GÖRÜNTÜLÜ

Yaşadığımız sürece Rıza’nın yarattığı değerlere bağlı kalacağız

PKK’nin önder kadrolarından Rıza Altun’u şehadetinin 6. yılında anan mücadele arkadaşı Metin Aslan, “Yaşadığımız sürece Rıza'ya, Rıza'nın anısına, onu yarattığı değerlere, onun yoldaşlığına bağlılığımda asla bir sarsılma olmayacaktır” dedi.

PKK’nin kurucu önderlerinden Rıza Altun, Türk devletinin saldırısı sonucu 25 Eylül 2019 yılında şehit düştü. Şehit Rıza Altun’u şehadetinin 6. yılında anan mücadele arkadaşı Metin Aslan, Rıza Altun’un yaşamı boyunca cesur, korkusuz ve gözü pek bir devrimci olduğunu belirtti. 

Önder Apo’nun Rıza Altun’dan ‘Gerçek bir PKK’li’ diye bahsettiğini vurgulayan Aslan, “Rıza Önderliğin güvendiği arkadaşlardan biriydi. Rıza Altun’un kaybı gerçekten bu dönem açısından çok daha acı verici. Çünkü bu süreçte en iyi çalışmayı yürütebilecek, en etkili olabilecek, çalışmaya öncülük edebilecek bir kişilikti. Sadece hareket açısından değil, hareketin çıkarları açısından da değil, genel olarak halklarımızın çıkarı açısından da çok önemli bir kişilik yitirildi” diye konuştu. 

Mücadele arkadaşı Metin Aslan şehit Rıza Altun’un yaşamına ve mücadelesine ilişkin şunları anlattı:

“Rıza Altun arkadaşla bizim tanışıklığımız, tanışmamız 9-10 yaşlarındayken başladı. Başlangıçta çok iyi bir giriş olmadı bu. Aile yeni taşınmıştı amcamın evine, gece konduydu. İki oda bir sofa dediğimiz, önünde de kömürlükler olan, alçak kömürlükler olan bir gecekonduydu. Giyim, kuşamları bizden farklıydı. Çevremizdeki insanlardan farklıydı. Kürt oldukları söyleniyordu. Mahallenin çocukları, bizim yaşlarımızdaki çocuklar onlara takılıyorlardı. Kıllı Kürt, kuyruklu Kürt biçiminde takılıyorlardı. Hatice ananın bizi kovaladığını çok iyi hatırlıyorum. Kısa zaman sürdü, bu çok fazla sürmedi. Annelerimiz, özellikle annem bizi uyardı. Dedi onlar bizdendir, bizdendir derken kastettiği Alevi'dir.“Arkadaşlarına da söyle yapmasın, ayıptır” dediğini hatırlıyorum. 

ÇOCUKKEN ÇALIŞIP KAZANDIĞIMIZ PARAYLA YILMAZ GÜNEY FİLMLERİNE GİDERDİK

Telli yengem de bizi uyardı. Ali amcamın eşi. O da uyardı çünkü Telli Yengem kendisi de Kürt’tü. Bizim komşu köyümüz olan Elkondu’dandı. “Onlar bizdendir. Yapma, engelle bu çocukları” biçiminde nasihatini hatırlıyorum. Ondan sonra ben engelledim. Ben engellemeye çalıştım daha doğrusu. Kısa zamanda bu engellendi zaten. Benim yaşımdaki çocuklar üzerinde biraz etkim de vardı. Mahallede ilişkilerimiz, sosyal ilişkilerimiz çok canlıydı. Çocuklar arası ilişki zaten çok hiperaktif ya da aktifti. Kısa zamanda biz aileyle bağ kurabildik. Rıza üzerinden kurabildik. Rıza bizlerle bağ kurunca aileyle aradaki bütün buzlar eridi. Hepimiz değilse de çoğumuz bu eve girip çıkmaya başladık. Oturup oynamaya başladık. Rıza bütün mahallenin, bizim sokağın çocuklarıyla bağ kurdu. Hepimiz de dost arkadaş oldu. Kısa zamanda kaynaştık. 

O kadar ilişkilerimiz ileriye gitti ki biz okullar tatile girdiğinde birlikte Ankara'daki sebze haline giderdik. Mamak istasyonundan trene biner. Ankara Garı’na giderdik. Hemen garın arkası haldi. Oradan nohut getirip satardık. Bazen domates getirip satardık. Bazen salatalık getirip satardık. Çünkü o zaman Salı pazarı vardı. Salı’dan haftadan haftaya sebzeyle buluşma ya da sebzeye ulaşma şansı olurdu mahallenin. Arada bir çerçiler de gezerdi. Bu at arabasıyla ya da el arabasıyla. Ama biz daha ucuza şey yaptığımız için getirdiğimiz şeyleri çabuk satardık. Yani daha çocuk yaşta kendi harçlık sorumuzu kendimiz çözebiliyorduk. Kazandığımız parayı ne yapardık? Kazandığımız parayı da yazın Tuzluçayır’ın açık hava sineması vardı. Oraya giderdik. Daha çok Yılmaz Güney filmleri olduğu zaman hiç kaçırmazdık. Kazancımız biraz daha çok olunca Ankara dört yoldaki Melek sinemasına, İnci sinemasına falan giderdik. İyi filmler, güzel filmler gelmişse oraya giderdik. Bizi çeken daha çok Yılmaz Güney tarzı filmlerdi. Bazen kovboy filmlerine gittiğimiz de olurdu. Severdik yani. Sinemayı severdik.

