Yüreklere düşen komutan: Nûreddîn Sofî
Nûreddîn Sofî, Kürdistan halkının kayıt altına alınmayı bekleyen yarım asırlık isyanının, özgürlük arayışının destansı tarihçesinin özeti ve kişide somutlaşmış en yalın örneğidir.
Nûreddîn Sofî, Kürdistan halkının kayıt altına alınmayı bekleyen yarım asırlık isyanının, özgürlük arayışının destansı tarihçesinin özeti ve kişide somutlaşmış en yalın örneğidir.
Nûreddîn Sofî, hayata adım attığı sömürge koşulları, bir öncü olarak çıkış yaptığı dönem, taşıdığı özgürlükçü düşünce, sürdürdüğü manifesto niteliğindeki yaşam ve imzasını taşıyan büyük değişim eylemleriyle Kürdistan tarihindeki yerini aldı.
‘Onlar ki bu dünyada
Kahraman olmaya mahkumdurlar
Sislenen anılar kaldı bize onlardan
Renkleri bozulup duran solgun anılar
Nasıl yazılmalı ki silinip gitmesin
Bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna
Bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı
Onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan
Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi
Vurulup düştükçe ışığını karartan
O serüvenlerin günlüğü tutulmadı
Yazılmadı o insanların destan şiiri
Parça parça ettirilseler bir kartala
Ki sanırım böyle oldu sonları
Fışkırır yüreklerinden
Başarısız ihtilallerin yangınları
Dünyanın cesur ulusları yoktu, cesur insanları vardı.
Onlar, aşkın ve hayatın havarileri, büyük serüvencilerdi.
Onlar bu ihtiyar cadının maskesini parçalamak
Ve yeryüzü denilen cenneti bize sunmak istediler
Bütün ömürleri bu kavga ile geçti.’
PARLAYAN YILDIZ VE ZİRVEYDİ
Her canlı doğar, büyür ve ömrünü tamamlar. Doğuş, gelişme ve aşılma doğanın sekmeden işleyen kanunudur. Bu diyalektik doğadaki her canlı gibi insanı da kapsar. Yaşam diyalektiği ve tarihin dönen çarkı buna dayanır. Toplumların hayatında şaşmaz biçimde işleyen bu diyalektikten geriye yalnızca yaşanmışlıklar ve yaşanılan çağa nakşedilenler kalır. Bu döngü içinde kimi bireyler düşünceleri, yaşamları ve eylemleri ile değişim gücüne dönüşerek kişiselliği aşıp, toplumsallaşır, halkların kimliği haline gelirler. Gidişatın akışına etki edip, toplumsal hafızaya, kimliğe kazınarak kuşaktan-kuşağa geleceğe uzanırlar. Düşünce, din, felsefe, bilim, teknik, sanat vb. alanlarda çağ açıp kapatarak gelecek kuşakların beslendiği güç kaynağı olurlar. İnsanların daha özgür-mutlu ve öz saygının egemen olduğu bir dünya kurma arayışlarının pusulasına dönüşürler. Manevi güç kaynağı haline gelerek, hayatı anlamlandırırlar. Baskı, savaş, doğal afet ve yoksulluğa karşı toplumları dirençli kıllar, hayata tutunmasını sağlarlar. Çoğu zaman ise halkları yeni amaç ve hedeflerle peşinde sürükleyen ütopyaların bayrağına dönüşürler. Tarihin döngüsü ve toplumların birikimi denilen olgu böyle oluşur, somutlaşır. Ete kemiğe bürünerek insanlığın ortak aklı, vicdanı, onuru ve mirası haline gelir. Bu miras her dönem gelecek kuşakların düşünce kaynağı, arayış ve buluşların başlangıç startıdır. Yaşanılır bir dünya kurma düşünün yeniden-yeniden zihinlere-yüreklere aktığı damarlar, geleceğe uzanan yolda varılacak menzildir. Reddedilmesi gerekenleri tanımlayan ve sonsuz bir tutku ile arzulananları belirleyendir. Katıksız sevginin ve öz saygının yüreklere, bilinçlere kazınmasıdır. Zorlukları yenmenin tılsımlı gücü, hak ve hakikat arayışının işaret fişeğidir. Gökteki yıldızlar misali özgürlük arayanların yol göstericisidir. Her dönem insanın büyük bir aşkla- tutkuyla doğayı ve toplumu değiştirme eylemidir. Tarih büyük alt-üst oluşlarla çağ açıp-çağ kapatan tüm devrimci portreleri böyle yazar. Nûreddîn Sofî yoldaş ise, bu tablonun özü, parıldayan yıldızı ve zirvesidir.
