. Kimliğinin ve cüzdanının olmaması ihtimali yok. Metrobüse biniyor ve kart basıyor. Biz o kart bilgilerine ulaştık. Ama ne kimliği ne cüzdanı ortada yok. Kimliğini üzerinden aldılar. Çünkü amaç kimliksiz olarak ortadan kaybetmekti. Faili meçhul bir cinayet olarak göstereceklerdi. Mahkeme de bu husus üzerinde çok durmadı. Metrobüsten atıldığı esnada kimliğinin düşmüş olabileceği öne sürülüyor. Biz üçüncü kişinin cinayetteki kilit kişi olduğunu düşünüyoruz ve o davaya dahil edilmeden bu dava bitmeyecek bizim için. Onun hakkında tekrar Büyükçekmece Adliye’sine suç duyurusunda bulunduk ve bunun takipçisi olacağız” dedi.

‘O BENİM SADECE ABİM DEĞİL SIRDAŞIMDI’

Bu açıdan davanın karar duruşmasında iki sanığa verilen müebbet hapis cezalarının kendilerinde bir sevinç yaratmadığını belirten Öznur Tosun, “Bu dava sürecinde hep şunu düşündüm: Abim iftiraya uğradı, onu suçladılar ve biz bu davanın sonunda onun haklı olduğunu ispatlayacağız. Sanki mahkemeyi kazandığımızda onu da içeriden çıkaracakmışız gibi düşündüm. Ama biz çıktık, o çıkmadı” diye konuştu.

Abisi Hakan’ın kendisi için bir abiden çok bir arkadaş, bir sırdaş olduğunu söyleyen Öznur Tosun, “Hakan’ı hiçbir zaman yalnızca abi olarak görmedim. O benim hep arkadaşım gibiydi. Her şeyimi konuşabildiğim, paylaşabildiğim, sırdaşım olan bir insandı. Saatlerce felsefe yapar, siyaset konuşur, insanlar ve hayat üzerine sohbet ederdik. Bana hiçbir zaman baskı yapmadı. Her zaman fikirlerime saygı duydu. Doğaya çok düşkündü. Hayali Çanakkale’ye yerleşerek doğayla iç içe bir hayat kurmak ve tarımla uğraşmaktı. Haksızlıklara karşı her zaman çok duyarlıydı. Bizim alıştığımız abi kavramını onda yaşamadım. Çok hoşgörülüydü. Ben boşanıp eve döndüğümde, sanki hiç gitmemiş gibiydim evden. Evet, şimdi yeniden başlıyoruz, dedi ve hep arkamda durdu. Anneme de yine öyleydi. O kadar işi olurdu ama annemin hastane randevusunu unutmaz, nerede olursa olsun gelir, onu hastaneye götürür, geri giderdi. Çok güzel bir insanı kaybettik. Bu ülke için, bizim için, sevenleri için, ailesi için, doğa için, yaşamı savunan herkes için çok büyük bir kayıp ve hiçbir şey onu geri getirmeyecek. Bu kadar kolay olmamalı. Cinayetin tüm boyutlarının aydınlatılması ve sorumluluğu olan herkesin hesap vermesi için mücadeleye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

‘MEĞER YALAN BİR DÜNYANIN İÇİNDEYMİŞİM!’

Öznur Tosun, abisinin katlinden sonra hayatında çok şeyin değiştiğini, gerçekten dayanışanları ve kendisine kapı kapatanları tanıdığını belirtti.

Abisinin davasıyla ilgili görünürlüğünden dolayı 9 yıldır yönetici olarak çalıştığı Hummel Spor Giyim Merkezi’ndeki işinden atıldığına dikkat çeken Tosun, “31 Ağustos'ta, 1 ay önce, küçülüyoruz denilerek gerekçe sunulmadan 9 yıldır çalıştığım Kağıthane’deki Hummel Spor Giyim Şirketi’nden kovuldum. Muhasebeci 200 milyon kadar bir parayı çaldı. TV100 bunu haber yaptı. Polisler geldi. Medyada görünür olduğum için, o haberi benim yaptırdığımı düşünerek beni işten attılar. Dava yolunu kapatmak için tazminatlarımı vermek istediler ama kabul etmedim. Şu an Hummel’in Türkiye yönetimine dava açtım. Adalet aradığım böylesi bir süreçte bana bunu yaptılar. Ama diğer taraftan abimin çevresiyle gerçek dayanışmanın ne olduğunu öğrendim. Abim gitti ama bana çok güzel insanlar bıraktı. İnsanların hiçbir maddi çıkar gözetmeden nasıl dayanıştığını, canla başla mücadele ettiğini gördüm. Artık ben de buradayım. Sonra dönüp baktım ki ben zaten boşuna bir hayat yaşıyormuşum. Meğer yalan bir dünyanın içindeymişim. Abim de bunu hep söylüyordu. Şirketlerin daha çok para kazanmak uğruna nasıl doğayı, insanları katlettiklerini ve tek düşündüklerinin kendi çıkarları ve paraları olduğunu söylerdi ve bugün ben de şu an aynısını söylüyorum. Abim Hakan Tosun gibi ben de her türlü adaletsizliğin karşısında durmaya devam edeceğim” vurgusunda bulundu.