DENİZLER İDAM EDİLDİĞİNDE RIZA ÇOK ETKİLENDİ

İlerleyen yaşlarda tabi bu şeyler değişti. Ama aynı yerlerde buluşmalar devam etti. Rıza'nın ailesi Ankara'nın genel umumi çöplüğünün bulunduğu Natoyolu’nda daha sonra 70'li yılların başında işte 72 falan gibi 72-73 gibi bir gecekondu yaptılar. Oraya taşındılar. Taşındıktan sonra fazla görüşemedik. Ama arada bir görüyorduk birbirimizi. Kahvede görüyorduk. Yani biraz büyüdükten sonra 16-17 yaşından sonra kahvelerde görmeye başladık birbirimizi. Rıza okulu erken bıraktı. Okulu hiç sevmedi. Ben de sevmiyordum okulu. Özellikle okumayı ve çarpım tablosunu öğrendikten sonra okul benim için bütün cazibesini yitirdi yani. Ben de okula gitmeyi sevmezdim. Ama işte genel herkes gittiği için aile baskısı ile giderdik. Ama ilgilerimiz çok farklı yerlerdeydi. Biz işte 16-17 yaşındayken Devrimci Gençlik Hareketi yükselmeye başlamıştı. Çevremiz devrimci aydın öğrencilerle doluydu. 

Mesela benim kuzenlerim bazıları Fen Fakültesi'nde, bazıları Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde, bazıları işte Gazi'de, bazıları Ankara Hukuk'ta okuyorlardı. Bunlar üzerinden bir elektrikçi Müslüm amca vardı. Babamın yeğeniydi, kuzenimizdi yani. İşçiydi, bobinciydi, elektrik ustasıydı. O çok ilgiliydi siyasetle, siyasal gelişmelerle. Bizi de kuşatmıştı. Dolayısıyla meclisteki kavgalar, Çetin Altan'ın yediği dayaklar, bütün bunlar çocukluğumuzda, gençliğimizin ilk başlarında bizim ilgi alanımızdı, tartışma, sohbet konularımızdı. Denizler yakalanıp idam edildiği zaman bütün mahalleye hüzün çökmüştü. Rıza da çok etkilenmişti, hepimiz etkilenmiştik. Çok zorumuza gitmişti, ağırımıza gitmişti. 1973 ilk 6 Mayıs’ında Ankara Ulus'ta Mustafa Kemal'in büstünün önünde korsan miting düzenlendi. Biz buraya gittik, katıldık bu korsan mitinge. Kimden öğrendik? Çevremizdeki bu öğrenci akrabalarımızdan öğrenmiştik. Gittik katıldık, amcamın oğlu yakalandı İsmail. Rıza yakalanmadı, ben yakalanmadım. İlgiliydik, duyarlıydık. O yaşta o duyarlılığı kazanmıştık. Daha sonraki yıllarda arayışlarımız devam etti.

Tuzluçayır'da dernekler kurulmaya başlandı. Tuzluçayır Halk Kültür Derneği, Tuzluçayır ve Havalisi'ni Güzelleştirme Derneği gibi dernekler kurulmaya başladı. Buralara gidip gelmeye başladık. Rıza yine mahalleden taşındı Ege Mahallesi, umumi çöplüğün olduğu yerde. Arsa da ucuz olduğu için orada bir gecekondu, durumları da iyi değildi. Oraya taşındılar. Ama dediğim gibi ilişkilerimiz devam etti, görüşmelerimiz devam ediyordu. 1975'te Kemal Pir, isteğimizi, talebimiz, arayışımız sonucu mahallemize geldi. Biz istedik kendisini. Böyle bir talebimiz vardı. Çünkü bütün düşünceler bize doğru geliyordu. Bütün muhalif düşünceler, devrimci düşünceler bize doğru geliyordu. Ama bir sürü örgüt vardı, bir sürü farklı dergi vardı. İçinden bir tanesi doğru olabilir ya da doğruya yakın olabilir. Hepsi doğrulamaz mantığıyla dedik biz bu bilimsel sosyalizmi öğrenelim, ondan sonra kendi yolumuzu kendimiz çizelim. Ama bu dönemde tabii gönlümüzdeki aslanlar belliydi. 

