Sürecin özel ve psikolojik propaganda savaşı

Bugün propagandanın yüksek etkileme gücünü daha derinlemesine kullanmaya çalışan özel savaş ve psikolojik savaş medyası, İmralı’daki gelişmeleri çarpıtarak toplumu etkilemeye yönelik bir yayın politikası izliyor.

öZEL VE PSİKOLOJİK SAVAŞ

Son iki yıldır, tabiri caizse, kanın kılcal damarlara damla damla aktığı bir şekilde devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci ekseninde yürütülen diyalog ve müzakere süreci kritik bir eşikte. Süreç bir türbülansta olduğu izlenimi verirken belirsizlik ikliminin bu kadar derin bir hal alması toplumda güveni zayıflatıyor.

Diğer yandan, Devlet Bahçeli’nin MHP Grup Toplantısı’nda yaptığı seçim gündemli açıklamaları, öyle anlaşılıyor ki süreci seçime yayan bir politika izlendiğini gösteriyor. Gelişmeler böyle seyrederken sürecin yavaş ilerlemesi ya da uzaması, sürece müdahale edecek çevrelerin genişlemesi demektir. Aynı zamanda bu, süreç karşıtlarının homurdanmalarına ve iktidar medyasının saldırı diline de zemin sunuyor.

Halklar Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik süreç karşıtı faşist, milliyetçi ve rantçı çevrelerin saldırılarının yanı sıra iktidar medyasının zehirli diliyle servis ettiği dezenformasyona dayalı haberler ve saldırgan üslup da barışa karşı savaş isteyen norm dışı güçlerle aynı noktada duruyor. Temel amaç, halkta ve demokrasi güçlerinde teslimiyet ve yılgınlık psikolojisi yaratmak.

Dünya tarihinde, yeryüzünü sarsan büyük propagandalar gerçekleşmiştir. Bunlar da kendilerini belirli kaynaklara dayandırmıştır.

Siyasi iktidar, politikasını Hitler’in propaganda bakanı Goebbels’e öykünerek ve onun yöntemlerini kullanarak yürütüyor. İktidara bağlı özel savaş medyası da Hitler’in propagandacısına atfedilen “Bana vicdansız bir medya verin, tüm toplumu örgütleyeyim ve aparat haline getireyim” sözü doğrultusunda, Nasyonal Sosyalizmin çizgisine göre hareket ediyor.

İktidar medyasının ve trollerinin yanı sıra yerel milliyetçi ve işbirlikçi çevrelerin de bu süreçte belirli bir ideolojik konsept doğrultusunda yürüttüğü saldırıların yalnızca iktidarın tek başına gerçekleştirdiği bir faaliyet olmadığını bilmek gerekiyor. Böylesi bir süreçte sistematik saldırıların devreye girmesi, derin savaş baronlarının ve rantçı lobilerin yaşam alanlarının daraltılmasıyla bağlantılı görünüyor. Bu çevrelerin hezeyanları, büyük sermaye ve vurgun düzeninin sürmesi için savaşın devamını savunmaktan başka bir anlam taşımıyor. Bu nedenle saldırılarını en çok dijital platformlar ve televizyonlar üzerinden yürütüyor, savaş propagandası aracılığıyla meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

Bir yandan doğruların ve hakikatin dilini temsil eden, toplumsal gerçekliğin demokratik karakterini açığa çıkarmayı amaçlayan özgür basın, diğer yandan hakim ve egemen güçlerin temsilciliğini üstlenerek yaygın propaganda yoluyla toplumu etki altına almaya, psikolojik savaş kapsamında daha kalıcı ve köklü sonuçlar elde etmeye çalışan havuz medyası var. İki taraf arasında ideolojik ve politik bir mücadele yürütülüyor. Bir tarafta savaştan nemalananlar, diğer tarafta ise barışçı söylemde ısrar edenler.

Türk devleti, toplumun gerçeğe dayalı haber yapan özgür basını takip etmesini engellemek amacıyla sansür ve yasaklama politikalarını defalarca devreye soktu. Son iki haftada ise özgür basın siteleri ve ilgili hesaplar da dahil olmak üzere, “milli güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle dijital medyada yüzlerce hesap ya engellendi ya da kapatıldı.