YÜREKLERE DÜŞMEYİ GÖREV BİLDİLER
Baasçılık, Kemalizmin ruh ikizidir. Kemalizmin toplumu zehirleyen, iyi-güzel ve insani olan her şeye düşman eklettik ideolojisinin, Arap toplumunun bağrına taşınması ve hayatı çölleştirmesidir. Bu nedenle yaşamın çepe-çevre sarmalandığı ve çölleştirilmeye çalışıldığı Rojavayê Kurdistan’da dünyaya gelen her bireyi bekleyen, bu iklimdeki yasak-baskı, inkâr ve yok sayılmadır. Bireyler açısında kahramanlık da korkaklık da bir tercih değildir. Toplumsal çelişkilerin koşulladığı bir sonuçtur. Kişi yaşadığı koşulların çocuğudur. Bu koşulların toplumsal çelişkileri ile kişiliği şekillenir. Kimlik-kültür-ahlak kazanır. Söz konusu sömürge Kürdistan koşulları ve bu durumun kaçınılmaz kıldığı keskin toplumsal çelişkileri olduğunda ya verili olana tabi olmuş, sinmişliği-köleliği içselleştirmiş, silik ve celladına benzeşen kişilikler şekillenir ya da var olana isyan edip, her şey ve herkesle amansız bir mücadele içinde kendini var ederek, sömürgeci ölüm çemberini yırtan olağanüstü kişilikler açığa çıkar. İnkâr, imha ve yok sayılmanın yaşam kanununa dönüştüğü, olağan olmayan bir iklimde, Kürdistan sömürgedir tezi ile tarih sahnesine çıkanlar, değişik koşullar ve sosyal sınıflardan gelseler de ortak özellikleri, verili olanı keskin bir biçimde reddetmek, büyük cesaret, sınırsız fedakârlık, bitmek bilmeyen bir enerji ile yeni bir kişilik, yaşam ve dünya arayışında, inşa kavgasında olmalarıdır. Çıkıştaki keskinlik, kararlılık ve kurulmak istenen dünyanın felsefesi-ruhu ‘Direnmek Yaşamaktır’ şiarında ifadesini bulur. Böylece yaşam, eski, kötü, çirkin, yozlaşmış, baskı, yasak ve sömürüye karşı direnildiğinde, mücadele edildiğinde anlamlı kılınır.
Bu nedenle ilk çıkıştan günümüze kadar ‘Direnmek Yaşamaktır’ şiarıyla özgürlük bayrağını yükseltenlerde, bu bayrak altında toplananlarda durmadan koşmayı, mücadele etmeyi, dövüşmeyi, direnmeyi ve gerektiğinde gözünü kırpmadan yüreklere düşmeyi hep görev bildiler. Özgürlük ve onur uğruna mücadeleyi bir yaşam felsefesi-biçimi haline getirdiler. Berrak bir düşünce ve sonsuz özveri ile bu felsefeyi bir kimlik-kişilik ölçüsüne, yaşam manifestosuna dönüştürdüler. Yarım asırlık bu tarihçenin her anında-satırında, Kürdistan’da ayak basılmadık yer bırakmayan, şahsında ölümü öldüren, bir maraton koşucusu gibi hep yaşayıp, savaşacakmışçasına, eylemden-eyleme koşan ve ansızın bir gecenin karanlığında ya da bir sabahın kızıl şafağında, geride kalanlara bir hoşçakalın bile demeden yüreklere düşen komutan Sofîlerin ve halen dövüşenlerin kayıt altına alınmayı bekleyen kahramanlıkları var. Şiir, destan, roman, belgesel ve filmlerle mutlaka geleceğe taşınması gereken binlerce yaşanmışlık var.
ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN KİŞİDE SOMUTLAŞMIŞ HALİ
Nûreddîn Sofî arkadaş, hayata adım atığı sömürge koşulları, bir öncü olarak çıkış yaptığı dönem, taşıdığı özgürlükçü düşünce, sürdürdüğü manifesto niteliğindeki yaşam ve imzasını taşıyan büyük değişim eylemleri ile Kürdistan halkının kayıt altına alınmayı bekleyen yarım asırlık isyanı, özgürlük arayışının destansı tarihçesinin özeti ve kişide somutlaşmış en yalın örneğidir. O, bir savaşçı-komutan olmanın yanı sıra yüreği hep çocuk kalan, yüzünde gülümsemesi, sesinde samimiyeti asla eksilmeyen, bilimsel fikirlerle aydınlanmış bir insan, düşündüğü gibi yaşayan, yaşadığını yansıtan yüreği yangın yeri bir isyancı, hep yeniliğe koşan yılmaz bir devrimci ve adeta dünyayı kafasının içinde taşıyan bir bilge olarak yaşadıkları, yaptıkları, arayışları, başardıkları ve dokunduğu her yürekte bıraktığı derin izlerle özgürlük mücadelesinin kişide somutlaşmış ifadesiydi.