RIZA SÜREKLİ TUZLUÇAYIR’DAYDI

Mahir Çayan'ın tutkusu ya da yakınlığı yine benim herhalde kuzenlerimden, büyük kuzenlerimden, üniversitede okuyan dayımdan, üniversitede okuyan kuzenlerimden geçmeydi. Mahir Çayan bana daha sıcak, daha yakın geliyordu. Tabii Deniz’leri de çok seviyorduk. Çok saygılıydık, çok bağlıydık. Hatta onun yüzünden okulda kavga etmişliğimiz de vardı. Laf edenleri dövmek gibi, hakaret edenlere Deniz’ler idam edildikten sonra hakaret edenlerle kavga etmek gerekiyordu. Rıza daha çok Deniz Gezmiş hareketine, Hüseyin İnan hareketine daha çok ilgiliydi. Bu nedenle o çevreyle de bağlantısı vardı. Topal Turan vardı. Onun çevresinde böyle insanlar vardı.

Oraya gidip gelmeye başladık. Oradaki tartışmalara katılmaya başladık. Ama kendi mahallemizde de tartışmalarımız oluyordu sürekli. Ben o yıllarda Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin yurdunda işe başlamıştım. Rıza'yla nadiren görüşüyorduk. Ara sıra yan yana geliyorduk o 1974 sürecinde. Kemal Pir geldikten sonra eğitimlere başladık. Rıza Altun da eğitimlere katılıyordu. Bizim Ali Doğan Yıldırım, daha çok bir arkadaşlığını yaptığımız, ortak arkadaş, etrafında toplandığımız arkadaştı. Ali Doğan Yıldırım'ın çok özgün özellikleri, güçlü özellikleri vardı. Çok güçlü bir hitabı vardı. Şair özellikleri vardı. Güzel saz çalardı, devrimciydi. Örnek duruşu olan çevremizdeki arkadaşlardan bir tanesiydi. Daha çok onunla dostluğumuz, arkadaşlığımız vardı. Birbirimizin evindeydik sürekli gider gelirdik.

Rıza uzaklaşmıştı, Natoyolu’ndan taşınmıştı ama aşağı inerdi. Çünkü oradaki yeni yerleşim yeri çok serpikti. Seyrek evler vardı, birbirinden çok uzak evler. Bir mahalle konumuna bile daha gelmemişti. Dağınık biçimde evler vardı. Ve Rıza Altun'un orada bir çevre edinmesi çok mümkün değildi. Çünkü fazla kimse, insan yoktu. Bir kahvesi bile yoktu mesela. Bir kıraathanesi bile yoktu. Oturup çay içebileceğin, tavla oynayabileceğin bir yer bile yoktu. Onun için aşağı inerdi sürekli. Tuzlu Çayır’daydı. 75 yılının baharından 76 yılının ilkbaharına kadar, Şubat-Mart-Nisan ayına kadar bizim eğitim çalışmamız, Kemal'in katıldığı, bize eğitim verdiği çalışma süreci devam etti. Rıza düzenli olarak gelmezdi. Bu süre içinde Rıza zaten daha çalışırdı. Komilik, garsonluk falan yapıyordu. İşte Gençlik Parkı'ndaki aile gazinosunda garsonluk, komilik falan yapıyordu. İş hayatına atıldığı için ya da çalışma hayatına girdiği için çok fazla da sık görüşemiyorduk zaten. 

BİRLEŞTİRİCİ, TOPARLAYICI, ÖRGÜTLEYİCİ ÖZELLİĞİ ÇOK GÜÇLÜYDÜ

1976'nın Temmuz'uydu sanki. Ali Doğan Yıldırım kazayla hayatını yitirdi. Rıza o zaman Ankara'da değildi. Dayısının yanına gitmişti. Kayseri'ye gitmişti. Ama kim haber verdiyse o gece, olay olduğu gün gündüz ulaşamadı ama diğer gün gece ulaştı. Daha sonra Ali Doğan Yıldırım'dan sonra Ankara'da sorumluluğu, yani hareketin sorumluluğunu, grubun sorumluluğunu Rıza Altun yürüttü. Çocukluğundan beri çok göze çarpan temel özelliği şuydu; yani insanları etrafında toplayabiliyordu. Birleştirici, toparlayıcı, örgütleyici özelliği çok güçlüydü, çok zekiydi. Yani pratik zekası muazzamdı. Hızlı düşünen, hızlı karar veren, hızlı inisiyatif alan, yani yerinde tavır alan biriydi. 

