GÖRÜNTÜLÜ

Oruç: Uyuşturucuyla mücadelede esas olan, önleyici toplumsal hattı kurmak

Kürdistan kentlerinde uyuşturucu kullanımının çocuk ve gençleri hedef aldığını belirten Psikolog Recep Oruç, çözümün yalnızca bağımlıların tedavisine indirgenemeyeceğini vurgulayarak, “Bizim asıl meselemiz koruyucu ve önleyici bir hat çizebilmek” dedi.

RECEP ORUÇ

Kürdistan kentlerinde uyuşturucu kullanımı, çeteleşme ve toplumsal yozlaşmaya ilişkin kaygılar artıyor. Özellikle çocuk ve gençlerin hedef alınmasına dikkat çeken hak örgütleri, gençlerin toplumsal yaşamdan koparılmasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtiyor.

Kürdistan kentlerinde uyuşturucu kullanımı, çeteleşme ve toplumsal yozlaşmaya ilişkin kaygılar giderek büyürken özellikle çocuk ve gençlerin hedef alınmasına dikkat çekiliyor. Hak örgütleri, gençlik yapıları ve alanda çalışma yürüten kurumlar, uyuşturucunun yaygınlaşmasını “özel savaş politikaları” kapsamında değerlendirirken, gençlerin toplumsal yaşamdan koparılmasının ciddi sonuçlar yarattığını belirtiyor. Uyuşturucu kullanım yaşının giderek düşmesi ve madde ağlarının mahalle ve okul çevrelerine kadar ulaşması gençlerin geleceğine yönelik tehdidin boyutunu ortaya koyuyor.

Artan uyuşturucu kullanımı ve toplumda yarattığı olumsuz etkileri ‘Şiyar Be Uyuşturucuyla Mücadele Platformu’ aktivisti ve Psikolog Recep Oruç, ANF’ye değerlendirdi.

 

‘MADDE KULLANIMI TEK BİR NEDENE İNDİRGENEMEZ’

Uyuşturucu kullanımının uzun süredir kentlerin gündeminde olduğunu ancak son 5-6 yılda çok daha ağır bir boyuta ulaştığına dikkat çeken Oruç, şunları belirtti:

 “Açıkçası, bunu bir bütün olarak değerlendirmek lazım. Tek bir alana indirgediğimizde eksik kalmış oluruz. Eğer bütüncül yaklaşırsak çözüm süreçlerini de bütüncül inşa etmiş oluruz ya da o yolda ilerlemiş oluruz. Madde uzun bir süredir bu kentin gündeminde ama son 5-6 yıldır zirveye ulaşmış durumda. Bunu bütünlüklü değerlendirdiğimizde birçok etkenden söz edebiliriz. Okuldan, aileden, toplumsal çözülmeden ve sistemsel krizlerden bahsedebiliriz. Bunların her birini kendi içerisinde değerlendirmek gerekiyor.  Özel savaş politikaları elbette bir etkendir ama tek etken değildir.

Şunu çok net biliyoruz: Madde, toplumsal çözülmenin yaşandığı, merakın ve kimlik arayışının öne çıktığı alanlarda kendisine daha rahat yer bulabiliyor. Bunu bilen sistemler de bu alanlara yöneliyor. Yüzde yüz budur diyemeyiz ancak bütün etkenlerin kendi içerisinde bir karşılığı var. Toplumun ve sistemin bu kadar çözüldüğü, ekonomik krizin yoğunlaştığı bir yerde, modernitenin getirdiği bireyselleşmeyle birlikte madde kullanımının kendisine alan açması anlaşılır hale geliyor.”

‘ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI TOPLUMSAL BİLİNÇ GÜÇLENDİRİLMELİ’

Uyuşturucu sorununun yalnızca sistemsel krizlerle açıklanmasının toplumun kendi sorumluluğunu geri plana itme tehlikesi taşıdığını belirten Oruç, özel savaş politikalarına karşı toplumsal bir duruş geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Sorunun kaynağına ilişkin tespitlerin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Oruç, bu tespitlerin somut mücadele yöntemlerine dönüştürülmesinin önemine işaret etti:

“Eğer bunu sadece sistemsel bir krize indirgersek kendi üzerimize düşen sorumluluğu eksik görmüş oluruz. Uzun zamandır bu mücadelenin içerisinde kendimizi ifade ediyoruz. Sistemsel bir mücadele varsa sistemsel bir karşı duruş da sergilemek gerekiyor. Ancak özel savaş politikalarının karşısına toplumu koyamazsak bu politikalar toplumsal bilinci çok daha fazla parçalayacaktır. Bu nedenle inşa noktasını topluma indirgemek, toplumsal mücadeleyi güçlendirmek gerekiyor.

Son yıllarda en büyük handikaplarımızdan biri kavramların içini boşaltmamız. Kavramları konuşuyoruz ama orada bırakıyoruz, bir çözüm üretmiyoruz. Oysa bir sorunu konuştuğumuzda, o acıyı hissettiğimizde bunun önüne geçebilmek için de çaba içerisinde olmamız gerekiyor. Kendimizi ifade ettiğimizde görevimiz bitmiyor. Bir devamlılık esas olmalı. Çözüm üzerinden bir yol ve yöntem tartışmamız gerekiyor.”

