Müzik grubu BaBa Zula: Barışın yanındayız, iktidar adım atmalı

Müzik grubu BaBa Zula üyeleri: “Binlerce insanımız öldü Anadolu'dan ve Mezopotamya'dan. Can kayıplarının olmamasına seviniyoruz ama adalet sağlanmazsa barış da olmaz.”

BABA ZULA

Sanatçılar, ANF aracılığıyla barış mesajları vermeye devam ediyor.

BaBa Zula ekibi, sanatçıların politik olması gerektiğini söyleyerek, Kürtçe ve ülkedeki tüm dillerin özgür olmasını istedi. “AKP güven vermiyor. Barışın gelmesi için ilk önce demokrasinin, hakkın ve hukukun gelmesi gerekiyor” diyen müzisyenler, “Binlerce insanımız öldü Anadolu'dan, Mezopotamya'dan. Barış dediğimiz şey yukarıdan aşağıya verilen bir taviz ya da siyasi bir lütuf değildir. İnsanların temel haklarıyla, ana dilleriyle, kültürleriyle ve adil bir hukuk düzeni içinde özgürce yaşayabilmesidir” dedi.

Müzik grubu BaBa Zula’dan Murat Ertel, Esma Ertel ve Levent Akman, ANF’nin sorularını yanıtladı.

‘SANATÇILARIN POLİTİK OLMALARI ENGELLENİYOR’

BaBa Zula’nın, müziğinde Anadolu'nun, Mezopotamya'nın, İstanbul'un çok kültürlü, çok dilli mirasını yaşatmaya çalıştığına dikkat çeken grup üyeleri, “Bir kültürel bombardıman altında yaşıyoruz. Özellikle sanal olarak yaratılan bir durum var. Yani dünyayı işte 7 milyar değil de 1 milyarlık bir nüfusun liderleri yönlendiriyor gibi. Kültürü de onlar yönlendirmeye çalışıyorlar ama biz kendi içinde bulunduğumuz coğrafyanın kültürüne meraklıyız. Bu coğrafyanın yemeklerini yiyip, müziklerini dinliyoruz ve dürüstçe bunları yansıtmaya çalışıyoruz. Tabii dünya müziğine de açığız ama... Yani bizim için önemli olan kendi coğrafyamızda olan müzikler. İstanbul da aslında bunun güzel bir örneği. Çünkü işte Asya ve Avrupa'yı birleştiren, Anadolu'yu kucaklayan ama Balkanlar'la, Yunanistan'la, Akdeniz'le, Türkiye ile de aynı zamanda bağlantılı olan bir yer. Burası bize daha çekici geliyor. Yani örneğin Amerika'ya baktığımız zaman büyük bir güç görüyoruz ama aynı zamanda uzaklık da görüyoruz” dedi.

Grup üyeleri, sanatçıların politik olması gerektiğini vurgulayarak, şu mesajları verdi:

“Günümüzde ne yazık ki sanatçıların politik olmaları ve politik söylemlerde bulunmaları engellenmeye çalışılıyor. Hem Türkiye'de çalışılıyor hem de yurt dışında. Kendisini demokrasi havarisi olarak tanıtan ülkeler, mesela Almanya'da Filistin katliamı hakkında konuşmanız, İsrail'i eleştirmeniz büyük tepki alıyor. Ya da İngiltere'de sanatçıların bu konularda konuşmaları engelleniyor ve politik olmamaları isteniyor. Mesela Berlin Film Festivali'ndeki Wim Wenders adlı yönetmenin —ki kendisi bu seneki film festivalinin yöneticisiydi— sanatçıların politik olmamaları gerektiğini, kendi işlerini yapması gerektiğini söyleyerek saçmaladı. Yani biz aynı zamanda politik de olmaya çalışıyoruz. Kendimize göre bir tarzımız var ve bunu başından beri devam ettirdik ve hiçbir zaman da bırakmayı düşünmüyoruz. Sanatçılar çok güçlü... Çünkü toplumu yönlendiren en önemli unsurlardan biri de sanat ve sanatçılardır.”

‘ANA DİL ÖZGÜR OLMALI’

Ana dil özgürlüğünü de savunan grup üyeleri, ortak bir dilin olabileceğini ancak farklı dillerin yaşatılması gerektiğini söyledi:

“Farklı halkların da dilleri oluyor ve o diller, kullanıldığı sürece de o bölgede yaşamaya, kalbi atmaya devam ediyor. Ama biz ülke olarak bence bunu da kutuplaştırıyoruz. Çünkü Türkiye'ye baktığınız zaman da Anadolu ve Mezopotamya'da 72 millet şiarıyla büyüyen bir milletten bahsediyorsunuz. 7 ayrı bölgede 7 özel etnisitenin yaşadığını, her birinin kendine has dillerinin de yaşaması gerektiğini düşünüyoruz.”