Biz Kemal Pir'le eğitim yaptığımız dönemlerde eylemlere de çıkardık. Rıza Altun da bu eylemlerin içinde her zaman vardı. Hatta Kemal Pir bazen onu kendisiyle beraber götürürdü bazı eylemlere. Özel olarak götürürdü. Mesela 1975 senato 3'te 1 yenileme seçimleriydi sanki ara seçim gibi bir şeydi. O zaman partilerin propaganda çalışmaları vardı. Kahvelerde gelip şey yaparlardı. Gündüzden duyururlardı. İşte falanca kahvede toplantımız var diye bu düzen partileri duyuru yaparlardı. Biz de akşam hep birlikte, Ali İhsan diye biri vardı; Kemal Pir'in öncülüğünde giderdik MHP, Adalet Partisi, MSP, hatta CHP'nin de mitinglerine giderdik. Halkı aldatmalarını, kendi siyasal çıkarlarını, kendi sınıfsal çıkarlarını halkın çıkarıymış gibi yansıtarak, halkın bilincini çarpıtmalarına ya da aldatmalarına izin vermemek adına bu toplantılarını sabote ederdik. Sorular sorarak, olmazsa kargaşa çıkartarak yapamazsınız, gelip bizim devrimcilerin olduğu yerde böyle gerici propagandalar yapamazsınız. Kendi düşüncenizi ya da kendi çıkarlarınızı burada örgütleyemezsiniz. Burada halkımızdan oy isteyemezsiniz. Biçiminde tavırlarımızla sabote ederdik. 

Rıza Altun etkili, aktif biriydi. O dönemde de çok etkili, aktifti. 1976 yılının sanırım, yanılmıyorsam, biz çevrede giderek etkili olmaya başladık. Grup olarak etkili olmaya başladık. Tuzluçayır'da en etkili grup Apocu gruptu. Okullarda faşistlere karşı çocukları, devrimci öğrencileri koruma görevini de otomatik olarak kendi sorumluluğumuz olarak, üstümüze düşen bir görev olarak gördüğümüz için faşistler o dönemde çok fazla saldırgandı. Kamplarda eğitilmişler, silahlandırılmışlar, komanda kamplarında devrimcilere, demokratlara yönelik yoğun saldırıların yaşanmaya başladığı dönemdi. Çevremizdeki okullardaki öğrencileri koruma sorumluluğuyla hareket ediyorduk. Sahip çıkmak, korumak önemliydi. Mamak Lisesi'nde o zaman birleşikti sanki ortaokul ve lise iç içeydi. Faşistlerin saldıracağına dair buraya dönük, çünkü devrimciler topluca çıkıp geliyordu. Faşistler de topluca çıkıp dağılıyordu okuldan. Ayrı ayrı çıkıyorlardı. Haber almıştık, faşistlerin saldırabileceğine ilişkin. Hatta Site yurdundan takviye geleceğini, dışarıdan onlara destek geleceğini duymuştuk. Sürekli gözümüz oradaydı.

RIZA’YI ANLAMAK İSTİYORSANIZ GENÇLİĞİNE BAKMANIZ GEREKİR

Bizim Hasan Şerik arkadaşların camekanlı bir holi vardı. Biz oradan her gün hemen hemen izliyorduk ne oluyor, ne olmuyor diye. Çünkü lisenin çıkışındaydı. Ama kısa bir mesafede Kayaşa giden yol virajında öğrenciler beliriyordu. Dağılan öğrenciler beliriyordu. Bir takip ettiğimiz günlerden bir gün, baktık Mamak İstasyonu'nda trenden inen, Banliyö treninden inen 60-70 kişilik, hatta 100'e yakın bir grup okula doğru gidiyor. Tren rayları üzerinden devrimci öğrencilerin geçeceği, yolu kesecekleri, kesmek için yöneldikleri belli. Ellerinde sopaları bile seçebiliyoruz oradan. Hemen Rıza inisiyatif aldı. Hemen müdahale edilmesi gerektiği üzerinde tartışılırken, Rıza ve şehit Doğan Kılıçkaya, bizden Çavuş diye bir tane Kurtuluşçu vardı. Onlardan da bir iki kişi olay yerine intikal etmek için 500 metrelik bir mesafe var. Ama yol yok, evlerin arasından giderek ulaşabilirler. Ucu ucuna zor yetiştiler. Faşistler taramaya başlamadan hemen önce müdahale ettiler. 

Engelleyemediler, çünkü silahlı saldırı düzenlemişlerdi faşistler. Geri kalanları da farklı biçimde döverek linç etme amaçlı gelen kalabalık bir gruptu. Rıza ve Doğan Kızlıçkaya sayesinde bunlar dağıtıldı. Hatta yaralananlar oldu, iki kişi yanılmıyorsam, yanlış hatırlamıyorsam, iki genç hayatını kaybetmişti. Bütün öğrenciler Mamak'a yürütüldü. Oradan Rıza bu inisiyatifi geliştirdi. Mamak İstasyonu ve çarşısına girilip oradaki faşistlerin kullandığı alanlar tahrip edildi. Yani bu bakımdan Rıza'yı anlamak istiyorsanız gençliğine bakmanız gerekir. Gözü pek cesur, kavgadan sakınmayan ama mantıklı olan, kaybedeceği yerde kavgaya girmeyen ama kazanma şansının olduğu yerde de asla fırsatı kaçırmayan bir özelliği başından beri vardı. Bizim şeyde de bunu görmüştük. 

