Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başlamasından iki yıl ve Çerçeve Yasa’nın meclisten geçmesinden iki ay sonra iktidar cenahından gereken adımların atılmaması Kürt Özgürlük Hareketi’nde rahatsızlık yarattı. Peşpeşe açıklamalarda bulunan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ve Hareket Yönetimi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürecin başmüzakerecisi olarak siyasi statüsünün tanınması ve özgür koşullara kavuşmasının kırmızı çizgileri olduğunu bir kez daha vurguladı. Ancak bu açıklamaların hemen ardından basına konuşan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanı Hukuk Politikaları Başkanvekili Mehmet Uçum’un, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsüne ilişkin, “Hükümlü statüsü de değişmeyecek, infaz süresi de askıya alınmayacak. Öcalan, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Alt Komisyonu’nda diyelim ki koordinatör olarak görevlendirildi. Bu görevlendirme devlet ve toplumla bütünleşme perspektifi doğrultusunda terörün tasfiyesinde üstleneceği rolü yerine getirmek için sağlanan bir çalışma koşulundan başka bir şey değildir” ifadelerini kullanması meseleye bakış açısındaki paradoksu bir kere daha gözler önüne serdi.
Uçum’un açıklamasını ANF’ye değerlendiren 1999 Barış Grubu’ndan Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (SAMER) koordinatörü gazeteci Yüksel Genç, “Uçum’un açıklamaları, Kürt hareketi ile iktidar kanadı arasındaki mesafenin ne denli açık olduğunu bir kez daha gösteriyor. Uçum gibi iktidar adına konuşan bazı kesimlerin bu konuda sorumluluktan kaçan, üstenci söylem kurma halleri aslında Kürt siyasetinin bu konu üzerinde gösterdiği iyi niyet alanının suiistimaline de yol açıyor” dedi.
‘İKTİDAR SAYIN ÖCALAN’IN STATÜSÜNÜ GÖRÜNMEZ KILMAYA ÇALIŞIYOR!’
Yüksel Genç, Barış ve Demokratik Toplum süreci başladığından bu yana Kürt Siyasal Hareketi’nin, ilan edilen silahtan demokratik siyasete geçiş paradigmasının gerçekleşmesi için, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürecin temel yürütücüsü olarak kabul edilip özgür çalışır, yaşar koşullara kavuşması gerektiğini bir çizgi olarak tariflediğini hatırlattı. Kürt hareketinin bu çizgisini 12 Mayıs 2025 tarihinde kongre kararları haline getirdiğini belirten Yüksel Genç, bu açıdan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürce yaşayabileceği ve çalışabileceği koşullara kavuşmasının bir örgüt iradesinin de kararı durumunda olduğuna işaret etti. O dönem hem AKP ve MHP'den oluşan Cumhur İttifakı'nın yöneticileri hem de devlet içerisinden yapılan açıklamalarda, gerçekleştirilen bu kongreyi çok önemsediklerini ifade ettiklerini anımsatan Yüksel Genç, “Hatta Devlet Bahçeli o dönem, kuşun bir kanadı tamamlandı, sıra ikinci kanadında deyip iktidarın yapması gereken reformlar, yasal ve siyasi iradeye dair göstermesi gereken tutumlarla ilgili beklentilerini de açıklamıştı. Fakat başından beri Kürt Siyasi Hareketi, Sayın Abdullah Öcalan’ın sürecin başmüzakerecisi olarak statü tanımı ve özgür koşullarda çalışabilme pozisyonunu bir çizgi olarak ve aynı zamanda çatışma çözümünün bir gereği olarak sunarken, iktidar kanadı bu konuyu görünmez kılmaya ve süreç boyunca Sayın Öcalan’ın statüsünü bir hükümlüğün statüsüne yakın tutmaya devam etti. Hatta sürece rağmen dönem dönem tecritle de karşılaşıyoruz. İşte yasa öncesi, Sayın Öcalan ile iki ay görüşülemedi. Şimdi ancak ayda bir İmralı Heyeti yanına gidebiliyor. Aile görüşleri rahat yapılamıyor. Arkadaş gibi dışarıdan görüşmeler diğer mahkumlarda olduğu gibi yapılmıyor. Bu durum aslında İmralı statüsündeki küçük gevşemelere rağmen oradaki özel statüyü devletin pratik olarak yürütmekten yana olduğunu gösteriyor. Sayın Öcalan’ın statüsü, İmralı statüsüyle tipik bir hükümlü statüsü arasında bir yerde tutuluyor ve oradaki temel irade hala siyasal iradeye ve devlet iradesine bağlı olarak yürüyor. Sürecin başından beri bu konuda karşılıklı çok ciddi bir makas açıklığı var ve bu makas açıklığının süreç ilerledikçe kapanması gerekiyordu. Ama iktidar hala bu makas aralığında ısrar ediyor görünüyor. Çatışma çözümlerinde müzakere masasının, eşitlik ilkesi gereğince, başmüzkerecinin başmüzakerecilik pozisyonunu gerçekleştirebilmesini temin etme zorunluluğu varken, bu hala gerçekleşmiş değil” dedi.