DAHA GENÇLİĞİNİN BAHARINDA BAŞLAMIŞTI
Her gerilla komutanı biraz ütopik, fazlasıyla realist olmak zorundadır. Ütopya gerillanın sonsuz arayışlarının yaşamsal gıdasıdır. Gerçeklik ise onun adil olmayan zamana, zülüm üreten devrana, kötü olan her şey ve herkese karşı kavga aklı, azmi, iradesidir. Bu nedenle ‘Dünyayı iste ama gerçekçi ol’ söyleminde ifade edildiği gibi gerilla ile ütopya ve gerçeklik ayrılmaz siyam ikizidirler. Ütopya ile gerçekçiliğin buluştuğu yerde gerilla çağ açıp kapatandır, yenilmezdir, ölümsüzdür. Çağın dışına itilmiş bir halkın evladı olarak Heval Sofî gerçekçi davranarak, yüksek bilinç ve ahlaka dayanan bir kararla, sömürge koşullarındaki yaşamı reddedip gerillalaşmıştı. Kötü olanı reddetmek onu sorgulamaya ve arayışa, arayışlar ise ütopya ile buluşmaya götürmüştü. Böylece daha gençliğinin baharındayken, bir savaşçı, komutan olarak gerçeklik ile ütopyayı şahsında birleştirip, sömürü ve tahakkümün olmadığı, her insanın saygın kabul edildiği, kendini değerli hissettiği, mutlu-umutlu yaşadığı, beklentisiz bir sevginin, öz saygı, dayanışma, paylaşımın temel kanun olduğu bir yaşam ve dünya kurma kavgasının öncüsüne dönüşmüştü.
HER DAİM ÖRNEK İNSAN
Her insanının karakteri-değeri, onun aklı, yaşadığı ana nakşettikleri, ahlaki ölçüleri, vicdanı, doğalık düzeyi ve hayatı anlamlandırma eylemleri ile orantılıdır. Nasıl ki cehalet ve amaçsızlık kötü, bencil, sahte karakteri kaçınılmaz kılıp kişiyi nefret nesnesine dönüştürüyorsa, büyük arayış ve adanmışlıkla ödül beklentisi ile ceza korkusunu aşan karakterdeki bireyin de insanlaşması, doğal-değerli hale gelmesi, özgürleşmesi ve dokunduğu her yerde, yürekte bir yaşam iksiri halini alması kaçınılmazdır. Heval Sofî hep soru soran, her şeyi sorgulayan aklı, şaşmaz adalete sahip vicdanı, her daim ötekinin hakkı, hukuku ve sınırlarını gözeten ahlakı, destan gibi yaşamı ve hayatı hep ileriye taşıyan, anlamlı kılan eylemleri ile her daim örnek bir insan, devrimci, komutan olmanın temel ölçüsü oldu, değerine dönüştü.
YETKİ YERİNE, SAYGINLIĞIYLA KOMUTANDI
Heval Sofî, adil olmayan dünyanın, en çelişik zaman diliminde ezen-ezilenin olmadığı, eşit ve özgür bir yaşamı inşa etmek için gece-gündüz demden, durmadan dinlemeden arayışlara çıktı, yürüdü, onur kavgasının bayraktarlığını-komutanlığını yaptı. Yürüttüğü kavganın her adımında, muharebesinde her şeyi ve her kesi sorguladı. Araştırdı, okudu, yazdı. Düşündü, konuştu, çalıştı ve savaştı. Bu uğraşlarında bedenlere değil, her daim bilinç ve kalplere hitap etti, dürüstlüğü ve doğallığı ile yüreklerin hükümranı haline geldi. Hayatını hep ekside kurdu, insanlık için dünyayı isterken, kendisi hep en az olanı ile yetindi. Yanındakileri sevmeyi, komuta etiklerine saygı duymayı, halkı ve yurdu sevmenin, mutlu olmanın temel kriteri haline getirdi. Bu nedenle mücadele yaşamının her anında yetki yerine, yaratığı saygınlık ve etki ile komutanlık yaptı. Her savaşçısının yüreğine dokundu, hocası, koruyucusu oldu. Onları doğanın acımasızlığına, kendilerini yutmak isteyen düşmana, canavarlaşan tekniğe karşı eğiti, korudu. Hayata tutunacak ve savaşıp-başaracak hale getirdi. Onların dertleri-tasaları ile hüzünlendi-dertlendi. Mutlulukları ile coştu-neşe buldu.