Mesela biz Kemal Pir onlarla beraber bir gecenin afişini asıyorduk. Sanırım Petrol İş Gecesi miydi, PİM'in pahalılıkla mücadele eden bir gecesi miydi hatırlamıyorum. Onların afişini yapıyorduk. Önümüze polis arabası geldi ve bizi tuttu. Rıza bizim korumamızdı. Rıza müdahale etmedi. Şimdi o zamanki aklımızda da şey yaptık, öyle değerlendirdik. Müdahale etseydi bizi kurtarabilirdi. Tek tabancayla onların silahını da alabilirdik. Biz dokuz kişiydik yakalanan. Biz de enterne edebilirdik, üç polisi. Yani saldırarak enterne edebilirdik. Ama sonu ne olurdu? Sonu mahallenin ciddi bir baskına uğramasına, daha çok dikkat çekmesine, daha çok gözler üstüne çekmesine sebep olurdu. Hem genel mahalleyi, mahalledeki devrimcileri, devrimci çalışma yürütenleri de riske ederdi. Bizi de riske ederdi. Rıza Müdahale etmemişti. Mesela müdahale etse gerçekten de sonuç iyi olmazdı. Etmedi. 

Bunu şunun için anlatıyorum; yeri neresidir, ne kazandıracak, nerede kazandırır, nerede hareket etmek gerekir, nerede harekete geçmek gerekir, nerede durmak gerekir. Bunun hesabını hızlı yapabilen, hızla inisiyatif alabilen özellikleri gençliğinden beri vardı. 

RIZA İDEOLOJİK DERİNLEŞMESİNİ ANTEP’TE YAŞADI

1976'da ülkeye dönüş kararından sonra bir grup arkadaş gitmişti. Daha sonra haber geldi. Dediler işte Kemal Pir, Rıza Altun'la Topal Turan'ı çağırıyor diye bir haber geldi. Daha sonra Rıza Altun Antep'e gitti. Bu çağrıya cevap olarak kabul etti ve gitti. Kemal Pir de sanki bu arada geldi, kendisiyle konuştu. Antep'e gitti. Rıza Altın ideolojik derinleşmesini, ideolojik olarak kendisini gerçekleştirmesini Antep sürecinde yaşadığını düşünüyorum. Çünkü Haki Karer'in her gün akşam ve boş zamanlarda yaptığı eğitim çalışmalarıyla kendisini ideolojik olarak oldukça eğitmişti. Zaten zekiydi, çok zeki bir arkadaştı, oldukça güçlendirmişti. Ne zaman yeniden döndü? Haki Karer'in şehadetinden sonra geri döndü. Ya da şehadetinden bir süre önce gelmişti, iyi hatırlamıyorum. 

Ankara'da sorumluluğu o yürüttü. Ankara sorumluluğunu o yürüttü. Daha sonra yeniden gitti. Çalışmayı yürütürken bir ara Diyarbakır'a gitti. Bir görev için gitti. Bir arkadaşı götürmek için yola çıkmıştı. Kaza yaptı. Otobüs kaza yapınca pelvis kemiği kırılmıştı. 6-7 ay evde yatalak kaldı. Bu dönemde sürekli yanındaydık, Önderlik geldi. İki kez geldi. Orada toplantı yaptı bizimle. 1976'nın sonbaharıydı. İlk toplantıyı bizimle, grup toplantısını Şahin Dönmez yaptı. Bütün gruba katılan herkesin toplandığı ilk toplantıydı bu. Burada herkes birbirinin nerede olduğunu öğrendi. Ben de birçok arkadaşın grupla bağlantısının olduğunu orada öğrendim. Mesela Şahin Kılavuz'un, Mümin Agcakaya'nın grupla ilişkisi olduğunu orada öğrendim, orada anladım. Birçok arkadaşım daha, katılan arkadaşlardan.