Kürtçenin özgür olması gerektiğini ancak bununla sınırlı kalınmaması gerektiğini belirten müzisyenler, şu fikirde: “Mesela Doğu'ya gittiğiniz zaman Azerileri de görüyorsunuz, Azerice de o çocuklara öğretilse. Gidiyorsunuz Mardin'e, Süryanileri görüyorsunuz; onlar da kendi dilinde eğitim alsınlar. Ya da Arap Alevilerine gidiyorsunuz, Adana'ya gidiyorsunuz; onlar da ikinci bir dil olarak Arapça öğrenmeye yine devam etsinler. Lazca da öğrenilsin. Yani farklı diller bu ülkeyi zenginleştiren, bizi güzelleştiren şeyler. Çok renkliyiz ve bir arada çok güzeliz; çok dillilikle, çok kültürlülükle güzeliz. Bizi güzel yapan şey bu. Çocuğa İngilizce, İspanyolca ders veriliyor ama bu diller de öğrenilebilir. Bizim çocuklarımızın da hayatına entegre edilmesi gereken diller bunlar.”

‘DEMOKRASİYLE İLGİLİ ADIMLARI KONUŞMALIYIZ'

Silahların susmasına dair görüşlerini de açıklayan grup üyeleri, can kayıplarının olmamasından memnun ancak iktidarın somut adımlar atmamasına tepkili:

“AKP güven vermiyor. Barışın gelmesi için ilk önce demokrasinin, hakkın ve hukukun gelmesi gerekiyor. Adaletin olması gerekiyor ki barış olsun. Hâlâ silahların susmasını konuşuyoruz. Demokrasiyle ilgili adımları konuşmalıyız. Mesela Selahattin Demirtaş'ın özgür olmasını konuşmalıyız. Osman Kavala’nın özgür olmasını konuşmalıyız. Demirtaş’ın da o politik kitlenin de zulüm evlerinden, hapishanelerden çıkması gerekiyor. Ama kimse bu konuları daha fazla tartışmıyor. Yıllarca kanlar döküldü, analar, babalar ağladı, çocuklar yok oldu, perişan oldular. Bunların artık olmaması çok güzel bir şey. Buna çok seviniyoruz. Çünkü bir evlat gittiği zaman, toprağın altına girdiği zaman bir daha dönüşü yok bunun. O kadar emek veriyorsunuz ve bunlar bir daha dönmeyecek. Binlerce insanımız öldü Anadolu'dan, Mezopotamya'dan. Evet, silahlar sustu ama zihninden çok korktukları bir adamı hâlâ maalesef hapishanede tutarak onu da onu seven insanları da bence bu barışın parçası yapamazsınız.”

‘HAKLAR TANINIRSA BARIŞ KALICI OLUR’

Eşitlikçi, herkesin hakkını ve hukukunu tanıyan bir sistemin çözüm olabileceğini dile getiren BaBa Zula ekibi, şu mesajları da verdi:

“Sanatçılar olarak biz elbette barışın dilini kurmaya, birleştirici olmaya gayret ediyoruz. Ama gücü elinde tutanlar hukuku bir sopa gibi kullanmaya devam ettiği sürece toplumsal güveni inşa edemezsiniz. Bu yüzden öncelikle adaletin her kesim için tecelli etmesi şart.

Zaten toplumsal barış dediğimiz şey yukarıdan aşağıya verilen bir taviz ya da siyasi bir lütuf değildir. İnsanların temel haklarıyla, ana dilleriyle, kültürleriyle ve adil bir hukuk düzeni içinde özgürce yaşayabilmesidir. Bu sağlandığı zaman barış kendiliğinden toplumsallaşır ve kalıcı olur.”

Kayyum gasplarına da tepki gösteren müzisyenler, “Seçim yapmasınlar o zaman! Niye seçim yapıyorlar? Madem kayyum atayacak. Mardin’de de Diyarbakır’da da başka yerde de böyle oluyor. Biz barış yanlısıyız ama ilk ihtiyacımız olan şey adalet” vurgusunda bulundu.

Adaletin barış gibi toplumsal çürümeye de çare olabileceğini söyleyen BaBa Zula ekibi, şunlara dikkat çekti: “13 yaşında elinde pompalı tüfekle okula giden kız çocuğu var. Kadın cinayetleri var. Bunları durduramıyoruz. Hâlâ İstanbul Sözleşmesi tartışıyoruz. Yani bizim kanayan yaralarımız bunlar. Bizim bunları derin bir şekilde iyileştirmemiz lazım ve bu da ancak adaletle, hukukla olur. O adamlara kocandır, yapar, seni döver de sever de dersen, sonucu bu olur. Takım elbise giyiyor, gidiyor mahkemeden ceza indirimi alıyor. Namus cinayeti, diyor ve aklanıyor.”