Türkiye’de kurumsallaşmış ırkçılık, cinsiyetçilik ve yolsuzluk giderek derinleşiyor. Hükümetin ve siyasi iktidarın, ahlaki değerlerini yitirmiş çevrelere ve rantçı lobilerine karşı durması gerekirken barış gazeteciliği yapan, süreci toplumsallaştırmaya çalışan özgür basın mecralarını hedef alması dikkat çekiyor.

Bugün iktidar medyasının ne yaptığını ve özel savaş kapsamında psikolojik propagandanın neden bu kadar etkili kullanıldığını anlamak için propaganda ve ajitasyon kavramlarının ne anlama geldiğine bakalım.

Bilindiği gibi, günümüzde propaganda ve ajitasyon faaliyetlerinin önemi bir hayli arttı. Propaganda ve ajitasyon faaliyetleri denildiğinde akla doğal olarak basın ve yayın çalışmaları geliyor. Bu çalışmalar, öncelikle belirli bir program dahilinde yürütülür ve bir düşüncenin yaygınlaştırılmasını hedefler. Amaç, salt konuşmak değildir. Asıl amaç, bilinçli ve sistematik bir çabayla belirli bir düşünceyi hayata geçirmektir. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz: Toplumun duyguları, bilinci, algısı ve psikolojisi medya aracılığıyla yönlendiriliyor.

Toplumun yaşamını ruhsal ve düşünsel açıdan etkilemek için öncelikle insanların duygularına ve bilincine hitap ediliyor. 21. yüzyıl düşünürlerinden Karl Popper’a atfedilen, “İnsanların yüzde 90’ı duygularıyla, yüzde 10’u ise bilinciyle hareket eder” sözü de bu bağlamda kullanılıyor. Bu da insanların ve toplumların psikolojilerine ve duygularına hitap edilmesinin, toplumsal yaşamın yeniden şekillendirilmesinde propaganda ve ajitasyona önemli bir rol kazandırdığını ortaya koyuyor.

Propaganda, ideolojiyle bağlantılı olarak belirli bir hedef doğrultusunda geliştirilir. Hedef belirlenirken ideolojinin gerekleri ve toplumun talepleri dikkate alınır. Barışçıl ve çözüm süreçlerinde legal propaganda ve örgütlenmeler öne çıkarken savaş ve çatışma ortamlarında illegal propaganda ve örgütlenmeler ön plana çıkabilir.

Ajitasyon ise propagandayı etkileme, güçlendirme ve uygulamada sonuç alma amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Propaganda kadar geniş bir alana ve zamana yayılmayabilir. Daha çok, kitleleri kısa sürede etkilemeyi ve demokratik hak arayışları ile eylemler çerçevesinde harekete geçirmeyi hedefler. Ajitasyon faaliyetini yürüten kişinin kullandığı yöntemler planlı ve bilinçlidir.

Bugün propagandanın yüksek etkileme gücünü daha derinlemesine kullanmaya çalışan özel savaş ve psikolojik savaş medyası, İmralı’daki gelişmeleri çarpıtarak toplumu etkilemeye yönelik bir yayın politikası izliyor. Türk devleti, on yıllardır Halklar Önderi Abdullah Öcalan ve Özgürlük Hareketi üzerinden oluşturduğu imajın yıkılmasını istemiyor ve bu nedenle Halklar Önderi’nin sesinin topluma ulaşmasının önüne geçiyor. Halklar Önderi Abdullah Öcalan’a karşı yürütülen psikolojik propaganda savaşının etkisini sürdürmek için gazetecilerin, televizyonların, akademisyenlerin ya da herhangi bir mecranın kendisiyle görüşme talebini engelliyor.

Dolayısıyla siyasi iktidarın özel savaş medyası, psikolojik propaganda savaşını çok sistemli, hesaplı, derinlikli ve yoğun bir şekilde yürütüyor.

