İran-ABD savaşı, tarafların askeri kapasitelerini ve Hürmüz Boğazı’nın lojistik statüsünü doğrudan hedef alan yoğun çatışmaların ardından, Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen diplomatik temaslar neticesinde 8 Nisan 2026’da ilan edilen iki haftalık geçici bir ateşkesle durdurulmuştu.
Sürecin devamında, ABD yönetiminin bu ateşkesi belirsiz bir süreli hale çevirmesiyle birlikte, çatışma zemininden diplomatik müzakere masasına geçiş sağlandı. Savaş sonrası süreçte taraflar, başta Umman ve Pakistan’ın arabuluculuğunda düzenlenen çok aşamalı diplomasi trafiği kapsamında, diplomatik heyetlerin farklı odalarda bulunduğu ve mesajların arabulucular kanalıyla iletildiği en az beş ana müzakere turu gerçekleştirdi.
İki ülke temsilcilerinin süreç boyunca stratejik düzeyde doğrudan ve yüz yüze sınırlı temaslar da kurduğu bu diplomatik maraton, her iki tarafın kırmızı çizgilerini içeren çok maddeli barış planlarının ve kalıcı bir nükleer mutabakat taslağının olgunlaşmasını sağladı.
MUTABAKAT TASLAĞI: İKİ BAŞKENTTEKİ TAVİZ TARTIŞMALARI VE SİYASİ KRİZ
Uluslararası alanda yürütülen müzakerelere ilişkin taslak metin, her ne kadar “taahhüde karşılık taahhüt” ilkesine dayandırılmaya çalışılsa da hem Washington hem de Tahran’da tarafların kendi iç kamuoylarından “taviz verme” suçlamalarıyla ağır eleştiriler almasına neden oluyor.
Ana akım Batı medyasının aktardığına göre, Trump’ın “büyük ölçüde müzakere edildi” diyerek duyurduğu taslak metin, Washington’daki şahin Cumhuriyetçiler ve eski kabine üyeleri tarafından adeta topa tutuluyor. PBS NewsHour’un Beyaz Saray ve Kongre kulislerine dayandırdığı habere göre, Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker, önerilen 60 günlük ateşkesi bir “felaket” olarak nitelendirirken, ABD’nin başlattığı askeri harekatı hatırlatarak “Operation Epic Fury ile elde edilen her şey boşa gidecek” eleştirisinde bulundu. Times of Israel gazetesine yansıyan detaylarda ise, Senatör Lindsey Graham’ın taslağı İsrail için bir “kabus” olarak tanımladığı, eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ise mutabakat şartlarını Trump’ın geçmişte çıktığı Obama dönemi nükleer anlaşmasına (JCPOA) benzeterek “Amerika First (Önce Amerika) ilkelerine tamamen aykırı” olmakla suçladığı görülüyor. Axios’un son Beyaz Saray Durum Odası toplantısına dayandırdığı kulis bilgisi ise iç baskılardan bunalan Trump’ın, uranyum stoklarının teslimi ve Hürmüz Boğazı maddelerinde acilen “daha katı spesifik revizyonlar” talep ettiğini ortaya koyuyor.
Buna karşılık, Tahran basını ve resmi makamları da masadaki pazarlığı hiçbir şekilde bir teslimiyet olarak görmüyor ve tam tersi bir direnç hattı örüyor. CBS News’in aktardığı taslak metin detaylarında, Washington’ın nükleer zenginleştirme malzemelerinin imhasını dayattığı iddia edilse de İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmaeil Baqaei resmi açıklamasında ABD’nin kendi içindeki çelişkili tweet ve açıklamalarını eleştirerek, mevcut görüşmelerin nükleer programla ilgili olmadığını, yalnızca savaşı bitirmeye odaklandığını vurguluyor.
İran basını ve Reuters, WHBL analistlerinin aktardığına göre Tahran, bu geçici mutabakatı nükleer haklarından ödün vermeden üzerindeki ekonomik ablukayı kırmak, dondurulmuş varlıklarına erişmek ve zaman kazanmak için stratejik bir hamle olarak görüyor. Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın yayın organları, Trump’ın iç siyasi şov uğruna basına “İran teslim oldu” illüzyonunu sızdırdığını yazarken, Tahran’ın yurt dışındaki milyarlarca dolarlık dondurulmuş varlığı tamamen serbest kalmadan hiçbir nihai metne imza atılmayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor.
SÜRECİN ASKIYA ALINMASI: İSRAİL’İN SAVAŞI DERİNLEŞTİRME HAMLELERİ VE TAHRAN’IN UYARISI
İran ve ABD arasında yürütülen diplomatik mesaj trafiği, sahadaki son askeri gelişmeler ve özellikle İsrail’in Lübnan cephesindeki pervasız ilerleyişi nedeniyle resmen askıya alındı. Müzakerelerin nihai bir anlaşmaya varamadan tıkanmasındaki en önemli ve birincil sebep olarak, İsrail’in Lübnan topraklarındaki saldırganlığını artırarak stratejik öneme sahip tarihi Beaufort Kalesi’ni (Tepesi) ele geçirmesi ve Litani Nehri üzerindeki lojistik altyapıyı tamamen hedef alması öne çıktı.