Bu arada, annesi Rıza’ya bir Arjantin 14'lüsü almıştı. Yol ağzında bir polis çevirmesinde yakalandı, yakalattı silahı. Kısa bir süre hapiste yattı Ankara'da, Ulucanlar'da yattı. O zaman zaten ruhsatsız silah taşımanın cezası 1,5 ay falandı. Kısa zamanda çıktı zaten, fazla yatmadı. Zaten fazla, daha düşüktü. Çıktıktan sonra tabii kaldığı yerden devam etti. Annesi sanırım ona yeni bir silah aldı. Annesi Rıza'yı çok severdi. Rıza'da bir şey görürdü, ya da kendi kardeşi, sanırım Binboğa Dağları'nda kanun kaçağı olarak yaşıyordu. Kardeşindeki özellikleri Rıza'da görüyordu sanki. Evin içinde en çok değer verdiği, sayı gösterdiği oydu. Çok espriliydi, çok şakacıydı, politik şakalar yapma konusunda da çok maharetliydi. Şakacılığı çok ünlüdür Rıza Altun'un, şaka yapmadığı, tiye almadığı bir şey hatırlamıyorum. Yaratıcıydı da, o konuda yaratıcıydı. Sanatçı diyebileceğim, bu işin sanatını yapacak düzeyde şakacıydı. Yaptığı şakalar gerçekten de unutulacak türden şakalar olmazdı. İz bırakan şakalar olurdu. 

HAKİ’NİN ŞEHİT EDİLDİĞİ DÖNEM GRUP ÇOK BÜYÜK SALDIRILAR ALTINDAYDI

İşte hapisten çıktıktan sonra tabii kaldığı yerden devam etti. Daha sonra Ankara'dan yeniden Önderliğin çağırmasıyla, hareket çağırdı gitti. 1977’de gitti. Gidiş o gidiş. Rıza ülkeye gitti. Antep'e gitti. Antep'te gerçekten durumlar biraz kötüydü. Özellikle Haki Karer’in katlinden sonraki süreçte bayağı bir sarsılmıştı örgüt. Örgütün silahlarına el konmuştu. Kemal'in müdahalesiyle, olayın üstüne gidilmesiyle, Haki’nin intikamı biraz gecikmeli de olsa alınmış. Örgüte yönelik işte çeşitli sol çevreler, faşistler, her taraftan saldırı vardı. Örgüt zor durumdaydı. Rıza Altun gittikten sonra toparlandı Antep. Bütün o saldırılar püskürtüldü. Etkili bir süreç oldu. Örgüt açısından da etkili bir süreç oldu. Bu arada bazı sorunlar yaşanmıştı tabi. Bizim Şahin Kılavuz da Antep'e gelmişti. Serhat'taydı. Serhat'taydı orada yaşanan bazı sorunlardan dolayı ayrılmıştı. Oradan Antep'e gelmişti. Sorunlar çözüldükten sonra Antep'e gelmişti.

Rıza Altun'la beraberdi. Şahin Kılavuz dediğim de Rıza Altun'dan sonra çalışmaları yürüten arkadaştı. Tuzluçayır'da çalışmaları yürütmekle görevlendirmiş olan arkadaştı. Artık iki eski arkadaş da yan yanaydılar. Çok etkili oldular. Rıza Altun daha sonraki yıllarda ben 80'de gördüm. 80'de gözaltında karşılaştık. Urfa Merkez Komutanlığında 4 Nisan'da yakalanmıştım. Orada karşılaştık. Muzaffer Ayata’yla beraberdiler. Orada karşılaştık. Kısa bir süre birbirimizi görme şansı oldu. İki yıl sonra ilk karşılaşmamızdı. Sonra cezaevinde, Diyarbakır cezaevinde O 1 No’ludaydı,Biz 2 No’ludaydık. Daha sonra E Tipi’ne geçtikten sonra onlar yine 1 No’luda kalmıştı. Vahşet döneminde, işkenceler döneminde, birinci ölüm orucu döneminde hücrede karşılaştık. Sonra aynı hücreye girdik. Daha sonra Rıza'yla bizi birbirimizden ayırdılar. Rıza 4. kat galiba 3 ya da 5. hücreye konulmuştu. Ben 1. hücredeydim. 

Sorguda uzun süre gelmedi Antep'te kaldı. Adana sıkıyönetim cezaevlerinde kaldı. Sıkıyönetim cezaevlerinde Antep'te kaldı daha çok. Daha sonra karşılaşmamız cezaevlerinde olmadı. Benim gittiğim yerden o çıkıyordu. Biz Diyarbakır'dan sürgüne gittik. Tünelimiz yakalandı. Gittim Eskişehir'deydi onlar. Eskişehir'e gittiğimiz gün onlar sürgün edilmiş. Sabri Ok'la beraber, Muzaffer Ayata’yla beraber sürgün edilmişlerdi Antep’e. Biz Eskişehir'e geldik. Daha sonraki ilk karşılaşmamız 2000 yılının Nisan'ında oldu. Ve sonrasında Avrupa'ya gitti. Avrupa'dan uzun bir aradan sonra döndü ve dış ilişkileri çalışmalarına dahil oldu. Bu çalışmanın başına geçti. 