Halklar Önderi Abdullah Öcalan’ın 1993 yılından itibaren Kürt sorununda siyasi çözüm ve barış için yürüttüğü mücadeleye devlet tarafından her defasında savaşla karşılık verildiği biliniyor. Bundan dolayı devlet ve hükümet, Halklar Önderi Abdullah Öcalan’ın Türkiye’de yaşayan tüm halklara, toplumlara ve insanlara hitap etmesinin önüne geçmeye devam ediyor. Buradan da anlaşılıyor ki devlet ve hükümet, özel ve psikolojik savaş aygıtlarını devreye sokarak trollerine ve süreç karşıtı çevrelere sınırsız bir hareket alanı tanıyor.

Peki, tüm bu propaganda ve saldırılar karşısında Özgür Basın ne yapmalı?

Özgür Basın geleneğinin uzun yıllara dayanan bir geçmişi var. Her türlü zorlu badireden geçmesine rağmen susturulamayan ve her türlü yönelim ve saldırıya karşı bir propaganda gücü olduğu biliniyor. Bu özelliğini ideolojik netliğinden alırken temsil ettiği mirasın güçlü geleneğini de koruyor.

Günümüzde sistematik saldırıların çok çeşitli biçimlerine karşı etkili bir propaganda yürütmek için zayıflıkları tespit edip gidermek gerekiyor. Propaganda faaliyetlerinde daha yetkin bir yayıncılık yapmak için propagandanın toplumsal örgütlenmeyle olan bağını iyi anlamak gerekiyor. Propagandanın gücü zayıflarsa toplum, başkaları tarafından yönlendirilebilir bir konuma gelir.

Siyasi iktidarın yönetim sorunlarından ve içine girdiği krizlerden kaynaklanan ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlar, iktidar medyasının algıları çarpıtan ve toplumu doğrulardan uzaklaştıran propagandasıyla daha da derinleşiyor. Dolayısıyla Özgür Basın’ın gelinen aşamada inşacı bir rol üstlenmesi; iktidar odaklarının toplumu yönlendirme politikalarına karşı kadın, gençlik ve ekoloji çalışmalarını birincil görev olarak görmesi kaçınılmazdır.

Yapılacak haberlerden toplum psikolojisine yön vermeye kadar uzanan geniş bir alanda, toplumu bilinçlendiren, eğiten ve örgütleyen inşacı bir yayıncılığa ihtiyaç var. Özgür Basın’ın, iktidar medyasının toplum üzerinde yürüttüğü özel ve psikolojik propaganda savaşının uygulamalarını net bir şekilde görmesi gerekiyor.

Dahası, toplumun geniş kesimlerini Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dahil etmek ve süreci sahiplenmelerini sağlamak, Özgür Basın’ın ve barış gazeteciliğinin önemli sorumluluklarından biridir. Süreci toplumsallaştırma sorumluluğu giderek artarken bu sorumluluğu barış gazeteciliği yapan Özgür Basın üstlenmiş durumda. Bu nedenle faşist, milliyetçi ve süreç karşıtı çevrelerin saldırılarına karşı da duyarlı olmak gerekiyor.

Dijital medya ortamlarında, özellikle Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin devam etmesinden duyulan rahatsızlıklar dikkat çekiyor. Bunun arkasında savaş ve rantçı lobilerin olduğu anlaşılıyor. Bu çevrelerin, Kürt ve Türk halklarını yeniden savaşa ve çatışmaya sürüklemeyi amaçladığı biliniyor. Kadın mücadelesine, ekolojiye ve varlığa yönelik saldırılar da devam ediyor.

Halklar Önderi Abdullah Öcalan’ın “kastik katil zihniyeti” olarak ifade ettiği anlayış, kendisini sistemleştirerek toplumu ve doğayı parçalıyor. Aynı zamanda toplumsal çürümeyi derinleştiren, doğada felaketlere yol açan, hastalıkların farklı biçimlerini ortaya çıkaran ve kadın varlığına yönelik saldırıları besleyen bir uygulama gücü olarak işlev görüyor. Bu saldırılar son derece ideolojik ve politik bir nitelik taşıyor.

Bu durumu bir bütünlük içinde ele almak ve Özgür Basın’ın direniş geleneğinin yarattığı ideolojik propaganda mücadelesiyle bu saldırıları boşa çıkarmaya devam etmek gerekiyor.