‘İKTİDAR, SAYIN ÖCALAN’IN KRİZ ÇÖZME KAPASİTESİNİ SUİİSTİMAL EDİYOR!’
İktidarın sürecin ilerlemesi için gerekli sorumlulukları üstlenmekten kaçındığını, ortaya çıkan krizlerin aşılmasında ise Sayın Öcalan’ın kriz çözme kapasitesini suiistimal ettiğini vurgulayan Yüksel Genç, “Aslında sürecin başından beri iktidar üstlenmek istemediği, göstermek istemediği bir dizi sorumlulukla beraber tartışılıyor. İktidarın üstlenmediği bu sorumluluk alanları da dönem içerisinde ciddi krizler yarattı. Fakat bütün bu ciddi krizlerin hepsini de aşan, kriz çözme kapasitesini sergileyen ise hep İmralı oldu. İktidar giderek şöyle bir anlayışa da kapılmış olabilir; ‘Biz kendi angajmanımızda, kendi bakış açımızda ısrar edersek zaten Kürtler de süreci bozmayacaklarını ve silahsız mücadeleyi bir strateji olarak benimsediklerini ilan ettiklerine göre bizim başka adımlar atmaya ihtiyacımız yok. Kriz oldukça da zaten sürecin ilerleyebilmesi için İmralı her zaman çözücü bir yerde, krizi aşıcı bir yerde yol alıyor ve sürekli özveri gösteriyor’ diye düşünüyor olabilir. İktidar Sayın Öcalan’ın kriz çözme kapasitesini ve süreci sürdürülebilir kılmak için kendinden de feragat eden pek çok tutumunu suiistimal ediyor gibi geliyor bana” diye konuştu.
‘SÜRECİN BAŞARISI TARAFLAR ARASINDA ADİL, EŞİT VE İRADİ POZİSYONLARIN ÇIKMASINA BAĞLIDIR!’
İkinci mesele olarak, bu sürecin iktidar tarafından koşullu ve otoriter bir çatışma çözüm süreci olarak yürütüldüğünü belirten Yüksel Genç, kök nedenin çözülmesinden çok, silahların susmasına odaklanan bir süreç olarak ilerlediğini ve iktidarın bunun bile gerçekleşme koşuluna dair sorumluluğu, konjonktürel bazı gelişmelerle beraber üstünden atmaya çalıştığına dikkat çekti. Süreç boyunca gelişen Türkiye'nin jeopolitik durumunun, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisi içerisinde Türkiye'ye atfedilen pozisyonun Türkiye'nin bu meselede sorumluluklarını yerine getirmeksizin ilerleyebilmesine uluslararası bir alan açmış gibi göründüğünü ifade eden Yüksel Genç, “Buna da dayanıyor gibi geliyor bana. Fakat günün sonunda bu tip bir sürecin başarısı taraflar arasında adil, eşit ve iradi pozisyonların çıkmasına bağlıdır” vurgusunda bulundu.
‘İKTİDAR BAŞINDAN BERİ DEMOKRATİK ÇÖZÜME DEĞİL, SİLAHLARIN SUSMASINA ODAKLANDI’
Yüksel Genç, Mehmet Uçum gibi iktidar adına konuşan bazı kesimlerin bu konuda sorumluluktan kaçan, üstenci söylen kurma hallerinin aslında Kürt siyasetinin bu konu üzerinde gösterdiği iyi niyet alanının suiistimaline de yol açtığını kaydetti. Bu açıdan Mehmet Uçum’un son açıklamalarının, Kürt hareketi ile iktidar kanadı arasındaki mesafenin ne denli açık olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurgulayan Yüksel Genç, bunun da iktidar kanadının sürecin başlangıcında ortaya koyduğu sözleri yerine getirme konusunda isteksiz olduğunun ve demokratik siyasetin önünü açma ve gerekli koşulları oluşturma konusunda niyetsizliğinin dışavurumu olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Uçum’un açıklamalarının aynı zamanda “çözümsüzlüğün silahsızlandırılması” olarak tarif edilebilecek, koşullu ve otoriter çatışma çözümü formunun en katı biçimiyle sürdürülmek istendiğine işaret ettiğine dikkat çeken Yüksel Genç, silahtan demokratik siyasete geçişi sağlayacak olanaklar yaratılmadığı ve gerillanın gelişini sağlayabilecek tek aktör olan Öcalan’ın koşulları dönüştürülmediği takdirde, sürecin ciddi anlamda dara gireceği uyarısında bulundu. İktidar kanadından son dönemlerde Öcalan’ın şahsında yapılan açıklamaların aynı zamanda Umut Hakkı ilkesi gibi uluslararası hukukun gereklerini yerine getirmek istemediğini de ilan ettiğine işaret eden Yüksel Genç, şunları kaydetti: “Umut Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği karardır ve bu karar Türkiye için bağlayıcı bir karardır. Cumhurbaşkanı Hukuk Politikaları Başkanvekili Mehmet Uçum aslında yapmış olduğu açıklamada, Türkiye’nin kendisi açısından bağlayıcı olan AİHM kararlarını uygulamayacağını ve uluslararası hukuktan doğan bağlayıcılıklara da uymayacağını açıkça ilan ediyor. Burada mesele sadece Sayın Öcalan değil. Uçum’un bu açıklaması ve tutumu süreci provoke eden ve geren bir tutumdur. Şu anda iktidar adına yapılan her tür açıklama iktidarı siyaseten bağlar ama bir iktidar politikası olup olmadığını gösterecek şey uygulamalardır. Uçum gibilerin açıklamaları süreci geren, süreci kontrol etmek isteyen, süreç üzerindeki tekil angajmanı yürütmek isteyen ama aynı zamanda süreç ve gelişmeleri birlikte okuyarak, bölgesel bir sistemin kurulması için iktidarın öncülük rolünü kendine biçtiği bir pozisyona işaret ediyor. Dolayısıyla bütün bunları iktidar böyle yürütebilir ama süreç böyle yürümez zaten. Bu bir müzakeredir ve bu müzakerelerde karşılıklı germe olayı mümkündür. İktidarın sergilediği tutum başından beri demokratik çözümü değil, silahların susmasını arzu eden bir yerde odaklanmış durumda. Bu odaklanmanın getirdiği bir yaklaşımla çözüm olmaz.”