ORTADOĞU GÜÇLERİNİ ÇOK İYİ TANIYAN BİRİYDİ

Ortadoğu'dayken Ortadoğu sorumluluğunu yürütüyordu. Suriye, Irak, Lübnan, İran da çalışmaları yürütmüştü. Rıza Altun politik uyanıklık, politik zihin açıklığı bakımından, yaratıcılık bakımından, sayılı arkadaşlardan bir tanesidir. Ortadoğu’nun ruhunu bilir. Ortadoğu güçlerini, güçler dengesini çok iyi tanıyan, bilen biriydi. Önderliğin savunmalarından sonra kendisini muazzam kilitlemişti ve Önderliği gerçekten yutarcasına okumuştu. Ve çok ciddi bir düşünsel sıçrama geliştirdiğini söyleyebilirim. Bizim içimizde, bu hareket içinde sınırlı arkadaşlardandı. Harekete üçüncü göz olarak dışarıdan bakma gücünü gösteren sınırlı arkadaşlardandır.  PKK’nin içinden değil, dışından bakma gücünü gösteren, yani yanlışlar, yetmezlikler konusunda tespitleri çok sağlam, sağlıklı, dikkate alınırsa çok geliştirici olan bir özelliği vardı. Düşünsel zenginliği vardı. Yaratıcı düşünceye çok yakındı. 

Çok iyi okurdu. Okumayı çok severdi. Benden kitap istemişti. İki valiz kitap getirttim ona. Eski cezaevi arkadaşımız vardı, ortak arkadaşımız onun üzerinden getirtmiştim. Her zaman yanında kütüphanesi vardı. Gezgin kütüphanesi vardı. Valizler, kişisel eşyası, üç beş parça elbisesi dışında sürekli birkaç valiz kitabı her zaman yanındaydı. Elinden kitap düşürmezdi. Okumaya, incelemeye, tartışmaya çok meraklıydı. İnsanlık tarihi, uygarlık tarihi, özellikle Ortadoğu tarihi konusunda otorite denecek kadar kendini donatmış biriydi. Yani faydalanmayı, çok yararlanmayı değerlendirdiğimizi düşünmüyorum. Rıza Altun çok daha yararlı olabilirdi, çok daha etkili hizmetler yürütebilirdi. Yani bu ülkeye, bu halka, halklarımıza vereceği çok şey vardı. Çok kabul edilmez biçimde hiç de geçmişine, yaşamına, mücadelesine denk düşürmediğim biçimde böyle bir hava saldırısıyla vurulmasını hiç kabul edemedim. Hiç sindiremedim. 

Yani Rıza ne pusular kırmış bir adam. Ne badireleri atlatmış bir adam. Yani böyle bir şeye yenilmesi bana çok ağır geliyor. Düşünebiliyor musun? Aklı almaz ateş çemberlerinden geç, çatışmalardan çık, kurtulma ihtimali yüzde 10 bile olmayan en tehlikeli anlardan, olaylardan sıyrıl, gel bir hava saldırısıyla kaybet. Bunu hiç kabullenemedim. 

RIZA ALTUN’UN KAYBI BU DÖNEM AÇISINDAN ÇOK DAHA ACI VERİCİ

Rıza Avrupa'dan ülkeye döndüğünde, arada bir kendisini ziyarete giderdim. Yani yılda iki üç kez ziyarete giderdim. Çalışmalarının başındaydı her zaman. Arkadaşlarla kurduğu ekiple uyumlu bir çalışması vardı. Etkili bir çalışma yürütüyordu. Bu nedenle PKK’de diş ilişkiler çalışmasını yürüten Rıza Altun'un alanı sürekli bir tehdit, tehlike altındaydı. Sıkı takip altındaydı. En çok hedef alınan bir çalışma haline geldi. Bu nedenle kendisi ve çalışma arkadaşları üzerinde bu kadar yoğunlaşıldığı için devlet sonuç alabildi. Yani bazı sonuçlara ulaşabildi. O çalışmadan çok rahatsız olduğu için o alana çok yönelmişti. Rıza Altun’un kaybı gerçekten bu dönem açısından çok daha acı verici. Çünkü bu süreçte en iyi çalışmayı yürütebilecek, en etkili olabilecek, çalışmaya öncülük edebilecek bir kişilikti. Sadece hareket açısından değil, hareketin çıkarları açısından da değil, genel olarak halklarımızın çıkarı açısından da çok önemli bir kazanım ya da kişilik yitirildi. Kazanımın önü kesildi böylece. 