İsrail’in bu hamlelerine karşı Tahran’dan en üst düzeyde sert ve net uyarılar geldi. İran Devrim Muhafızları Ordusu, İsrail’in Lübnan’daki ilerleyişinin diplomatik masayı tamamen sabote etmeye yönelik bir “saha temizliği” oyunu olduğunu belirterek, bölgedeki direnç hatlarına ve Lübnan egemenliğine yönelik bu saldırıların durmaması halinde Hürmüz Boğazı’nın blokajını sürdüreceklerini ve müttefikleriyle birlikte Kızıldeniz’de (Babülmendep Boğazı) yeni cepheler açacaklarını duyurdu.
Tasnim Haber Ajansı’nın aktardığı güncel askeri raporlara göre, son 24 saat içinde Hürmüz Boğazı’nda kontrolü elinde tutan Tahran, ABD ile yürütülen dolaylı mesajlaşmaları kestiğini resmen doğruladı. İran Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Lübnan'da Hizbullah’ın ve direniş ekseninin şartlarına uygun, kalıcı ve tam bir ateşkes sağlanmadığı müddetçe ABD ile hiçbir mutabakat metninin imzalanmayacağını dünyaya ilan etti.
DİPLOMATİK MASADAKİ ASIL DİRENÇ NOKTALARI VE TAVİZ DENGESİ
Mutabakat, güncel sahada İsrail'in Lübnan’a yönelik saldırıları ve Beaufort Kalesi’ni ele geçirmesiyle tamamen askıya alınmış olsa da metinde iki ülkeye de uymayan asıl direnç noktaları varlığını koruyor. Sahadaki silahlar sussa bile, Washington ve Tahran’da tarafların birbirine güvenmediği ve “kırmızı çizgi” ilan ettiği maddeler, anlaşmanın kalıcı bir barışa dönüşmesini en başından beri zorlaştırıyordu.
ABD için taslak metindeki en büyük taviz riski, askeri baskıyla elde edilen diplomatik kozların masada erken tüketilmesi endişesi etrafında şekilleniyor. Axios’un Beyaz Saray Durum Odası toplantılarına dayandırdığı kulis haberine göre, Trump’ın nükleer denetimler konusunda son dakikada ısrarcı olmasının arkasında, Kongre’den yükselen şahin sesler yatıyor. PBS NewsHour’un Kongre muhabirlerinin aktardığına göre ise Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Roger Wicker gibi isimler, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ablukasının kaldırılması ve İran limanlarına petrol muafiyeti tanınması karşılığında Tahran’ın nükleer altyapısının tamamen tasfiye edilmemesini “büyük bir stratejik hata” olarak görüyor.
Washington için en büyük direnç noktası, İran’ın Fordo ve Natanz gibi yer altı tesislerine Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin “koşulsuz, anlık ve sınırsız” erişim sağlaması talebi. Times of Israel gazetesine konuşan Amerikalı savunma uzmanları, bu denetimler tam anlamıyla garanti altına alınmadan ambargoların gevşetilmesinin, Trump’ın “İran’a karşı masada teslim olduğu” şeklinde okunacağını ve bunun Beyaz Saray için kabul edilemez bir iç siyasi risk barındırdığını belirtiyor.
Tahran ise egemenlik haklarından ve bölgesel caydırıcılığından milim geri adım atmayacak bir direnç hattı örüyor. Fars ve Tasnim haber ajanslarının Meclis Ulusal Güvenlik Komisyonu kaynaklarına dayandırdığı ortak analizlerde, Trump yönetiminin nükleer zenginleştirme malzemelerinin imhasına yönelik dayatmaları kesin bir dille reddediliyor. İran müzakere heyetine yakın kaynakların sızdırdığı bilgilere göre, Tahran için en büyük aşılmaz duvar, barışçıl nükleer haklarının uluslararası hukuk garantisi altına alınmaması ve askeri tesislere yönelik casusluk faaliyetlerine kapı aralayabilecek genişlikteki UAEA denetim istekleri.
Meselenin ekonomik tarafında ise Reuters ve WHBL analistlerinin işaret ettiği üzere, ABD’nin vaat ettiği ambargo esnemelerinin Trump’ın tek bir kararıyla yeniden yürürlüğe girebileceğini bilen Tahran, geçici muafiyetler yerine yurt dışındaki 12 milyar dolarlık dondurulmuş varlığının derhal serbest bırakılmasını ve yasal güvenceler verilmesini şart koşuyor. İran merkezli Nour News’te yer alan bir analizde ise dondurulmuş fonlar hesaba aktarılmadan ve nükleer egemenlik tanınmadan Hürmüz Boğazı’nda kalıcı bir serbest geçiş garantisi vermek, İran için “en büyük stratejik kozun bedavaya teslim edilmesi” olarak değerlendiriliyor.