BİNLERCE GERİLLANIN AKLINA KAZINDI
Bulunduğu her ortamda örselenmiş duygu dünyalarının moral kaynağı, başarma inancının harcı ve yaralı bedenlerin ilacı oldu. Bir komutan olarak ülkenin dört bir yanında muharebeler planladı, yönetti. Günler, haftalarca aç-susuz, uykusuz kuşatmalarda, çatışma ortamlarında kaldı, nice pusuları atlattı. Başarı ve başarısızlığın ikiz kardeş olduğu savaş alanlarında düşman kuvvetlerine operasyonlar planladı, yürüttü, başardı, başarısız kaldığı zamanlar oldu. Zorunlu olmadığı halde savaşçıları ile en zor-zahmetli pratik işlere koştu. On parmakta on marifet misali en zor işleri, çözülmesi zor denklemleri çözdü. Savaş gibi sert ve zor bir ortamda çocuksu ruh halini hep korudu. Doğallığı, sadeliği, mütevaziliği, paylaşımcılığı ve adaletten şaşmayan uygulamaları ile savaşçılarının arkadaşı, kardeşi, annesi-babası, dostu, yoldaşı haline geldi. Gerillalar ile arasında kopmaz bağlar oluştu. Hep başarmaya çağıran sesi, hakikati haykıran sözü, en zor anlarda bile bir çocuk gibi gülümseyen yüzü ile binlerce gerillanın aklına-yüreğine, künyesine kazındı, gerillaların foto albümlerini, yazılı günlüklerini süsledi. En güzel kelimelerle gerilla günlüklerinin daimi konuğu oldu.
ACELESİ VARMIŞÇASINA DURMADAN YÜRÜDÜ
Yazılmış ve fakat henüz gün yüzüne çıkmamış nice kahramanlık destanlarına- şiirlere, şarkılara içerik kattı. Bir şey değişir, her şey değişir misali, bir bilge, bir ermiş, davaya adanmış bir ömrün sahibi, tükenmek bilmeyen bir enerji kaynağı olarak gittiği her yeri değiştirdi, ihtilalci esintiler taşıdı, isyancı duygular yeşerti. Çevresine hep pozitif enerji yayan müstesna bir gerilla komutanı olarak yaşadı, tanıyan her kesin hayatında derin izler bıraktı. Hep acelesi varmışçasına durmadan yürüdü. Tutkuyla sevdiği ülkesini baştan-başa dolaştı. Ulaştığı her dağda, vadide, ovada, köyde-şehirde isyan- ihtilal ateşlerinin kıvılcımı oldu. Ayrılık anlarının ve zor vedaların sembol ismine dönüştü. Giderken bulutlar arasında kaybolana dek kendisini izleyen buğulu gözler, üzgün yüzler ve buruk yürekler bıraktı. Tabiat yeni bir doğal döngünün başlangıcındayken, bir ilk bahar şafağında yağmur çiselerken, nehirler gürül-gürül akıp taşarken, çiçekler tomurcuklanırken, gerillanın sabırsızlıkla beklediği yapraklar açarken, kuşların cıvıldaşmasına günler kalmışken, kış yorgunu yaralı gerilla bedenlerinin, karlı boranlı günleri geride bırakıp güneşle buluşmasına ramak kalmışken, özcesi doğa her yönüyle kendini yenilerken, hayat denklemi yeniden kurulurken ve her şey insanı aşka, hayata, hakikate, isyana, yaşamı değiştirecek eylemlere çağırırken Kürdistan’da gök yarıldı ve bir dağ devrildi. Henüz serüveni ve kahramanlığı yazılmamış bir ömür için daha doğal döngü tamamlandı. Bu döngü diyalektiksel hükmünü bu kez çok yönlü bir insan, müstesna bir devrimci, olağanüstü bir komutan için icra etti. Hayatını, gençliğini, sağlığını ve sevdasını adadığı, dağları, taşları, kuşları, havası, suyu, yağmuru, toprağı, bulutları, ağaçlarıyla tutku düzeyinde sevdiği Kürdistan’da bu kez SOFÎ ismiyle bir Apocu fedai yüreklere düştü.