Zira olaylara çok yönlü bakan, herkesin durumunu gözeten, herkesin konumunu dikkat alan, yaratıcı esnek yaklaşımları, önermeler geliştirebilecek bir arkadaştı. Sürece en iyi kavrayabilecek, dolayısıyla doğru karşılık üretebilecek bir arkadaştı. Sürece verebileceği çok ciddi katkılar böylece heba olmuş oldu. Gerçekleşme ihtimali yada olabilecek olanlar elimizden alındı. Dolayısıyla sadece hareketimizin kaybı değil. Aslında yürüyen sürecin de selametli bakımından çok büyük ciddi bir kayıp. Rıza'nın gerçekleştirme kabiliyetinin çok yüksek olduğu böyle bir sürecin içinde yer alamaması gerçekten ciddi. Çünkü herkesi, yani her gücü, her aktörü bölgedeki çok kişiyi tanıyan biriydi.  Suriye'deki çalışmalar için de öyle. Lübnan'daki çalışmalar için de öyle. Mesela Önderlik sahasından sonra ilk düzenlendiği alan Lübnan'dır. Lübnan'daki çalışmalar hala anlatılır yani. Lübnan'daki çalışmalarının büyük kazandıran karakterleri, sonuçları ortadadır yani. Lübnan'da yarattığı miras hala ortadadır. Yani bu konuda çok başarılı olacaktı. Kesinlikle buna inanıyorum. 

Önderlik sahasındayken 97 yılında Med TV'de bir program yayınlanmıştı. Sıraç Bilgin yayınlıyordu. Zaten geldiğinde ben sahadaydım. Çalışmasını bitirip Avrupa'ya bizim devrede döndü. Gidişinden kısa bir süre sonra program yayınlandı. Zap Cumhuriyeti adıyla bir programdı. Biz Önderlik'le beraber, Önderliğin evinde izlerken, Önderlik Rıza Altun’la yapılan röportajı izlerken Rıza gerçekten PKK'lidir değil mi dedi, Rıza gerçek bir PKK’lidir. Önderliğin güvendiği, Önderliğin güvenini kazanmış, beğenisini kazanmış arkadaşlarındandı. Rıza Altun'un Erdal Er ile yapmış olduğu bir program var. Onu izleyen herkesin dikkatini çekmiştir. Çıkınca dönersen ülkeye ne yapmayı düşünüyorsun, gelecekle ilgili planın nedir diye bir soruya şöyle cevap verdiğini hatırlıyorum; işte annemin, babamın ve yeğenlerimin mezarına gidip onlarla biraz sohbet edeceğim. 

Rıza Altun küçük bir yanlış da yapmış olsa, üzerinde çok ciddi duran ve kendi içinde özeleştirisini yapan biriydi. Rıza Altun yanlışında ısrar etmekten korkunç uzaklaşan biriydi. Hatasını fark ettiğinde bir daha Rıza Altun’da aynı şeyi göremezsiniz. Rıza Altun’da aynı hata iki kere görülmemiştir. Rıza Altun hatasından ders almayı bilen bir arkadaştır. Yetersizliklerinden ders almayı, yanlışından ders almayı, sonuç çıkartmayı dolayısıyla aynı hataya düşmemeyi başaran bir arkadaştı. Defalarca aynı yetersizlikleri, yanlışlıkları tekrar edenlerimiz var. Bu bence Rıza Altun'u bu kadar güçlü kılan ya da hızlı geliştiren bir şey varsa o da eksiklerinden sonuç çıkartmayı bilmesidir. Yanlışlarından eksiklerinden sonuç çıkartmayı ders almayı onun özeleştirisini kendi içinde çok güçlü vermeyi bilmesinde yatıyor. Rıza Altun’nun kendini geliştirmesinde, o kadar etkin hale gelmesinin kaynağında da bence bu vardır.

Bu bakımdan Rıza Altun’nun örnek alınacak çok yanı var. Kazandıran bir şey bu çünkü. Bunu yapan kazandırıyor. Kaybetme şansı ya da kapısını kapatıyor. Ona fırsat vermiyor. Kendini yenileyen, aşan bir insanın aynı hataya düşmeyen bir insanın kazandırma şansı sürekli aynı hatayı tekrarlama riski taşan ya da tekrarlayan insanın kazandırma şansından çok daha yüksektir. Yani bu nedenle Rıza Altun sürekli etrafında, her gittiği yerde bir çevre oluşturması, etkili olması, birleştirmesi, herkesi çalıştırması, işlevsel kılması bu özelliğinden kaynaklanır yani.

Bütün geçmişimizi gözden geçirince; Rıza'dan çok şey aldığımı, ona çok şey borçlu olduğumu söylemeliyim. Dün olduğu gibi bugün de ve bundan sonra yani yaşadığımız sürece Rıza'ya, Rıza'nın anısına, onu yarattığı değerlere, onun arkadaşlığına, yoldaşlığına, bağlılığımızda asla asla bir sarsılma olmayacaktır. Bağlılığımız yaşadığımız sürece daimdir. Layık olmak en büyük çabam olacak. Rıza Altun’a bağlılık devrime bağlılıktır, devrimci mücadeleye bağlılıktır.”