‘HER ÇOCUĞUN BİR HİKAYESİ VAR’

Uyuşturucu ve çeteleşme sorununa yaklaşırken çocukların yalnızca istatistiklere indirgenmemesi gerektiğini vurgulayan Oruç, şöyle konuştu:

“İnsanı ve toplumu bütünlüklü düşünmek, insanı istatistiklerden çıkarmak gerekiyor. Çünkü bunların hepsinin bir hikayesi var. O hikayeleri bilmeden bir inşa gerçekleştiremeyiz. Hepimizin bildiği gibi 7, 8 ve 9 yaş, çocukların en meraklı olduğu dönemlerden biri. O merak nereye yönlendirilirse çocuk oraya doğru evrilebilir. Tehlike de burada ortaya çıkıyor. Sistem, çocuğun dikkatini nereye çekeceğini çok iyi biliyor. Bugün 8 yaşında olan bir çocuk, 15-20 yıl sonra bir genç olacak ya da geleceğin bir kuşağını temsil edecek. Biz kuşak kaybettikçe aslında geleceğimizi de kaybediyoruz.

Bir çocuğu ya da çeteleşmeye yönelmiş bir genci geleceksiz bıraktığınızda onu farklı alanlara yönlendirmek, çeteleşmenin içine çekmek daha kolay hale geliyor. Bu nedenle çocukların hangi koşullarda büyüdüğüne ve hangi toplumsal ilişkiler içerisinde yetiştiğine dikkat etmemiz gerekiyor. Merak dolu, henüz soyut düşünen bir çocuğu o dönemde birçok alana yönlendirebilirsiniz. Aynı çocuğu bir bilim insanı da yapabilirsiniz, bir çete üyesi de. Bizim bugün en büyük handikaplarımızdan biri, bir kuşağın çeteleşmeye doğru sürüklenmesidir. Bu hepimiz açısından yaralayıcıdır.

Bu nedenle çocukların ve gençlerin geleceğini korumak, toplumsal bir sorumluluk olarak ele alınmalıdır.”

‘ASIL HEDEF BAĞIMLI ADAYLARINI KORUMAK OLMALI’

Uyuşturucuyla mücadelede bağımlı hale gelmiş kişilerin yanı sıra henüz madde kullanmaya başlamamış çocuk ve gençlerin de odağa alınması gerektiğini belirten Oruç, şunları söyledi:

“Temel motivasyonumuz şu olmalı: Bizim hedefimize koyacağımız kişiler bağımlılar mı, yoksa bağımlı adayları mı? İkisi de önemli ancak öncelikle bağımlı adaylarına odaklanmalıyız. Çünkü hepimiz birer adayız. Üç yaşındaki çocuktan altmış yaşındaki insana kadar herkes farklı koşullarda risk altında olabilir. Bunun önüne nasıl geçeceğimizi tartışmamız gerekiyor. Eğer bu duruşu inşa edemezsek geleceğimizi bir noktada ipotek altına almış, geleceğimizi karanlığa sürüklemiş oluruz.

İki hat kurmak gerekiyor. Birincisi, bağımlılarla nasıl bir yol izleyeceğimizdir. Bu önemli, gerekli ve değerli bir çalışma. Ancak toplumsal mücadele hattını aynı zamanda insanların maddeye yönelmesini nasıl önleyebileceğimiz üzerinden kurmalıyız. Çünkü esas meselemiz budur. Eğer bu süreci durduramazsak sayı çoğalacak. Mücadele hattını kurmazsak her gün daha fazla insan bu riskin içerisine girecek.”

‘TEDAVİ TEK BAŞINA ÇÖZÜM DEĞİL’

Tedavi sonrasında yeniden madde kullanımının önüne geçilmesi için toplumsal destek mekanizmalarının önemine dikkat çekten Oruç, “Bizim asli görevimiz yalnızca tedavi etmek değildir. Tedavi meselesine çok üstten bakmak da doğru değil. Çünkü bu alanda gerekli argümanlarımız ve yeterliliklerimiz her zaman bulunmuyor. Sadece tedavi ederek de bu sorunun üstesinden gelemeyiz. Bilimsel veriler üzerinden konuştuğumuzda, tedaviye başvuran 100 kişiden yalnızca 3 ila 5 kişinin tamamen madde kullanımından uzaklaşabildiğini ifade edebiliriz. Diğer kişilerde yeniden kullanma ihtimali olabiliyor. Bu nedenle esas meselemiz, bütünlüklü bir koruyucu ve önleyici hat oluşturabilmektir” dedi.

‘MÜCADELE HERKESİN ORTAK SORUMLULUĞU’

Toplumun bütün kesimlerinin bu süreçte sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Recep Oruç, sözlerini şöyle tamamladı:

“Toplumsal bir varlık olduğumuz için öncelikle hepimize görev düşüyor. Bir gazeteci olarak yaşananları kamuoyuna yansıtmak sizin göreviniz. Yerel yönetimlerin görevi, koruyucu tedbirleri artırmak. Bir anne ve babanın çocuğuyla temas kurabilmesi, onunla sağlıklı bir ilişki geliştirebilmesi de ailenin sorumluluğunda. Toplumun her zerresinde, bu toplumun içerisinde yaşayan herkese iş düşüyor. Bu, aynı zamanda toplumsal bir mücadeledir ve soruna toplumsal yaklaşmak gerekiyor.

Bu kentte yaşayan, burada nefes alan her insanın çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin madde kullanımına yönelmemesi için bir yol ve yöntem tartışması yürütmesi gerekiyor. Bize de yerel yönetimlere de demokratik kitle örgütlerine de görev düşüyor. En büyük sorumluluk alanlarından biri belediyelerdir. Çünkü yaşam alanlarımızı inşa eden, yöneten ve yönlendiren alanlardan biri yerel yönetimlerdir. Buradan yaklaşmak gerekiyor. Bu yükü herkesin paylaşması lazım.

Uyuşturucuyla mücadele, toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla yürütülmesi gereken ortak bir mücadeledir.”