‘BU ANTİ-DEMOKRATİK ORTAMDA GERİLLALARIN GELECEĞİNİ DÜŞÜNMEK GERÇEKÇİ DEĞİL!’
Yüksel Genç, Türkiye’de ifade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne dönük müdahaleler, hak ve özgürlükler alanındaki keyfî daraltmalar ve demokratik siyaset alanını dinamitleyen uygulamalar sürdüğü sürece güvencesizliğin de devam edeceğini vurguladı. Bu güvensiz ortamda gerillaların silah bırakıp geleceğini düşünmenin gerçekçi olmayacağının altını çizen Yüksel Genç, “Bu denli kritik bir süreçte, taraflardan birinin sürekli olarak fedakârlık yapmasının ve diğer tarafın verilen sözleri yerine getirmemesinin sürdürülebilir olmadığı açıktır. Kürt tarafının, İsrail’le süren savaş ve bölgesel gelişmelerin yarattığı koşullarda sürecin gereklerini yerine getirmesi; buna karşılık iktidar kanadının demokratikleşme, hukuki güvence ve siyasal statü konularında herhangi bir adım atmaması, herkesin kaybedebileceği bir tablo yaratır. Belki sürecin önünü açmak için bazı gruplar ülkeye geri dönüş yapabilir. Son örnekte de görüldüğü gibi yasayı uygulayabilsinler diye, MGK raporu çıkabilsin diye gerilla güçleri Metina’daki tünellerden güçlerini geri çektiklerini ve bunun teyit edildiğini ilan ettiler. Belki küçük gruplar bu sürecin krizlerini aşabilmek ve bazı yüzleşmeleri sağlamak için bir ihtimal gelebilir ama bu ortama zaten gerilla gelemez. Gerillanın gelebileceği ortam yok henüz. Ben, hak, hukuk ve özgürlükler sahasına dönük bu keyfi daraltma yöntemlerinin, demokratik siyasetin neredeyse uygulanamaz hale getirilmesinin ve bunun düzenli bir biçimde yapılmasının bir nedeninin de belki de gerillanın gelişini arzu etmedikleri için olduğunu düşünüyorum. Uçum’un açıklamalarına bakıldığında, iktidar kanadının PKK’nin gerçekten silahlarını bırakmasını ve Türkiye’ye demokratik siyaset yapmak üzere dönmesini arzu etmediği izlenimi doğuyor” diye dikkat çekti.
‘İKTİDAR SÜRECİ YENİ SİYASİ SİSTEMİNİ İNŞA ETME HEDEFİYLE ELE ALIYOR!’
İktidarın süreci seçimlere kadar uzatıp uzatmadığı yönündeki tartışmaları da değerlendiren Yüksel Genç, iktidarın yaklaşımının yalnızca seçim hesaplarıyla açıklanamayacağını belirtti. AKP iktidarının süreci, Türkiye’nin bölgesel ve küresel güvenlik mimarisindeki konumunu da kullanarak yeni bir siyasi sistem inşa etme hedefinin parçası olarak ele aldığını düşündüğünü ifade eden Yüksel Genç, “İktidarın bu tutumunu seçime endeksli değil, yeni rejimini kurmaya, Yeni Türkiye 100 yılının geleceğinin rengini, değerlerini ve kurumsal yapılandırma sürecinin bir parçası olarak gördüğünü tahmin ediyorum. Yani seçimden daha fazlası var. Bu süreç uluslararası gelişen görüşmeler, Türkiye'ye Ortadoğu nezdinde biçilen rol, Türkiye'nin jeopolitik konumunun ortaya çıkardığı pozisyon, küresel ve bölgesel güvenlik mimarisindeki değeri gibi aslında AKP iktidarının seçimi değil, Türkiye'de kendilerinin belirleyebildiği bir sistem inşasını tamamlamaya çalışmayı düşündüğünü söylemek belki daha mümkün” diye konuştu.